6 Ekim 1944…
Edremit Körfezi ve çevresi açısından unutulmaması gereken tarihlerden biri. Sabah saat 05.34’te meydana gelen 6,8 büyüklüğündeki deprem, yaklaşık 20-25 saniye sürdü ve yaklaşık 250 kilometre çapındaki geniş bir bölgede hissedildi. Depremde 73 kişi hayatını kaybetti, 275 kişi yaralandı ve en az 2 bin 200 bina ağır hasar gördü. Bilimsel çalışmalarda, deprem sırasında bölgede yüzey kırıkları ve çeşitli arazi değişimleri de tespit edildi.
Edremit Fay Zonu’nun Altınoluk segmentiyle ilişkilendirilen deprem, yaklaşık 35-37 kilometrelik bir yüzey kırığı oluşturdu. AFAD’ın Balıkesir İl Afet Risk Azaltma Planı’nda da 1944 depremi, Edremit Fay Zonu ile ilişkilendirilen en büyük deprem olarak yer alıyor. Aynı çalışmalarda Altınoluk segmentinde geçmiş depremlere ilişkin paleosismolojik bulgular bulunduğu, ancak fayın düzenli bir deprem tekrarlanma periyodunun olmadığı belirtiliyor.
Bugün ise 1944 yılındaki Körfez ile bugünkü Körfez arasında çok büyük bir fark var.
Nüfus arttı, yapılaşma büyüdü, kıyılar betonlaştı.
Tam da bu nedenle 6 Ekim tarihi, geçmişte yaşanan bir felaketin yıldönümünü hatırlamanın ötesinde, bugünün deprem hazırlığını sorgulamak açısından önem taşıyor.
“82 yıl önceki depremi unutmamalıyız”
Edremit Çevre Derneği Başkanı Kubilay Saygın Öztürk, 6 Ekim 1944 Edremit Körfezi Depremi’nin yıldönümü nedeniyle yaptığı değerlendirmede, aradan geçen 82 yıla rağmen bölgenin deprem gerçeğinin değişmediğine dikkat çekti.
Öztürk, 1944 yılında Körfez sahillerinde bugünkü kadar yoğun bir nüfus bulunmadığını belirterek, bugün yaz aylarında bölgedeki nüfusun 2,5 milyona kadar ulaştığını ifade etti.
Öztürk’e göre asıl dikkat edilmesi gereken nokta ise deprem tehlikesinin ortadan kalkmamış olması.
1944 yılında yıkıma neden olan fayların ve bölgedeki aktif tektonik yapıların varlığının bilimsel çalışmalarla ortaya konulduğunu belirten Öztürk, geçmişte yaşanan depremi sadece tarihsel bir olay olarak görmenin ciddi bir yanılgı olacağını savundu.
Bilimsel araştırmalar da Edremit Fay Zonu’nun aktif tektonik özellikler taşıdığını ortaya koyuyor. MTA tarafından yayımlanan çalışmalarda Edremit Körfezi’nin önemli fay segmentlerinden Gökçeyazı, Burhaniye ve Altınoluk faylarının bölgenin tektonik yapısında önemli rol oynadığı belirtiliyor.
“Deprem bizi beklemeyecek”
Öztürk’ün dikkat çektiği temel nokta ise depremin zamanlamasının insan planlamasına göre şekillenmemesi.
Türkiye’nin deprem gerçeğiyle yaşadığını belirten Öztürk, 2023 Kahramanmaraş merkezli depremlerin yaralarının halen tam olarak sarılmadığını hatırlattı. Türkiye’nin farklı bölgelerinden gelen deprem haberlerinin de bu gerçeğin sürekli hatırlatıcısı olduğunu söyledi.
Bu nedenle deprem hazırlığının yalnızca İstanbul, İzmir gibi büyük kentlerle sınırlı tutulamayacağını ifade eden Öztürk, Balıkesir ve Edremit Körfezi'ndeki bütün yerleşimlerin depreme hazırlıklı kentler haline getirilmesi gerektiğini vurguladı.
Öztürk, bölgede yapılan çalışmaların önemli olduğunu kabul etmekle birlikte, vatandaşın bugün sahada görebileceği somut dönüşüm örneklerinin bulunmadığını savundu.
