<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Balıkesir Haberleri</title>
    <link>https://www.politikam.com</link>
    <description>Doğru, güvenilir ve tarafız habercilik</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.politikam.com/rss/tarihte-bugun" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 03 Sep 2026 07:17:56 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/rss/tarihte-bugun"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[3 Eylül 1990 Pazartesi: Ben gümrükten mal kaçırmadım]]></title>
      <link>https://www.politikam.com/3-eylul-1990-pazartesi-ben-gumrukten-mal-kacirmadim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/3-eylul-1990-pazartesi-ben-gumrukten-mal-kacirmadim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>3 Eylül 1990 Pazartesi günü neşredilen Politika Gazetesi, ANAP’taki delege seçimleri tartışmalarını gündeme getiren haberi manşetten okurlarıyla paylaşmış. Haber’de hasan Tunceli’nin sözlerine yer verilirken, “Ben gümrükten mal kaçırmadım” tümcesini haberin başlığı yapmış.</strong></p>

<p></p>

<p><img alt="3 Eylül Pts (Custom)" class="detail-photo img-fluid" height="1747" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/09/3-eylul-pts-custom.jpg" width="1201" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Manşet haberde; “Delege seçimleri yaklaşırken ANAP içindeki tartışma giderek büyüyor. Parti içindeki bazı gruplar Merkez İlçe Başkanı Hasan Tunceli’yi suçlarken, Tunceli karşı tarafa sert bir şekilde yanıt verdi. Parti içinde hiç kimse arasında ayrımcılık yapmadıklarını, herkese eşit davrandıklarını ifade eden Hasan Tunceli, ‘İktidar partisi olarak üye sayımızı hızla arttırmak zorundayız. Bunun için yasada belirtilen şartlara uygun herkesi partiye kaydederiz. Partiye kaydolmak isteyen her vatandaşın ayağına kadar giderim. İsterse dağ başına bile çıkarım. ANAP’a üye olmak isteyen hiç kimseyi geri çevirmem’ dedi. Delege seçimlerinde kimseyi karalayıcı bir çalışma içine girmediklerini ifade eden Tunceli şöyle konuştu: ‘Kimseyi istenmeyen adam ilan etmedik. Onları engelleyici bir çaba içinde de bulunmadık. Bunlar kasıtlı dedikodulardır. Partinin her üyesi demokratik bir şekilde seçildiği takdirde delege olabilir. Yalnızca belli etiketi ve sıfatı olan kişileri mi delege yapalım? Onlar bazı imkanlarla bulundukları yerlere geldilerse sıradan vatandaşın suçu günahı ne? Bu arkadaşlarımız her halde parti içinde ayrımcılık ve yalnız belli seviyedeki insanların seçilmesini istiyorlar. Buna asla izin vermeyiz. Demokrasinin gereği neyse onu yaparız’ dedi.” Satırları yer aldı.</p>

<p>Birinci sayfadaki diğer haber başlıkları: “Madeni Eşya Sanatkarları Derneği çıraklara sahip çıkıyor”, “Balıkesir Ticaret Odası 50 fakir çocuğu sünnet ettirdi”, “Kömür yüklü kamyon eve girdi”, “Tuna Çay’ın gazetecilik merakı”, “Yeşilli Camisinin restore çalışması devam ediyor”, “Havran’da yapılacak olan Koca Seyit Anıtına engel”, “Dünya Barış Günü unutuldu”, “Muharrem Hasbi Koray Lisesine bir teşekkür çok görüldü”, “Bandırma halinde rekor balık satışı.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HİLMİ  DUYAR</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>TARİHTE BUGÜN</category>
      <guid>https://www.politikam.com/3-eylul-1990-pazartesi-ben-gumrukten-mal-kacirmadim</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://politikamcom.teimg.com/crop/1280x720/politikam-com/uploads/2026/09/grafik-custom-53.jpg" type="image/jpeg" length="94979"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[1 EYLÜL DÜNYA BARIŞ GÜNÜ: SAVAŞIN ORTASINDA BARIŞI SAVUNMAK]]></title>
      <link>https://www.politikam.com/1-eylul-dunya-baris-gunu-savasin-ortasinda-barisi-savunmak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/1-eylul-dunya-baris-gunu-savasin-ortasinda-barisi-savunmak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünyanın dört bir yanında savaşlar sürerken, barış yalnızca bir dilek değil, insanlığın en büyük ortak sorumluluğu]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<hr />
<p><strong><i>Bugün 1 Eylül… Dünya Barış Günü.</i></strong></p>

<p>İnsanlığın savaşlardan yorulduğu, silahların sustuğu, çocukların bombaların değil okul zilinin sesine uyandığı, insanların doğduğu topraklardan kaçmak zorunda kalmadığı bir dünya dileğinin yeniden hatırlandığı gün.</p>

<p>Ama bugün dünyaya baktığımızda, bu dileğin ne kadar uzağında olduğumuzu da görüyoruz.</p>

<p><strong>Bir tarafta savaşlar, bir tarafta işgaller, bir tarafta iç çatışmalar, diğer tarafta terör ve şiddet…</strong></p>

<p><strong>Evlerini terk etmek zorunda kalan milyonlarca insan…</strong></p>

<p>Çocukluğunu mülteci kamplarında geçirmek zorunda kalan çocuklar…</p>

<p>Bir bavula sığdırılan hayatlar…</p>

<p>Geride bırakılan evler, mezarlar, anılar ve yarım kalmış hayatlar…</p>

<p><strong>İşte Dünya Barış Günü, tam da bu nedenle yalnızca takvimde yer alan bir gün değildir.</strong></p>

<p>İnsanlığa verilmiş büyük bir hatırlatmadır:</p>

<p><strong>Savaşın kazananı yoktur.</strong></p>

<hr />
<h2><img alt="Images (52)-2" class="detail-photo img-fluid" height="674" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/09/images-52-2.jpg" width="1200" /></h2>

<hr />
<h2><strong>1 Eylül neden Dünya Barış Günü olarak anılıyor?</strong></h2>

<p>1 Eylül tarihi, özellikle Avrupa ve Türkiye’de II. Dünya Savaşı’nın başlangıcıyla özdeşleşmiş bir tarihtir.</p>

<p>1 Eylül 1939’da Nazi Almanyası’nın Polonya’ya saldırmasıyla başlayan süreç, kısa süre içerisinde dünyanın büyük bölümünü içine alan II. Dünya Savaşı’na dönüştü.</p>

<p><strong>Milyonlarca insan hayatını kaybetti. Şehirler yıkıldı. Ekonomiler çöktü.</strong></p>

<p><strong>Toplumların hafızasında kuşaklar boyunca silinmeyecek yaralar açıldı.</strong></p>

<p>Bu nedenle 1 Eylül, savaşın insanlığa getirdiği yıkımın hatırlanması ve barış özleminin dile getirilmesi açısından sembolik bir anlam kazandı.</p>

<p>Birleşmiş Milletler'in resmî <strong>Uluslararası Barış Günü ise 21 Eylül'dür.</strong> BM, bu günü dünya genelinde ateşkes ve şiddetsizlik çağrısının güçlendirilmesi amacıyla anıyor. BM'nin barış yaklaşımı yalnızca savaşların durmasını değil; diyalog, empati, insan hakları, adalet ve iş birliği kültürünün güçlendirilmesini de kapsıyor.</p>

<p>Dolayısıyla tarihler farklı olsa da verilen mesaj aynıdır:</p>

<p><strong>İnsanlığın geleceği savaşta değil, barıştadır.</strong></p>

<hr />
<h2><strong>Bugün dünyanın birçok yerinde savaş var</strong></h2>

<p>Dünya, geçmişte yaşanan büyük savaşların ardından “Bir daha asla” dedi.</p>

<p>Fakat aradan geçen onlarca yıla rağmen savaşlar sona ermedi.</p>

<p>Bugün de dünyanın farklı bölgelerinde insanlar silahların gölgesinde yaşamaya devam ediyor.</p>

<p><strong>Gazze’den Ukrayna’ya, Sudan’dan Myanmar’a, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nden dünyanın başka çatışma bölgelerine kadar milyonlarca insan savaşların doğrudan veya dolaylı sonuçlarıyla karşı karşıya.</strong></p>

<p>Savaşın adı, coğrafyası ve tarafları değişebiliyor.</p>

<p>Fakat sonuç çoğu zaman aynı oluyor: Ölüm. Yıkım. Yoksulluk. Korku. Göç.</p>

<p>Yetim kalan çocuklar. Parçalanan aileler. Ve yıllarca süren travmalar.</p>

<p>Savaş başladığında yalnızca askerler karşı karşıya gelmiyor.</p>

<p>Savaşın gerçek bedelini çoğu zaman siviller ödüyor.</p>

<hr />
<h2><img alt="Images (53)-1" class="detail-photo img-fluid" height="461" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/09/images-53-1.jpg" width="1200" /></h2>

<hr />
<h2><strong>Bir bavula sığdırılan hayatlar</strong></h2>

<p><strong>Savaşın en acı yüzlerinden biri zorunlu göç. İnsanların kendi iradeleriyle değil, hayatta kalabilmek için evlerini terk etmek zorunda kalması…</strong></p>

<p>Bir insanın doğduğu mahalleyi, yaşadığı evi, komşularını, okulunu, işini ve mezarlıkta yatan yakınlarını geride bırakması kolay değildir.</p>

<p>Çoğu insan savaş başladığında önce “Birazdan biter” diye düşünür.</p>

<p><strong>Sonra çatışmalar büyür. Elektrik kesilir. Su bulunamaz. Marketler kapanır. Okullar eğitime ara verir. Hastaneler çalışamaz hale gelir. Bombalar evlerin üzerine düşmeye başladığında ise insanlar artık yanlarına ne alabileceklerini düşünmeye başlar.</strong></p>

<p>Ve bazen bütün bir hayat birkaç parça eşyanın içine sığdırılır.</p>

<p>Bugün dünyada bu hikâyeyi yaşayan insanların sayısı yüz milyonlarla ifade ediliyor.</p>

<hr />
<p>Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin 2025 yılı sonu verilerine göre dünyada <strong>117,8 milyon insan</strong> savaş, çatışma, şiddet, zulüm veya insan hakları ihlalleri nedeniyle zorla yerinden edilmiş durumda. Bu, dünya üzerindeki yaklaşık her 70 kişiden birinin zorla yerinden edildiği anlamına geliyor.</p>

<p>Bu insanların 41,6 milyonu mülteci, 9 milyonu sığınmacı ve yaklaşık 68,7 milyonu kendi ülkesi içinde yerinden edilmiş kişilerden oluşuyor.</p>

<p>Bu rakamların arkasında ise istatistiklerden çok daha fazlası var.</p>

<p>Bir annenin çocuğunu koruma çabası… Bir babanın ailesini güvenli bir yere götürme telaşı… Okula gidemeyen çocuklar…</p>

<p>Evine dönemeyen yaşlılar… Kaybolan yakınlar…</p>

<p><strong>Ve “Bir gün evimize dönebilecek miyiz?” sorusu…</strong></p>

<hr />
<h2><img alt="Barış" class="detail-photo img-fluid" height="873" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/09/baris.webp" width="1200" /></h2>

<hr />
<h2><strong>Savaş yalnızca insanı öldürmez</strong></h2>

<p>Savaş denildiğinde akla öncelikle ölüm ve yaralanmalar geliyor. Oysa savaşın yıkımı çok daha geniştir.</p>

<p><strong>Savaş hastaneleri yok eder. Okulları kapatır. Köprüleri yıkar. Yolları kullanılmaz hale getirir. Enerji altyapısını tahrip eder. Tarım alanlarını etkiler. Fabrikaları durdurur. Limanları ve ticaret yollarını kesintiye uğratır.</strong></p>

<p>İnsanların çalışma hayatını sona erdirir. Çocukların eğitimini yıllarca geriye götürür.</p>

<p>Ve bütün bunların sonucunda yalnızca bugünün değil, geleceğin de kaybedilmesine neden olur.</p>

<p><strong>Bir bina yeniden yapılabilir. Bir yol yeniden asfaltlanabilir. Bir fabrika yeniden kurulabilir.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Fakat savaş nedeniyle eğitiminden kopan bir çocuğun kaybettiği yılları aynı şekilde geri getirmek mümkün değildir.</p>

<p>Savaşın insanlığa maliyetinin en ağır tarafı da budur.</p>

<hr />
<h2><strong>Savaşın ekonomik faturası da trilyonlarca dolar</strong></h2>

<p>Savaşların ekonomik bedeli de akıl almaz boyutlara ulaşıyor.</p>

<p>Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü'nün (SIPRI) verilerine göre dünya genelindeki askerî harcamalar 2025 yılında <strong>2 trilyon 887 milyar dolara</strong> ulaştı. Bu rakam, küresel askerî harcamaların üst üste 11'inci yıl arttığını gösteriyor.</p>

<p>Başka bir ifadeyle dünya, silahlanmaya devasa kaynaklar ayırıyor. Oysa aynı kaynakların bir bölümü eğitim, sağlık, yoksullukla mücadele, temiz su, iklim değişikliğiyle mücadele, altyapı ve kalkınma için kullanılabilseydi dünyanın geleceği çok farklı olabilirdi.</p>

<p>Şiddetin ekonomik maliyeti ise askerî harcamalardan çok daha büyük.</p>

<p>Institute for Economics &amp; Peace'in 2026 Küresel Barış Endeksi'ne göre şiddetin dünya ekonomisine maliyeti 2025 yılında <strong>21,8 trilyon dolar</strong> oldu. Bu miktar dünya ekonomik üretiminin yaklaşık yüzde 10,5'ine karşılık geliyor.</p>

<p>Yani savaş ve şiddet yalnızca savaş meydanlarında kaynak tüketmiyor.</p>

<p><strong>Üretimi düşürüyor. Ticareti bozuyor. Yatırımları azaltıyor. Enflasyonu artırabiliyor. Enerji ve gıda fiyatlarını etkiliyor. Kamu bütçeleri üzerindeki yükü büyütüyor.</strong></p>

<p>Ve ülkelerin kalkınma kaynaklarını güvenlik harcamalarına yönlendiriyor.</p>

<hr />
<h2><img alt="Images (57)-2" class="detail-photo img-fluid" height="674" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/09/images-57-2.jpg" width="1200" /></h2>

<hr />
<h2><strong>Savaşın faturası sofraya da geliyor</strong></h2>

<p>Savaşın olduğu ülkenin sınırları içinde kalacağını düşünmek büyük bir yanılgıdır. Bugünün dünyasında ekonomiler birbirine bağlı.</p>

<p>Bir bölgede yaşanan savaş enerji fiyatlarını etkileyebiliyor. Enerji fiyatlarındaki artış üretim maliyetlerini yükseltebiliyor.</p>

<p>Üretim maliyetleri arttığında gıda, ulaşım ve tüketim ürünlerinin fiyatları değişebiliyor.</p>

<p>Tedarik zincirleri bozulabiliyor. Deniz ve kara taşımacılığı aksayabiliyor.</p>

<p><strong>Yatırımcılar riskli bölgelerden uzaklaşabiliyor. Dünya Bankası da 2026 yılında Orta Doğu'daki çatışmaların enerji fiyatları, enflasyon ve borçlanma maliyetleri üzerinden küresel büyümeyi olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekti.</strong></p>

<p>Yani savaşın etkisi sınır kapısında bitmiyor.</p>

<p>Savaşın dalgası kilometrelerce uzağa ulaşabiliyor.</p>

<hr />
<h2><strong>Savaş yoksulluğu büyütüyor</strong></h2>

<p>Savaşın en ağır sonuçlarından biri de yoksulluk.</p>

<p>Dünya Bankası'na göre çatışma ve istikrarsızlık yaşayan ekonomilerde aşırı yoksulluk oranı yaklaşık yüzde 40'a ulaşırken, diğer gelişmekte olan ekonomilerde bu oran yüzde 6 seviyesinde bulunuyor.</p>

<p>Şiddetli çatışmaların kişi başına düşen gayrisafi yurt içi hasılayı beş yıl sonra yaklaşık yüzde 15 azaltabildiği belirtiliyor.</p>

<p>Bu da savaşın yalnızca bugünü değil, gelecek nesillerin refahını da çaldığını gösteriyor.</p>

<p>Çünkü savaş nedeniyle kapanan bir okul, yalnızca bir eğitim döneminin kaybı değildir.</p>

<p>İşsiz kalan bir genç, yalnızca bugünkü gelirini kaybetmez.</p>

<p>Yıkılan bir hastane, yalnızca bugünkü sağlık hizmetini ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Savaş, toplumların insan sermayesini tüketir.</p>

<hr />
<h2><img alt="Images (55)-1" class="detail-photo img-fluid" height="760" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/09/images-55-1.jpg" width="1200" /></h2>

<hr />
<h2><strong>En büyük bedeli çocuklar ödüyor</strong></h2>

<p>Savaşların en masum kurbanları çocuklar.</p>

<p>Onlar savaşın nedenini anlamadan savaşın sonucunu yaşıyor.</p>

<p>Bir çocuğun dünyası okul, oyun, arkadaşlık ve aileden oluşması gerekirken; savaş bölgelerinde bu dünyanın içine sirenler, bombalar, sığınaklar, göç yolları ve kayıplar giriyor.</p>

<p>UNHCR'nin verilerine göre 2025 sonunda zorla yerinden edilen insanların yaklaşık <strong>45 milyonu 18 yaşın altındaki çocuklardan</strong> oluşuyor.</p>

<p>Bir çocuğun evinden kopması yalnızca fiziksel bir yer değiştirme değildir.</p>

<p>Onun güven duygusu da yerinden edilir.</p>

<p>Çocuk, “Yarın ne olacak?” sorusuyla büyür.</p>

<p>Bu nedenle savaşın gerçek maliyetini yalnızca bugünün bilançosuyla hesaplamak mümkün değildir.</p>

<p>Savaş, geleceğin insanını da yaralar.</p>

<hr />
<h2><strong>Barış yalnızca silahların susması değildir</strong></h2>

<p>Peki barış nedir?</p>

<p>Barış, yalnızca savaşın olmadığı bir dönem değildir.</p>

<p><strong>Gerçek barış; insanların kendilerini güvende hissettiği, çocukların eğitim alabildiği, insanların temel haklarına ulaşabildiği, adalet mekanizmalarının çalıştığı, farklılıkların düşmanlık gerekçesi yapılmadığı ve sorunların silahla değil diyalogla çözülebildiği bir düzen demektir.</strong></p>

<p>Çünkü silahların susması ile barışın kurulması aynı şey değildir.</p>

<p>Bir ülkede silahlar sustuktan sonra bile yoksulluk devam ediyorsa…</p>

<p>İnsanlar evlerine dönemiyorsa…</p>

<p>Çocuklar okula gidemiyorsa…</p>

<p><strong>Toplumlar birbirine güvenmiyorsa…</strong></p>

<p>Adalet sağlanamıyorsa…</p>

<p>O ülkede savaşın izleri hâlâ yaşamaya devam ediyor demektir.</p>

<p><strong>Gerçek barış, savaşın bitmesinden sonra başlayan büyük bir yeniden inşa sürecidir.</strong></p>

<hr />
<h2><img alt="Images (56)" class="detail-photo img-fluid" height="797" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/09/images-56.jpg" width="1200" /></h2>

<hr />
<h2><strong>Dünyanın ihtiyacı daha fazla silah değil, daha fazla diyalog</strong></h2>

<p>Bugün dünyanın birçok bölgesinde silahlanma hızlanıyor. Güvenlik kaygıları büyüyor. Devletler savunma bütçelerini artırıyor.</p>

<p><strong>Ancak silahların çoğalması her zaman daha güvenli bir dünya anlamına gelmiyor.</strong></p>

