HAYKOOP BAŞKANI ÖZEN: TÜRKİYE’NİN EN ÖNEMLİ GÜNDEMİ TARIM

S.S. Balıkesir Bölgesi Hayvancılık Kooperatifleri Bölge Birliği (HAYKOOP) Başkanı Faruk Özen tarımda yaşanan sorunları katıldığı bir programda anlattı. Özen tarımdaki en büyük sorunların başında çiftçilerin tarımdan uzaklaştırılmasını, tarım arazilerinin küçülmesini, sanayileşme, tarım politikaları, maliyet, planlı üretim ve pazarlama olarak gördüğünü açıkladı.

 

Türkiye’deki tarımın gelişmesi için iktidar ve muhalefet partilerinin bir araya gelerek tarım politikası oluşturması gerektiğinin altını önemle çizen HAYKOOP Başkanı Faruk Özen, tarımdan kaçışların da durdurulması için gerekli önlemlerin alınması gerektiğini ifade etti. Faruk Özen, üreticilerin kooperatiflerle çalışmasının da önemli olduğuna değinerek, ülkedeki tarımın geliştirilmesi için adımların atılması gerektiğini dile getirdi.

TÜRKİYE’DE EN ÖNEMLİ GÜNDEM TARIM

HAYKOOP Başkanı Faruk Özen tarımın sorunlarıyla ilgili şu tespitlerde bulundu:

“Üreten, ürettiğiyle kendi karnını doyuran, çocuklarını okutan ve bunun yanında ürettikleriyle toplumu doyuran çiftçilerin temsilcileri olarak günlük hayatta yaşadığımız sorunları her platformda dile getirmeye gayret eden bir kurumuz. Bizler geçen hafta bir Tarım Şurası’ndan çıktık. Temmuz ayında başlayan ve 21 Kasım’da biten Türkiye’de 3’ncü Tarım Şurası açıklandı. Cumhurbaşkanı tarafından topluma lanse edildi. Biz de bu Tarım Şurası’nın komisyonlarında görev alan biri olarak bir katkıda bulunduk. Tarımla ilgili sözlere başlamadan önce şu dip notu vermekte fayda var: Ülkemizde en çok konuşulan konular arasında birinci futbol gelir, ikinci tarım gelir. Bu günlerde tarım, hayvancılık konusunda hangi kahvehaneye gitseniz, hangi topluma girseniz ne olacak bu memleketin hali noktasında mutlaka tarım birinci gündem konusudur. Tabi bunları zaman zaman merkezinden uzaklaşarak konuşulanlar var, zaman zaman merkezinde olanlar var.

YENİ NESİL TARLADAAN UZAKLAŞTIRILIYOR

Ülkemizde bir ya da birkaç nesil, ben de dahil 1978 yılında ilkokula başlayan biri olarak ben de dahil bizler tarımdan uzaklaştırılmak için her türlü hadiseye maruz kalan bir nesiliz. Birkaç nesil böyle maruz kaldı neden? Anne ve babalarımız; ‘oğlum, kızım biz bu çileyi çekiyoruz, ne olur siz çekmeyin, okuyun kendinizi kurtarın, kaçın gidin buradan’ sözleriyle çocuklarını yıllarca okutup, çiftçilikten ve köylerden uzak tutma gayretinde bulundular. Elbette haklıydılar. 1925 yılında Atatürk Orman Çiftliği’nde Atatürk Türk Veterinerlerinden brifing alıyor. Genetik, ıslah çalışmalarından bahsediyorlar ama 1980’li yıllara gelmişiz Almanya’dan Holstein ineklerin ihracatıyla elimizdeki Anadolu hayvanlarını yok etmişiz. Dolayısıyla kara saban döneminde, hiçbir teknolojinin çiftçiyle buluşmadığı bir dönemde, çiftçilik yapan, güneşin altında çile çeken anne, babalarımız bizleri tarımdan ve köylerden uzaklaştırmak için okutma gayretine gittiler. Elbette okuyanlar, gitti kendini kurtardı, kendilerini şehirlere attılar. Okuyamayan, herhangi bir iş bulamayanların mecburen yapacağı bir iş oldu tarım. Elbette böyle bir eğitim seviyesi düşük kesimle de uluslararası platformda çok fazla güreşemezsiniz. Dolayısıyla tarımda yavaş yavaş ithalatçı durumuna gelen bir Türkiye oldu.