“2027’yi beklemek yeterli değil”
Öztürk’ün açıklamasına göre Balıkesir Büyükşehir Belediyesi tarafından bölgenin mevcut yapı stokunun tespiti, idari yapılanma ve zemin araştırmaları konusunda çalışmalar yürütülüyor. Bu çalışmaların bir özel şirkete verildiğini ve kesin raporun 2027 yılının başlarında tamamlanmasının beklendiğini belirten Öztürk, ancak bugün itibarıyla “işte burada dönüşüm yapıldı, burada bina güçlendirildi” denilebilecek somut örneklerin ortaya konulamadığını dile getirdi.
Öztürk, deprem riskinin belirlenmesi amacıyla yapılan çalışmaların önemli olduğunu ancak bunun tek başına yeterli olmayacağını savunarak, tespitlerin ardından fiziki müdahalelerin de başlaması gerektiğini ifade etti.
“Riskli yapıyı belirlemek” ile “riski ortadan kaldırmak” arasındaki farkın gözden kaçırılmaması gerektiğine dikkat çeken Öztürk, vatandaşların kendi imkânlarıyla bina yenileme veya güçlendirme sürecine yönlendirilmesinin yeterli olmadığını söyledi.
“Hızlı tarama yapılmıyorsa neye göre güveniyoruz?”
Öztürk, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’nin mevcut yapı stokuna yönelik “hızlı tarama” çalışmalarını yeterli ölçüde gündeme almadığını ileri sürdü.
Bu noktada kritik bir soru yönelten Öztürk, bölgede acil müdahale gerektiren yapıların bulunmadığı sonucuna mı varılması gerektiğini sordu.
Öztürk’e göre özellikle eski yapı stokunun yoğun olduğu yerleşimlerde binaların durumunun hızlı biçimde ortaya çıkarılması, riskli yapıların belirlenmesi ve ardından güçlendirme ya da yenileme seçeneklerinin gündeme alınması gerekiyor.
İlçe belediyelerinin de fay hatları üzerinde veya deprem sırasında sıvılaşma riski taşıyan zeminlerde bulunan yapılar konusunda vatandaşları daha açık biçimde bilgilendirmesi gerektiğini belirten Öztürk, mevcut yapıların deprem güvenliğinin yalnızca bina sahiplerinin sorumluluğuna bırakılmaması gerektiğini savundu.
Edremit’teki dönüşüm tartışması
Öztürk, Edremit’te gündeme gelen kentsel dönüşüm çalışmalarına da değindi.
Edremit’te adı geçen kentsel dönüşüm çalışmalarının ağırlıklı olarak Roman mahallelerine yönelik olduğunu belirten Öztürk, bu çalışmaların temel hedefinin deprem hazırlığı olmadığını savundu.
Öztürk’e göre belediyelerin bütün kent ölçeğinde deprem güvenliğini artıracak kapsamlı bir dönüşüm politikasına ihtiyacı var.
Bunun için her binanın yıkılıp yeniden yapılmasının şart olmadığını da belirten Öztürk, güçlendirme, kaçak katların kaldırılması, taşıyıcı sistemlere müdahale edilmiş yapıların denetlenmesi ve gerekli durumlarda yapıların mühürlenmesi gibi önlemlerin de deprem hazırlığının bir parçası olduğunu ifade etti.
“Körfez betonlaşırken deprem gerçeği göz ardı ediliyor”
Öztürk’ün eleştirilerinin önemli bir bölümünü ise Körfez’de devam eden yapılaşma oluşturdu.
Zeytinliklerin kesilerek yapılaşmaya açıldığını, kıyı ve tarım alanlarının giderek betonlaşmaya teslim edildiğini savunan Öztürk, Dalyan bölgesindeki arazilerin satışına yönelik girişimleri ve Çıkrıkçı Ovası çevresindeki imar tartışmalarını da gündeme getirdi.
Geçmişte AK Parti ve CHP dönemlerinde Büyükşehir Belediyesi yönetimlerinin Çıkrıkçı Ovası'yla ilgili büyük ölçekli imar planı değişiklikleri gündeme getirdiğini hatırlatan Öztürk, 1.065 ve 1.708 dönümlük alanları kapsayan girişimlerin sivil toplum kuruluşlarının müdahalesiyle geri çekildiğini belirtti.
