Geçtiğimiz günlerde Balıkesir Üniversitesi Sağlık, Eğitim ve Uygulama Hastanesi’nde kaldık malum; birkaç günümüz hastanede geçti, anjiyo olduk, sonra taburcu edildik, ilaç tedavisine devam ediyoruz. Hastanede yatarken, pencerenin dışındaki manzarayı sürekli gözlemledim. Yarım kalmış, demirleri korozyona uğramış, betonu gevşemiş; sanki deprem olmuş da bina çökmüş, bunlar da molozmuş gibi duran inşaatlar vardı. Hastanenin ek binalarının inşaatları… Çalışma yok, ilerleme yok; öylece duruyorlar. Sanki çürümeye terk edilmişler gibi.
Bu ek inşaatların temellerinin atıldığı günü hatırlıyoruz. Hayırsever iki iş insanının maddi desteğiyle yaşama geçirilecekti. Onlar gereğini yaptı; peki inşaatlarda neden bir ilerleme yok? Neden kaderine terk edilmiş gibi duruyorlar? Bu konuda çeşitli haberler ve yorumlar medyada yapıldı; bu kez gözlerimizle gördük hastane gerçeğini.
***
Tıp Fakültesi Hastanesi’nin kampüs içinde, oval mimarili o küçük binada faaliyete geçtiği günleri de biliyoruz. Yetersiz bir binaya rağmen, Balıkesir’de bir tıp fakültesi hastanesi vardı artık; Balıkesirliler için alternatif bir sağlık kuruluşuydu. Sonrasında mevcut hastane binası inşa edildi, daha yaygın bir kitleye sağlık hizmeti vermeye başladı. Elbette bu yapı da zaman içerisinde yetersiz kaldı. Bu yüzden ek binalara ihtiyaç duyuldu.
Hastane gerçekten yetersiz. Balıkesir’de şehir hastanesi yapmak için dört–beş ayrı hastaneye kilit vurulmuştu yakın geçmişte. Göğüs hastalıkları hastanesi gitti, SSK hastanesi gitti, doğumevi gitti; Balıkesir Devlet Hastanesi’nin ana binası yıkıldı, şimdi yerine yenisi yapılıyor. Kaç yılda bitecek, ne zaman tamamlanıp sağlık hizmeti vermeye başlayacak belli değil.
Hastaneler tek bir çatı altında toplandı. Kocaman bir yapı: şehir hastanesi. Bir yerden bir yere ulaşmak, özellikle hastalar için çok zor. Sağlık hizmeti açısından Balıkesir’deki bu yoğunluğu mevcut haliyle zor kaldırıyor. BAÜN Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi şehrin ve bölgenin imdadına yetişmeye çalışıyor.
***
Şunu söyleyeyim; hastanenin acil ünitesi müthiş çalışıyor. Burada doktor adayları hem uygulamalı eğitim görüyor hem de acile başvuran vatandaşlar ilk müdahalesinden tedavi sürecine kadar ilgilenilmenin memnuniyetini yaşıyor. Acil vızır vızır çalışıyor. Hastanenin poliklinikleri de vızır vızır. Her gün binlerce hasta poliklinik kapılarında.
Yani hastanenin “müşteri” sorunu yok. Ayrıca başarılı hekimlerin, değerli hocaların sağlık hizmeti verdiği, başarılı operasyonlarla vatandaşların şifa bulduğu bir sağlık kuruluşu orası. Fakat yetersiz kalıyor. Doktor tedaviniz için “yatış” kararı veriyor ama yatacak yer yok…
Çoğu zaman vatandaşlar arıyor; hastanede bir yatak, bir oda beklentisiyle, tanıdığımız bir hastane yöneticisi, doktor var mı diye soruyorlar. Milletvekillerini zaten saymıyoruz; onların asli görevi olmuş artık doktor randevusu, hastane randevusu, oda ve yatak ayarlama işleri…
Yatış işlemi yapıldıysa size bir yatak bulunacak elbette. Ama bir hastanın taburcu olmasını, yatağın boşalmasını bekleyeceksiniz. Durumunuz ağır bile olsa, yatak yoksa koridordaki banklarda yatakların boşalmasını bekliyorsunuz. Hastanenin kapasitesi yetmiyor.
Ek binalar tamamlanıp hizmete açılsa bile yine aynı sorun yaşanacak. Mevcut haliyle ortada olan kapasite yetersizliği, 150–200 yatak ilavesiyle çözülecek gibi değil.
***
Tıp Fakültesi Hastanesi sağlık hizmetleri açısından başarılı bir kuruluş ama diğer yanlarıyla, örneğin temizlik ve hijyen konusunda çok başarılı değil. Bazı hasta odalarında tuvalet ve banyo yok; havalandırmalar arızalı. Bizim yattığımız odadaki havalandırma sistemi bozuktu; sıcak ortamda terleye terleye bir hâl olduk. Arızanın giderilmesi için teknik ekibe bilgi verildi; taburcu edildiğimiz dakikalarda ekip gelip tamirata başlayabildi; en azından bizden sonraki hastalar serin serin yatabildi!
Ortak kullanılan tuvaletler beklenen temizlik ortamından uzak. Sabun ve havlu kâğıt genellikle yok. Yerler kirli. Bizim vatandaşlar da pis kullanıyor; gün içerisinde iki üç tur temizleniyorsa bile, kötü kullanım yüzünden her zaman kirliymiş gibi bir durum ortaya çıkıyor.
Mevcut hastane binasında zemin döşemeleri artık o kadar eskimiş ve yıpranmış ki, ne kadar paspaslasanız da yerler kirli gibi görünüyor. Hasta odalarında temizlik üstünkörü, kuru paspastan ibaret. Binada genel olarak temizlikle ilgili büyük bir sorun var gibi.
