POLİTİKA’DAN
Sansürün kaldırıldığı günün üzerinden 118 yıl geçti. Ancak günümüzde doğrudan sansür yerine ekonomik baskılar, siyasi etkiler, ilan ambargoları ve otosansür tartışmaları konuşuluyor. Peki gerçekten sansür sona erdi mi?
*******
24 Temmuz, Türk basın tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri. Uzun yıllardır "Basın Bayramı" olarak kutlanan bu tarih, basın özgürlüğünün ne kadar değerli olduğunu hatırlatan tarihsel bir simge. Çünkü 24 Temmuz 1908, Osmanlı Devleti'nde gazetelerin ilk kez devlet sansürüne boyun eğmeden yayımlandığı gündür. Ancak aradan geçen bir asrı aşkın sürede yaşanan gelişmeler, bugün "Basın Bayramı" ifadesinin ne kadar karşılık bulduğu konusunda ciddi tartışmaları da beraberinde getiriyor.
***
Basının görevi, sadece haber vermek değil. Gazetecilik, kamu adına denetim yapmak, gerçekleri ortaya çıkarmak, halkın bilgi edinme hakkını korumak ve demokrasinin sağlıklı işlemesine katkı sunmaktır. Bu nedenle özgür basın, demokratik toplumların vazgeçilmez unsurlarından biri kabul edilir. Basının susturulduğu, korkutulduğu veya yönlendirildiği toplumlarda ise yalnızca gazeteciler değil, toplumun tamamı zarar görür.
Osmanlı Devleti'nde gazeteler uzun yıllar sıkı bir sansür mekanizması altında yayımlandı. Özellikle II. Abdülhamid döneminde, 1878'den itibaren başlayan İstibdat Dönemi, basın üzerindeki en ağır baskı yılları olarak tarihe geçti. Gazeteler basılmadan önce devlet görevlileri tarafından satır satır inceleniyor, uygun görülmeyen haberler çıkarılıyor, kimi zaman bütün sayfalar yeniden hazırlanıyordu. Bazı kelimelerin kullanılması dahi yasaktı. "Hürriyet", "ihtilal", "meşrutiyet", "hak", "eşitlik" gibi kavramlar sansür memurlarının kırmızı kaleminden kurtulamıyordu.
O dönemde gazeteciler haber vermenin ötesinde, düşündükleri için de baskıya uğrayabiliyor, gazeteler kapatılabiliyor, yazarlar sürgüne gönderilebiliyor veya hapse atılabiliyordu. Gazetelerin matbaalarına kadar uzanan denetim mekanizması, basını devletin kontrolü altında tutmayı amaçlıyordu.
Her gazetenin baskıya girmeden önce nüshası sansür memurlarına teslim ediliyor, memurların onayından sonra baskı yapılabiliyordu. Onay çıkmayan haberler tamamen çıkarılıyor, bazı bölümler boş bırakılıyor veya yeniden yazılıyordu. Bu uygulama gazeteciliğin doğasına aykırı olduğu kadar, halkın doğru bilgi alma hakkını da ortadan kaldırıyordu.
***
Bu düzen, 1908 yılında II. Meşrutiyet'in ilanı ile birlikte değişmeye başladı. 23 Temmuz 1908 tarihinde Meşrutiyet yeniden ilan edilirken, ertesi gün yani 24 Temmuz 1908 sabahı, İstanbul'daki gazeteler tarihi bir karar aldı. Gazete yöneticileri, gazetelerini sansür memurlarına göndermeden doğrudan matbaaya verdiler. Sansür memurları gazeteleri bekledi ancak hiçbir gazete kontrol için gönderilmedi. Böylece devletin ön sansür uygulaması fiilen sona ermiş oldu.
İşte bugün kutlanan 24 Temmuz, tam olarak bu cesur tavrın yıl dönümü. Gazeteciler ilk kez devletin onayını almadan gazetelerini yayımlamış ve sansüre karşı ortak bir duruş sergilemiştir. Basın tarihindeki bu gelişme, yalnızca teknik bir uygulamanın sona ermesi değil; aynı zamanda düşünce özgürlüğü adına atılmış önemli bir adım olarak kabul edilir.
***
Resmî anlamda ön sansür kaldırılmış olsa da, sonraki yıllarda farklı dönemlerde farklı yöntemlerle basın üzerindeki baskılar devam etmiştir. Tek parti dönemi, darbeler, olağanüstü hâl uygulamaları ve çeşitli siyasi krizler sırasında gazeteler kapatılmış, yayın yasakları uygulanmış, gazeteciler yargılanmış, tutuklanmış ve mesleklerini yapmaları engellenmiştir.
Bugün Türkiye'de anayasal olarak sansür yasak. Gazeteler yayımlanmadan önce devlet memurlarının onayına sunulmuyor. Bu yönüyle 1908 öncesindeki klasik sansür sistemi artık yok. Ancak basın özgürlüğü tartışmaları sona ermiş değildir.
Günümüzde birçok gazeteci ve uluslararası basın kuruluşu, doğrudan sansür yerine dolaylı sansür, ekonomik baskı, otosansür, reklam ve resmî ilan baskısı, siyasi kutuplaşma, yargı süreçleri ve sahiplik yapısı gibi faktörlerin haber üretimini etkilediğini savunmaktadır. Birçok medya kuruluşu ekonomik nedenlerle belirli haberleri yayımlamamayı tercih edebilmekte, bazı gazeteciler işlerini kaybetme endişesiyle eleştirel haberlerden uzak durabilmektedir. İşte buna "otosansür" adı verilmektedir.