TARIM ALANLARI GİTTİKÇE KÜÇÜLÜYOR

Çiftçiliği ele aldığımızda birinci sorun ölçek sorunudur, listenin başında ölçek sorunu gelir. Ülkemizde miras yoluyla bölünen araziler küçüldü ve bahçe boyutuna düştü. Dolayısıyla da birim kazancımız rantabl halde değil. Maliyetimiz, oraya harcadığımız enerji boşuna gidiyor. Hayvancılık sektöründe de ahırlara girdiğinizde Türkiye’deki 1 milyon 200 bin hayvan işletmesinin yüzde 76’sı 6 ila 10 baş arasında hayvan sayından oluşuyor. Bu çok ciddi bir küçüklük. Bu küçüklük, büyütülüp geliştirilmesi lazımdır. Çünkü her sabah 6 hayvan da olsa kalkıyorsunuz, 16 hayvanda olsa kalkacaksınız. Orada belli bir enerji ve iş gücü tüketeceksiniz. Dolayısıyla Türkiye’de hallolması gereken meselelerden bir tanesi ölçek sorunudur. Tabi bizim rakip ülkeler; karşılıklı mukayese ettiğimiz başta Almanya’da nüfusumuz, hayvan sayımız aynı. Almanya 800 bin çiftçiyle; nüfusun yüzde 1’iyle kendi kendini doyuruyor veya ülkedeki arazileri işlerken biz 5-5,5 milyon civarında çiftçiyle bunu yapmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla hasıladan cebimize kalan para yeterli kalmıyor. Ölçek sorunuyla ilgili çözüm notasında da mutlaka öncelikle arazilerin toplulaştırılması, miras yoluyla bölünmelerin engellenmesi, tarım arazilerinin uygun, rantabl ölçeklerde çiftçiliğe teslim edilmesi gerekir. Hayvancılık sektöründe ise kapasitelerin mutlaka piyasa gerçekleri doğrultusunda yükseltilmesi gerekmektedir.

SANAYİ OLMAZSA TARIMDA OLMAZ

Tarımda sorunu konuşurken ikiz kardeşi olan sanayiyi konuşmadan yapamayız. Sorunlar maddesinde ikinci sorun olarak biz sanayileşmeyi önemsiyoruz. Şu anda Japonya tarım hasılasında bizden önde olan bir ülke. Biz 9’uncu sıradayız, onlar 8’inci sırada dünya tarım hasılasında. 62 milyar dolarla Avrupa’da birinciyiz, dünyada 9’uncuyuz. Almanya bizim örnek aldığımız bir ülke. Almanya’ya baktığımızda sanayileşmesini bitirmiş, Almanya sebzesinin yüzde 35’ini İspanya’dan alan bir ülke, meyvesinin yüzde 50’sini Ekvator ülkesinden alan bir ülke. Ama Almanya’da hiç kimse marulu, ıspanağı, pırasayı ithal ediyoruz bu ne kardeşim demiyor. Çünkü katma değerli ürünleri üreten bir sanayisi var. Biz 10 TIR kiraz göndereceğiz, yerine bir tane araba koyacaklar TIR’a birbirini dengeliyor. Biz 10 TIR kiraz için ne kadar enerji ve maliyet sarf ediyoruz hesabını yapalım. Almanya örneğini artırabiliriz. Mesela Japonya’da teknolojide dünyada üst sıralarda bir ülke, tarım hasılasında 90 milyar dolarla bizden önde. Fakat tarımda ithalatçı mı ihracatçı mı? İthalatçı bir ülke, Almanya’da tarımda ithalatçı bir ülke. Türkiye ihracatçı bir ülke; tarım ürünlerinde ithalat noktasında 5 milyar artıdayız. Fakat öyle bir algı oluştu ki bu bizi demorolize ediyor. Sanki biz her şeyi ithal eden bir ülkeyiz gibi gösteriliyor. Bir gazetede okudum buğday ithalatımız artmış geçmiş yıllara göre. Bunu bildiğim için derhal un ithalatımıza baktım o da un ihracatımızda iki kat artmış. Çünkü biz dahilde işleme rejimi adı altında bazı ürünlerin ihracatına fazlasıyla müsaade ediyoruz. Buğdayı alıyorsunuz bisküvi, makarna, un olarak Kore’ye, Japonya’ya ihraç ediyoruz. Balıkesir de un ihracatında Türkiye’de şampiyon firmaların olduğu bir şehirdir. Dolayısıyla bunu karıştırmamak lazım. Ben Almanya’da bir süt fabrikasına gittim, 7 tane ülkeden hammadde sütünü ithalat yapıyor. Amla yüzde 35’ini Çin’e ihraç ediyor. Biz buralara bakacağız. Yani artıda mıyız, eksi de miyiz. Yoksa kısır döngüler içerisinde herkes bir şeyler söyler ama kimse çözüm üretemez.