Yani şifa bulmak için gidiyorsunuz ama hijyen açısından yaşanan sıkıntılar sizi başka bir hastalığa sürükleyebilir; enfeksiyon kaparsınız, mikrop alırsınız, sonra uğraşıp durursunuz.
***
Genellikle kan alma ünitesinin önünde büyük bir yoğunluk yaşanıyor, her an, her dakika… Buradaki kalabalığı dağıtıp birden fazla kan alma ünitesi oluşturulabilir.
Poliklinik önlerindeki yoğunluk da hastalar için tehlike oluşturuyor. Millet kalabalıkta birbirine sürtünüyor, içerideki yoğunluk nedeniyle sıcaklık artıyor, oksijen azalıyor, rahat nefes almak güçleşiyor. Buna bir çözüm üretilebilir mi bilmiyorum.
***
Biz kardiyoloji polikliniğindeydik; orayı bilirsiniz, Balıkesir’in yarısı her gün kardiyolojinin önünde… Poliklinikte hasta kayıt ve reçete işlemlerini yapan arkadaşlara Allah sabır versin. Her gün binlerce hasta ve hasta yakınıyla muhatap olmak zorundalar.
İşlerini yapıyorlar diye düşünüyorsunuz belki ama artık herkes onları tanıyor; hatta doktorlardan daha çok tanınıyorlar. Telefonları susmuyor; randevu isteyeni, öncelik bekleyeni, kayıt yaptıracak olanı, reçetesinin bir an önce hazırlanması için bağırıp çağıranı… Ne ararsanız var.
Başları kalabalık. Diğer polikliniklerde de yoğunluk var ama kardiyoloji fena durumda. Düşünsenize, Eyüp Hoca mesela (Prof. Dr. Eyüp Avcı), günde ortalama dört yüz–beş yüz hastayla ilgilenmek zorunda kalıyor. Adam Balıkesir’de ve bölgede marka olmuş; herkes ona müracaat ediyor.
Kendi memleketinde ismini caddeye vermişler; o derece meşhur. Gazeteye günlük üç beş ziyaretçi gelir, fazladan iki kişi daha geldi mi benim nevrim döner, kendimi yorgun hissederim. Adam beş yüz hastayla muhatap oluyor; bu nasıl bir performans, nasıl bir enerji, çözemedim.
Elbette üniversite hastanesine önemli bir gelir sağlıyor bu performansıyla. Balıkesir’de o kadar çok kalp hastası var ki… Azıcık yüreği çarptı diye korkup “Acaba kalp krizi mi geçiriyorum?” düşüncesiyle randevu alan da var, gerçekten kalp hastası olan da…
Asistan arkadaşlar da yardımcı oluyor ama sonuçta her hastayla tek tek ilgileniyor. Hani yarın bir gün “milletvekili olmak istiyorum” dese, baktığı ve tedavi ettiği hastaların oylarıyla hem partisini kazandırır hem mebus olup meclise girer; o derece yani.
***
Biz de Eyüp Hoca’yı tercih edenlerdeniz. Kaç yıldır senede bir kez de olsa kapısını tıklatıp “Kalbimize bir bakıver” diyoruz… Bu kez de baktı; “Anjiyo vakti gelmiş” dedi, üç dört gün hastanede yatırdı, anjiyoyu yaptı, teşhisi koydu, tedaviyi başlattı. Ha bu arada poliklinikle ameliyathane arasında da mekik dokuyor hoca.
Şunu anlatmaya çalışıyorum; Eyüp Hoca gibi hastaların kapısında yoğunlaştığı, kendi alanlarında oldukça başarılı birkaç hekim var üniversitede. Ama onların varlığıyla üniversite hastanesinin sağlık hizmeti koşullarını daha üst düzeye taşımak mümkün değil. Bu, yönetimsel vizyonla ilgili bir durum.
Bu arada hastane başhekimi Bahadır Çağlar’ı da atlamayalım. O da hastanenin handikaplarına rağmen bir sistem oluşturmuş, hastaneyi ayakta tutma, sorunlara çözüm üretme ve daha iyi sağlık hizmeti verilmesi için çabalıyor; takdirle izliyoruz.
Bir de bizim gibi “torpilli” hastalar olmasa… Hani torpili sevmem, herkes gibi sıraya girerim, öncelik beklemem ama yatış kararı sonrasında şahsıma uygun bir yatak bulamayınca mecburen arayıp talebimi ilettim kendisine… Hatta yatağın ötesinde oda istedim, yalan değil. Neden istedim; horlamadan dolayı…
Acayip horlarım ben. Bakmayın küçük tefekliğime, uykuda gırtlağımdan çıkan o sesle tepemizden geçen Airbus’ın desibeli hemen hemen aynıdır. O sebeple başka bir hastayla aynı odayı paylaşmam demek, o hasta vatandaş için eziyet olur, işkence olur…
Sağ olsun, birkaç saat içinde farklı bir serviste de olsa bir oda bulundu, yatışımız yapıldı. Benim gibi günde kim bilir kaç yüz kişi kendisini arayıp bu veya benzeri taleplerde bulunuyordur.
***
İşte bizim üniversite hastanesinde tedavi görmek için böyle yol ve yöntemler buluyorsunuz. Hastane kapasitesi yetersiz. Tabi ille de büyük beton binalar dikmek gerekmiyor. Kampüs geniş, arazi bol. Hafif çelik prefabrik yapılarla, sahra hastanesi formunda poliklinikler, yoğun bakımlar, ameliyathaneler, servisler ve hasta odalarının bulunduğu alanlar oluşturulabilir. Herhalde bu modelde bir sahra hastanesi yapmak, diğerine göre daha düşük maliyet gerektirir.
Hastane işlerimiz böyle…
Selam ederim.