<p><strong>Aksine, silahlanma yarışları karşılıklı güvensizliği büyütebiliyor.</strong></p>

<p>Savaşın önlenmesi ise yalnızca askerî güçle değil, diplomasiyle, ekonomik iş birliğiyle, uluslararası hukukla, insan haklarıyla ve toplumlar arasındaki iletişimle mümkün.</p>

<p>Barış masası, savaş meydanından daha güçlü hale gelmedikçe dünyanın kalıcı bir huzura kavuşması kolay görünmüyor.</p>

<hr />
<h2><strong>Barışın da bir maliyeti var ama karşılığı çok daha büyük</strong></h2>

<p><strong>Barış için de yatırım gerekiyor. Diplomasi gerekiyor. Eğitim gerekiyor. Kalkınma gerekiyor. Adalet gerekiyor.</strong></p>

<p>İnsan haklarına saygı gerekiyor. Toplumların birbirini anlaması gerekiyor.</p>

<p>Ama barışa yapılan yatırımın karşılığı, savaşın maliyetinden çok daha büyük.</p>

<p>Çünkü barış; fabrikaların çalışmasıdır. Tarlaların ekilmesidir. Çocukların okula gitmesidir.</p>

<p>Hastanelerin hastalara hizmet vermesidir. İnsanların işine güven içinde gitmesidir.</p>

<p>Ailelerin akşam aynı sofrada buluşmasıdır.</p>

<p>Bir annenin çocuğunun geleceğinden korkmamasıdır.</p>

<p>Bir insanın doğduğu toprakları terk etmek zorunda kalmamasıdır.</p>

<hr />
<h2><img alt="Images (54)-2" class="detail-photo img-fluid" height="1500" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/09/images-54-2.jpg" width="1200" /></h2>

<hr />
<h2><strong>Dünyanın her yerinde aynı dilek</strong></h2>

<p><strong>Diller değişiyor. Dinler değişiyor. Kültürler değişiyor. Bayraklar değişiyor. Coğrafyalar değişiyor. Ama savaşın acısı değişmiyor.</strong></p>

<p>Bir annenin çocuğunu kaybettiğinde duyduğu acının milliyeti yok.</p>

<p>Bir çocuğun korkusunun dini yok.</p>

<p>Evini kaybeden bir insanın acısının sınırı yok.</p>

<p>Bu nedenle barış da bütün insanlığın ortak değeridir.</p>

<p>Dünyanın neresinde olursa olsun bir insanın güven içinde yaşama hakkı vardır.</p>

<hr />
<h2><img alt="Thumbs B C 696B70728466Cb5Bccc208F53534B733" class="detail-photo img-fluid" height="675" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/09/thumbs-b-c-696b70728466cb5bccc208f53534b733.webp" width="1200" /></h2>

<hr />
<h2><strong>Bugün bir kez daha “Barış” demek</strong></h2>

<p>1 Eylül Dünya Barış Günü, bize çok basit ama çok güçlü bir gerçeği hatırlatıyor:</p>

<p><strong>İnsanlık savaşı normalleştirmemeli.</strong></p>

<p>Çocukların ölümünü rakamlara indirmemeli.</p>

<p>Göç eden milyonları yalnızca istatistik olarak görmemeli.</p>

<p>Savaşın ekonomik faturasını hesaplarken insan hayatının değerini unutmamalı.</p>

<p>Çünkü hiçbir siyasi hedef, hiçbir toprak anlaşmazlığı, hiçbir güç mücadelesi bir insan hayatından daha değerli değildir.</p>

<p><strong>Bugün dünyanın dört bir yanında savaşların gölgesinde yaşayan insanlara bakarak bir kez daha düşünmek zorundayız.</strong></p>

<p><strong>Barış, yalnızca savaşan tarafların masaya oturması değildir.</strong></p>

<p><strong>Barış, insanlığın ortak vicdanıdır.</strong></p>

<p><strong>Barış, çocuğun korkmadan uyumasıdır.</strong></p>

<p>Barış, annenin çocuğunu geleceğe güvenle hazırlamasıdır.</p>

<p>Barış, insanın evinden kaçmak zorunda kalmamasıdır.</p>

<p>Barış, başka bir ülkeye sığınmak zorunda kalmadan kendi ülkesinde güven içinde yaşayabilmektir.</p>

<p>Barış, bir ülkenin bütçesinin bombalara değil okullara, hastanelere ve geleceğe ayrılabilmesidir.</p>

<p>Ve belki de en önemlisi…</p>

<p><strong>Barış, insanın karşısındaki insanı düşman olarak değil, insan olarak görebilmesidir.</strong></p>

<hr />
<p><strong>Bugün 1 Eylül.</strong></p>

<p>Dünyanın dört bir yanında savaşların sürdüğü bir zamanda, hepimizin daha yüksek sesle söylemesi gereken bir söz var:</p>

<p><strong>Savaş değil, barış.</strong></p>

<p><strong>Ölüm değil, yaşam.</strong></p>

<p><strong>Nefret değil, dayanışma.</strong></p>

<p><strong>Kaçış değil, güven içinde yaşamak.</strong></p>

<p>Çünkü insanlığın gerçek zaferi, bir savaş kazanmak değil; <strong>savaşa gerek kalmayacak bir dünya kurabilmektir.</strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>OSMAN KANTARLIOĞLU</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>TARİHTE BUGÜN</category>
      <guid>https://www.politikam.com/1-eylul-dunya-baris-gunu-savasin-ortasinda-barisi-savunmak</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 11:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://politikamcom.teimg.com/crop/1280x720/politikam-com/uploads/2026/09/dunya-baris-gunu.jpg" type="image/jpeg" length="13842"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Atatürk'ün ağzından 30 Ağustos Zaferi]]></title>
      <link>https://www.politikam.com/ataturkun-agzindan-30-agustos-zaferi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/ataturkun-agzindan-30-agustos-zaferi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[30 Ağustos 1922’de kazanılan Büyük Zafer’in ardından Dumlupınar’da konuşan Mustafa Kemal Atatürk, savaşın kritik anlarını, Türk ordusunun ilerleyişini ve zaferin Cumhuriyet açısından taşıdığı anlamı yıllar öncesinden bugünlere aktardı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<hr />
<p><strong>Rumi 1338 Miladi 1922: Mustafa Kemal, Dumlupınar'da Meçhul Asker Anıtı'nın temel atma töreninde konuşmaktadır...</strong></p>

<p>30 Agustos Meydan Muharebesi'ni <strong>Mustafa Kemal Atatürk</strong> bizzat anlatıyor.</p>

<p>Birinci Dünya Savaşı'ndan yenik çıkmış, elinden silahları alınmış, ordusu terhis edilmiş Osmanlı İmparatorluğu artık yoktur. 1918 yılında Anadolu, Batılı emperyalist ülkeler tarafindan işgal edilmektedir. Bu duruma karşı yer yer direnişler başlamıştır. Bir kısım silahlar ise Anadolu'nun içerisine kaçırılıp saklanmıştır.<br />
15 Mayıs 1919 tarihinde Yunan ordusu da İzmir'i İşgal eder.</p>

<hr />
<p><strong>Mustafa Kemal, işgale karşı direnişi ve kurtuluşu örgütlemek için Anadolu'ya geçer ve 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun'a çıkar. Bu büyük mücadele 30 Ağustos 1922 tarihinde, tam 104 yıl önce doruğa ulaşır. Mustafa Kemal, Başkomutanlık Meydan Muharebesi olarak tarihe geçen, "Kurtuluşun ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun müjdesi" olarak tanımladığı savaş günlerini ve anlamını Büyük Zaferin 2. Yıl Dönümünde, tam da savaşın geçtiği Dumlupınar'da yaptığı konuşmasında bütün canlılığı ile anlatır. Meçhul Asker Anıtı'nın temelinin atıldığı gün yaptığı o uzun, tarihi konuşmasının bazı paragraflarlarında şu cümleleri kurar:</strong></p>

<hr />
<blockquote>
<p><i>"......Hiç şüphe etmemelidir ki yeni Türk Devleti’nin, genç Türk Cumhuriyeti’nin temeli burada tarsin olundu (sağlamlaştırıldı). Hayat-ı ebediyesi burada tetvic olundu (taçlandırıldı). Bu sahada akan Türk kanları, bu semada pervaz eden (uçuşan) şehit ruhları devlet ve Cumhuriyetimizin ebedi muhafızlarıdır......"</i></p>

<p><i>"........Efendiler, kendilerine bir milletin talihi tevdi olunan adamlar, milletin kuvvet ve kudretini yalnız ve ancak yine milletin hakiki ve kabil-i istihsal menfaatleri yolunda kullanmakla mükellef olduklarını bir an hatırlarından çıkarmamalıdırlar. Bu adamlar düşünmelidirler ki bir memleketi zapt ve işgal etmek o memleketlerin sahiplerine hâkim olmak için kâfi değildir. Bir milletin ruhu zapt olunmadıkça, bir milletin azim ve iradesi kırılmadıkça, o millete hâkim olmanın imkânı yoktur...."</i></p>

<p><i>".......Efendiler!<br />
Asırlardan beri Türkiye’yi idare edenler çok şeyler düşünmüşlerdir, fakat yalnız bir şeyi düşünmemişlerdir: Türkiye’yi. Bu düşüncesizlik yüzünden Türk vatanının, Türk milletinin duçar olduğu zararları ancak bir tarzda telafi edebiliriz: O da artık Türkiye’de Türkiye’den başka bir şey düşünmemek. Ancak bu zihniyetle hareket ederek her türlü selamet ve saadet hedeflerine vasıl olabiliriz......"</i></p>
</blockquote>

<hr />
<p><strong>* Beş gün beş gece süren büyük mücadele!</strong></p>

<p>Mustafa Kemal Meçhul Asker Anıtı'nın temel atma töreninde 30 Ağustos Zaferinin safhalarını anlatıyor:</p>

<p>Efendiler!<br />
Erkânı Harbiye-i Umumiye Reisi Fevzi Paşa Hazretlerinin verdiği kıymetli izahatla burada hazır olanlar, Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Muharebesi'nin ve netice-i katiye veren 30 Ağustos muharebesinin suret-i cereyanı hakkında bir fikr-i icmal edinmişlerdir. Beş gün bilâ-fasıla geceye gündüzlü devam eden en büyük meydan muharebesinin mahiyet-i hakikiyesi bugün verilen tafsilattan ziyade, yarın tarihin hakemleri erbab-ı tetebbuun tetkik ve muhakemeleri okunduğu zaman daha bariz, daha şümullü bir surette anlaşılacaktır.</p>

<p>Mustafa Kemal, konuşmasında savaş şartlarında, işgal altında kurulan Meclis'in, dolayısıyla Türk Milletinin kendisine güvenerek verdiği Başkomutanlık görevinden duyduğu mutluluğu, "hissettiğim bahtiyarlığı ifade edemem." diyerek dile getiriyor. Muharebeyi safha safha anlatıyor.</p>

<hr />
<p><img alt="0C0C4Ca8 30Cf 4A91 B47A 8A0C5B1F72Be" class="detail-photo img-fluid" height="1741" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/09/0c0c4ca8-30cf-4a91-b47a-8a0c5b1f72be.jpg" width="2048" /></p>

<hr />
<p><strong>*Yıl 1922, Ağustos'un 30. Günü.</strong></p>

<p>Efendiler! Tıpkı bugün gibi 38 senesi (Rumi 1338 miladi 1922) Ağustos'un 30'uncu günü saat ikide, şimdi hep beraber bulunduğumuz bu noktaya gelmiştim. Bu<br />
üzerinde bulunduğumuz sırtlarda kahraman 11. Fırkamız, şu karşıki tepelerde muharebeye mecbur edilen düşman kuva-yi asliyesine taarruz için yayılarak ilerlemekte bulunuyordu. Şu gördüğümüz Çalköyü alevler ve dumanlar içinde yanıyordu. Beni buraya kadar getiren saikin ne olduğunu izah için hatırladığım bir iki noktayı burada tekrar edeceğim.</p>

<hr />
<p><strong>*Yunan ordusu kuşatılmak üzeredir.</strong></p>

<p>29/30 Ağustos gecesi sabaha karşı Garp Cephesi Harekât Şubesi Müdürü Tevfik Bey, son raporu Mustafa Kemal'e ulaştırır: "Karahisar'da Belediye Dairesi'ndeki odada yatmakta idim. Beni uyandıran Tevfik Bey'in gösterdiği haritaya baktım. Hemen yataktan fırladım. Arkadaşlar, haritada gördüğüm şey şu idi ki ordularımız düşman kuva-yi mühimmesini şimalden, cenuptan, garptan ihataya (kusatmaya)müsait bir vaziyet almış bulunuyorlardı.</p>

<hr />
<p><strong>* Mustafa Kemal, Fevzi ve İsmet Paşalarla birlikte son durumu değerlendirir.</strong></p>

<p>"Derhal Fevzi ve İsmet Paşaları çağırınız!" dedim. Üçümüz toplandık. Vaziyeti bir daha mütalaa ettik ve katiyetle hükmettik ki Türk'ün hakiki halas (kurtuluş) güneşi 30 Ağustos sabahı ufuktan bütün şaşasıyla tulu edecektir (doğacaktır).</p>

<p>Fevzi Paşa Hazretlerinden, bizzat Altıntaş ve cenubundan hareket eden İkinci Ordumuzun ve bunun daha garbında bulunan Süvari Kolordumuzun nezdine giderek tasavvurumuza göre harekâtı tanzim buyurmasını kendilerinden rica ettim.<br />
Dördüncü Kolordusu ile istihdaf ettiğimiz düşman kısm-ı küllisini cenuptan takip eden Birinci Ordu Karargâhı'na da ben bizzat gidecektim.</p>

<hr />
<p><strong>* İsmet İnönü karargahta kalır</strong></p>

<p>İsmet Paşa'nın karargâhta kalıp vaziyet-i umumiyeyi idare etmesini münasip gördüm. Fevzi Paşa Hazretleri şimale hareket ederken ben de otomobil ile şimendifer güzergâhını takiben garba hareket ettim. Akçaşar'da Birinci Ordu Karargâhı'na saat 9'dan evvel idi ki vasıl olmuştum. Ordu kumandanına bir taraftan cephenin tahrirî emri tevdî olunurken ben de kendisine şifahen vaziyeti izah ettim ve Dördüncü Kolordu'nun tekmil fırkalarıyla sürat ve şiddetle işte bu köyün, Çalköyü'nün garbındaki düşman kısım-ı küllisini ihata edecek surette muharebeye mecbur etmesini emrettim. Ve ilave ettim ki düşman ordusu behemehal imha olunacaktır.</p>

<hr />
<p><strong>* Yunanlı subay emri duyunca baygınlık geçirir.</strong></p>

<p>Bu safha da Yunan Orduları Komutanı General Trikopis ve ordusu Türk askerleri tarafından kuşatılmak üzeredir. Mustafa Kemal Birinci Ordu Karargâhındaki esir Yunan subayları ile de görüşür:</p>

<p>"Ordu kumandanı benim yanımda telefonla Kolordu Kumandanı Kemalettin Sami Paşa’yı buldu. Benim oraya geldiğimi ve emrimin ne olduğunu tebliğ etti. Bir müddet bu karargâhta kaldım. Mütemadiyen gelen muhtelif rütbedeki esir zabitanla görüştüm. Bunlardan biri erkân-ı harp zabiti idi.</p>

<p>Zavallı verdiği malumat meyanında istemeyerek başkumandan vazifesini alan General Trikopis’in ve İkinci Kolordu Kumandanı General Digenis’in de bizim çevirmek istediğimiz çemberin içinde bulunduğunu ifade etmiş oldu. Derhal yanımda bulunan ordu kumandanına "Kemalettin Paşa’yı bulunuz. Bizzat Trikopis’le beraber bütün düşman generallerini behemehal esir etmesini söyleyiniz" dedim.</p>

<p>Bu emir derakap telefonla tebliğ olundu. Zavallı esir zabit, benim bu emrimi işitir işitmez ikram ettiğim çayı içemeyerek büyük bir baygınlık geçirdi. Daha fazla bu ordu karargâhında kalamazdım. Muharebe vaziyetini gözümle görmek benim için mukavemetsiz bir ihtiyaç oldu. Ordu kumandanını da beraber alarak Dördüncü Kolordu kumandanının tarassut için bulunduğu şu istikametteki bir tepeye geldik (Arpalık civarında).</p>

<hr />
<p><strong>* Mustafa Kemal, ateş hattına gider.</strong></p>

<p>Çalköyü garbında ve şimalinde patlayan topların tarakalarını işitiyordum. Oradan vaziyeti dürbün ile tetkike uğraşmak bana sıkıntılı geldi. Daha ileriye, ateş yerine gitmek için kati bir lüzum ve ihtiyaç hissediyordum ve bu noktayı, şimdi üzerinde bulunduğumuz bu tepeyi gösterdim. "Oraya gitmek lazımdır ve buyurun gidelim" dedim. Otomobillere atladık, bu tepeye gelen yola dahil olduk. Ara sıra güzergâhımızın soluna düşman mermileri düşüyordu. Dördüncü Kolordu’nun fırkaları şarktan garba güzergâhımızı katederek seri hatvelerle ilerliyorlardı. Biraz evvel dediğim gibi saat ikide şuraya çıkmış bulunuyorduk. Düşman kuvvetlerini gündüz gözüyle tamamen ihata etmek ve düşmanın muannidane müdafaa ettiği muharebe mevzilerine süngü hücumlarıyla dahil olarak netice-i katiye almak elzemdi.</p>

<p>Bunun için bütün kıtaatın azami fedakârlıkla ilerlemesini ve bütün bataryalarımızın, hatta mesturiyete bakmaksızın, ateş mevzilerine girip düşman mevzilerini sarsmasını istiyordum. Yanımdaki kumandanlar bu nokta-i nazarlarımı anlar anlamaz derhal ve en asabi bir surette faaliyete geçtiler. Maatteessüf şimdi ismini hatırlayamadığım, yanımda bulunan bir süvari zabitine birkaç kelime not ettirerek düşman mevzilerini şimalden saran İkinci Ordu’ya gönderdim. Ve şifahen burada benden işittiklerini onlara da söylemesini emrettim.</p>

<p>Bu zabit vazifesini yapmış ve birkaç saat sonra tekrar yanıma gelerek malumat da vermişti. On Birinci Fırka’nın kahraman kumandanı Derviş Bey bizzat ileriye atılarak bütün kuvvetiyle düşman mevziine ilerliyordu. Kolordu Kumandanı Kemalettin Paşa cenuptan ve garptan düşmana saldırdığı diğer fırkalarına yeniden yeniye teşdit ve tesri-i harekât için emirlerini isal ediyordu. İkinci Ordu’nun 16. ve 65. fırkaları düşmanla ciddi muharebeye girişiyorlar, diğer fırkaları da ihata dairesini darlaştırıyorlardı. Bunları görüyordum. Süvari kolumuzun daha garptan düşmanın arkasını kesmek üzere bulunduğunu bana haber getiren süvari zabiti söylemişti.</p>

<hr />
<p><strong>* "Düşman komutanının çırpınışını görüyor gibiydim."</strong></p>

