BİR ÇAĞDAN BİR ÇAĞA GEÇMEK GİBİ

 

“Dördüncü uykudadır şimdi; Galata Köprüsü açılmak üzeredir; kül rengi sulara…”

Orhan Veli

 

 

Bir yanı Pera yani Beyoğlu, öbür yanı Eminönü, tam ortalarında ise Haliç. Birbirlerinden ayrı iki şehri birleştiriyor sanki. Galata’dan geçmek, bir dünyadan başka bir dünyaya, bir çağdan başka bir çağa geçmek gibidir.

 

Kabataş’ta denize nazır elimizde simitlerle yürüyüp Karaköy’ün birbirinden güzel ara sokaklarında gezinip insanların koşuşturmalarını, gülüşmelerini izleyerek varıyoruz tam Galata Köprüsü’nün ucuna. Köprünün ucundan arkamıza dönüp baktığımızda koca şehrin tam ortasında bitmiş bir başak gibi parıldayan Galata Kulesi’ni görüyoruz.

 

Köprüye adım attığımızdan itibaren eğlenceli, curcunalı bir koşuşturma başlıyor. Bir yanımızdan arabalar geçiyor, bir yanımızda insanlar dizilmiş oltalarla kilo kilo balıklar tutuyor, bir yanımızda seyyar satıcılar, bir yanımızda da bizim gibi Haliç’e, Galata Kulesi’ne, Süleymaniye’ye, Eminönü’ne, Karaköy’e, Beyoğlu’na ve Galata Köprüsü’ne kayran hayran bakan insanlar…

 

Sanki iki ayrı şehri birleştiren bu eşsiz köprü ilk inşa edildiği günden itibaren neler görüp geçirmiş, nelere tanık olmamış ki… Üzerinden padişahlar gelmiş geçmiş, imparatorlar gelmiş geçmiş, şiirlere, hikayelere, romanlara konu olmuş, aşıkların el ele köprüden bir uçtan bir uca yürümelerine tanık olmuş, kazalara şahit olmuş, daha nelere nelere tanık olmuştu.

 

Ancak unutulamayacak çok iki büyük olaya da tanık olmuştur bu eşsiz köprü… Bunlardan biri 1919-1923 yıllarında İstanbul düşman işgalindeyken, düşman ordularının top arabaları, tanklarının bu eşsiz köprünün üstünden geçişleri. Bir diğer unutulamayacak, insanların o gün gözyaşlarının Galata Köprüsü’ne akıp, Haliç’e döküldüğü o gün ise; Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün naaşının, top arabası üzerinde Galata Köprüsü’nden geçerek Sarayburnu’nda bekleyen Yavuz gemisine götürülmesine tanık olmuştur bu eşsiz köprü.

 

Kim bilir daha neler neler görmüş, neler gelmiş geçmiş üzerinden bu eşsiz köprünün. Ve hatta ünlü bir dolandırıcının eşsiz köprü Galata Köprüsü’nü satmaya çalıştığını bile görmüş, geçirmiştir.

 

Biz Galata Köprüsü’nün nelere tanık olduğunu düşünürken, köprüyü minik minik bebek adımlarıyla hissederek adımlarken, Haliç’e büyülenip tüm İstanbul’a bir kez daha aşık olurken akşamı ettik. Sağımıza döndüğümüzde tüm ihtişamıyla Süleymaniye… Süleymaniye Camii’nin minareleri arasında gün batımını seyrettikten sonra aynı bebek adımlarıyla hayran hayran Galata Köprüsü’nü, Haliç’i seyrederek geri dönüyoruz.

 

Exit mobile version