***
Dolaylı sansür, klasik sansür kadar görünür değil. Gazetenin kapısında bekleyen sansür memuru yok; ancak ekonomik kaygılar, reklam gelirleri, kamu ilanları, siyasi ilişkiler ve patronaj sistemi haber odalarının kararlarını etkileyebilmektedir. Bu nedenle günümüzde birçok basın meslek örgütü, sansürün biçim değiştirdiğini ifade etmektedir.
Bir diğer önemli konu ise tutuklu gazeteciler tartışması. Türkiye'de çeşitli dönemlerde gazeteciler farklı suçlamalarla yargılanmış ve tutuklanmıştır. Yetkililer bu kişilerin gazetecilik faaliyetleri nedeniyle değil, isnat edilen suçlar kapsamında yargılandıklarını belirtirken; ulusal ve uluslararası birçok basın meslek örgütü ise bu davaların basın özgürlüğü açısından kaygı verici olduğunu dile getirmektedir. Bu konu uzun süredir hukuk ve ifade özgürlüğü ekseninde tartışılmaya devam etmektedir.
***
Ulusal medya ile yerel medya arasındaki fark da giderek büyümektedir. Büyük sermaye gruplarına bağlı ulusal medya kuruluşları daha geniş teknik imkânlara sahip olurken, yerel gazeteler ciddi ekonomik sorunlarla mücadele etmektedir. Özellikle basılı gazeteciliğin dijital dönüşüm karşısında gelir kaybetmesi, yerel medyayı daha kırılgan hâle getirmiştir.
Yerel gazeteciler çoğu zaman büyük bütçeler olmadan, sınırlı personelle ve ağır çalışma koşulları altında kamuoyunu bilgilendirmeye çalışmaktadır. Buna rağmen yerel medya, vatandaşın yaşadığı şehrin sorunlarını gündeme taşıyan en önemli demokratik mekanizmalardan biri olmayı sürdürmektedir.
Teknolojik açıdan bakıldığında Türk medyası bugün geçmişle kıyaslanamayacak kadar ileri seviyede. Bir haber artık saniyeler içinde milyonlarca kişiye ulaşabilmektedir. Yapay zekâ, mobil gazetecilik, drone çekimleri, canlı yayın teknolojileri ve sosyal medya sayesinde haber üretimi büyük bir dönüşüm yaşamıştır. Ancak teknoloji tek başına basın özgürlüğünü garanti etmemektedir.
***
Bugün birçok uluslararası değerlendirmede Türkiye'nin basın özgürlüğü alanındaki sıralaması tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Çeşitli uluslararası kuruluşlar, ifade ve basın özgürlüğü konusunda Türkiye'nin gelişmesi gerektiğini raporlarında dile getirirken, Türkiye ise bu değerlendirmelerin yöntemlerini ve tarafsızlığını zaman zaman eleştirmektedir. Buna rağmen basın özgürlüğü konusu hem ulusal hem uluslararası kamuoyunda önemini korumaktadır.
Sansür yalnızca Türkiye'nin sorunu değildir. Dünya tarihinde de çok sayıda sansür örneği bulunmaktadır. Nazi Almanyası'nda Adolf Hitler, Sovyetler Birliği'nde Josef Stalin, Faşist İtalya'da Benito Mussolini, İspanya'da Francisco Franco dönemlerinde medya büyük ölçüde devlet kontrolü altına alınmıştır. Günümüzde de dünyanın farklı ülkelerinde savaş, güvenlik, siyaset veya rejim gerekçeleriyle medya üzerinde çeşitli kısıtlamalar uygulanmaktadır. Basın özgürlüğü, gelişmiş demokrasilerde dahi sürekli korunması gereken temel haklardan biri olarak kabul edilmektedir.
Bu nedenle 24 Temmuz gazeteciliğin temel ilkelerinin yeniden hatırlandığı bir gündür. Tarafsızlık, doğruluk, kamu yararı, haber alma hakkı ve ifade özgürlüğü gibi evrensel gazetecilik değerleri, ancak özgür bir ortamda anlam kazanabilir.
***
Bugün birçok gazeteci, 24 Temmuz'u "Basın Bayramı" olarak kutlamaktan ziyade "Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü" olarak değerlendirmeyi tercih etmektedir. Çünkü gerçek anlamda bayramlar, meslek mensuplarının hiçbir baskı hissetmeden görevlerini yerine getirebildiği zaman kutlanabilir.
Aradan geçen 118 yıl, bize önemli bir gerçeği göstermektedir. 1908'de kaldırılan şey resmi ön sansürdü. Ancak basın özgürlüğü mücadelesi hiçbir zaman sona ermedi. Bugün sansür çoğu zaman farklı yöntemlerle karşımıza çıkıyor; kimi zaman ekonomik baskı olarak, kimi zaman siyasi kutuplaşma olarak, kimi zaman da gazetecinin kendi kendini sınırlaması şeklinde.
Belki de bu nedenle 24 Temmuz, kutlamaktan çok düşünmemiz gereken bir gündür. Çünkü özgür basın, doğru bilgiye ulaşmak isteyen her vatandaşın ortak güvencesidir. Demokrasi güçlü bir basınla, güçlü bir basın ise özgür gazetecilerle mümkündür. Bugün 24 Temmuz'un asıl anlamı da tam olarak budur.
POLİTİKA