<p>Arkadaşlar! Saat ilerledikçe gözlerimin önünde inkişaf eden manzara şu idi: Düşman başkumandanının şu karşıki tepede son gayretiyle çırpındığını görüyor gibiydim. Bütün düşman mevzilerinin de büyük bir heyecan ve helecan vardı. Artık toplarının, tüfeklerinin ve mitralyözlerinin ateşlerinde sanki öldürücü hassa kalmamıştı. Bu ovadan, şimalden ve cenuptan birbirini velyeden avcı hatlarımızın, guruba yaklaşan güneşin son şuaatıyla parlayan süngüleri her an daha ileride görülüyordu. Düşman mevaziini saran bir daire üzerinde mevzi almış olan bataryalarımızın fasılasız ve amansız ateşleri düşman mevaziini, içinde barınılmaz bir cehennem haline getiriyordu. Güneş mağribe yaklaştıkça ateşli, kanlı ve ölümlü bir kıyametin kopmak üzere olduğu bütün ruhlarda hissolunuyordu.<br />
Bir an sonra cihanda büyük bir inhidam (yıkım) olacaktı. Ve beklediğimiz halas (kurtuluş) güneşinin tulu (yükselmesi) edebilmesi için bu inhidam lazımdı.<br />
Zulmetler içinde inhidam vuku bulmalı idi. Hakikaten semanın karardığı bir dakikada Türk süngüleri, düşman dolu o sırtlara hücum ettiler.</p>

<p>Artık karşımda bir ordu, bir kuvvet kalmamıştı. Kâmilen mahvolmuş, perişan bir bakiyetü’s-süyuf (kılıçtan kurtulanlar) kitlesi bulunuyordu. Kendilerinin dediği gibi pür havf ve lerzan, bîşekil bir kitle, acayip bir halita halinde firar için fürce arıyordu. Artık gecenin koyulaşan zulmeti neticeyi gözle görmek için güneşin tekrar şarktan tuluuna intizarı zaruri kılıyordu.<br />
* Mustafa Kemal, savaş alanının halinden duydugu üzüntüyü ifade eder.</p>

<hr />
<blockquote>
<p><i>Efendiler!<br />
Ertesi günü tekrar bu muharebe meydanını dolaştığım zaman, ordumuzun ihraz ettiği zaferin azameti ve buna mukabil hasım ordusunun duçar edildiği felaketin dehşeti beni çok mütehassis etti. karşıki sırtların gerilerindeki bütün vadiler, bütün dereler, bütün mahfuz ve mestur yerler bırakılmış toplarla, otomobillerle ve namütenahi teçhizat ve malzeme ile ve bütün bu metrukâtın<br />
aralarında yığınlar teşkil eden ölülerle toplanıp karargâhlarımıza sevk olunmakta bulunan sürü sürü esir kafileleri hakikaten bir mahşeri andırıyordu.</i></p>

<p><i>Bu dar ateş ve savlet çemberinden bugün için kurtulabilenler birkaç bin kişilik bakiyetü’s-süyuftan ibaret idi. Fakat onlar da daha büyük Türk çemberi içinden çıkmaya muvaffak olamayarak başlarında başkumandanları bulunduğu halde beyaz bayrak çekmeye mecbur olmuşlardı.</i></p>

<p><i>Efendiler, Ağustos’un otuz birinci günü takriben zevalde idi ki, yine bu Çalköyü’nde, yıkık bir evin avlusu içinde İsmet Paşa ve Fevzi Paşa ile buluştuk. Kırık kağnı arabalarının döşeme ve oklarına ilişerek bundan sonraki vaziyeti mütalaa ettik. Kazandığımız meydan muharebesinin bütün seferi hitama erdirebilecek bir azamet ve ehemmiyette olduğunda ittifak ettik.</i></p>
</blockquote>

<hr />
<p><strong>* Ve artık Türk Ordusu İzmir'e doğru yürüyecektir!</strong></p>

<p>Şimdi Bursa istikametinde çekilen düşman kuvvetlerini mahvetmekle beraber bütün ordu-yı asli ile bilâ-aram (hiç ara vermeden) İzmir’e yürüyecektik.<br />
Efendiler!<br />
Bugünden sonra İzmir’de “Akdeniz”i, Mudanya’da “Marmara”yı görmek için 8-9 günlük bir zaman kâfi gelmiştir. Fakat hatırlatmalıyım ki bugüne, bu üzerinde bulunduğumuz tepeye, bu yanık Çalköyü’ne gelebilmek için yalnız Sakarya’dan itibaren sarf ettiğimiz zaman tam bir senedir. Fakat bu tespit ettiğimiz zaferi ihzar edebilmek için bir seneyi çok bulmazsınız zannederim.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Efendiler, harp, muharebe, nihayet meydan muharebesi yalnız karşı karşıya gelen iki ordunun çarpışması değildir. Milletlerin çarpışmasıdır. Meydan muharebesi milletlerin bütün mevcudiyetleriyle, ilim ve fen sahasındaki seviyeleriyle, ahlaklarıyla, harslarıyla, hülasa bütün maddi ve manevi kudret ve faziletleriyle ve her türlü vasıtalarıyla çarpıştığı bir imtihan sahasıdır. Bu sahada, çarpışan milletlerin hakiki kuvvet ve kıymetleri ölçülür. Netice yalnız kuvve-i cismaniyenin değil, bütün kuvvetlerin, bilhassa ahlaki ve harsi kuvvetin tefevvukunu mertebe-i sübuta vardırır.</p>

<p>Bu sebeple meydan muharebesinde yenilen taraf milletçe ve memleketçe, bütün mevcudiyet-i maddiye ve maneviyesiyle mağlup sayılır. Böyle bir akıbetin ne kadar feci olabileceğini tahmin edersiniz. Mahv ve izmihlal yalnız cidal sahasında bulunan orduya münhasır kalmaz. Asıl, ordunun mensup olduğu millet, feci akıbetlere uğrar. Tarih, başlarındaki tacidarların, haris politikacıların birtakım hayalî emellerle vasıtası mevkiine düşen müstevli orduların, müstevli milletlerin uğradığı bu nevi feci akıbetlerle malamaldır (doludur).</p>

<hr />
<blockquote>
<p><br />
<i>Efendiler!<br />
Türk vatanını fethetmek fikrini, Türk’ü esir etmek hayalini umumi, maşeri bir fikir haline koymaya çalışanların da layık oldukları akıbetten kurtulamamış olduklarını gözlerimizle gördük.</i></p>

<p><i>Efendiler!<br />
Kendilerine bir milletin talihi tevdi olunan adamlar, milletin kuvvet ve kudretini yalnız ve ancak yine milletin hakiki ve kabil-i istihsal menfaatleri yolunda kullanmakla mükellef olduklarını bir an hatırlarından çıkarmamalıdırlar. Bu adamlar düşünmelidirler ki bir memleketi zapt ve işgal etmek o memleketlerin sahiplerine hâkim olmak için kâfi değildir. Bir milletin ruhu zapt olunmadıkça, bir milletin azim ve iradesi kırılmadıkça, o millete hâkim olmanın imkânı yoktur.</i></p>

<p><i>Halbuki asırların mevludu olan bir ruh-ı milliye, kavi ve daimi bir irade-i milliyeye hiçbir kuvvet mukavemet edemez.<br />
Mahkûm olmak istemeyen bir milleti, taht-ı esaretinde tutmaya muktedir olacak kadar kuvvetli müstebitler artık bu dünya yüzünde<br />
kalmamıştır. Türk milleti son mücadalatıyla, bilhassa burada ihraz ettiği zaferle, izhar ettiği azim ve irade ile malum olan bu hakayıkı bir defa daha sine-i tarihe çelik kalemle hakketmiş bulunuyor.</i></p>

<p><i>Efendiler!<br />
Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Muharebesi ve onun son safhası olan bu 30 Ağustos muharebesi Türk tarihinin en mühim bir dönüm noktasını teşkil eder. Tarih-i millimiz çok büyük ve çok parlak zaferlerle doludur. Fakat Türk milletinin burada ihraz ettiği zafer kadar netice-i katiyeli ve bütün tarihe, yalnız bizim tarihimize değil, cihan tarihine yeni cereyan vermekte kati tesirli bir meydan muharebesi hatırlamıyorum.</i></p>

<p><i>Hiç şüphe etmemelidir ki yeni Türk Devleti’nin, genç Türk Cumhuriyeti’nin temeli burada tarsin olundu (sağlamlaştırıldı) Hayat-ı ebediyesi burada tetvic olundu (taçlandırıldı) Bu sahada akan Türk kanları, bu semada pervaz (uçuşan) eden şehit ruhları devlet ve Cumhuriyetimizin ebedi muhafızlarıdır.</i></p>
</blockquote>

<hr />
<p>Burada esasını vazettiğimiz "Şehit Asker" abidesi işte o ruhları, o ruhlarla beraber gazi arkadaşlarını, fedakâr ve kahraman Türk milletini temsil edecektir. Bu abide Türk vatanına göz dikeceklere Türk’ün 30 Ağustos günündeki ateşini, süngüsünü, savletini, kudret ve iradesindeki şiddeti hatırlatacaktır.<br />
Efendiler!<br />
Bu muazzam zaferin muhtelif âmilleri fevkinde en mühimi ve âlisi Türk milletinin bilâkayduşart hâkimiyetini eline almış olmasıdır. Bu hadisenin tarihimizde ve bütün cihanda ne büyük, ne feyizli bir inkılap olduğunu izaha lüzum görmem. Milletimizin uzun asırlardan beri hanlar, hakanlar, sultanlar, halifeler elinde, onların tahakküm ve istibdadı altında ne kadar ezildiğini, onların hırslarını temin yolunda ne kadar büyük felaketlere ve zararlara uğradığını düşünürsek, milletimizin hâkimiyetini eline almış olması hadisesinin bütün azamet ve ehemmiyeti nazarlarımızda tecelli eder.</p>

<p>Gerçi büyük zaferin ferdasına kadar İstanbul’da halife ve sultan namı altında bir şahıs ve onun işgal ettiği hilafet ve saltanat unvanıyla bir makam vardı. Fakat bu zaferden sonra millet o makamları ve o makam sahiplerini layık olduğu akıbete isal etti (kavuşturdu).</p>

<hr />
<p><strong>Efendiler!<br />
Hâkimiyet-i milliye öyle bir nurdur ki onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, mahvolur. Milletlerin esareti üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkûmdurlar. Avrupa’nın ortasından ta Şark’ın öbür ucundaki binlerce senelik memleketlere bakacak olursak, Osmanlı İmparatorluğu’nun istihkak ettiği talihi daha güzel anlayabiliriz.<br />
Arkadaşlar, saraylarının içinde Türk’ten gayrı unsurlara istinat ederek, düşmanlarla ittifak ederek Anadolu’nun, Türklüğün aleyhine yürüyen çürümüş gölge adamlarının Türk vatanından tardı, (atılması) düşmanların denize dökülmesinden daha rehakâr (kesin) bir harekettir.</strong></p>

<p>Türk milletinin mübarek vedia-i ecdat olan bu topraklarda tam manasıyla efendi olarak yaşaması ancak o fuzuli ve bîmana olduktan başka, mevcudiyetleri mahz-ı zarar ve felaket olan makamların bertaraf edilmesiyle mümkün olabilirdi.</p>

<hr />
<p>Efendiler!<br />
Onlar yüzünden Türk vatanının ve Türk milletinin geçirdiği kederleri, elemleri hissetmemiş bir ferdimiz yoktur. Bu kadar matemler ve felaketler geçirdikten sonra elbette Türk öğrenmiştir ki vatanı yeniden yapmak ve orada mesut ve hür yaşayabilmek için behemehal hâkimiyetine sahip kalmak ve Cumhuriyet bayrağı altında bütün evlatlarını toplu ve dikkatli bulundurmak lazımdır.</p>

<p>Efendiler!<br />
Asırlardan beri inleyerek feryat eden, fakat müstebitlerin, muğfillerin, cahillerin vücuda getirdikleri manialarla canhıraş sedasını milletin kulağına isma edemeyen zavallı vatan, bugün diyor ki can kulağınızı harap olmuş, sinesinde en derin ıstıraplar duymuş validenizin samimi hitabına daima açık bulundurunuz.</p>

<p>Efendiler!<br />
Asya’da, Avrupa’da, Afrika’da hükümran olmak kudret ve kabiliyetini göstermiş olan ecdadımız vaktinde bu sadayı işitmekten menedilmemiş olsalardı, Türk camiasının, Türk mefkûresinin, Türk menafiinin mahfuz ve feyizdar olacağı anavatana bugünkü şekl-i harabisinde mi tevarüs ederdik?</p>

<p>Efendiler!<br />
Artık vatan imar istiyor, zenginlik ve refah istiyor. İlim ve marifet, yüksek medeniyet, hür fikir ve hür zihniyet istiyor. Şeref, namus, istiklal, hakiki varlık, vatanın bu taleplerini tamamen ve serian yerine getirmek için esaslı ve ciddi bir surette çalışmayı emreder.</p>

<p>Efendiler!<br />
Asırlardan beri Türkiye’yi idare edenler çok şeyler düşünmüşlerdir, fakat yalnız bir şeyi düşünmemişlerdir: Türkiye’yi. Bu düşüncesizlik yüzünden Türk vatanının, Türk milletinin duçar olduğu zararları ancak bir tarzda telafi edebiliriz: O da artık Türkiye’de Türkiye’den başka bir şey düşünmemek. Ancak bu zihniyetle hareket ederek her türlü selamet ve saadet hedeflerine vasıl olabiliriz.</p>

<p>Efendiler!<br />
Bizim milletimiz vatan için, hürriyeti ve hâkimiyeti için fedakâr bir halktır, bunu ispat etti. Milletimiz yaptığı inkılabın kıskanç müdafiidir de. Benliğinde bu faziletler yerleşmiş bir milleti yürümekte olduğu doğru yoldan hiçbir kimse, hiçbir kuvvet alıkoyamaz!</p>

<p>Efendiler!<br />
Milletimiz hâkimiyetini eline aldığı gün, bilmeyen kalmamıştır, en karanlık felaketlerin, en derin uçurumu kenarında bulunuyordu. Kuvve-i maddiyesi yıprattırılmış, vesait-i müdafaası gasp olunmuş, maneviyatı, mukaddesatı duçar-ı tecavüz olmuş elim bir vaziyette bulunuyordu. Bütün bunlara rağmen mevcudiyetini ve istiklalini kurtarmaya karar verdi. Bu kararında muvaffak olabilmek için bütün milletin kendine bir hedef ve hareket tespit etmesi lazım geliyordu. Bütün milletin, o hedef üzerinde behemehal muvaffak olmayı gaye-i emel telakki etmesi icap ediyordu. Millet bütün mevcudiyetiyle, bütün fedakârlığı ile, bütün imanıyla o hedefe beraber yürüsün ve behemehal muvaffak olsun lazımdı. Efendiler, o hedef burası idi. Gaye-i emel olan muvaffakiyet burada ihraz olunan zafer idi.</p>

<hr />
<p>Efendiler!<br />
Milletimiz bundan sonraki mesaisinde de muvaffak olabilmek için, millî hedefini bütün vuzuh ve katiyetiyle, tekmil vatandaşların nazarında ve vicdanında bütün parlaklığı ile tespit etmiş bulunuyor, isterseniz benim burada hedef dediğim şeyi, siz milletin mefkûresi tesmiye ediniz. Fakat bu unvanı verirken dikkat ediniz ki hayalî bir manaya kendimizi kaptırmayalım.</p>

<p>Efendiler!<br />
Milletimizin hedefi, milletimizin mefkûresi bütün cihanda tam manasıyla medeni bir heyet-i içtimaiye olmaktır. Bilirsiniz ki dünyada her kavmin mevcudiyeti, kıymeti, hakk-ı hürriyet ve istiklali, malik olduğu ve yapacağı medeni eserlerle mütenasiptir. Medeni eser vücuda getirmek kabiliyetinden mahrum olan kavimler, hürriyet ve istiklallerinden tecrit olunmaya mahkûmdurlar. Tarih-i beşeriyet baştan başa bu dediğimi teyit etmektedir.</p>

<p>Medeniyet yolunda yürümek ve muvaffak olmak, şart-ı hayattır. Bu yol üzerinde tevakkuf edenler veyahut bu yol üzerinde ileri değil geriye bakmak cehil ve gafletinde bulunanlar, medeniyet-i umumiyenin huruşan seli altında boğulmaya mahkûmdurlar.</p>

<p>Efendiler!<br />
Medeniyet yolunda muvaffakiyet teceddüde vabestedir, içtimai hayatta, iktisadi hayatta, ilim ve fen sahasında muvaffak olmak için yegâne tekamül ve terakki yolu budur. Hayat ve maişete hâkim olan ahkâmın, zaman ile tagayyür, tekâmül ve teceddüdü zaruridir. Medeniyetin ihtiraları, fennin harikaları, cihanı tahavvülden tahavvüle duçar ettiği bir devirde, asırlık köhne zihniyetlerle, maziperestlikle muhafaza-i mevcudiyet mümkün değildir. Medeniyetten bahsederken şunu da katiyetle beyan etmeliyim ki medeniyetin esası, terakki ve kuvvetin temeli aile hayatındadır. Bu hayatta fenalık, muhakkak içtimai, iktisadi, siyasi azcı mucip olur. Aileyi teşkil eden kadın ve erkek unsurların hukuk-ı tabiiyelerine malik olmaları, aile vazifelerini idareye muktedir bulunmaları lazımedendir.</p>

<hr />
<p>Efendiler!<br />
Milletimiz burada tespit ettiğimiz büyük zaferden daha mühim bir vazife peşindedir. O zaferin idraki milletimizin iktisat sahasındaki muvaffakiyetleriyle mümkün olacaktır. Bilirsiniz ki iktisaden zayıf bir bünye fakr ve sefaletten kurtulamaz, kuvvetli bir medeniyete, refah ve saadete kavuşamaz, içtimai ve siyasi felaketlerden yakasını kurtaramaz. Memleketin idaresindeki muvaffakiyet de iktisadındaki müktesebat derecesiyle mütenasip olur. )<br />
Hiçbir medeni devlet yoktur ki ordu ve donanmasından evvel iktisadını düşünmüş olmasın. Memleket ve istiklal müdafaası için vücudu lazım olan bütün kuvvetler ve vasıtalar iktisadiyatın inbisat ve inkişafıyla mükemmel olabilir.</p>

<p>Milletimizin muttasıf olduğu kuvvetli seciye, sarsılmaz irade, ateşin milliyetperverlik, iktisadi muvaffakiyetten nebean edecek feyizlerle de layık olduğu derecede takviye olunmak zaruridir. Asır mübarezesinde milletimizi muvaffak edecek bir iktisadi hayat teminini istihdaf eden umumi maarif ve terbiye sistemlerimiz, her gün daha çok esaslaşacak ve elbette muvaffak olacaktır.</p>

<p>Efendiler!<br />
Artık bugün hayat ve insaniyet icapları bütün hakikatiyle tecelli etmiştir. Bunlara mugayir olan rivayetler ahlak ve imana esas olmaz. Hakikat tecelli edince kizb ortadan kalkar. Safsatalar, hurafeler kafalardan çıkmalıdır. Her türlü teali ve tekemmüle müstait olan milletimizin içtimai ve fikri inkılap hatvelerini kısaltmak isteyen maniler behemehal bertaraf edilmelidir.</p>

<hr />
<p>Efendiler!<br />
Son sözlerimi münhasıran memleketimiz gençliğine tevcih etmek istiyorum.<br />
Gençler!<br />
Cesaretimizi takviye ve idame eden sizsiniz. Siz almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile, insanlık meziyetinin, vatan muhabbetinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız.</p>

<p>Ey yükselen yeni nesil! İstikbal sizindir. Cumhuriyet'i biz tesis ettik, onu ilâ ve idame edecek sizsiniz.<br />
Arkadaşlar, bu gaza ve şehadet diyarını terk ederken "Şehit Asker"i hep beraber hürmet ve tazimle selamlayalım.</p>

