KURNAZLIK, ZEKA, AKIL ÜZERİNE

service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

 

Yaşam hem derin hem yüksek hem de karmaşık bir fenomen. Tek başımıza yaşamıyoruz. İnsan varoluşu itibariyle sosyaldir. Diğerlerine yardım etmeye ve diğerlerinden yardım almaya muhtaçtır. Desteklenmek, sevilmek, tanınmak ve saygı görmek ister. Bunlar olmazsa eksik hisseder. İnsanın sosyal ilişkilerinin temelinde güven yer alır. İnsan güven verir ve güvenir. Bunlar olmaz ise ilişkileri zarar görür. Sosyalliğin de ötesinde insan var olmak için tabiata muhtaçtır. Güneş, su, toprak, oksijen ister. Evcil hayvanlarla beslenme, korunma, arkadaşlık kurma ihtiyacını giderirken bakterilere kadar olan bir yaşam skobundan da hayatiyetini sürdürmek için istifade etmektedir. Bitkilere gıda, güzellik, estetik, ham madde, oksijen ve yaşam kaynağı olarak muhtaçtır. Taşlara, kayalara, peyzajın ruhunda bıraktığı tesire kadar uzanır insanın ihtiyaçları. Kısacası insan biyolojik bir tür olarak ekosistemin parçasıdır. Onca ilerlemeye ve teknolojiye rağmen hala parçasıdır ve insanlık yeryüzünden silinene kadar parçası olarak kalacaktır. İ

 

İnsan duygusal ve ruhaniyeti olan bir varlık olarak da çevresindeki varlıkların bir parçasıdır. Çevremizdeki her bir ağacın, taşın, bir dağ manzarasının, bir orman gölgesinin ruhumuza uzanan tesirleri vardır. İnsan bunlardan etkilenir, etkiler, farkında olmadan iyileşir ve kötüleşir çevresinin tesiriyle. Güneşli havalarda neşelenir, kasvetli havalarda içine kapanır. Ufka bakınca özgürlük hissiyle dolar. Yıldızlara bakmak ruhunu ferahlatır. Bunlar herkesin farkında olduğu etkilerdir. Bir de çok az kişinin farkında olduğu etkileri vardır çevrenin insan üzerinde. Yavaş yavaş tesir eder, ruhuna işler. Hatta birkaç kuşakta fizyolojisini bile değiştirir.

 

Bunun da ötesinde insan evrenin görünür ve görünmez yasalarına tabi olması açısından doğanın bir parçasıdır. Mineraller, kayalar, bitkiler ve hayvanlarla büyük bir düzenin parçasıdır. O düzenin adetlerine göre doğar büyür ve ölür. Ancak insan diğer canlıların aksine çevresi üzerinde tesir icra etme, aklı ve özgürlüğü ile kâinatın bu görünür görünmez yasalarına uyup uymama özgürlüğüne sahiptir. Böyle bir özgürlük beraberinde davranışlarının neticelerini ve sonuçlarını da üstlenme sorumluluğunu beraberinde getirir.  Bizim geleneğimizde insanın da parçası olduğu kâinatın bu görünür görünmez yasalarının tamamının adı “adetullah”tır. Yani Allah’ın adetleri. Bunlara uygun hareket etmek, her varlığın buna uygun davranması da “Ahlakullah” Allah’ın ahlakı olarak isimlendirilir.  Hazreti Muhammed bir Hadis-i Şerifinde: “Allah’ın ahlakı ile ahlaklanınız” buyurmuştur. Adetullah varlığın mümkünatını sağlayan, oluşun ve yaratılışın yollarıdır. Adetullah’ın tersi oluş ve yaratılışın bozulmasıdır. Sadece insan Adetullah’a uygun hareket etmeyi seçmek ve seçmemek özgürlüğüne sahiptir ve dolayısıyla sadece insan ahlaklı olmak ya da olmamak imtiyazına haizdir. Diğer tüm varlıklar koşulsuzcaAdetullah’a tabidirler. İnsan seçişleri itibariyle özgürken sorumlulukları itibariyle Adetullah’a tabidir. Böylece insan bu tavrıyla yeryüzünde iyiliğin ve kötülüğün kaynağı haline gelir. Kâinatın aklı ve yasalarına uygun hareket ederek varlığı olumlar ve kendi yaşamında onu modellerken, o yasaları reddederek ve ona aykırı davranarak bozulmayı ve düzensizliği üretir.