TARIMIN BAŞINA GELEN BAKAN KENDİNDEN ÖNCEKİNİ BEĞENMİYOR

Uzun soluklu bir tarım politikasına ihtiyacımız var. Ben 3 yıl önce ulusal kanalında canlı yayına çıktım. Orada milli bir tarım politikasına ihtiyaç var demiştim. Sonra nasıl olduysa ki mutlaka tesadüftür; bir milli tarım politikası açıklandı bu yıl. Kimsenin haberi yok. Ziraat Odalarının, bizlerin haberi yok. Birilerinin aklına gelmiş, söylemişler bir holding kurulması düşünüldü. Sonra basında bir kargaşa yaşandıktan sonra geri çekildi. Bu böyle olmaz. Devlet düşmanı olmamak şartıyla vatanını seven tüm partiler başta olmak üzere önce uzlaşma olacak. 5-10-20 yıllık tarım politikasında neler olacak orada kararlaştırılacak. Ondan sonra ülkemiz ve çiftçimiz önünü görerek üretim yapacak. 17 yıldır AK Parti hükümetlerinde 5 tane tarım bakanı değişti. Aynı hükümetin bakanı kendinden önce görev yapan bakanı karalayabiliyor. Bunu basında gördük, bu böyle olmaz diyebiliyor. Böyle bir şeyi ben kabul etmiyorum. Bir politika olacak, sistemin çarkı herkes için aynı işleyecek. Ülkemizde eğer uzun soluklu, toplumsal uzlaşıyla ve mecliste en azından iktidar ve muhalefet partilerinin uzlaşısıyla tarım politikası olmazsa saman ithal ederiz, mercimek alırız. Birileri de bunu kullanır. Birileri çiftçinin moralini bozar, diğeri desteklemeleri artırmakla günü kurtarmaya çalışır bir sonuç alamayız.

MALİYETLERİ AZALTMALIYIZ

Doğalgazı, petrolü olmayan bir ülkeyiz. Dolayısıyla kimyevi gübre kullanımında da yine ithalata bağlıyız. Döviz kurlarıyla alakalı bizim çiftçimizin mazot, gübre pahalı kısıyoruz, kıstığımız için de birim verimimiz düşüyor. Buğdaydan, mısırdan istediğimiz verimi alamıyoruz istediğimiz ilacı ve gübreyi kullanamadığımız için. Dolayısıyla dünyada iklim dezavantajı bulunan tarım ülkelerinin de başında geliyoruz. Avrupa’daki ülkelerin tamamı yağmurla tarımlarını gerçekleştirirken, biz baraj ve göletlerle 1 dönüm tarlayı sulamak için 70 ila 150 lira arasında para ödeyerek tarlamızı sulamaya çalışıyoruz. Onunla ilgili bir sürü ekipmana para ödemek zorunda kalıyoruz. Bizde sulama ayrı maliyet, işleme, üretmek ayrı maliyet tabi bir de ürettikten sonra ürünün para etmemesi tam bir felaket. Dolayısıyla maliyet sorunlarını düşürücü verilen desteklerin daha rasyonel olması noktasında teklifimiz var.

PLANLI ÜRETİM ÇİFTÇİNİN ÖNÜNÜ AÇAR

Planlı üretimle alakalı; bu yıl bir ürün para ettiğinde, önümüzdeki yıl herkesin ona yüklendiğini görüyoruz. Buna kimse dur diyemiyor. Halbuki örnek aldığımız Almanya gibi ülkeler kota uygulaması yapıyor. En son sütte kotaları vardı 2015 yılında kaldırdılar. Kimin ne zaman ne üreteceğini bir kontra altında tutmak suretiyle piyasaları dengeliyorlar. Elbette doğru bir yaklaşım mıdır, doğru bir yaklaşımdır. Biz de de planlı üretim en çok ekici, üreticiyi korur. Sonra piyasaları dengeler, tüketiciyi korur.

PAZARLAMAYI KOOPERATİFLER YAPMALI

Planlı üretimi yaptıktan sonra pazarlama sorununu çiftçinin, üreticinin sorunları arasına koymakta fayda var. Adı üstünde üretici diyoruz. Üretici sadece üretir, pazarlama noktasında zayıf kalır. Çünkü kendi konsantrasyonunu üretime ayırmıştır. İşte bu noktada mensubu olduğumuz kooperatifçilik ön plana çıkıyor. Çiftçi üretecek, ortağı olduğu kooperatif o ürünü Pazar araştırmasını yapacak, pazarlayacak, çiftçi hiç kaygı duymayacak. Ben bu ürünü nereye, nasıl satarım, parasını nasıl alırım diye kaygılanmayacak. Bizim şu anda görev yaptığımız kurumda kısa adı HAYKOOP olan kooperatiflerde yapmak istediğimiz budur. Üreticinin pazarlama sorununu ortadan kaldırmak. Pazarlama konusunda üreticilerin mutlaka kooperatifleri kullanmasını tavsiye ediyoruz.”

Exit mobile version