<hr />
<p><strong>Kaynak: Yapı Kredi Yayınları 'Cumhuriyetin İlk Yılı / 29 Ekim 1923 - 29 Ekim 1924' kitabı- Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi 31 Ağustos 1924</strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Kaynak: Yapı Kredi Yayınları 'Cumhuriyetin İlk Yılı / 29 Ekim 1923 - 29 Ekim 1924' kitabı- Hâkimiyet</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MANŞET, TARİHTE BUGÜN</category>
      <guid>https://www.politikam.com/ataturkun-agzindan-30-agustos-zaferi</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 10:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://politikamcom.teimg.com/crop/1280x720/politikam-com/uploads/2026/09/7f6db440-c7b7-4bd7-a598-96b11e69dec7.jpg" type="image/jpeg" length="71516"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[1 Eylül 1990 Cumartesi: ANAP’ta huzursuzluk]]></title>
      <link>https://www.politikam.com/1-eylul-1990-cumartesi-anapta-huzursuzluk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/1-eylul-1990-cumartesi-anapta-huzursuzluk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Politika Gazetesi 1 Eylül 1990 Pazartesi günü yayımlanan sayısında, bazı isimlerin delege seçilmemesi bazı üyelerin kapı kapı dolaşarak partiye yeni üyeler kaydetmesini manşet haber olarak okurlarıyla paylaşmış. Merkez İlçe Başkanı Hasan Tunceli’nin kendine yakın isimleri delege yapmak istediğine vurgu yapılmış</strong>.</p>

<p></p>

<p><img alt="1 Eylül 90 Cts (Custom)" class=" detail-photo img-fluid" height="1939" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/08/1-eylul-90-cts-custom.jpg" width="1335" /></p>

<p></p>

<p>ANAP’ta huzursuzluk başlıklı haber şöyle: “Anavatan Partisinde 8-13 Eylül tarihleri arasında yapılacak delege seçimleri için son hazırlıklar yapılırken, seçimlerle ilgili ilgili birtakım huzursuzluklar da gündeme geldi. Parti içindeki huzursuzluğun bazı kişilerin delege seçilmemesi Merkez İlçe Başkanlığı tarafından tüzüğe aykırı üye kayıtları yapılmasından kaynaklandığı söyleniyor. Konuyla ilgili olarak gazetemize açıklama yapan bir grup kayıtlı ANAP üyesi, ‘Merkez İlçe Başkanı Hasan Tunceli kendi kafasına uygun adamları delege yapmak istiyor. Sıradan insanları delege yapmaya uğraşan Tunceli, aklı selim kişilerin delege olmaması için elinden geleni yapıyor. Tunceli ve adamları kapı kapı dolaşarak parti tüzüğüne aykırı üye yapıyorlar. Bu üyelere de delege olmak isteyen belli kişilere oy verilmemesi için baskı yapıyorlar’ diye konuştu. Bu arada ANAP Merkez İlçe Teşkilatı’nın bazı kişileri delege seçtirmemek için istenmeyen adam ilan ettiği iddia ediliyor. Bir grup ANAP’lının iddialarına göre Avukat Turan Vatansever, Recep Adın, Cenk Tunçsiper, İsmail İnce gibi isimlerin delege olmamaları için merkez ilçe yönetimince büyük bir kampanya başlatıldığı iddia ediliyor.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Birinci sayfadaki haber başlıkları: “Bağ-kurluya yeni kolaylıklar”, “Susurluk’taki yangında zarar gören esnafa yardım için komisyon oluşturuldu”, “Bigadiçli bayanlardan geçmişe bir yolculuk”, “Sütte taban fiyat uygulaması istendi”, “Gönen’de 60 kök Hint Keneviri yakalandı”, “Yeşil saha lojman kavgası”, “Edremit SHP’de kadın komisyonu görevde”, “Körfez krizi belediyeye yansıdı”, “Emlak vergisi için son gün kuyruğu.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HİLMİ  DUYAR</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>TARİHTE BUGÜN</category>
      <guid>https://www.politikam.com/1-eylul-1990-cumartesi-anapta-huzursuzluk</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://politikamcom.teimg.com/crop/1280x720/politikam-com/uploads/2026/08/grafik-custom-44.jpg" type="image/jpeg" length="44984"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[31 Ağustos 1990 Cuma: İşte zafer, işte coşku, işte bayram]]></title>
      <link>https://www.politikam.com/31-agustos-1990-cuma-iste-zafer-iste-cosku-iste-bayram</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/31-agustos-1990-cuma-iste-zafer-iste-cosku-iste-bayram" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Politika Gazetesi, 30 Ağustos 1990 Cuma günü yayımlanan sayısında, Zafer Bayramının 68. Yıldönümü kutlamalarını sürmanşet haber olarak okurlarıyla paylaşmış. Haberde Bayram etkinlik programı ve törenlerin akışı okurlara sunulmuş. </strong></p>

<p></p>

<p><img alt="31 Ağsts 90 Cuma (Custom)" class=" detail-photo img-fluid" height="1192" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/08/31-agsts-90-cuma-custom.jpg" width="830" /></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sürmanşet haber şöyle: “Zafer Bayramının 68. Yıldönümü büyük bir coşku içinde kutlandı. İstasyon Meydanındaki törenleri büyük bir halk topluluğu izledi. Atatepe ve Atatürk Parkı yanındaki anıtlara çelenk konulmasıyla başladı. Törene katılacak askeri birlikler Vasıf Çınar Caddesi’nde yerlerini aldıktan sonra İstasyon Meydanındaki törenler başladı. Bu arada Garnizon Komutanı Tuğgeneral Hasan Alsan, Subay Orduevinde kutlamaları kabul etti. Daha sonra Tuğgeneral Hasan Alsan, 9. Ana Jet üssü Komutanı ve Belediye Başkanı Sami Gökdeniz askeri birliklerin ve halkı selamlayarak bayramlarını kutladılar.). Ana Jet Üssünde görevli Yüzbaşı günün anlam ve önemini belirten bir konuşma yaptı. Muharrem Hasbi Koray Lisesinden bir öğrenci de gençlik adına yaptığı konuşmada Başkomutanlık Meydan Muhaberesinin nasıl kazanıldığını anlattı. Konuşmaların ardından askeri birlikler, muharip gaziler ve zırhlı birlikler, resmigeçit yaptılar. Askeri birlikler şehir içinde de geçiş töreni yapıp marşlar söylediler. Zafer Bayramı nedeniyle dün bütün şehir bayraklarla donatıldı. Gece de fener alayı düzenlendi.”</p>

<p>Birinci sayfadaki diğer haber başlıkları: “Susurluk 2. Ayran Şenliği yarın başlıyor”, “Çimse-iş Sendikası Başkanı Hakkı Öztürk: Sabrımız taşarsa bizi durduramazlar”, “DMP İl Başkanı Dedeoğlu bayram mesajı yayımladı”, “İnsan Hakları Derneği İnal’ı ziyaret etti”, “Bozoğlu Ticaret yeni işyerinde hizmete açıldı.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HİLMİ  DUYAR</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>TARİHTE BUGÜN</category>
      <guid>https://www.politikam.com/31-agustos-1990-cuma-iste-zafer-iste-cosku-iste-bayram</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://politikamcom.teimg.com/crop/1280x720/politikam-com/uploads/2026/08/31-agst.jpg" type="image/jpeg" length="54300"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[30 Ağustos 1990 Perşembe: Fırıncılar köylü ekmeğine karşı savaş açtı]]></title>
      <link>https://www.politikam.com/30-agustos-1990-persembe-firincilar-koylu-ekmegine-karsi-savas-acti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/30-agustos-1990-persembe-firincilar-koylu-ekmegine-karsi-savas-acti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Politika Gazetesi 30 Ağustos 1990 Perşembe günü yayımlanan sayısında Fırıncılar Derneği yöneticilerinin pazarlarda satılan köy ekmeklerine karşı savaş başlattığını manşet haber olarak okurlarına aktarmış. Haberde, köy ekmeklerinden alınan köy ekmeği numunelerinin yapılan tahlillerinde sağlığa zararlı olduğu saptanmış.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><img alt="30 Ağsts 90 Prşm (Custom)" class="detail-photo img-fluid" height="1197" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/08/30-agsts-90-prsm-custom.jpg" width="823" /></p>

<p></p>

<p>Manşet haberde şu bilgiler yer alıyor: “Balıkesir’deki fırınlarda tip-5 undan imal edilen köylü ekmeğinin satışına izin verilmesinden sonra Fırıncılar Derneği semt pazarlarında, köylülerce imal edilip satılan ekmeklere karşı savaş açtı. Pazar yerlerinde satılan bu tür ekmeklerle ilgili olarak harekete geçen Fırıncılar Derneği ilk olarak çeşitli köylerde yapılmış ekmeklerden örnekler alarak, Belediye Gıda Kontrol Laboratuvarında tahlil ettirdi. Yapılan analiz sonuçlarında bu ekmeklerin rutubet oranının yüksek, alt kabuklarının yanık, asit oranlarının fazla olduğu için Gıda Maddeleri Tüzüğü’nün 306 ve 309. Maddelerine aykırı bulunduğu belirlendi. Konuyla ilgili yazılı bir açıklama yapan Fırıncılar Derneği Sekreteri Ahmet Özkal, <i>‘Analizi yapılan ekmeklere ilişkin raporlar incelendiğinde köylerde ilkel usullerde yapılan ekmeklerin Gıda Maddeleri Tüzüğü’ne ve sağlık kurallarına aykırı olduğu laboratuvarlarda tespit edilmiştir. Şehrimiz fırınlarında teknik ve hijyenik şartlarda imal edilen Gıda Maddeleri Tüzüğüne uygun şekilde pişirilen köy tipi 1350 Gram ekmek bin liraya halkımızın beğenisine sunularak büyük bir istekle satışa devam etmektedir. Şehrimiz fırınlarında yapılan ekmekler köylerde ilkel usullerde yapılan ekmeklere göre hem kaliteli, hem daha ucuzdur. Halkımızın büyük beğenisini kazanan köy ekmeği kepekli undan yapılmakta, buğdayda bulunan bütün besin değerlerini içermekte ve tazeliğini uzun müddet korumaktadır’</i> dedi.”</p>

<p>Birinci sayfadaki diğer haber başlıkları: “TV 4 izlenebiliyor”, “30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutluyoruz”, “Anadolu öğretmen liselerine öğrenci alınacak”, “Olay yargıya ve savunmaya yapılmış bir saldırıdır”, “SHP’den Zafer Bayramı mesajı”, “İlk nikahı Gökdeniz kıydı”, “Yanan ormanlar yeniden ekilecek”, “Yuvadaki çocuklar çalıştırılıyor mu?”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HİLMİ  DUYAR</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>TARİHTE BUGÜN</category>
      <guid>https://www.politikam.com/30-agustos-1990-persembe-firincilar-koylu-ekmegine-karsi-savas-acti</guid>
      <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://politikamcom.teimg.com/crop/1280x720/politikam-com/uploads/2026/08/30-agst.jpg" type="image/jpeg" length="35345"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[29 Ağustos 1990 Çarşamba: Bu zamlar nereye varacak?]]></title>
      <link>https://www.politikam.com/29-agustos-1990-carsamba-bu-zamlar-nereye-varacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/29-agustos-1990-carsamba-bu-zamlar-nereye-varacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>29 Ağustos 1990 Çarşamba günü yayımlanan Politika Gazetesi, vatandaşları canından bezdiren gıda ve tüketim mallarına yapılan zamları konu edinen haberi manşete taşımış. Haberde, vatandaşın alım gücünün kalmadığına ve halkın zamlara dayanacak gücü kalmadığına dikkat çekilmiş.</strong></p>

<p></p>

<p><img alt="29 Ağsts 90 Çrşm (Custom)" class="detail-photo img-fluid" height="1223" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/08/29-agsts-90-crsm-custom.jpg" width="829" /></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu zamlar nereye varılacak başlıklı haber şöyle aktarılıyor: “Çay, et, tüp gaz gibi güncel ihtiyaç ve tüketim maddelerine değişik oranlarda yapılan zamlar büyük tepkilere neden oldu. Alım gücü her geçen gün azalan vatandaş ihtiyaçlarını karşılayamamaktan yakınırken, bu tüketim maddelerini satan esnaf ürünlerini satamamaktan şikayetçi. Geçtiğimiz aylarda çaya %25 zam yapılmasından sonra çay fiyatları da aynı oranda zamlandı. Çay ocaklarında bir bardak çay 250 lira olurken, kahvehanede bir bardak çay 350, kahve ise 500 liraya yükseldi. Bu fiyatlardan sonra çay içmenin ve ikram etmenin lüks hale geldiğini söyleyen vatandaşlar, ‘<i>Artık canımızın çektiğinde ne çay içebiliyor, ne de ikram edebiliyoruz’ </i>diye konuştular. Müşterilerin azalmasından şikayet eden kahveci esnafı ise,<i> ‘Eskiden kahvehaneler dolup taşardı. Herkes eşine dostuna sık sık çay söylerdi. Şimdi ise ne çay içen var, ne de kahvehaneye uğrayan’</i> diye dert yandı. Kahveciler ve Gazinocular Derneği Başkanı Recep Çelik, ‘<i>Biz de zam istemiyoruz. Çay ve tüp gaza yapılan zamlardan sonra çaresiz kaldık. Çay sadece elimizde duruyor. Hiç değilse zararımız azalmalı. Yoksa arkadaşlarımız kepenk indirmek zorunda kalacak’</i> dedi.</p>

<p>Sık sık zamlanan et fiyatları yine sessizce yükseldi. Aldığımız bilgilere göre 1 kilo kıyma 15 bin, biftek 20 bin, parça dana eti 17 bin, kuzu eti 15 bin, rosto ise 18 bin lira oldu. Son zamlardan sonra halkın et alım gücünün iyice düştüğünü söyleyen Kasaplar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Çalık, <i>‘Zaten et fiyatları yüksekti. Bu son zamlarla vatandaşımız zorunlu kalmadıktan sonra et alamayacak. Fiyatların bu denli artmasının nedeni yem fiyatlarının yüksek oluşudur’</i> dedi. Özel bir yem fabrikasının yetkilileri ise yem fiyatlarına 7 aydan bu yana zam yapılmadığını belirtti.</p>

<p>Körfez krizinden sonra kontrolden çıkan akaryakıt fiyatları şimdi de dolaylı olarak tüp gaz fiyatlarını da etkilemeye başladı. Son zamlardan sonra piknik tüp 3050, mutfak tüpü 16300, sanayi tüpü ise 61500 liraya yükseldi. Tüp gaz fiyatlarındaki artışın mutfaklarda büyük bir kısıntıya yol açması bekleniyor.”</p>

<p>Birinci sayfanın haber başlıkları: “İşçi çıkarılmayacak şeklinde açıklama yapmadık”, “Susurluk’tan örnek alın”, “Lise mezunlarına meslek”, “Maden ocağının bir bölümü çöktü”, “Susurluk Belediyesi atakta”, “Anadolu Öğretmen Liselerine giriş şartları belirlendi.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HİLMİ  DUYAR</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>TARİHTE BUGÜN</category>
      <guid>https://www.politikam.com/29-agustos-1990-carsamba-bu-zamlar-nereye-varacak</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://politikamcom.teimg.com/crop/1280x720/politikam-com/uploads/2026/08/29-agst.jpg" type="image/jpeg" length="64742"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[28 Ağustos 1990 Salı: DYP Genel Kurula hazır]]></title>
      <link>https://www.politikam.com/28-agustos-1990-sali-dyp-genel-kurula-hazir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/28-agustos-1990-sali-dyp-genel-kurula-hazir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Politika Gazetesi 28 Ağustos 1990 Salı günü neşredilen nüshasında, DYP Balıkesir il ve ilçe örgütlerinin, DYP’nin 29 Eylül’de Ankara’da yapacağı büyük kongre öncesi, il çapında genişletilmiş divan toplantısı yapacağını bildiren haberi manşet haber olarak seçmiş.</strong></p>

<p></p>

<p><img alt="28 Ağsts 90 Sali (Custom)" class="detail-photo img-fluid" height="1204" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/08/28-agsts-90-sali-custom.jpg" width="821" /></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Manşet haber şöyle: “Doğru Yol Partisi il ve ilçe teşkilatlarında son günlerde sessiz ve derinden bir çalışma gözleniyor. Genel kurul öncesinde bir strateji belirlemek için kolları sıvayan İl Başkanı Baki Ataç, Merkez İlçe Başkanı Tuna Çay ve yönetim kurulu üyeleri sıkı bir çalışma temposu içine girdi. DYP’nin 29 Eylülde Ankara’da yapılacak büyük kongre öncesi Balıkesir il ve ilçe teşkilatları olarak il çapında genişletilmiş bir divan toplantısı düzenleyeceklerini ifade eden Merkez İlçe Başkanı Tuna Çay, <i>‘Genişletilmiş toplantıda üye kayıtları, propaganda faaliyetleri ve partinin daha da güçlenmesi için neler yapılması gerektiğini tartışacağız. İlçe başkanları delege ve üye arkadaşlarımızdan gelecek öneriler doğrultusunda bir strateji belirleyeceğiz’</i> dedi. Eylül ayı ortalarında yapılması beklenen toplantıda çeşitli sorunların ele alınarak Ankara’daki genel kurula gitmeden önce partililerin görüşlerinin alınacak olması DYP’li çevrelerce memnuniyetle karşılanıyor.”</p>

<p>Birinci sayfadaki haber başlıkları: “Bigadiç’in ikinci kurtuluş şenlikleri”, “Turgut İnal’ı vuran saldırgan yakalandı”, “SHP hedef tahtası”, “Azrail’e kafa tutanlar”, “Kaza geliyorum diyor”, “İnal’ın sağlık durumu iyi”, “Bilinçsizce gübre kullanmayın”, “Zeytin üreticisi yağmur bekliyor.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HİLMİ  DUYAR</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>TARİHTE BUGÜN</category>
      <guid>https://www.politikam.com/28-agustos-1990-sali-dyp-genel-kurula-hazir</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://politikamcom.teimg.com/crop/1280x720/politikam-com/uploads/2026/08/28-agst.jpg" type="image/jpeg" length="58100"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[27 Ağustos 1990 Pazartesi: Adli yıl 6 Eylül’de törenle açılıyor]]></title>
      <link>https://www.politikam.com/27-agustos-1990-pazartesi-adli-yil-6-eylulde-torenle-aciliyor-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/27-agustos-1990-pazartesi-adli-yil-6-eylulde-torenle-aciliyor-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Politika Gazetesi, 27 Eylül 1990 Pazartesi günü yayımlanan sayısında, Adli Yıl açılışı için Ankara’da yapılacak törene Balıkesir Barosu’ndan da katılım olacağını belirten haberi manşet haber olarak okurlarına sunmuş. Haber’de Balıkesir Barosu Başkanı Turgut İnal’ın açıklamalarına yer verilmiş. </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><img alt="27 Ağsts 90 Ptsi (Custom)" class="detail-photo img-fluid" height="1224" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/08/27-agsts-90-ptsi-custom.jpg" width="827" /></p>

