Türkiye, Ege (Adalar Denizi) ve Doğu Akdeniz’de Yunanistan’ın çevrecilik kisvesi altında yürüttüğü tek taraflı genişleme politikalarına karşı stratejik bir adım atarak Fethiye-Kaş ve Kuzey Adalar Denizi bölgesini "Deniz Milli Parkı" ilan etti.
Mavi Vatan Denizcilik ve Global Stratejiler Merkezi (TÜRKDEGS) Başkanı Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, Türkiye'yi denizlerde edilgen ve itiraz eden konumdan inisiyatif alan "oyun kurucu" aktör seviyesine taşıyan bu tarihi kararı kapsamlı bir analizle değerlendirdi.
2 Yıllık TÜRKDEGS Çağrısı Devlet Politikasına Dönüştü
Yunanistan'ın Nisan 2024'te duyurup Temmuz 2025'te ilan ettiği deniz parkı uygulamalarına değinen Prof. Dr. Cihat Yaycı, TÜRKDEGS olarak 24 Nisan 2024 tarihinde "Yunanistan Adalar Denizi'nde deniz parkı ilan ediyorsa, biz de milli olarak kendi deniz parkımızı ilan edelim" çağrısını hatırlattı.

Atılan bu adımın iki yıllık bir stratejik önerinin somut devlet politikasına dönüşmesi bakımından son derece kıymetli ve memnuniyet verici olduğunu belirten Yaycı, Türkiye'nin ilk kez Milli Parklar Kanunu çerçevesinde bu kadar geniş deniz alanlarını kurumsal koruma statüsüne aldığını vurguladı.
"Yunanistan Çevreciliği Siyasi Bir Araca Dönüştürdü"
Atina yönetiminin çevrecilik görüntüsü altında deniz yetki alanlarını genişletmeyi ve egemenliği anlaşmalarla kendisine devredilmemiş ada, adacık ve kayalıklar (EGAYDAAK) üzerinde fiili durum yaratmayı amaçladığını belirten Cihat Yaycı, şu kritik tespitlerde bulundu:

"Yunanistan geçmişte AB'nin Natura 2000 programlarını kullandığı gibi, şimdi de deniz parkları üzerinden egemenlik iddiası yürütmektedir. Ancak tek taraflı harita yayımlamak ya da çevre koruma bölgesi ilan etmek hiçbir devlete yeni bir egemenlik hakkı, karasuyu veya münhasır ekonomik bölge (MEB) kazandırmaz. Türkiye, çevreyi korurken milli haklarından vazgeçmeyeceğini ve bu alanı Yunanistan’ın siyasi tekeline bırakmayacağını sahada göstermiştir."
Mavi Vatan'da Stratejik Kalkan: Kararın Türkiye'ye Sağladığı 4 Büyük Kazanım
Prof. Dr. Cihat Yaycı, Fethiye-Kaş ve Kuzey Adalar Denizi'nde ilan edilen Deniz Milli Parkı kararının Türkiye'ye sağladığı stratejik avantajları 4 ana başlıkta özetledi:
- Çevresel ve Kültürel Koruma: Deniz ekosistemi, biyolojik çeşitlilik, su altı kültür mirası ve deniz canlıları devlet güvencesi altına alındı.
- İdari Etkinlik ve Denetim: Türkiye'nin kendi deniz alanlarındaki düzenleme, yönetme, bilimsel araştırma ve denetim kapasitesi artırılarak idari varlığı görünür kılındı.
- Fiili Hak Takibi: Türkiye'nin Mavi Vatan'daki hak ve menfaatlerini sadece masa başında değil, sahada da aktif olarak takip edeceği ilan edildi.
- Stratejik Denge: Atina'nın "Ben ilan ederim, Türkiye sadece diplomatik olarak itiraz eder" anlayışı ve oldubitti siyaseti tamamen boşa çıkarılarak siyasi ve idari denge kuruldu.

"Türkiye Yalnızca İtiraz Eden Değil, Oyun Kuran Devlet Olmalıdır"
Deniz milli parkı ilanının tek başına yeni bir deniz yetki alanı sınırlandırması doğurmayacağını ancak mevcut hakların korunması için güçlü bir idari araç olduğunu hatırlatan Yaycı, sürecin devamına ilişkin şu tavsiyelerde bulundu:
Hazırlanacak yönetim planlarında çevresel hedeflerin yanı sıra Türkiye'nin deniz güvenliği, seyir serbestisi, balıkçılık hakları ve askeri eğitim alanlarının da entegre edilmesi gerektiğinin altını çizen Amiral Yaycı, "Çevre koruma bahanesiyle Türkiye’nin hareket alanını kısıtlayacak hiçbir uygulamaya izin verilmemelidir. Mavi Vatan sadece savunulacak bir alan değil; yönetilecek, korunacak ve gelecek nesillere aktarılacak milli bir emanettir" diyerek analizi tamamladı.