 

Kurnazlık insanın kendi varoluşunun, sosyal, biyolojik ve manevi bağlamının farkında olmadan salt kendi bireysel çıkarı üzerine bina ettiği davranışlardır. Kurnaz insan cahildir. Varlığından bi haberdir. Davranışları ile farkında olmadan kendisinin varlığını mümkün kılan sosyal, biyolojik ve manevi prensiplere zarar verir. Örneğin yalan söyler, el uzunluğu yapar. Bunları yaparak menfaat elde ettiğini düşünürken güvenilirliğini sarsar ve sosyal profiline zarar verir. Yaş ağaç keser, toprağı ve suyu kirletir, menfaati için çevresindeki diğer canlıları umursamazken kendisini varlık alemine bağlayan büyük yasalara zarar verir. Kısacası kurnaz adam insan olmanın ne demek olduğunun farkında olmayan kör bir cehaletin egoistliğinin dışa vurumudur. Bu davranışlarının Adetullah’taki sonuçlarıyla yüzleşir. Aldatan aldatılır, huzur bozanın huzuru bozulur. Bu davranışların hukuki olmazsa içtimai, içtimai olmazsa bizim görmediğimiz karşılıkları er geç olur. Çünkü Adetullah fizik yasaları gibi şaşmaz şekilde işleyen bir düzendir. Zira fizik yasaları ve maddeyi yöneten kanunlar halihazırdaAdetullah’ın bir kısmını oluşturur.  O nedenle kurnazlık bir marifet değildir. Bir marifet olmadığı gibi cehaletten ve insan olmaktaki eksiklikten kaynaklanan bir zaaftır.

 

Zekâ insanın görünür dünyasındaki sebep sonuç ilişkilerinin farkında olması. Bunları hızlı bir şekilde kavraması. Bunlardan soyutlamalar yoluyla genel yasalar ve prensipler üretebilmesidir. Zekâ büyük ölçüde mantıktır, matematiktir. Kosalitedir (causalité) -sebep sonuç.  Modern bilim insan zekasının eseridir. Ancak zekâ nötrdür. Yani insan zekayı kullanarak kendisine, diğer insanlara ve çevreye iyilikte yapabilir kötülükte yapabilir. Zekâ nötr olduğu için onu yönlendirecek bir prensibe ihtiyaç vardır. Bu prensiplerin kaynağı insanların dünya görüşleridir.  İnsanın diğer insanların kurdu olduğu bir dünyada zekâ diğer insanları yemeğe ve alt etmeğe yollar aramak için kullanılırken insanın yaratılanların en şereflisi ve Allah’ın yeryüzünde halifesi olduğu, Şeyh Galib’in deyişiyle “Zübde-i Alem” (alemin çekirdeği) olduğu bir dünyada zekâ düzene, adalete, estetiğe, merhamete, tesanüde (dayanışmaya), teavüne (yardımlaşmaya) yönelik yollar aramak demektir.  Bu nedenle bir insanın zeki olması tek başına bir anlam ifade etmez. O zekayı hangi yönde kullandığıdır önemli olan. Zekayı dünyayı bulduğumuzdan daha güzel bir yer haline getirmek için mi kullanıyoruz yoksa zekayı kendi hırslarımız, arzularımız, menfaatlerimize daha kolay ulaşmak, diğer insanları ve yasaları alt etmek için mi kullanıyoruz sorusu zekanın rengini ve değerini belirler.