<p></p>

<p>Manşet haberde; “Adli Yılın açılması ile ilgili olarak 6 Eylül 1990’da Ankara’da yapılacak törene Balıkesir Barosu’ndan da bir heyet katılacak. Baro Başkanı Av. Turgut İnal önderliğinde Ankara’ya gidecek heyetin oluşturulması için dün Balıkesir barosunda genişletilmiş yönetim kurulu toplantısı düzenlendi. Yönetim kurulu üyeleri toplantıda yaptıkları konuşmalarda Balıkesir’den de çok sayıda Avukatın Ankara’ya Adli Yıl açılış törenlerine katılmak üzere gitmeleri gerektiğine işaret ettiler. Söz konusu toplantıda Balıkesir Barosu Başkanı Turgut İnal yaptığı konuşmada, ‘<i>6 Eylül 1990’da Ankara’da açılışı gerçekleştirilecek olan Adli Yıl törenlerine biz Balıkesir Barosu’ndan da katılımın sağlanabilmesi için bu toplantıyı düzenledik. Yurdun her köşesinden çok sayıda avukat bu törenlere gelecektir. Biz de üzerimize düşen bu görevi yerine getirmeliyiz. Avukatların birleştiğinde nasıl güçlü bir hukuk ordusu oluşturduğunu gözler önüne sermeliyiz. Geçtiğimiz günlerde yapılan bir toplantıda Genel Başkanımız Önder Sav’ın yapacağı konuşma metni ilgililer tarafından istenmiş ve incelenmiş. Sanki bunca yıllık avukatın yapacağı bir konuşma metninde asılsız şeyler yer alacakmış gibi çirkin bir davranış içine girilmiştir. Bu davranışı ilgili makamlar sanki Barolar Birliği Başkanına değil de 3 yaşındaki bir çocuğa yapıyorlar. Bu duruma biz avukatlar bir anlam veremiyoruz. Bu arada ülkemizi yakından ilgilendiren bir konuda meclis bir şey yapmadan bekliyor. Şu anda meclis hala tatilden çağrılmış değil. Ülke ilişkilerine bu şekilde bakan meclis üyeleri halkın yanında neden yer alarak görüşmeler yapmıyor? Ülkemiz kesinlikle bir savaşa girmemelidir. Yoksa bunun faturası halkımız için büyük olur</i>’ dedi.”</p>

<p>Birinci sayfadaki diğer haber başlıkları: “Cevap bekleyen ve şüphe uyandıran sorular”, “Provokasyon şüphesi”, “Defterdarlık binası için iki bakanlık arasında uzlaşma sağlanamadı”, “Türkiye Barolar Birliği Başkanı İnal’a yapılan saldırıyı kınadı”, “Bandırma’da zabıta göz açtırmıyor”, “Büyük Bostancı’nın derdi su”, “Sıcak havalar yine geri geliyor”, “Edremit Otobüs Terminali ekimde hizmete girecek.” İfadeleri kullanılmış.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HİLMİ  DUYAR</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>TARİHTE BUGÜN</category>
      <guid>https://www.politikam.com/27-agustos-1990-pazartesi-adli-yil-6-eylulde-torenle-aciliyor-1</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://politikamcom.teimg.com/crop/1280x720/politikam-com/uploads/2026/08/27-agst.jpg" type="image/jpeg" length="63047"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[27 Ağustos 1990 Pazartesi: Adli yıl 6 Eylül’de törenle açılıyor]]></title>
      <link>https://www.politikam.com/27-agustos-1990-pazartesi-adli-yil-6-eylulde-torenle-aciliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/27-agustos-1990-pazartesi-adli-yil-6-eylulde-torenle-aciliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Politika Gazetesi, 27 Eylül 1990 Pazartesi günü yayımlanan sayısında, Adli Yıl açılışı için Ankara’da yapılacak törene Balıkesir Barosu’ndan da katılım olacağını belirten haberi manşet haber olarak okurlarına sunmuş. Haber’de Balıkesir Barosu Başkanı Turgut İnal’ın açıklamalarına yer verilmiş. </strong></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="27 Ağsts 90 Ptsi (Custom)" class="detail-photo img-fluid" height="1224" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/08/27-agsts-90-ptsi-custom.jpg" width="827" /></p>

<p></p>

<p>Manşet haberde; “Adli Yılın açılması ile ilgili olarak 6 Eylül 1990’da Ankara’da yapılacak törene Balıkesir Barosu’ndan da bir heyet katılacak. Baro Başkanı Av. Turgut İnal önderliğinde Ankara’ya gidecek heyetin oluşturulması için dün Balıkesir barosunda genişletilmiş yönetim kurulu toplantısı düzenlendi. Yönetim kurulu üyeleri toplantıda yaptıkları konuşmalarda Balıkesir’den de çok sayıda Avukatın Ankara’ya Adli Yıl açılış törenlerine katılmak üzere gitmeleri gerektiğine işaret ettiler. Söz konusu toplantıda Balıkesir Barosu Başkanı Turgut İnal yaptığı konuşmada, ‘<i>6 Eylül 1990’da Ankara’da açılışı gerçekleştirilecek olan Adli Yıl törenlerine biz Balıkesir Barosu’ndan da katılımın sağlanabilmesi için bu toplantıyı düzenledik. Yurdun her köşesinden çok sayıda avukat bu törenlere gelecektir. Biz de üzerimize düşen bu görevi yerine getirmeliyiz. Avukatların birleştiğinde nasıl güçlü bir hukuk ordusu oluşturduğunu gözler önüne sermeliyiz. Geçtiğimiz günlerde yapılan bir toplantıda Genel Başkanımız Önder Sav’ın yapacağı konuşma metni ilgililer tarafından istenmiş ve incelenmiş. Sanki bunca yıllık avukatın yapacağı bir konuşma metninde asılsız şeyler yer alacakmış gibi çirkin bir davranış içine girilmiştir. Bu davranışı ilgili makamlar sanki Barolar Birliği Başkanına değil de 3 yaşındaki bir çocuğa yapıyorlar. Bu duruma biz avukatlar bir anlam veremiyoruz. Bu arada ülkemizi yakından ilgilendiren bir konuda meclis bir şey yapmadan bekliyor. Şu anda meclis hala tatilden çağrılmış değil. Ülke ilişkilerine bu şekilde bakan meclis üyeleri halkın yanında neden yer alarak görüşmeler yapmıyor? Ülkemiz kesinlikle bir savaşa girmemelidir. Yoksa bunun faturası halkımız için büyük olur</i>’ dedi.”</p>

<p>Birinci sayfadaki diğer haber başlıkları: “Cevap bekleyen ve şüphe uyandıran sorular”, “Provokasyon şüphesi”, “Defterdarlık binası için iki bakanlık arasında uzlaşma sağlanamadı”, “Türkiye Barolar Birliği Başkanı İnal’a yapılan saldırıyı kınadı”, “Bandırma’da zabıta göz açtırmıyor”, “Büyük Bostancı’nın derdi su”, “Sıcak havalar yine geri geliyor”, “Edremit Otobüs Terminali ekimde hizmete girecek.” İfadeleri kullanılmış.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HİLMİ  DUYAR</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>TARİHTE BUGÜN</category>
      <guid>https://www.politikam.com/27-agustos-1990-pazartesi-adli-yil-6-eylulde-torenle-aciliyor</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://politikamcom.teimg.com/crop/1280x720/politikam-com/uploads/2026/08/27-agst.jpg" type="image/jpeg" length="50731"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[26 Ağustos 1071: Anadolu’nun Kapılarını Açan Kutlu Zafer]]></title>
      <link>https://www.politikam.com/26-agustos-1071-anadolunun-kapilarini-acan-kutlu-zafer</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/26-agustos-1071-anadolunun-kapilarini-acan-kutlu-zafer" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Malazgirt’te ne oldu? Türklerin Anadolu’ya yürüyüşünü değiştiren savaşın anatomisi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1></h1>

<hr />
<p><strong>26 Ağustos 1071…</strong></p>

<p>Bir tarafta Büyük Selçuklu Sultanı <strong>Alparslan</strong>…</p>

<p>Diğer tarafta Bizans İmparatoru <strong>IV. Romanos Diogenes</strong>…</p>

<p>Bir tarafta sayıca çok daha küçük, hareket kabiliyeti yüksek ve savaş düzeni bakımından bütünlüğünü koruyan Selçuklu ordusu…</p>

<p>Diğer tarafta farklı milletlerden, farklı unsurlardan oluşan büyük Bizans ordusu…</p>

<p>Ve Malazgirt Ovası…</p>

<p>26 Ağustos 1071'de burada yalnızca iki ordu karşı karşıya gelmedi. Anadolu'nun siyasi ve demografik geleceğini değiştirecek büyük bir tarihî kırılma yaşandı.</p>

<p><strong>Malazgirt Zaferi, Türklerin Anadolu'ya ilk kez gelişinin başlangıcı değildi; ancak Anadolu'nun Türk yurdu haline gelmesi sürecinde belirleyici dönüm noktalarından biri oldu.</strong> Zafer sonrasında Türkmenlerin Anadolu'nun içlerine doğru yayılması hızlandı ve yeni Türk siyasi teşekküllerinin ortaya çıkmasının önü açıldı.</p>

<hr />
<h2>1071 öncesinde Anadolu’da nasıl bir tablo vardı?</h2>

<p>Malazgirt'i anlamak için önce 1071 öncesine bakmak gerekiyor.</p>

<p>Anadolu yüzyıllardır Bizans İmparatorluğu'nun en önemli coğrafyalarından biriydi. Ancak 11. yüzyılda Bizans'ın doğu sınırlarında Selçuklu ve Türkmen akınlarının yoğunlaşması, imparatorluğu giderek daha ciddi bir askerî tehditle karşı karşıya bırakmıştı.</p>

<p>Bizans yönetimi bu akınları durdurmak ve Anadolu'daki hâkimiyetini yeniden güçlendirmek istiyordu.</p>

<p>İmparator <strong>Romanos Diogenes</strong>, 1068 ve 1069 yıllarında Anadolu'ya seferler düzenledi. Ancak Selçuklu-Türkmen akınlarını tamamen durduramadı.</p>

<p>1070 yılında da Bizans ordularının başarısız seferleri devam etti.</p>

<p>Artık mesele yalnızca sınırdaki akınlar değildi.</p>

<p>Bizans açısından hedef, Selçuklu tehlikesini kaynağında ortadan kaldırmaktı.</p>

<p>Romanos Diogenes bunun için çok büyük bir ordu hazırladı.</p>

<hr />
<h1>Romanos Diogenes’in büyük seferi</h1>

<p>Romanos Diogenes 13 Mart 1071'de büyük ordusuyla Anadolu'ya doğru hareket etti.</p>

<p>Amacı sadece sınırları savunmak değildi.</p>

<p>Selçukluların merkezine kadar ilerlemek ve Türk akınlarını kalıcı biçimde sona erdirmek istiyordu.</p>

<p>Bizans ordusunun mevcudu konusunda kaynaklarda çok farklı rakamlar bulunmaktadır. Bazı eski kaynaklarda yüz binlerce askerden söz edilse de modern değerlendirmelerde yaklaşık <strong>200 bin kişilik</strong> bir ordu tahmini öne çıkmaktadır.</p>

<p>Bu ordunun içerisinde Bizans askerlerinin yanında Peçenek, Uz, Kıpçak, Ermeni, Gürcü, Slav, Frank ve Norman unsurlar da bulunuyordu.</p>

<p>İlk bakışta bu tablo Bizans'ın büyük avantajı gibi görünüyordu:</p>

<p><strong>Sayı çoktu. Teçhizat güçlüydü. Kuşatma araçları vardı.</strong></p>

<p>Fakat savaş meydanında sadece asker sayısı belirleyici olmayacaktı.</p>

<hr />
<h1>Sultan Alparslan başka bir savaşın içindeydi</h1>

<p>Romanos Diogenes Anadolu'ya ilerlerken Sultan Alparslan Suriye bölgesindeydi.</p>

<p>Alparslan'ın öncelikli hedefleri arasında Fatımîler ve Suriye'deki gelişmeler bulunuyordu.</p>

<p>Fakat Bizans ordusunun büyük bir kuvvetle Anadolu'ya girdiği haberi geldiğinde hesaplar değişti.</p>

<p>Alparslan için artık mesele açıktı:</p>

<p><strong>Bizans ordusu durdurulmalıydı.</strong></p>

<p>Sultan, kuvvetlerinin bir bölümünü geride bırakarak süratle kuzeye yöneldi.</p>

<p>Ahlat'a ulaştı.</p>

<p>Ardından Malazgirt'e doğru ilerledi.</p>

<p>Ve iki ordu aynı coğrafyada karşı karşıya geldi.</p>

<hr />
<h1>Sayılar eşit değildi ama savaşın kaderini sayılar belirlemedi</h1>

<p>Malazgirt'in en dikkat çekici yönlerinden biri ordular arasındaki sayı farkıdır.</p>

<p>Bizans ordusunun yaklaşık 200 bin civarında olduğu tahmin edilirken Selçuklu kuvvetlerinin yaklaşık <strong>50 bin kişi</strong> olduğu değerlendirilmektedir.</p>

<p>Yani Selçuklular, karşılarında kendilerinden kat kat büyük bir ordu buluyordu.</p>

<p>Fakat Selçuklu ordusunun önemli bir avantajı vardı:</p>

<p><strong>Hareket kabiliyeti.</strong></p>

<p>Türk süvarilerinin hızlı hareket etmesi, uzak mesafeden ok atabilmesi, ani yön değiştirebilmesi ve düşmanı takip ederek düzenini bozabilmesi savaşın sonucunda belirleyici oldu.</p>

<p>Bizans ordusunun kalabalık olması ise aynı zamanda bir zaaf yaratıyordu.</p>

<p>Çünkü bu kadar farklı unsurdan oluşan büyük bir ordunun ortak bir savaş iradesi içinde hareket etmesi kolay değildi.</p>

<hr />
<h1>Malazgirt Ovası’nda son hazırlıklar</h1>

<p>Alparslan, Ahlat ile Malazgirt arasındaki bölgede konuşlandı.</p>

<p>Bizans ordusunun durumunu değerlendirdi.</p>

<p>Sultan, doğrudan saldırmak yerine önce karşı tarafın gücünü ve hareketlerini anlamaya çalıştı.</p>

<p>Bizans tarafı ise sayı ve teçhizat üstünlüğüne güveniyordu.</p>

<p>Alparslan'ın barış teklifini kabul etmemesi de savaşın artık kaçınılmaz olduğunu ortaya koydu.</p>

<p>25 Ağustos savaş öncesi son hazırlıkların yapıldığı gün oldu.</p>

<p>Ertesi gün ise tarih değişecekti.</p>

<hr />
<h1>26 Ağustos Cuma: Sultan Alparslan’ın meydan okuması</h1>

<p>26 Ağustos 1071 Cuma günü…</p>

<p>Alparslan ordusunu denetledi.</p>

<p>Cuma namazı kılındı.</p>

<p>Sultan beyaz elbiseler giydi.</p>

<p>Ordusunun karşısına çıktı.</p>

<p>Artık geri dönüş yoktu.</p>

<p>Alparslan'ın savaş öncesindeki tutumu, kaynaklarda askerleriyle kader birliği yapan bir hükümdar görüntüsüyle aktarılır.</p>

<p>Sultan, savaşı sadece bir hükümdarın savaşı olarak değil, bütün ordunun ortak mücadelesi olarak ortaya koydu.</p>

<p>Ardından saldırı başladı.</p>

<hr />
<h1>Savaşın anatomisi: Alparslan’ın büyük taktiği</h1>

<p>Malazgirt'in askerî açıdan en önemli taraflarından biri <strong>sahte ricat taktiğiydi.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türk süvarileri saldırıyor…</p>

<p>Sonra geri çekiliyor…</p>

<p>Bizans birlikleri ise geri çekilen Selçuklu askerlerini takip ediyor…</p>

<p>Ancak bu geri çekilme gerçek bir kaçış değildi.</p>

<p>Bu, düşmanı istenilen noktaya çekmek için uygulanan bir savaş taktiğiydi.</p>

<p>Bizans birlikleri Selçuklu kuvvetlerini takip ettikçe kendi düzenlerinden uzaklaştılar.</p>

<p>İşte Alparslan'ın beklediği an buydu.</p>

<p>Selçuklu kuvvetleri yeniden yön değiştirdi.</p>

<p>Pusuda bekleyen atlı birlikler harekete geçti.</p>

<p>Ve Bizans ordusu bir anda iki taraftan baskı altına girdi.</p>

<p>TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki ayrıntılı anlatıma göre Alparslan'ın sahte ricat hareketi, Bizans merkez kuvvetlerinin Selçuklu pusularının önüne çekilmesinde belirleyici oldu.</p>

<hr />
<h1>Bizans ordusunun en büyük sorunu: Birlik yokluğu</h1>

<p>Malazgirt'te Bizans ordusu sadece Türk süvarileriyle savaşmıyordu.</p>

<p>Ordunun içerisinde çok farklı milletlerden askerler vardı.</p>

<p>Franklar…</p>

<p>Normanlar…</p>

<p>Bulgarlar…</p>

<p>Slavlar…</p>

<p>Peçenekler…</p>

<p>Uzlar…</p>

<p>Ermeniler…</p>

<p>Gürcüler…</p>

<p>Ve başka unsurlar…</p>

<p>Bu çeşitlilik, savaş meydanında ortak hareket kabiliyetini zayıflatıyordu.</p>

<p>Üstelik Bizans ordusundaki bazı Türk kökenli askerlerin savaş sırasında Selçuklu tarafına geçmesi, ordunun çözülmesini hızlandırdı.</p>

<p>Özellikle Peçenek ve Uz unsurlarının varlığı, Malazgirt savaşının ilginç ayrıntılarından biridir. Bazı Peçenek ve Uz grupları savaş başlamadan önce Alparslan'ın tarafına geçti.</p>

<p>Böylece Bizans'ın sayı üstünlüğü savaşın kaderini belirlemeye yetmedi.</p>

<hr />
<h1>Romanos Diogenes’in yaptığı kritik hata</h1>

<p>Romanos Diogenes, başlangıçta askerî üstünlüğüne güveniyordu.</p>

<p>Fakat Alparslan'ın uyguladığı hareketli savaş düzeni Bizans ordusunun merkezini giderek açığa çıkardı.</p>

<p>Selçuklu kuvvetlerinin sahte ricatı başarıyla uygulaması, Bizans ordusunun düzenini bozdu.</p>

<p>İmparatorun birliklerini yeniden toparlama çabası ise savaşın gidişatını değiştirmeye yetmedi.</p>

<p>Geri çekilme başladığında bu hareket kısa sürede bir çözülmeye dönüştü.</p>

<p>Önce bazı birlikler savaş alanından ayrıldı.</p>

<p>Ardından ordunun genel düzeni bozuldu.</p>

<p>Ve sonunda Bizans ordusu ağır bir yenilgi aldı.</p>

<hr />
<h1>İmparator esir düştü</h1>

<p>Malazgirt'in en çarpıcı sonucu sadece Bizans ordusunun yenilmesi değildi.</p>

<p><strong>Bizans İmparatoru IV. Romanos Diogenes savaş meydanında esir düştü.</strong></p>

<p>Dünya tarihinde bir imparatorun karşı ordunun hükümdarının eline esir düşmesi başlı başına büyük bir olaydı.</p>

<p>Ancak Alparslan'ın Romanos Diogenes'e yaklaşımı da savaşın ardından yaşananların en dikkat çekici bölümlerinden biri oldu.</p>

<p>Kaynaklarda Alparslan'ın imparatora sıradan bir savaş esiri gibi davranmadığı, onu hükümdar olarak kabul edip müzakere masasına oturttuğu aktarılır.</p>

<hr />
<h1>İki hükümdar aynı masada</h1>

<p>Savaş meydanında karşılaşan iki hükümdar, bu kez müzakere masasında karşı karşıyaydı.</p>

<p>Yapılan anlaşmaya göre Bizans imparatorunun fidye ödemesi, yıllık ödeme yapması ve bazı bölgelerin Selçuklulara bırakılması gibi şartlar kabul edildi.</p>

<p>Ancak anlaşmanın siyasi sonucu Romanos Diogenes'in İstanbul'a dönüşüyle birlikte değişti.</p>

<p>Bizans'ta imparatora karşı siyasi mücadele başladı.</p>

<p>Romanos Diogenes tahttan indirildi.</p>

<p>Böylece Malazgirt'in askerî zaferi Bizans'ın iç siyasi krizini de derinleştirdi.</p>

