ANITKABİR’DEN ZAFER BAYRAMI’NA

SICAK mı sıcak bir Ağustos günü Ankara’da.

Meteorolojinin bildirdiği 38 derece ve tam öğleden sonrası.

Hem Atamızı özlemiş olmamızın hasreti, hem Zafer Bayramı ön ziyareti, hem de Kurtuluş Günümüz 6 Eylül’de Ankara Balıkesirliler Derneği olarak yapacağımız resmi tören öncesi Anıtkabir Komutanlığımızı ziyaret etmiş, evrakları bizzat vererek değerli Komutanlarımıza merhaba demek istemiştim.

Daha ilk girişte Tandoğan kapısında yığılmayı görünce hayrete düştüm. Görevlilerin “Otopark dolu” uyarısı ile şaşırdım. Resmi tören yoktu, tarih müsaitti.

Ama girişteki yoğunluk, yaya-araçlı ziyaretçi çokluğu fazlasıyla mutlu etti.

Yayaların çokluğu yanında her yerde araçlar, otobüsler  Ağustos ayının boş Ankara’sına pek uymuyordu. Üniversiteler, Okullar kapalı. T.B.M.M. kapalı.

Mahkemeler, Yargıtay, Danıştay adli tatilde. Büyük çoğunluk sahillerde tatillerde, yazlığında. Salgın endişesiyle şehri terketmiş olanlar, sokağa çıkmayanlar da çok.

Bunlara karşın Anıtkabir’de tatlı bir yoğunluk… Muhteşem.

Tatlı bir şaşkınlıkla girip aracımı konuşlandırdıktan sonra önce Komutanımızı ziyaret ettim.

Sağolsunlar sohbetimiz sonrası teşekkürlerimle ayrılıp  Atamızı Ziyarete, saygılarımı sunmaya gittim. Tahminimden  çok fazla  bir ziyaretçi kitlesi görmek haliyle çok mutlu etti.

Bu sıcakta; herhangi bir kazanç , puan, sevap olmadan ve üzerine sıkıntı, yol zahmeti çekerek, otobüs ücreti ödeyerek sadece sevgi, saygı , bağlılık ve şükran duygularıyla  gelen her yaş dilimlerinde, kadın-erkek-çocuk, yaşlı, genç vatandaşlarımızın mozole önündeki kendiliklerinden saygı duruşları, selamlamaları, dualarını sunmaları  çok şey anlatıyor, karamsarlıkları azaltıveriyor.

Talimatla, prim vererek ya da sevap, güzel ortam  vaadi karşılığı değil bu ziyaretler.

Vatan sevgisi, Bayrak aşkı, Vatanı kurtaran Başkomutana, küllerin arasından şanlı devletimizi yaratan kurtarıcıya minnet, saygı, şükran duyguları.

Türklüğün ölmeyen, öldürülemeyen hassasiyetleri.

Ne güzel.

 

 

Mozoleden inerken bir elinde bastonu diğer eli oğlunun desteğinde ağır ağır ilerleyen yaşlı bir ninemizi gördüm, duygulandım. İlerlemiş yaşına bakmadan bastonuyla, oğlu ve torunuyla gelmiş, adım adım yürümeye çalışıyordu.

O zahmeti , o eziyeti bu ileri  yaşında niye çekiyor? Kim “çek” dedi.

Karşılığında ne  kazanacak ? Belki yorgunluğu artacak.

Hayır.

Onun Türk yüreği  var. Nene Hatun gibi, Halime Çavuş gibi, Gördes’li Makbule gibi.

Çok duygulandım.

Gidip selamlaştım, önce kutladım. “Ne güzel , maşallah şu halinizle geliyorsunuz” dedim.

Duraladı,  “ Ah evladım gelinmez mi?” “Bizim Atatürk’ümüz, gelinmez mi?” diye coşkulu yanıt verince “resminizi alabilir miyim?” diye sordum, kendisi de oğlu da “tabii” deyince hem üç kuşak, hem tek resimlerini çektim, gösterdim. “Eski yirmibeş kuruşların üzerindeki mermi taşıyan Teyzemiz gibisiniz” dedim, güldü. Onu çağrıştırmıştı bana.

Ben teşekkür ettim, sağlıkla uzun yıllar dileklerimi paylaştım. Tatlı, doğal, samimi Anadolu şivesiyle O da bana teşekkür etti.

Yanında oğluna torununa da teşekkür ettim, “6 Eylül’de Balıkesirliler olarak Anıtkabir’deyiz, şükranlarımızı törenle sunacağız, müsait olursanız haberiniz olsun” dedim, davet ettim. İyi günler, güzel bayramlar dilekleriyle ayrıldık.

Üç kuşak Anıtkabir’de. Ve o torun, ninesiyle, babasıyla Ata’sını ziyaret eden torun; eminim ne yapılırsa yapılsın, Atatürk’ümüze yanlış söz söylemez, söyleyemez, söyletmez, kandırılamaz.

Bazı anlar vardır, hemen etkilenir, duygulanırsınız. Ve tüm yorgunluklarınız, karamsarlıklarınız, umutsuzluklarınız bir anda değişiverir.

Yaşlı, bastonlu haliyle Anadolu Teyzemizin çabası, torunuyla Ata’sını ziyarete gelmesi böyle etkiledi.

Ruhun şad olsun ATAM.

Zafer Bayramımız kutlu olsun.

 

Exit mobile version