 

Kurnazlık ve zekanın fevkinde ise akıl vardır. Akıl insanın bir varlık olarak sosyal-biyolojik ve manevi bağlamının farkında olmak demektir. İnsanı tüm varlıklardan ayıran iki önemli vasıftan biri özgürlük, diğeri akıldır. Özgürlük bizi psikolojik ve maddi dünyamızın baskılarının üzerine çıkarır. Seçmek, karar vermek ve irade etmek hürriyeti verir. Akıl ise bu özgürlük içinde Adetullah’ı kavramak ve ona uyabilmek becerisidir. Akıl insanı bir insan olarak kendi “kemaline” olgunluğuna yaklaştırır. Toplumsal olarak o güven telkin eder, barış telkin eder, huzur telkin eder. Küskünleri barıştırır, anlaşmazlıkları çözer, adaletsizlik ve haksızlıkları gidermeye uğraşır. Bunun modern literatürde karşılığı etik ve uyumdur. Evet etik davranmak akıl sahibi olmayı gerektirir. Biyolojik planda akıl insanın içinde var olduğu ekosistemin farkında olmaktır. Varlıklara hürmettir. Onların haklarına saygıdır. İnsanın biyosferin parçası olduğunu idrak etmektir. Bunun modern literatürde karşılığı “sürdürülebilirliktir.”

Suların, taşların, göklerin, ağaçların, hayvanların, toprağın üzerimizde hakkı vardır. Hakkı olması varlığımızın onlarla iç içe olmasından, onlara borçlu olmamızdandır. İnsan var edemez. O nedenle var olan her şeye hürmetle yaklaşmalıdır. Bir kayayı patlatmaktan, bir ağacı kesmeye kadar, bir hayvanı avlamaktan, bir suyu kirletmeye kadar insan var edemediği şeyleri yok etme kararını verirken ürpermelidir ve düşünmelidir. Bunu yaparken ya Kuzey Amerika Kızılderilililerin bir zamanlar yaptığı gibi özür dilemeli ya da bir varlığı yok ederken bunu daha iyi bir amaca ulaşmak, dünyayı iyileştirmek, güzelleştirmek, iyiliği ve adaleti çoğaltmak için yapıyor olmalıdır.  Çünkü varlığı bir yönüyle onlara bağlıdır. Akıl bu ürperme, bu farkındalık ve bu sorumluluktur. Bunun da ötesinde aklın kemali ise insanın kâinatı yöneten evrensel prensiplerin yani bizim literatürümüzde Adetullah’ın bir bütün olarak farkında olmak yeteneğidir. O bu evrensel nizamın insanların dünyasındaki karşılığının farkındadır.

O düzene aklen, ruhen ve kalben katılır. Ona uygun davranmaya çabalar. Zira insanın Adetullah’a uygun davranabilmesi Ahlakullah yani Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmasıdır.  Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmak insanın akıl ve özgürlükle temayüz eden varlığını ilahi düzenin bir olumlayıcısı haline getirmesidir. Akıllı insan bu evrensel nizama tam teslim olur. Varlıklara olması gerektiği gibi muamele eder. Akıl insanda bencilliğin ve tamahkarlığın üzerine çıkarak insanı aslına iade eder. Ona kemal sıfatını kazandırır, mükemmele doğru teşvik eder. Böylece insan düşünceleri, sözleri ve davranışlarıyla adetullaha uygun hareket ederek varlığın bütünlüğüne katılır. Kozmik insan olur. Zübde-i alemken büyük bir aleme (macrocosmos) dönüşür.

 

Devam edecek

 

Tepki Ver | Tepki verilmemiş
0
harika
Harika
0
_ok_do_ru
Çok Doğru
0
kat_l_yorum
Katılıyorum
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
_zg_n
Üzgün
KURNAZLIK, ZEKA, AKIL ÜZERİNE
Giriş Yap

Balıkesir Haberleri ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!