<hr />
<h1>Malazgirt neden bu kadar önemli?</h1>

<p>İşte asıl mesele burada başlıyor.</p>

<p>Çünkü Malazgirt'i yalnızca bir meydan savaşı olarak değerlendirmek eksik kalır.</p>

<p><strong>Malazgirt, Anadolu'nun siyasi geleceğini değiştiren bir dönüm noktasıdır.</strong></p>

<p>Zaferden sonra Bizans'ın Anadolu'daki askerî direnci önemli ölçüde zayıfladı.</p>

<p>Türkmen gruplarının Anadolu'nun içlerine doğru hareket alanı genişledi.</p>

<p>Yeni Türk siyasi teşekkülleri ortaya çıkmaya başladı.</p>

<p>Saltuklular…</p>

<p>Mengücekliler…</p>

<p>Danişmendliler…</p>

<p>Ve ilerleyen dönemde Anadolu Selçuklu Devleti…</p>

<p>Böylece Anadolu'nun Türk yurdu haline gelmesi süreci hız kazandı.</p>

<p>Kültür ve Turizm Bakanlığı kaynaklarında da Malazgirt Zaferi sonrasında Türkmenlerin Anadolu'ya yerleşmeye başladığı ve çeşitli bölgelerde Türk beyliklerinin ortaya çıktığı belirtilmektedir.</p>

<hr />
<h1>“Türklerin Anadolu’ya girişi” denildiğinde ne anlamalıyız?</h1>

<p>Burada önemli bir tarihsel ayrım yapmak gerekiyor.</p>

<p>Türkler 1071'de Anadolu'ya ilk kez ayak basmadı.</p>

<p>Türk topluluklarının Anadolu'ya yönelik hareketleri Malazgirt'ten önce de vardı.</p>

<p>Selçuklu ve Türkmen akınları yıllar öncesinden başlamıştı.</p>

<p>Fakat <strong>1071, bu hareketin kalıcı ve geniş ölçekli bir siyasi ve demografik sürece dönüşmesinde kritik bir eşik oldu.</strong></p>

<p>Bu nedenle Malazgirt, Türk tarihinin hafızasında “Anadolu'nun kapılarının açıldığı zafer” olarak yer aldı.</p>

<p>Nitekim TDV İslâm Ansiklopedisi Malazgirt'i doğrudan “Türkler'e Anadolu'nun kapılarını açan meydan savaşı” olarak tanımlamaktadır.</p>

<hr />
<h1>Malazgirt’ten Anadolu Selçukluları’na</h1>

<p>Malazgirt'ten sonra Anadolu'daki Türk ilerleyişi hızlandı.</p>

<p>Türkmen grupları Anadolu'nun farklı bölgelerine yayıldı.</p>

<p>Doğu Anadolu'da Saltuklular ve Mengücekliler gibi siyasi oluşumlar ortaya çıktı.</p>

<p>Orta Anadolu ve Karadeniz'in iç kesimlerinde Danişmendliler etkili oldu.</p>

<p>1075 yılında İznik'in ele geçirilmesi ve ardından Anadolu Selçuklu Devleti'nin kurulması ise Malazgirt sonrasında başlayan sürecin en önemli siyasi sonuçlarından biri oldu.</p>

<p>Dolayısıyla Malazgirt'i tek başına değerlendirmek yerine şu zincir içerisinde okumak gerekir:</p>

<p><strong>Malazgirt → Türkmen yerleşimleri → Türk beylikleri → Anadolu Selçuklu Devleti → Osmanlı Beyliği → Osmanlı Devleti → Türkiye Cumhuriyeti</strong></p>

<p>Bu elbette yüzlerce yıllık karmaşık bir tarihsel sürecin son derece sadeleştirilmiş bir özetidir; ancak Malazgirt'in tarihsel ağırlığını anlatmak açısından önemlidir.</p>

<hr />
<h1>Zafer sadece kılıçla kazanılmadı</h1>

<p>Malazgirt'in askerî başarısını yalnızca asker sayısıyla açıklamak mümkün değildir.</p>

<p>Alparslan'ın zaferinde;</p>

<p><strong>hareket kabiliyeti, süvari gücü, okçuluk, sahte ricat, pusu, arazi kullanımı, komuta birliği ve moral üstünlük</strong></p>

<p>birlikte rol oynadı.</p>

<p>Bizans ordusu ise sayı bakımından üstün olmasına rağmen farklı unsurlardan oluşan yapısı nedeniyle aynı bütünlüğü sağlayamadı.</p>

<p>Bu nedenle Malazgirt, askerî tarih açısından da önemli bir örnektir:</p>

<p><strong>Büyük ordu her zaman üstün ordu değildir.</strong></p>

<hr />
<h1>Alparslan’ın stratejik başarısı</h1>

<p>Sultan Alparslan'ın en büyük başarısı, kendisinden çok daha büyük bir orduyla karşılaşmasına rağmen paniğe kapılmamasıydı.</p>

<p>Doğrudan güç gösterisine dayalı bir savaş yerine düşmanın zaaflarını hedef aldı.</p>

<p>Bizans ordusunu hareket ettirdi.</p>

<p>Merkezden uzaklaştırdı.</p>

<p>Düzenini bozdu.</p>

<p>Pusudaki kuvvetleri doğru zamanda sahaya sürdü.</p>

<p>Ve son darbeyi vurdu.</p>

<p>Bu açıdan Malazgirt, <strong>Türk savaş tarihindeki hareketli süvari taktiklerinin en çarpıcı örneklerinden biri</strong> olarak değerlendirilebilir.</p>

<hr />
<h1>Malazgirt’in bugüne bıraktığı miras</h1>

<p>26 Ağustos 1071'in üzerinden yüzyıllar geçti.</p>

<p>Bizans yok oldu.</p>

<p>Büyük Selçuklu Devleti tarihe karıştı.</p>

<p>Anadolu Selçuklu Devleti kuruldu ve yıkıldı.</p>

<p>Osmanlı Devleti doğdu, büyüdü ve sona erdi.</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti kuruldu.</p>

<p>Ancak Malazgirt'in tarihsel anlamı, Anadolu'nun siyasi ve kültürel tarihinde yaşamaya devam etti.</p>

<p>Bugün 26 Ağustos, Türkiye'de yalnızca bir savaşın yıldönümü olarak değil, Anadolu'nun Türk tarihindeki dönüm noktalarından biri olarak anılıyor.</p>

<hr />
<h1>26 Ağustos’un anlamı: Bir tarih, bir dönüm noktası</h1>

<p>26 Ağustos 1071'i anlamak için sadece “Alparslan, Romanos Diogenes'i yendi” demek yeterli değildir.</p>

<p>Asıl mesele şudur:</p>

<p><strong>Bir imparatorluk, Anadolu'daki askerî hâkimiyetini korumaya çalıştı.</strong></p>

<p><strong>Bir başka büyük devlet ise batıya doğru genişleyen tarihsel yürüyüşünü sürdürdü.</strong></p>

<p>Malazgirt Ovası'nda karşılaşan bu iki güçten Selçuklular galip çıktı.</p>

<p>Ve bu zafer, Anadolu'nun geleceğini değiştirdi.</p>

<hr />
<h1>955 yıl sonra…</h1>

<p>Bugün 26 Ağustos 2026.</p>

<p>Malazgirt Zaferi'nin üzerinden <strong>955 yıl</strong> geçmiş durumda.</p>

<p>Aradan geçen yüzyıllara rağmen Malazgirt adı hâlâ aynı tarihsel çağrışımı taşıyor:</p>

<p><strong>Anadolu.</strong></p>

<p><strong>Türk tarihi.</strong></p>

<p><strong>Selçuklu.</strong></p>

<p><strong>Alparslan.</strong></p>

<p><strong>26 Ağustos.</strong></p>

<p>Ve bir meydan savaşından çok daha fazlasını anlatan bir dönüm noktası…</p>

<p>Malazgirt, yalnızca kazanılmış bir savaşın adı değil;</p>

<p><strong>Anadolu'nun tarih sahnesindeki yeni döneminin başlangıç işaretlerinden biridir.</strong></p>

<p>Ve 26 Ağustos 1071'de Malazgirt Ovası'nda başlayan tarihsel süreç, yüzyıllar boyunca devam ederek bugünkü Türkiye'nin oluşumuna uzanan büyük yürüyüşün en önemli kilometre taşlarından biri olmuştur.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber  Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>MANŞET, TARİHTE BUGÜN</category>
      <guid>https://www.politikam.com/26-agustos-1071-anadolunun-kapilarini-acan-kutlu-zafer</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 16:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://politikamcom.teimg.com/crop/1280x720/politikam-com/uploads/2026/08/2a848477-354c-439e-a168-9c83c0606e95.png" type="image/jpeg" length="50624"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Ordular, İlk Hedefiniz Akdeniz’dir!”: Büyük Taarruz’dan Büyük Zafer’e]]></title>
      <link>https://www.politikam.com/ordular-ilk-hedefiniz-akdenizdir-buyuk-taarruzdan-buyuk-zafere</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/ordular-ilk-hedefiniz-akdenizdir-buyuk-taarruzdan-buyuk-zafere" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[26 Ağustos 1922 sabahı Kocatepe’de başlayan Büyük Taarruz, Türk İstiklal Harbi’nin kaderini değiştirdi. Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın başkomutanlığında yürütülen harekât, dört gün sonra 30 Ağustos Başkomutan Meydan Muharebesi ile kesin zafere dönüştü.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>26 Ağustos 1922… Anadolu’nun kaderini değiştiren gün.</strong><br />
Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Başkomutanlığındaki Türk ordusu, yaklaşık bir yıl boyunca savunma mevzilerini güçlendiren Yunan ordusuna karşı Büyük Taarruz’u başlattı. Kocatepe’den yükselen topçu ateşiyle başlayan harekât, yalnızca birkaç gün içinde Türk ordusunun kesin askerî üstünlüğüyle sonuçlandı.</p>

<p>26 Ağustos’ta başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos’ta <strong>Başkomutan Meydan Muharebesi</strong> ile kesin zafere ulaştı. Ardından başlayan takip harekâtı, 9 Eylül 1922’de İzmir’in kurtuluşuna uzandı. Böylece Millî Mücadele’nin askerî safhasında geri dönüşü olmayan bir dönüm noktası yaşandı.</p>

<h2></h2>

<h2><strong>Büyük Taarruz nedir?</strong></h2>

<p>Büyük Taarruz, Türk İstiklal Harbi’nin Batı Cephesi'ndeki son ve belirleyici büyük askerî harekâtıdır.</p>

<p><strong>26 Ağustos 1922’de başlayan harekâtın temel amacı, Anadolu’da bulunan Yunan ordusunun savunma gücünü kırmak, ana kuvvetlerini kuşatıp imha etmek ve işgal kuvvetlerini Anadolu’dan tamamen çıkarmaktı.</strong></p>

<p>Bu nedenle Büyük Taarruz, yalnızca bir cephe saldırısı olarak değerlendirilmez. <strong>Millî Mücadele’nin askerî açıdan son büyük hamlesi ve bağımsız Türkiye’nin önünü açan kesin zafer operasyonudur.</strong> Türk Tarih Kurumu da Büyük Taarruz’u, Sakarya Zaferi'nin ardından hazırlanan ve 30 Ağustos'ta kesin sonuçlanan Millî Mücadele'nin son safhası olarak tanımlamaktadır.</p>

<h2></h2>

<h2><strong>Büyük Taarruz’a giden yol</strong></h2>

<p>Büyük Taarruz bir gecede ortaya çıkmış bir karar değildi.</p>

<p>15 Mayıs 1919’da İzmir’in Yunan ordusu tarafından işgaliyle başlayan süreç, Anadolu’nun farklı bölgelerinde verilen mücadelelerle devam etti. Birinci ve İkinci İnönü Muharebeleri, Kütahya-Eskişehir Muharebeleri ve ardından Sakarya Meydan Muharebesi, Türk ordusunun Büyük Taarruz'a ulaşan askerî sürecinin temel aşamalarını oluşturdu.</p>

<p><strong>Sakarya Meydan Muharebesi'nin kazanılması, Millî Mücadele açısından büyük bir kırılma noktasıydı. Yunan ordusu Ankara yönündeki ilerleyişini durdurmak zorunda kaldı ve savunma hattına çekildi.</strong></p>

<p>Ancak Sakarya Zaferi, savaşın hemen sona erdiği anlamına gelmiyordu.</p>

<p>Asıl hedef, Yunan ordusunu Anadolu’dan tamamen çıkarmaktı.</p>

<h2></h2>

<p><img alt="Images (44)-3" class="detail-photo img-fluid" height="674" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/08/images-44-3.jpg" width="1200" /></p>

<h2></h2>

<h2><strong>Sakarya’dan sonra neden hemen taarruz edilmedi?</strong></h2>

<p>Sakarya Zaferi’nin ardından TBMM’de ve kamuoyunda “Artık taarruz edilmeli” yönünde beklentiler oluştu.</p>

<p>Ancak Mustafa Kemal Paşa, hazırlıklar tamamlanmadan yapılacak bir saldırının ağır sonuçlar doğurabileceğini düşünüyordu.</p>

<p><strong>6 Mart 1922’de TBMM’nin gizli toplantısında bu konudaki yaklaşımını açıkça ortaya koydu. Türk ordusunun kararının taarruz olduğunu, ancak hazırlıkların tamamlanması için zamana ihtiyaç bulunduğunu belirtti.</strong></p>

<p>Bu dönem, aslında Büyük Taarruz'un görünmeyen hazırlık safhasıydı.</p>

<p>Ordu yeniden düzenlendi, silah ve mühimmat imkânları artırılmaya çalışıldı, birliklerin konuşlandırılması planlandı ve Yunan savunma hattının zayıf noktaları araştırıldı.</p>

<p><strong>Amaç yalnızca saldırmak değil, sonucu kesin olacak bir saldırı gerçekleştirmekti.</strong></p>

<h2></h2>

<h2><strong>Yunan ordusu “aşılamaz” savunma hattına güveniyordu</strong></h2>

<p>Sakarya'dan sonra Yunan ordusu Afyon-Eskişehir hattına çekildi.</p>

<p>Yaklaşık bir yıl boyunca mevzilerini tahkim eden Yunan kuvvetleri, Anadolu'nun coğrafi şartlarından da yararlanarak güçlü bir savunma sistemi oluşturdu.</p>

<p>Bu savunma hattı dönemin değerlendirmelerinde “aşılamaz” ve “geçilemez” olarak görülüyordu.</p>

<p>Türk ordusunun önündeki problem bu nedenle yalnızca düşman askerleri değildi.</p>

<p><strong>Güçlendirilmiş mevziler, tel örgüler, makineli tüfek yuvaları ve arazi şartları da aşılması gereken engellerdi.</strong></p>

<p>Mustafa Kemal Paşa ve komuta kademesi ise Yunan ordusunun beklemediği noktadan, özellikle Afyon'un güneybatısındaki sarp ve dağlık bölgeden kuvvetli bir saldırı gerçekleştirme planı üzerinde çalıştı.</p>

<h2></h2>

<h2><strong>Taarruz kararı verildi</strong></h2>

<p>1922 yılının Haziran ayı ortalarında Mustafa Kemal Paşa, genel taarruza geçme kararını aldı.</p>

<p>Planın temelinde <strong>baskın, sürat, kuvvet üstünlüğü ve düşmanın ana kuvvetlerini yok edici bir meydan muharebesine zorlamak</strong> vardı.</p>

<p>Türk ordusu, düşmanın beklemediği bir noktada kuvvetlerini yoğunlaştırarak savunma hattını yarmayı ve ardından Yunan birliklerinin geri çekilme yollarını keserek ana kuvvetlerini kuşatmayı hedefliyordu.</p>

<p>Bu planın başarısı için en önemli unsurlardan biri ise gizlilikti.</p>

<h2></h2>

<h2><strong>Akşehir’deki gizli hazırlık</strong></h2>

<p>Büyük Taarruz öncesinde Akşehir, Türk ordusunun kritik merkezlerinden biri haline geldi.</p>

<p><strong>Batı Cephesi Karargâhı'nın burada bulunması, hazırlıkların büyük ölçüde gizlilik içerisinde yürütülmesine imkân sağladı. Mustafa Kemal Paşa da taarruz öncesindeki süreçte Akşehir'e giderek hazırlıkları yakından takip etti.</strong></p>

<p>Taarruzun zamanı ve yeri mümkün olduğunca gizli tutuldu.</p>

<p>Yunan ordusunun Türk ordusunun gerçek niyetini anlamaması için çeşitli askerî ve idarî tedbirler uygulandı.</p>

<p>Bütün hazırlıkların ardından Türk ordusu artık saldırı için hazırdı.</p>

<h2></h2>

<h2><strong>26 Ağustos 1922: Büyük Taarruz başladı</strong></h2>

<p>Ve beklenen gün geldi.</p>

<p><strong>26 Ağustos 1922 Cumartesi sabahı…</strong></p>

<p>Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa ile birlikte Kocatepe’deydi.</p>

<p>Saat 04.30 civarında Türk topçusunun ateşi başladı. Ardından saat 05.00-05.30 civarında asıl yoğun topçu ateşiyle Yunan mevzileri dövüldü.</p>

<p>Böylece Büyük Taarruz başladı.</p>

<p>Türk piyadeleri, topçu ateşinin ardından Yunan savunma mevzilerine ilerledi.</p>

<p>Tel örgüler aşıldı.</p>

<p>Siperlere girildi.</p>

<p>Süngü hücumları gerçekleştirildi.</p>

<p>Tınaztepe, Belentepe ve Kalecik-Sivrisi gibi önemli noktalar ele geçirildi.</p>

<p>İlk gün Türk ordusu, Büyük Kaleciktepe'den Çiğiltepe'ye uzanan yaklaşık 15 kilometrelik bölgede Yunan ordusunun birinci hat mevzilerini ele geçirdi.</p>

<h2></h2>

<p><img alt="1377121" class="detail-photo img-fluid" height="664" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/08/1377121.jpg" width="1200" /></p>

<h2></h2>

<h2><strong>Süvari birliklerinin kritik görevi</strong></h2>

<p>Büyük Taarruz'un başarısında yalnızca piyade ve topçu birlikleri değil, süvari birlikleri de büyük rol oynadı.</p>

<p>Türk ordusunun özellikle süvari bakımından önemli bir üstünlüğü bulunuyordu.</p>

<ol start="5">
 <li>Süvari Kolordusu, Yunan ordusunun gerilerine sarkarak ulaştırma ve ikmal hatlarına saldırılar gerçekleştirdi.</li>
</ol>

<p>Bu harekât, Yunan ordusunun cephe gerisiyle bağlantısının bozulmasında ve birliklerin koordinasyonunun zayıflamasında önemli rol oynadı.</p>

<h2></h2>

<h2><strong>27 Ağustos: Afyon kurtarıldı</strong></h2>

<p>27 Ağustos'ta Türk ordusunun taarruzu devam etti.</p>

<p>Cephedeki ilerleyiş hızlandı.</p>

<p>Aynı gün <strong>Afyonkarahisar kurtarıldı.</strong></p>

<p>Türk ordusu için Afyon'un alınması yalnızca bir şehir kazanımı değildi.</p>

<p>Yunan savunma sisteminin önemli bir parçası kırılmış, Türk birlikleri stratejik açıdan büyük bir avantaj elde etmişti.</p>

<p>Başkomutanlık ve Batı Cephesi karargâhları da Afyon'a taşındı.</p>

<h2></h2>

<h2><strong>28-29 Ağustos: Kuşatma çemberi daralıyor</strong></h2>

<p>28 ve 29 Ağustos'ta Türk ordusu saldırıyı sürdürdü.</p>

<p>Yunan ordusunun birlikleri giderek daha zor bir duruma düşmeye başladı.</p>

<p>Türk birliklerinin farklı yönlerden ilerlemesiyle Yunan kuvvetlerinin geri çekilme yolları kesilmeye başlandı.</p>