Bugün de benzer biçimde doğal alanların yapılaşma baskısı altında olduğunu savunan Öztürk, ekonomik kazanç ve rant beklentisinin deprem gerçeğinin önüne geçmemesi gerektiğini söyledi.
Öztürk, Körfez’de açık alanların ve doğal alanların azalmasının olası bir deprem sonrasında ayrı bir sorun oluşturacağını da vurguladı.
“Deprem sonrası hazırlık yetmez”
Öztürk’e göre deprem hazırlığı iki ayrı başlıkta ele alınmalı.
Birincisi depremden önce yapılması gerekenler…
İkincisi ise deprem meydana geldikten sonra yapılacak müdahaleler.
Deprem sonrasında yapılacak arama-kurtarma, barınma, ulaşım, sağlık ve koordinasyon çalışmalarının da önceden hazırlanması gerektiğini belirten Öztürk, bu hazırlıkların tatbikatlarla sınanması gerektiğini ifade etti.
Ancak asıl önemli olanın deprem meydana gelmeden önce riskleri azaltmak olduğunu vurgulayan Öztürk, yalnızca afet sonrasına yönelik planların kenti depreme hazırlamaya yetmeyeceğini söyledi.
“Vatandaşa ‘Git, kendin yaptır’ demekle olmaz”
Öztürk, bina sahiplerinin deprem güvenliği konusunda sorumluluk üstlenmesi gerektiğini kabul etmekle birlikte, kamu kurumlarının da vatandaşlara yol göstermesi ve öncülük etmesi gerektiğini belirtti.
“Gidin özel mühendislik firmalarıyla görüşün, binanızı yıkıp yeniden yapın veya güçlendirin” yaklaşımının tek başına yeterli olmadığını savunan Öztürk, bunun yerine belediyelerin öncülük ettiği kapsamlı bir kampanya başlatılması gerektiğini söyledi.
Öztürk, Edremit'te kaç binanın güçlendirildiğinin, kaç binanın yenilendiğinin ve kaç binanın deprem açısından güvenli hale getirildiğinin kamuoyuna açıklanması gerektiğini de savundu.
“İstanbul’un deprem gerçeği var da Balıkesir’in yok mu?”
Edremit Çevre Derneği Başkanı Kubilay Saygın Öztürk, açıklamasının sonunda yerel yönetimlere ve merkezi idareye çağrısını yineledi.
İstanbul’un deprem hazırlıkları üzerinden yürütülen çalışmaların benzerinin Balıkesir ve Edremit Körfezi için de ortaya konulması gerektiğini belirten Öztürk, bölgedeki nüfus yoğunluğu ve yapılaşma dikkate alındığında deprem hazırlığının ertelenemeyeceğini ifade etti.
Öztürk, sözlerini şu çağrıyla tamamladı:
“İstanbul’un deprem gerçeği var da Balıkesir’in ve Körfez’in yok mu? Uyanacaksanız lütfen bugün uyanın; yoksa sarsıntılarla uyanınca çok geç olacak.”
6 Ekim 1944 depremine ilişkin bilimsel çalışmalar, depremin 6,8 büyüklüğünde olduğunu, 20-25 saniye sürdüğünü ve Edremit Fay Zonu’nun Altınoluk segmentinde yaklaşık 35-37 kilometrelik yüzey kırığı meydana getirdiğini ortaya koyuyor. Aynı bilimsel çalışmalar ise bölgedeki fayların belirli ve düzenli bir deprem tekrarlanma periyoduna sahip olduğunun söylenemeyeceğine dikkat çekiyor. Bu nedenle “82 yıl geçti, artık deprem olur” şeklinde mekanik bir hesap yapmak bilimsel açıdan doğru değil; asıl gerçek, bölgenin aktif fay sistemleri üzerinde bulunması ve deprem zamanının önceden bilinememesi.
6 Ekim’in hatırlattığı gerçek de tam olarak bu: Depremin ne zaman olacağını bilmek mümkün değil. Ancak deprem olduğunda ne kadar ağır sonuç doğuracağını azaltmak, bugünden alınacak kararlarla mümkün.





