3 Haziran 1963: Türkçe'nin En Büyük Şairlerinden Birinin Ardından

Türk ve dünya edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan Nazım Hikmet Ran, 3 Haziran 1963 tarihinde Moskova'da yaşamını yitirdi. Ölümünün üzerinden onlarca yıl geçmiş olmasına rağmen şiirleri, düşünceleri, mücadeleleri ve yaşam öyküsü hâlâ milyonlarca insan tarafından okunuyor, tartışılıyor ve yeni kuşaklara aktarılıyor.

Nazım Hikmet yalnızca bir şair değil; aynı zamanda siyasi mücadelelerin, sürgünlerin, hapisliklerin, aşkların ve büyük özlemlerin içinden geçen bir yaşamın simgesiydi. Türk şiirine getirdiği yeniliklerle edebiyat tarihini değiştiren Nazım, dünya çapında tanınan ender Türk şairlerinden biri olarak kabul ediliyor.


5E1Eea2Dc9De3D19Cc93B97B


Selanik'ten Dünyaya Uzanan Bir Hayat

Nazım Hikmet, 15 Ocak 1902 tarihinde Selanik'te dünyaya geldi. Babası Hikmet Bey, annesi Celile Hanım'dı. Ailesi Osmanlı bürokrasisi ve sanat çevreleriyle yakın ilişkiler içindeydi.

Çocukluk yıllarını Selanik, İstanbul ve Anadolu'nun çeşitli şehirlerinde geçiren Nazım, henüz genç yaşlarda şiire ilgi duymaya başladı. İlk şiirlerini yazdığında henüz ortaokul çağındaydı.

Öğrenimini Mekteb-i Sultani ve ardından Heybeliada Bahriye Mektebi'nde sürdürdü. Ancak sağlık sorunları nedeniyle deniz subaylığı kariyerini tamamlayamadı.


Kurtuluş Savaşı Yılları ve Anadolu Yolculuğu

1919 yılında Anadolu'da başlayan Milli Mücadele hareketi, genç Nazım üzerinde derin etkiler bıraktı.

1921 yılında arkadaşı Vâlâ Nurettin ile birlikte Ankara'ya giderek Kurtuluş Savaşı'na katılmak istedi. Ancak cephede görev almak yerine Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde öğretmenlik yaptı.

Bu süreçte toplumsal eşitsizlikleri, köylülerin yaşam koşullarını ve savaşın etkilerini yakından gözlemledi. Bu deneyimler ileride yazacağı şiirlerin temel kaynaklarından biri oldu.


600145E5C9De3D07284Ffe86


Moskova Yılları ve Şiirde Devrim

1921 yılında Sovyetler Birliği'ne giden Nazım Hikmet, hayatının en önemli dönüm noktalarından birini yaşadı.

Moskova'da öğrenim gördü ve dönemin önemli sanat çevreleriyle tanıştı. Burada özellikle Rus Fütürist şairlerinden etkilendi.

Geleneksel Türk şiirinin kalıplarını kırarak serbest ölçüyü kullanmaya başladı.

O güne kadar Türk şiirinde alışılmış olan hece ve aruz kalıplarının dışına çıkan Nazım, ritmi ve müzikaliteyi koruyarak yepyeni bir şiir dili yarattı.

Bu yönüyle modern Türk şiirinin kurucularından biri olarak kabul edilir.


Kapak 163624


Edebiyat Dünyasında Büyük Yükseliş

1920'li ve 1930'lu yıllarda yayımladığı eserlerle dikkatleri üzerine çekti.

Başlıca eserleri arasında:

  • 835 Satır
  • Jokond ile Si-Ya-U
  • Varan 3
  • Taranta Babu'ya Mektuplar
  • Memleketimden İnsan Manzaraları
  • Kuvâyi Milliye Destanı
  • Şeyh Bedreddin Destanı yer aldı.

Özellikle "Memleketimden İnsan Manzaraları", Türkiye'nin sosyal, ekonomik ve kültürel yapısını anlatan devasa bir şiir külliyatı olarak değerlendirilmektedir.


Nazim Hikmet 1-1


Hapishane Yılları: Ömrünün Büyük Bölümü Demir Parmaklıklar Ardında

Nazım Hikmet'in hayatındaki en çarpıcı dönemlerden biri hapis yıllarıdır.

Siyasi düşünceleri ve yazıları nedeniyle birçok kez soruşturmaya uğradı.

1938 yılında açılan davalar sonucunda toplam 28 yılı aşkın hapis cezasına çarptırıldı.

Başta:

  • Bursa Cezaevi
  • Çankırı Cezaevi
  • İstanbul Tevkifhanesi

olmak üzere çeşitli cezaevlerinde yaklaşık 13 yıl geçirdi.

Bu dönemde şiir üretimi hiç durmadı.