<p>29 Ağustos gecesi yapılan değerlendirmelerde, muharebenin süratle sonuçlandırılması gerektiği kararlaştırıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Amaç artık yalnızca Yunan ordusunu geri püskürtmek değildi.</p>

<p><strong>Ana kuvvetleri kuşatmak ve imha etmekti.</strong></p>

<h2></h2>

<h2><strong>30 Ağustos 1922: Başkomutan Meydan Muharebesi</strong></h2>

<p>Büyük Taarruz'un zirvesi 30 Ağustos'ta yaşandı.</p>

<p>Bu gün gerçekleşen savaş, <strong>Başkomutan Meydan Muharebesi</strong> olarak tarihe geçti.</p>

<p>Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, savaşın kritik safhasını bizzat yönetti.</p>

<p>Türk birlikleri, kuşatılan Yunan kuvvetlerini dört taraftan sıkıştırdı.</p>

<p>Yunan ordusunun büyük bölümü imha edildi veya esir alındı. Böylece Yunan ordusunun Anadolu'daki askerî varlığını sürdürebilmesini sağlayan ana kuvvet büyük ölçüde ortadan kaldırıldı.</p>

<p><strong>30 Ağustos, bu nedenle yalnızca bir muharebenin kazanıldığı tarih değil; Büyük Taarruz'un kesin askerî zafere dönüştüğü gündür.</strong></p>

<h2></h2>

<p><img alt="Images (43)-3" class="detail-photo img-fluid" height="797" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/08/images-43-3.jpg" width="1200" /></p>

<h2></h2>

<h2><strong>Büyük Zafer'in ardından: “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!”</strong></h2>

<p>30 Ağustos'taki kesin zaferden sonra savaş bitmedi.</p>

<p>Çünkü Yunan ordusunun Anadolu'da kalan birliklerinin takip edilmesi ve işgal altındaki bölgelerin kurtarılması gerekiyordu.</p>

<p>Mustafa Kemal Paşa 1 Eylül 1922'de Türk ordusuna tarihi emrini verdi:</p>

<p><strong>“Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!”</strong></p>

<p>Bu emirle birlikte takip harekâtı hız kazandı.</p>

<p>Türk ordusu günler boyunca ilerledi.</p>

<p>Yunan birlikleri geri çekildi.</p>

<p>Anadolu'daki işgal sona doğru hızla ilerliyordu.</p>

<h2></h2>

<h2><strong>9 Eylül 1922: İzmir kurtarıldı</strong></h2>

<p>Büyük Taarruz'un başlattığı takip harekâtının en sembolik ve tarihi sonuçlarından biri 9 Eylül'de geldi.</p>

<p><strong>Türk ordusu İzmir'e girdi.</strong></p>

<p>Böylece 15 Mayıs 1919'da başlayan İzmir işgali, 9 Eylül 1922'de sona erdi.</p>

<p>Büyük Taarruz ile başlayan askerî süreç, Anadolu'daki Yunan askerî varlığının sona erdirilmesine kadar uzandı.</p>

<h2></h2>

<p><img alt="Images (45)-2" class="detail-photo img-fluid" height="675" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/08/images-45-2.jpg" width="1200" /></p>

<h2></h2>

<h2><strong>Büyük Taarruz'un askerî önemi</strong></h2>

<p>Büyük Taarruz'un en önemli özelliği, savaşın sonucunu kesin biçimde belirlemesidir.</p>

<p>Sakarya Meydan Muharebesi, Türk ordusunun savunmadan stratejik üstünlüğe geçişinin önünü açmıştı.</p>

<p>Büyük Taarruz ise bu üstünlüğü kesin askerî sonuca dönüştürdü.</p>

<p>Yunan ordusunun ana kuvvetlerinin etkisiz hale getirilmesiyle Anadolu'da savaşın sürdürülebilmesi için gerekli askerî güç büyük ölçüde ortadan kaldırıldı.</p>

<p>Bu nedenle Büyük Taarruz, <strong>Millî Mücadele'nin askerî finalidir.</strong></p>

<h2></h2>

<h2><strong>Büyük Taarruz'un siyasi sonucu</strong></h2>

<p>Büyük Zafer'in etkisi yalnızca savaş meydanıyla sınırlı kalmadı.</p>

<p>Türk ordusunun kesin zaferi, İtilaf Devletleri'nin Anadolu'daki askerî ve siyasi hesaplarını değiştirdi.</p>

<p>Zaferin ardından Mudanya Ateşkes Görüşmeleri başladı.</p>

<p>3 Ekim 1922'de başlayan görüşmeler 11 Ekim'de Mudanya Ateşkes Antlaşması'nın imzalanmasıyla sonuçlandı. Böylece Doğu Trakya'nın savaşılmadan Türkiye'ye bırakılmasının yolu açıldı ve Millî Mücadele'nin diplomatik safhası başladı.</p>

<p>Bunun ardından Lozan görüşmeleri geldi.</p>

<p>Sonuçta Türk milletinin bağımsızlığı uluslararası alanda da kabul edildi.</p>

<h2></h2>

<h2><strong>Büyük Taarruz ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk</strong></h2>

<p>Büyük Taarruz'un askerî başarısının merkezinde, başkomutan olarak Mustafa Kemal Paşa'nın stratejik yaklaşımı bulunuyordu.</p>

<p>Ancak bu başarı yalnızca bir komutanın başarısı olarak okunamaz.</p>

<p>Cephede savaşan Mehmetçik, subaylar, süvariler, topçular, sağlık personeli, ikmal birlikleri ve Anadolu'nun dört bir yanından Millî Mücadele'ye destek veren halk, bu büyük zaferin ortak unsurlarıydı.</p>

<p>Mustafa Kemal Paşa'nın liderliği ise bu insan ve kaynak gücünü doğru zamanda, doğru yerde ve kesin sonuç alacak bir askerî plana dönüştürdü.</p>

<p>Nitekim Büyük Taarruz öncesindeki stratejik yaklaşımın temelinde, <strong>yarım hazırlıkla yapılacak bir saldırı yerine kesin sonuç getirecek bir taarruz için sabırla hazırlanmak</strong> vardı.</p>

<h2></h2>

<h2><strong>26 Ağustos neden unutulmamalı?</strong></h2>

<p>26 Ağustos, 30 Ağustos'un başlangıcıdır.</p>

<p>30 Ağustos Zafer Bayramı'nın anlamını anlayabilmek için 26 Ağustos sabahını bilmek gerekir.</p>

<p>Çünkü 30 Ağustos'ta kazanılan Başkomutan Meydan Muharebesi, 26 Ağustos'ta Kocatepe'de başlayan Büyük Taarruz'un sonucudur.</p>

<p>Bir başka ifadeyle:</p>

<p><strong>26 Ağustos saldırının,<br />
30 Ağustos kesin zaferin,<br />
9 Eylül ise bu zaferin İzmir'de taçlanmasının tarihidir.</strong></p>

<p>Bu tarihleri birbirinden koparmak, Büyük Zafer'in bütünlüğünü eksik anlatmak olur.</p>

<h2></h2>

<p><img alt="659X460 Ordular Ilk Hedefiniz Akdenizdir Ileri 1504026954728" class="detail-photo img-fluid" height="838" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/08/659x460-ordular-ilk-hedefiniz-akdenizdir-ileri-1504026954728.webp" width="1200" /></p>

<h2></h2>

<h2><strong>Üç yıl dört aylık mücadelenin finali</strong></h2>

<p>Türk İstiklal Harbi, 15 Mayıs 1919'da İzmir'in işgaliyle başlayan askerî mücadelenin ardından Büyük Taarruz'la kesin sonuca ulaştı.</p>

<p>Türk Tarih Kurumu'nun kronolojisine göre Millî Mücadele'nin Batı Cephesi'ndeki savaşları 26 Ağustos 1922'de başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos'taki kesin zafer ve ardından gelen takip harekâtıyla son aşamasına ulaştı; 9 Eylül'de İzmir'in kurtarılmasıyla Anadolu'daki Yunan işgalinin sonu geldi.</p>

<p>Bu nedenle Büyük Taarruz, yalnızca bir askerî operasyon değildir.</p>

<p><strong>Bir milletin bağımsızlık iradesinin, askerî stratejiyle birleşerek kesin sonuca ulaştığı tarihî dönüm noktasıdır.</strong></p>

<h2></h2>

<h2><strong>Kocatepe’den Cumhuriyet’e uzanan yol</strong></h2>

<p>26 Ağustos 1922 sabahı Kocatepe'de başlayan topçu ateşi, Anadolu'nun kaderini değiştirdi.</p>

<p>Dört gün sonra Dumlupınar'da Yunan ordusunun ana kuvvetleri ağır bir yenilgiye uğratıldı.</p>

<p>1 Eylül'de takip emri verildi.</p>

<p>9 Eylül'de İzmir kurtarıldı.</p>

<p>11 Eylül'de Bursa kurtarıldı.</p>

<p>Mudanya Ateşkes Antlaşması ile savaşın diplomatik safhasına geçildi.</p>

<p>Ve bütün bu süreç, 29 Ekim 1923'te Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanına uzanan yolun en önemli askerî aşamalarından birini oluşturdu.</p>

<p>Bugün 26 Ağustos'a bakıldığında yalnızca bir savaşın başlangıcı görülmemelidir.</p>

<p><strong>Kocatepe'deki o sabah, bir milletin “ya istiklal ya ölüm” iradesinin sahada kesin bir zafere dönüştüğü andır.</strong></p>

<p>Büyük Taarruz; stratejinin, sabrın, hazırlığın, fedakârlığın ve bağımsızlık kararlılığının birleştiği büyük tarihî yürüyüştür.</p>

<p>Ve 30 Ağustos 1922'de kazanılan Büyük Zafer, bu yürüyüşün en parlak sayfalarından biri olarak Türk tarihindeki yerini almıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>OSMAN KANTARLIOĞLU</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>MANŞET, TARİHTE BUGÜN</category>
      <guid>https://www.politikam.com/ordular-ilk-hedefiniz-akdenizdir-buyuk-taarruzdan-buyuk-zafere</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 16:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://politikamcom.teimg.com/crop/1280x720/politikam-com/uploads/2026/08/s-8e27d3bfbe90bee2e661eeb02ea625b6b1197887.jpg" type="image/jpeg" length="53000"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[25 Ağustos 1990 Cumartesi: Baro Başkanı Turgut İnal’a silahlı saldırı]]></title>
      <link>https://www.politikam.com/25-agustos-1990-cumartesi-baro-baskani-turgut-inala-silahli-saldiri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/25-agustos-1990-cumartesi-baro-baskani-turgut-inala-silahli-saldiri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Politika Gazetesi 25 Ağustos 1990 Cumartesi günü yayımlanan sayısında, Balıkesir Barosu Başkanı Avukat Turgut İnal’ın silahlı saldırıya uğramasını manşet haber olarak okurlarıyla paylaşmış. Haberde, Turgut İnal’ın sağ bacağından vurulduğu, sağlık durumunun iyi olduğu açıklanıyor.</strong></p>

<p></p>

<p><img alt="25 Ağsts 90 Ctsi (Custom)" class="detail-photo img-fluid" height="1192" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/08/25-agsts-90-ctsi-custom.jpg" width="818" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Manşet haberde şu satırlara yer verilmiş: “Baro Başkanı Turgut İnal dün uğradığı silahlı saldırı sonunda sağ bacağından yaralandı. Devlet Hastanesine kaldırılan Turgut İnal’ın sağlık durumunun iyi olduğu belirtiliyor. Dün saat 13.00-14.00 arasında meydana gelen olay şöyle gelişti: Baro Başkanı Turgut İnal dün saat 11.00’de Baronun genişletilmiş yönetim kurulu toplantısını yaptı. Basın mensuplarının da izlediği bu toplantının bitiminden sonra, avukatlar, yönetim kurulu üyeleri ve basın mensupları Özel idare iş hanındaki Baro Başkanlığı odasını terk ettiler. Herkes ayrıldıktan sonra odada yalnızca Turgut İnal ve Kurban isimli görevli kaldı. Bu sırada kapı çalındı. İnal, “<i>Giriniz</i>” dedikten sonra içeri orta boylu, esmer tenli, topluca, bıyıklı bir şahıs girdi. İçeri giren kimliği meçhul saldırgan İnal’a dönerek, ‘<i>Baro Başkanı Turgut İnal Sen misin?’ </i>diye sordu. Turgut İnal, ‘<i>Benim</i>’ cevabını verince belinden tabancasını çıkardı. Bir el ateş ederek Turgut İnalı yaralayıp kaçtı.”</p>

<p>Birinci sayfadaki diğer haber başlıkları: “Hava kirliliği için önlem alınacak”, “Belediyenin alacağı önlemler”, “Tepkiler tepkiler tepkiler”, “Seferberliğe hazır olun”, “Bor suyu öldürüyor”, “Balhak model uçak kursları Pazar günü başlıyor”, “9 Eylül 13. Yılına girdi”, “Gönen’de 6 Eylül’de çifte şenlik var.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HİLMİ  DUYAR</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>TARİHTE BUGÜN</category>
      <guid>https://www.politikam.com/25-agustos-1990-cumartesi-baro-baskani-turgut-inala-silahli-saldiri</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://politikamcom.teimg.com/crop/1280x720/politikam-com/uploads/2026/08/25-agst.jpg" type="image/jpeg" length="36090"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[24 Ağustos 1990 Cuma: Baro Başkanı Turgut İnal Adalet Bakanlığına çattı]]></title>
      <link>https://www.politikam.com/24-agustos-1990-cuma-baro-baskani-turgut-inal-adalet-bakanligina-catti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/24-agustos-1990-cuma-baro-baskani-turgut-inal-adalet-bakanligina-catti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Politika Gazetesi 24 Ağustos 1990 Cuma günü neşredilen nüshasında Adalet Bakanı Oltan Sungurlu’nun Hukuk reformu yapılması konusundaki sözlerini ciddi bulmadığı yolundaki açıklamasını manşetten okurlarına duyurmuş. Haberde Turgut İnal’ın açıklamalarına yer verilmiş.</strong></p>

<p></p>

<p><img alt="24 Ağsts 90 Cuma (Custom)" class="detail-photo img-fluid" height="1209" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/08/24-agsts-90-cuma-custom.jpg" width="823" /></p>

<p></p>

<p>Manşet haberde şu satırlar yer alıyor: “Balıkesir Barosu Başkanı Avukat Turgut İnal, Adalet Bakanı Oltan Sungurlu’nun hukuk reformu yapılması ve bu yönde çalışmaların devam ettiği açıklamasının ciddiyetsiz olduğunu söyledi. Yapılması düşünülen reformlar konusunda Bakan Sungurlu’nun yanılgılar içinde olduğunu belirten Turgut İnal, ‘<i>Önce bakanlığın adalet reformu üzerinde durması ve kurultay düzenleme fikrini saygıyla karşılamak gerek. Türk Hukukunun ve yargısının reform gereksinimi içinde bulunmasını resmi makamların kabul etmesi önemli bir olaydır. Bakanlık reform konusunda elindeki verilerin yeterli bulunmadığını bunun için üniversite görevlileri, parlamenterler ve kamu kesiminden gelecek önerilerin değerlendirileceğini belirtmiştir. Bu açıklamayla bakanlık iki büyük yanılgı içine düşmüştür’</i> dedi. İnal bu yanılgıları şöyle açıkladı: ‘<i>Her konuda bilimsel görüş, inceleme, makale ve kitaplar yayımlanmıştır. O bakımdan bakanlığın belirttiği gibi kaynak eksikliği değil, kaynak enflasyonu vardır. İkinci vahim yanılgı ise Türkiye’de sanki 30 bin avukat, 65 Baro ve Barolar Birliği yokmuşçasına hukuk reformunda ve toplanacak kurultayda adlarından </i>bahsedilmemiştir’ diye konuştu.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Birinci sayfadaki diğer haber başlıkları: “İlk üst geçidin yapımına gelecek aylarda başlanacak”, “Tarla günü”, “Tutuklu Ahmet Sezer: Cinayeti isteyerek işlemedim”, “Defterdarlığın sohbet toplantıları 25 Ağustos’ta başlıyor”, “Yeşilli Camii restore ediliyor”, “Belediye fuardan yaklaşık 84 milyar lira kar etti. Belediye Başkanı Sami Gökdeniz: Balıkesir Fuarı Türkiye’de tek olacak”, “Çimentodan bir memur daha çıkarıldı”, “Pehlivanlar Gazinosu tahliye edildi.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HİLMİ  DUYAR</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>TARİHTE BUGÜN</category>
      <guid>https://www.politikam.com/24-agustos-1990-cuma-baro-baskani-turgut-inal-adalet-bakanligina-catti</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://politikamcom.teimg.com/crop/1280x720/politikam-com/uploads/2026/08/24-agst.jpg" type="image/jpeg" length="94594"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[23 Ağustos 1990 Perşembe: Edremit SHP karıştı]]></title>
      <link>https://www.politikam.com/23-agustos-1990-persembe-edremit-shp-karisti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/23-agustos-1990-persembe-edremit-shp-karisti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Politika Gazetesi 23 Ağustos 1990 Perşembe günü yayımlanan sayısında, SHP Genel Sekreteri Deniz Baykal’ın ziyaretleri esnasında, SHP İl Sekreteri Bünyamin Özer’in tartaklanmasını manşet haber yapmış. Haberde olaya karışan 7 kişinin görevden alındığı vurgulanmış. </strong></p>

<p></p>

<p><img alt="23 Ağsts 90 Prşm (Custom)" class="detail-photo img-fluid" height="1194" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/08/23-agsts-90-prsm-custom.jpg" width="823" /></p>

