Üçüncü Dünya Savaşı çıkar mı, çıkmaz mı; bunu biz bilemeyiz. Biz en fazla akşam haberlerini izleyip çayımızı yudumlarken “İnşallah bir şey olmaz” deme seviyesindeyiz. Gönlümüzden geçen ise çok sade: Kimsenin kimseye diklenmediği, canı sıkılanın başka ülkeye posta koymadığı, devletlerin birbirine racon kesmediği bir dünya. Barış olsun, dostluk olsun, herkes kendi bahçesinin çiçeğini sulasın. Bizim hayal dünyamız bu kadar mütevazı.
Ama dünya siyaset sahnesi bizim mahalle muhtarlığı gibi işlemiyor. Mesela ABD Başkanı Donald Trump’ın böyle romantik dertleri yok. O daha çok “dünyaya çeki düzen verme” modunda. Küresel nizam amirliği, imparatorluk tacı, güçlü lider karizması… Paket program. Petrol kimdeyse ona bir ayar, maden kimdeyse ona bir dokunuş, su kimdeyse ona bir uyarı… Bahane hazır: “Sende nükleer silah var!” Küresel siyaset bazen Netflix dizisi gibi; entrika bol, figüran çok, fatura hep halka.
Adam İran’ı nasıl vurduğu anlatırken, sanki piley steyşında savaş oyunu oynuyor havasında. Ortadoğu füzelerle sarsılırken, Trump Beyaz Saray’da yeni yaptıracağı balo salonunun özelliklerini anlatıyor uzun uzun! Yeni çağın Caligulası...
Yanında da İsrail Başbakanı Netanyahu var. Ortadoğu zaten yıllardır kaynayan kazan; şimdi ateş biraz daha harlı. Gazze’de yaşananlar, yıkılan şehirler, hayatını kaybeden binlerce insan… Haber bültenlerinde rakam olarak geçiyor ama her biri bir hayat. İnsan ister istemez “Bu kadar acı kimsenin uykusunu kaçırmıyor mu?” diye soruyor. Ama olmayan şey sızlamaz derler ya; vicdan meselesi biraz da öyle.
Şimdi gözler İran’da. Iran hedefte; Tahran’a düşen bombalar, karşılıklı füze atışları… Amerika’nın yandaşı, Arap dünyasının petrol baronlarınca yönetilen ülkeleri de içine çeken bir savaş... Gazze zaten harabeye dönmüş durumda. Ekranlarda siren sesleri, altyazılarda “Halk sığınaklara yönlendiriliyor” cümlesi. Demek ki sığınak var. İnsanlar en azından birkaç saatliğine başını sokacak, bombadan korunacak bir yer bulabiliyor.
***
Bizim burada durum ne? Diyelim ki Allah göstermesin, işler büyüdü, coğrafya karıştı, NATO mato dinlenmedi, ortalık daha da ısındı. Biz nereye gideceğiz? Apartmanın kömürlüğüne mi? Orada en fazla patates çuvalı korunur, insan değil. “Deprem toplanma alanı” diye belirlenen yerlerin akıbetini zaten biliyoruz. İmar planı, kat artışı, bir bakmışsın rezidans yükselmiş. Sığınak alanı ayırsak, birkaç yıl sonra “manzaralı konut projesi” tabelası görür müyüz, kim bilir?
Balıkesir özelinde soralım: Bu şehirde, olası bir hava saldırısında halkın sığınabileceği, altyapısı hazırlanmış, temel ihtiyaçların karşılanabileceği yeraltı sığınakları var mı? Varsa nerede? Kaç kişilik? Kim biliyor? Yoksa biz hâlâ “Bize bir şey olmaz” özgüveniyle mi yaşıyoruz? O özgüven güzel de, füze özgüven dinlemiyor.
Bir de işin ekonomik tarafı var. Rusya ile Ukrayna savaşıyor, savaş Ukrayna topraklarında sürüyor; Ukrayna’da yıllık enflasyon yüzde 7! TÜİK açıkladı dün; bizim enflasyon yüzde 31 küsur... Biz burada enflasyonla boğuşuyoruz. Savaş olmayan ülkede bile hayat pahalıysa, savaş rüzgârı sert eserse ne olur? Benzin tabelasında 63 lirayı gördük; yarın kaçı görürüz, bilinmez. Doğalgaz bulduk diyoruz ama hâlâ dışa bağımlıyız. Petrol bulduk diyoruz ama pompa fiyatı bize başka bir hikâye anlatıyor. Fırsatçılık desen, bu topraklarda olimpiyat yapılsa altın madalya garanti.
Diyelim ki ortalık gerçekten karıştı. İki füze düştü, bir panik başladı. O zaman asıl büyük patlama market raflarında olur. Yağ, un, şeker… Bir bakmışsın kaybolmuş. Karaborsacılıkta doktora yapmış bir toplum refleksiyle karşı karşıya kalabiliriz. Bir somun ekmeğin değerini bir aylık maaşla kıyasladığımız günleri hayal etmek bile istemiyorum ama insanın aklına geliyor.
***
Bütün bunları yazarken savaş çığırtkanlığı yapmıyorum. Tam tersine, savaşsız bir dünya dileğimi tekrar ediyorum. Ama dilek tutmakla güvenlik planı yapılmıyor. Dünya liderleri birbirine meydan okurken, biz yerelde en azından şu soruyu sormalıyız: “Şehrin insanını nasıl koruyacağız?” Deprem için, sel için, yangın için nasıl plan yapıyorsak; olası bir savaş riskine karşı da en azından temel bir hazırlık düşünülmeli.
Trump’ların, Netanyahu’ların, küresel güç hesaplarının arasında bizim payımıza düşen şey dua etmek olmamalı sadece. Biraz akıl, biraz plan, biraz da ciddiyet fena olmaz.
Dünya tarihi zalim ve deli imparatorlarla dolu. Yeni bir “imparatorluk heveslisi” çıkmışken, bizim en azından sığınacak sağlam bir yerimiz olsun.
Selam ederim.