Birçok önemli eserini cezaevinde kaleme aldı. Hapishane onun için yalnızca bir ceza mekânı değil, aynı zamanda bir yazı ve düşünce atölyesine dönüştü.


Bursa Cezaevi ve Orhan Kemal

Nazım Hikmet'in yaşamında Bursa'nın özel bir yeri vardır.

Bursa Cezaevi'nde bulunduğu yıllarda genç bir mahkûm olan Orhan Kemal ile tanıştı.

Orhan Kemal'in edebiyata yönelmesinde Nazım'ın büyük etkisi olduğu kabul edilir.

Türk edebiyatının iki önemli ismi arasındaki bu dostluk, edebiyat tarihinin en dikkat çekici ilişkilerinden biri olarak görülmektedir.


Fotoalbum 013.Jpg


Açlık Grevi ve Özgürlüğe Kavuşması

1950 yılında dünya çapında yürütülen kampanyalar sonucunda Nazım Hikmet'in serbest bırakılması için büyük bir kamuoyu oluştu.

Aralarında:

  • Pablo Picasso
  • Jean-Paul Sartre
  • Paul Robeson gibi birçok uluslararası isim Nazım'ın özgürlüğü için çağrılarda bulundu.

Nazım Hikmet'in başlattığı açlık grevi de sürecin dönüm noktalarından biri oldu.

1950 affıyla serbest bırakıldı.


Yeniden Moskova: Sürgün Yılları

Serbest kaldıktan sonra askerlik çağrılması ve güvenlik kaygıları nedeniyle 1951 yılında Türkiye'den ayrıldı.

Karadeniz üzerinden Romanya'ya, oradan da Sovyetler Birliği'ne geçti.

Hayatının son 12 yılını Moskova'da geçirdi.

Bu dönemde dünyanın birçok ülkesini dolaştı, uluslararası toplantılara katıldı ve şiirlerini farklı dillerde yayımladı.


Nazım Hikmet Wannart


Aşkları ve Kadınlar

Nazım Hikmet'in yaşamı kadar aşkları da edebiyat tarihinin en çok konuşulan konularından biri oldu.

Hayatında önemli iz bırakan kadınlar arasında:

  • Piraye Altınoğlu
  • Münevver Andaç
  • Vera Tulyakova yer aldı.

Özellikle Piraye'ye yazdığı şiirler ve mektuplar Türk edebiyatının en etkileyici aşk metinleri arasında gösterilmektedir.


Mektuplarındaki İnsan

Nazım Hikmet'in mektupları, onun yalnızca bir şair değil aynı zamanda son derece duyarlı bir insan olduğunu ortaya koyar.

Cezaevinden yazdığı mektuplarda:

  • Özgürlük özlemi,
  • Aşk,
  • Memleket hasreti,
  • İnsan sevgisi,
  • Gelecek umudu ön plana çıkar.

Bugün bu mektuplar, Türk edebiyatının en değerli belge ve tanıklıkları arasında kabul edilmektedir.


Dünya Edebiyatındaki Yeri

Nazım Hikmet'in eserleri elliden fazla dile çevrildi.

Şiirleri dünyanın dört bir yanında yayımlandı.

Birçok eleştirmen tarafından;

    1. yüzyılın en önemli şairlerinden biri,
  • Modern şiirin öncü isimlerinden biri,
  • Evrensel insanlık değerlerini savunan büyük bir sanatçı olarak değerlendirilmektedir.

Şiirleri Rusça, İngilizce, Fransızca, Almanca, İspanyolca ve birçok dilde okurla buluşmuştur.


Ölümü ve Bitmeyen Hasreti

3 Haziran 1963 sabahı Moskova'daki evinde geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi.

Vasiyeti Türkiye'de toprağa verilmek olsa da mezarı bugün hâlâ Novodeviçi Mezarlığı'ndadır.

Nazım Hikmet'in en bilinen dizelerinden biri, onun memleket özlemini de özetler:

"Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni..."

Bu dileği gerçekleşemedi; ancak şiirleri Türkiye'nin dört bir yanında yaşamaya devam etti.


Nazim Hikmet Ran 011


Mirası

Nazım Hikmet, ardında yalnızca şiir kitapları bırakmadı. O, Türkçenin sınırlarını genişleten, şiire yeni bir soluk kazandıran, sanat ile toplumsal sorumluluğu bir arada düşünen bir edebiyat anlayışının temsilcisi oldu.

Ölümünün üzerinden geçen yıllara rağmen onun dizeleri hâlâ meydanlarda, kitaplarda, tiyatrolarda, şarkılarda ve insanların hafızasında yaşamayı sürdürüyor.

Nazım Hikmet, yalnızca bir dönemin şairi değil; Türkiye'nin ve dünya edebiyatının unutulmaz seslerinden biri olarak varlığını koruyor.

Muhabir: haber merkezi