<p></p>

<p>Edremit SHP Karıştı başlıklı haber şöyle: “SHP Genel Sekreteri Deniz Baykal’ın Körfez ziyaretleri sırasında Güre’de meydana gelen olaylara adı karıştığı belirlenen 3 yönetim kurulu üyesi ile 4 partilinin görevden alınmasının yankıları sürüyor. Edremit SHP İlçe Sekreteri Ali Dumanlı yönetim kurulu üyesi Halim Gürdal, Selçuk Şerbetçi, partinin kayıtlı üyeleri Ali Gürler, Mahmut Akın, Kazım Polat ve Mehmet Can parti disiplin kuruluna sevk edildikleri için haklarında soruşturma tamamlana kadar geçici bir süre görevden alındılar. Görevden alınan ve üyelikleri askıya alınan 7 kişinin SHP Genel Sekreteri Deniz Baykal’ın Güre’ye girmek istememesi üzerine çıkan tartışma sırasında il sekreteri Bünyamin Özeri tartakladıkları iddia ediliyor. Parti genel sekreterinin gözü önünde böyle bir olayın meydana gelmesine neden oldukları gerekçesiyle il yönetim kurulunun değerlendirmelerinden sonra parti disiplin kuruluna verildikleri belirtiliyor. Konuyla ilgili bir açıklama yapan Edremit SHP İlçe Başkanı Cahit İnceoğlu, ‘<i>Parti disiplin kuruluna sevk edilen bu arkadaşlarımızı soruşturma tamamlana kadar geçici olarak görevden alındılar. Bu karara itiraz hakları var. Genel sekreterimizin gözü önünde böylesine tatsız bir olaya sebebiyet verilmesi hiç de hoş karşılanmadı. Ancak mesele büyütüldüğü kadar değildir. Bu partimizin iç sorunudur. En kısa zamanda meseleyi açıklığa kavuşturacağız’</i> dedi. Pek çok üyenin istifa edeceği iddialarının asılsız olduğunu belirten İnceoğlu, ‘<i>Partimizden istifa olacağı söylentileri asılsızdır. Aksine ilçe teşkilatımız gün geçtikçe daha da güçleniyor’</i> diye konuştu. Bilindiği gibi SHP Genel Sekreteri Deniz Baykal’ın Körfez ziyareti sırasında Güre kasabasına uğraması istenmişti. Ancak Deniz Baykal SHP’li Belediye Başkanı Kamil Saka, partiden istifa ettiği için Güre’ye girmek istememişti. Bu sırada çıkan tartışmalar İl Sekreteri Bünyamin Özer’in tartaklanmasına kadar varmıştı.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Birinci sayfadaki diğer haber başlıkları: “Bağ-kur’un alacağı 36 milyarı buldu”, “Sıra Balpaş’ta”, “Balıkesir Barosu bir toplantı düzenledi”, “Tekstil tartışması büyüyor”, “Başkan Gökdeniz’den Aydın Akgün’e destek”, “Edremit SHP İlçe Başkanı Cahit İnceoğlu’na soruşturma”, “DSP’de Bayrampaşa bayramı devam ediyor”, “Edremit SHP’de kadın komisyonu”, “Merinos Projesi hızla gelişiyor.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HİLMİ  DUYAR</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>TARİHTE BUGÜN</category>
      <guid>https://www.politikam.com/23-agustos-1990-persembe-edremit-shp-karisti</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://politikamcom.teimg.com/crop/1280x720/politikam-com/uploads/2026/08/23-agst.jpg" type="image/jpeg" length="84532"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[22 Ağustos 1990 Çarşamba: Sıcak savaşa Balıkesirli ne diyor?]]></title>
      <link>https://www.politikam.com/22-agustos-1990-carsamba-sicak-savasa-balikesirli-ne-diyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/22-agustos-1990-carsamba-sicak-savasa-balikesirli-ne-diyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Politika Gazetesi 22 Ağustos 1990 Çarşamba günü yayımladığı sayısında, Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesinden sonra, Türkiye’nin Irak’a karşı tavır alması konusunda vatandaşların düşüncelerini sormasıyla halkın Politika’ya verdiği yanıtları manşete taşımış. </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><img alt="22 Ağsts 90 Çrşm (Custom)" class="detail-photo img-fluid" height="1207" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/08/22-agsts-90-crsm-custom.jpg" width="816" /></p>

<p></p>

<p>Manşet haberde şu bilgiler aktarılıyor: “Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesiyle gerginleşen Körfez’deki durum, diğer ülkelerin gerek Amerikan birliklerinin Körfez’i abluka altına alması ile önemini korumaya devam ediyor. Türkiye’nin Irak karşısında bir tavır alarak diğer ülkelerin uyguladığı ambargoya katılmasının ve petrol borularını kapatmasının karşısında Irak’ın ülkemize saldırma ihtimalini de artırıyor. Gazetemizin bu konuda yaptığı anket Balıkesirlilerin savaş istemediği yolunda.</p>

<p>Haddehaneci İrfan Ay: ‘Irakla ülkemiz arasında savaşın çıkması pek kolay olmaz. Eğer bir savaş çıkarsa, seve seve bize verilecek göreve talip olur elimizden geleni yaparız’ diye konuştu.</p>

<p>Banyo sahibi Ali Hikmet Çakır, ‘Türkiye bu gibi durumlarda istikrarlı davranışları ile göz doldurmuş bir ülkedir. Irak’ın ülkemize bir saldırısı olduğunda biz de gereken görevin başına geçeriz. Ben sıcak bir savaşın çıkacağına inanmıyorum. Savaş çıksa bile Irak bize saldıramaz. Saddam Hüseyin’in talimatıyla geçtiğimiz günlerde salıverilen yabancı rehinelerle Irak’ın iyi niyet göstermesi beni bu karara itti’ dedi.</p>

<p>Öğrenci Bülent Söğüt; ‘Irak’ın topraklarımızda gözü olduğuna inanmıyorum. Bu karışıklıkta Kuveyt’i işgal ettiği gibi ülkemize de girebilirler. Irak zaten bize diş biliyor. Ülkemizin diğer ülkelerin yanında yer alması bize olumsuz bir sonuç doğuracak” diye görüşlerini ifade etti.</p>

<p>Birinci sayfadaki haber başlıkları: “Ordu Donatımda devir teslim”, “Karesi Üniversitesi’ne YÖK evet dedi”, “Gönen’de sazan balığı üretimine başlandı”, “Sendikalıya iş yok”, “Turizmde yetişmiş eleman sayısı artacak”, “İçki alemi cinayetle bitti”, “General Kapıcıoğlu Tesisi açıldı.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HİLMİ  DUYAR</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>TARİHTE BUGÜN</category>
      <guid>https://www.politikam.com/22-agustos-1990-carsamba-sicak-savasa-balikesirli-ne-diyor</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://politikamcom.teimg.com/crop/1280x720/politikam-com/uploads/2026/08/22-agst.jpg" type="image/jpeg" length="93163"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[21 Ağustos 1990 Salı: Tekstil Sanayi girişiminin ardında neler oluyor?]]></title>
      <link>https://www.politikam.com/21-agustos-1990-sali-tekstil-sanayi-girisiminin-ardinda-neler-oluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/21-agustos-1990-sali-tekstil-sanayi-girisiminin-ardinda-neler-oluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Politika Gazetesi 21 Ağustos 1990 Salı günü yayımladığı sayısında, Balıkesir’de kurulması planlanan Tekstil Sanayinin hurda makinalarla yapılıp yapılmayacağını konu alan haber manşete taşınmış. Haberde, Bursa Emniyet Müdürlüğünün yeni gibi gösterilmeye çalışılan pek çok hurda tekstil makinasının yurda sokulmak isterken yakaladığına vurgu yapılmış. </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><img alt="21 Ağsts 90 Sali (Custom)" class="detail-photo img-fluid" height="1219" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/08/21-agsts-90-sali-custom.jpg" width="825" /></p>

<p></p>

<p>Manşet haber şöyle: “Geçtiğimiz temmuz ayı boyunca Cumhuriyet Gazetesinin yaptığı sürekli yayımlarla kamuoyunun dikkatini çeken hurda tekstil makinalarının ithalatından Balıkesir’in de etkilenmesinden korkuluyor. Bilindiği gibi son 6 ay içinde değeri milyarları aşan çok sayıda hurda tekstil makinasının 5 yaşındaymış gibi gösterip gümrüklerden geçirilerek Bursa’ya getirilmesi üzerine Bursa Emniyet Müdürlüğü Mali Şube Ekipleri geniş çaplı bir operasyon düzenleyerek ele geçen makinaları gümrüklere teslim etmişti. 4 gün süren operasyon ise daha sonra polisin elindeki istihbaratın yetersiz olduğu gerekçesiyle durdurulmuştu. Son günlerde Balıkesir’de sıkça konuşulmaya başlayan tekstil sanayi kurulması konusunda da söz konusu hurda makinaların Balıkesir’e de getirilmesiyle gerçekleşeceği şüpheleri doğmaya başladı. Bazı ANAP’lı milletvekillerinin bir kanun teklifi vererek 5 yıllık makine sokma izninin 20 yıla çıkartılmasını isteyecekleri öğrenildi. Hurda makinaların Balıkesir’e getirilerek sözde tekstil sanayi kurma çabalarına tepki gösteren SHP Merkez İlçe Başkanı Esin Bozoğlu dün bir açıklama yaptı ve; ‘<i>Balıkesir’e tekstil sanayi kurmayı teklif edenler Bursa Gümrüklerinde bekleyen sahte imal tarihli hurda tekstil makinaları hakkında bilgi sahibi midir?</i>’ diye sordu. Konuyla ilgili hazırladıkları dosyayı TBMM parti grubuna ilettiklerini ifade eden Bozoğlu, ‘<i>Cumhuriyet, Bursa Olay, ve Bursa Uludağ gazetelerinin 3 Temmuz 1990 ve 28 Temmuz 1990 arasındaki sürekli yayımlarla ortaya çıkarılan büyük sahtekarlıktan Balıkesir’de payını almak üzeredir. 1989’da çıkarılan İthalat Rejimi Kararlarının 15. Maddesi gereği 5 yaşından büyük tekstil makinalarının Türkiye’ye sokulması yasaklanmışken, son 6-7 aydır makyajlanmış sahte etiketli hurda tekstil makinalarının Bursa gümrüklerinden hızla Türkiye’ye sokulduğu saptanmış, mali polis konu ile ilgili soruşturma başlatmıştır. Olayın ilginç yönü bu işi tezgahlayanların milliyetçi mukaddesatçı kesimle Arap biraderlerinin olmasıdır. İhlas A. Ş. İthalatı yapmakta, Albaraka, Faysal Finans, Türk Evkaf gibi kuruluşlar da kredi vermektedir’</i> dedi.”</p>

<p>Birinci sayfanın haber başlıkları: “Mini seçimin galibi DSP ve ANAP”, “Aşanel bu hafta sonu Ankara yolcusu”, “Devlet Hastanesinde onarım”, “Ağır Sanayideki pis koku esnafı bezdirdi”, “Sıcaklar bunaltıyor”, “Burhaniye’de intihar”, “Seyyar satıcıya 3,5 milyon ceza.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HİLMİ  DUYAR</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>TARİHTE BUGÜN</category>
      <guid>https://www.politikam.com/21-agustos-1990-sali-tekstil-sanayi-girisiminin-ardinda-neler-oluyor</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.politikam.com/vendor/te/assets/images/placeholder.png" type="image/jpeg" length="36694"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[20 Ağustos 1990 Pazartesi: Akaryakıtta geçici istikrar]]></title>
      <link>https://www.politikam.com/20-agustos-1990-pazartesi-akaryakitta-gecici-istikrar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/20-agustos-1990-pazartesi-akaryakitta-gecici-istikrar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Politika Gazetesi 20 Ağustos 1990 Pazartesi günü yayımladığı sayısında Irak’ın Kuveyt’i işgalinden sonra yükselen petrol fiyatlarının son 10 gündür istikrar içinde olduğunu belirten haberi manşete taşımış. </strong></p>

<p></p>

<p><img alt="20 Ağsts 90 Ptsi (Custom)-1" class="detail-photo img-fluid" height="1216" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/08/20-agsts-90-ptsi-custom-1.jpg" width="824" /></p>

<p></p>

<p>Akaryakıtta geçici istikrar başlıklı haber şöyle: “Irak’ın Kuveyt’i işgali ve ilhakıyla baş gösteren körfez krizi devam ederken petrol fiyatlarındaki dengesizlik son 10 gündür yerini geçici bir istikrara bıraktı. Balıkesir’de geçen hafta Petrol Ofisi, Shell ve Mobil Oil’de fiyatlar tam anlamıyla bir belirsizlik içindeydi. Bazı günler 3-4 defa fiyatlar değişirken, fiyatların iniş ve düşüşündeki karmaşıklık piyasayı büyük ölçüde etkilemişti. Akaryakıt fiyatlarının son durumu hakkında edindiğimiz bilgilere göre son 10 gündür fiyatlarda herhangi bir değişiklik olmadı. Ancak yetkililer bu istikrarın geçici bir süre için olacağını tahmin ediyor. Körfezde bir sıcak savaşın baş göstermesi halinde petrol piyasasının yeniden allak bullak olacağına dikkat çekiyorlar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Birinci sayfadaki diğer haber başlıkları: “Kepsut olayı ANAP camiasını ziyadesiyle üzmüştür”, “Tuğgeneral F. Atilla Kapıcıoğlu veda ziyaretlerinde bulunuyor”, “Fuarda son gün”, “Edremit esnafının sorunları ele alındı”, “Küçük sanayide kura çekimi gecikecek mi?”, “Sağlık Ocağı mezarlıkta mı?”, “Her şey çocuklar için”, “Taksitli satışlara ilgi büyük.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HİLMİ  DUYAR</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>TARİHTE BUGÜN</category>
      <guid>https://www.politikam.com/20-agustos-1990-pazartesi-akaryakitta-gecici-istikrar</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://politikamcom.teimg.com/crop/1280x720/politikam-com/uploads/2026/08/20-agst.jpg" type="image/jpeg" length="74786"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[18 Ağustos 1990 Cumartesi: Çimentoda kazan kaynıyor]]></title>
      <link>https://www.politikam.com/18-agustos-1990-cumartesi-cimentoda-kazan-kayniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/18-agustos-1990-cumartesi-cimentoda-kazan-kayniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Politika Gazetesi 18 Ağustos 1990 Cumartesi günü yayımladığı sayısında, Balıkesir’de hava ve çevre kirliliği yaratan Çimento fabrikasının Fransız Genel Müdürünün, genel müdür yardımcısı ve bazı yöneticilerin işlerine son verdiğini manşete taşımış. Haberde görevine son verilen Genel Müdür Yardımcısı Necati Aksoy 80 kişinin daha işten çıkarılacağı açıklamasını öne çıkarmış. </strong></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="18 Ağsts 90 Ctsi (Custom)" class="detail-photo img-fluid" height="1218" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/08/18-agsts-90-ctsi-custom.jpg" width="823" /></p>

<p></p>

<p>Manşet haber şöyle: “Yarattığı çevre kirliliğini ve fabrika bacasına takılması gereken filtrelerin yapımını sürekli ertelemesiyle kamuoyunu meşgul eden çimento fabrikası şimdide ani emirlerle üst düzey yöneticilerin görevden alınmasıyla yeniden gündeme geldi. SET Çimento’nun Türkiye’deki fabrikalarının Genel Müdürü tarafından görevine son verilen Balıkesir Çimento Fabrikası Genel Müdür Yardımcısı Necati Aksoy’un önceki gün yaptığı açıklamada Balıkesir Çimento fabrikasından toplam 80 kişinin görevine son verilmesinin planlandığını söylemesi ayrıca Balıkesir Çimento Fabrikası Genel Müdürü’nün de kısa süre içinde görevden alınacağını iddia etmesi üzerine fabrika personeli arasında huzursuzluk başladı. Çimse-iş Sendikası Balıkesir Şube Başkanı Hakkı Öztürk, gazetemize yaptığı açıklamada, SET Genel Müdürü Guy Mallet ile yaptığı görüşmede işçi çıkarmayı düşünmediklerini, sadece yeni bir sistem oturtma amacında olduklarını söyledi. Diğer fabrikalardan çıkarılan işçileri hatırlattığımızda ise onların personel fazlalığından kaynaklandığını ifade etti. Öztürk, ‘<i>Ben Fransızların bu sözlerine inanmıyorum. Tutumlarına bakılırsa ileride Balıkesir’de de işçi çıkarımına gidileceğini zannediyorum” </i>diye konuştu.<i> </i>Guy Mallet’in sözünü ettiği yeni sistemin önce memur statüsünde olanları etkilediğini<i> </i>sözlerine ekleyen Hakkı Öztürk şimdiye kadar idari işler Genel Müdür Muavini Necati Aksoy, Ticaret Müdürü Hüseyin Aslan, veznedar Metin Avdan, muhasebe memuru Tuna Dalkılıç’ın ilk etapta işlerine son verildiğini söyledi.”</p>

<p>Birinci sayfadaki diğer haber başlıkları: “Kepsut’taki saldırı için ANAP’tan açıklama: SHP olayı saptırmaya çalışıyor”, “Susurluk esnafının yaraları sarılacak”, “Rahmi Göçer görevinin başında”, “Sütlüce de Pazar yerine kavuşuyor”, “3 yıldızlı otelin yapımına ne zaman başlanacak?”, “13 milyon fide göz göre göre kuruyor”, “Haddecilerin sayısında her geçen gün azalma oluyor”, “Sürücülere yaklaşık 12 milyon lira ceza”, “Dün akşam fuarı 14.662 kişi gezdi.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HİLMİ  DUYAR</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>TARİHTE BUGÜN</category>
      <guid>https://www.politikam.com/18-agustos-1990-cumartesi-cimentoda-kazan-kayniyor</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://politikamcom.teimg.com/crop/1280x720/politikam-com/uploads/2026/08/18-agst.jpg" type="image/jpeg" length="32657"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[17 Ağustos 1990 Cuma: DMP Genel Başkanı Dalan eylül sonunda Balıkesir’de]]></title>
      <link>https://www.politikam.com/17-agustos-1990-cuma-dmp-genel-baskani-dalan-eylul-sonunda-balikesirde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/17-agustos-1990-cuma-dmp-genel-baskani-dalan-eylul-sonunda-balikesirde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>17 Ağustos 1990 Cuma günü yayımlanan Politika Gazetesi, DMP Genel Başkanı Bedrettin Dalan’ın eylül ayı sonunda Balıkesir’e geleceğini açıklayan haberi manşetten vermiş: Haberde, İl Başkanı Turhan Dedeoğlu’nun 7 ilçede örgütlenmesini tamamlayan DMP’ye üye olmak isteyenlerin her geçen gün arttığına dikkat çekmesi aktarılmış. </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><img alt="17 Ağsts 90 Cuma (Custom)" class="detail-photo img-fluid" height="1251" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/08/17-agsts-90-cuma-custom.jpg" width="832" /></p>

<p></p>

<p>Manşet haberde şu bilgiler aktarılıyor: “DMP’nin 7 ilçedeki teşkilatı tüzel kişiliğine kavuşuyor. Önümüzdeki hafta içinde Merkez İlçe, Dursunbey, Savaştepe, Kepsut, Bandırma, Gönen ve İvrindi’de yer alan teşkilatların tüzel kişilik kazanmak için ilgili makamlara başvuracakları bildirildi. Konu ile ilgili gazetemize açıklamada bulunan DMP İl Başkanı Turhan Dedeoğlu, teşkilatlanma çalışmalarında kısa süre içinde büyük bir mesafe kaydettiklerine dikkat çekerek, ‘<i>7 ilçemiz önümüzdeki hafta içinde tüzel kişiliğine kavuşuyor. Diğer ilçelerimizde de teşkilatlanma çalışmalarına hızla devam ediyoruz’ </i>diye konuştu. Eylül ayı sonunda DMP Genel Başkanı Bedrettin Dalan’ın Balıkesir’e geleceğini hatırlatan DMP İl Başkanı Turhan Dedeoğlu, partiye katılımların her gün arttığını gerek yurt çapında ve gerekse Balıkesir’de DMP çatısı altında toplananların çoğaldığını belirtti. 50 ilde DMP teşkilatının kurulduğuna işaret eden Başkan Dedeoğlu, özellikle DYP ve SHP’den istifa eden üyelerin DMP’ye katılmak için adeta yarıştıklarına dikkat çekti.”</p>

<p>Birinci sayfadaki haber başlıkları: “Zeytin sineğine karşı mücadele başlatıldı”, “Dürüstlüğümün kurbanı oldum”, “TSE 3 firmanın sözleşmesini iptal etti”, “Kyzikos Paneli 28 Ağustos’ta”, “Susurluk’ta 21 işyeri yandı. Zarar 250 milyon lira”, “Yaşar Gümüşyay Ankara’ya gitti”, “Yunus Baysal Tuğgeneral Kapıcıoğlu’na yeni görevinde başarılar diledi”, “Dereceye giren mimarlar ödüllerini aldılar”, “Sigara kaçakçılığı yapan 2 kişi suçüstü yakalandı”, “ANAP İl Başkanını valinin otosuyla gezdiren şoför görevinden alındı”, “Bandırma Belediyesi 60 ton asfalt aldı.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HİLMİ  DUYAR</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>TARİHTE BUGÜN</category>
      <guid>https://www.politikam.com/17-agustos-1990-cuma-dmp-genel-baskani-dalan-eylul-sonunda-balikesirde</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://politikamcom.teimg.com/crop/1280x720/politikam-com/uploads/2026/08/17-agst.jpg" type="image/jpeg" length="37031"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
