<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Balıkesir Haberleri</title>
    <link>https://www.politikam.com</link>
    <description>Doğru, güvenilir ve tarafız habercilik</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.politikam.com/rss/biyografiler" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 07 May 2026 01:01:40 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/rss/biyografiler"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Turgut Özal Vefatının 33. Yılında Anılıyor! Turgut Özal'ın Hayatı, Ekonomik Reformları ve ANAP Dönemi Analizi:]]></title>
      <link>https://www.politikam.com/turgut-ozal-hayati-ve-ekonomik-mirasi-17-nisan-2026</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/turgut-ozal-hayati-ve-ekonomik-mirasi-17-nisan-2026" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye'yi dünyayla tanıştıran, ekonomide devrim yapan 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal vefat yıl dönümünde anılıyor. Mühendislikten cumhurbaşkanlığına uzanan o büyük hikaye.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2><strong>Türkiye Cumhuriyeti’nin 8. Cumhurbaşkanı ve Türk siyasetinin en etkili figürlerinden biri olan Turgut Özal, vefatının 33. yıl dönümünde (17 Nisan 1993 - 17 Nisan 2026) anılıyor. </strong></h2>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Modern Türkiye’nin ekonomik ve sosyal mimarı olarak kabul edilen Özal, "mühendis mantığıyla devlet yönetimi" anlayışını getirerek ülkeyi kapalı bir ekonomiden küresel bir güç olma yoluna sokan isim oldu.</p>

<hr />
<p><strong>24 Ocak Kararları: Ekonomik Yapısal Kırılma</strong></p>

<p>Turgut Özal denildiğinde akla gelen ilk büyük hamle, 24 Ocak 1980 kararlarıdır. İthal ikameci modelden vazgeçerek Türkiye’yi ihracat odaklı serbest piyasa ekonomisine taşıyan bu kararlar, Türk insanının dünyayla entegre olmasını sağladı.</p>

<p></p>

<p><img alt="Ozal 3Yu7 Cover" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/04/ozal-3yu7-cover.webp" width="1280" /></p>

<hr />
<p>📋<strong> Özal Reformlarının Temel Sütunları:</strong></p>

<ul>
 <li><strong>Döviz Serbestisi:</strong> Türk parasının değerini koruma kanunundaki radikal değişikliklerle döviz bulundurmak suç olmaktan çıktı.</li>
 <li><strong>Serbest Piyasa:</strong> İhracata dayalı büyüme modeli ve kamu sübvansiyonlarının azaltılması.</li>
 <li><strong>Orta Sınıfın Doğuşu:</strong> Özel sektörün güçlendirilmesiyle birlikte modern bir orta sınıf ve tüketim kültürü inşa edildi.</li>
 <li><strong>Teknolojik Atılım:</strong> Türkiye'nin telekomünikasyon ve elektrik altyapısında çağ atlamasını sağlayan yatırımlar.</li>
</ul>

<p></p>

<p><strong>ANAP ve Dört Eğilim: Siyasette Yeni Merkez</strong></p>

<p>1983 yılında kurduğu Anavatan Partisi (ANAP), Türkiye’nin siyasi yelpazesindeki dört farklı damarı (liberal, muhafazakâr, milliyetçi ve sosyal demokrat) tek bir çatı altında birleştirdi. Bu sentez, 12 Eylül darbesi sonrası toplumsal barışı ve ekonomik kalkınmayı önceleyen yeni bir siyasi model sundu.</p>

<p>🔍<strong> Aktif Cumhurbaşkanlığı ve Türk Dünyası</strong></p>

<p>1989'da Çankaya Köşkü’ne çıkan Özal, "noter makamı" olarak görülen cumhurbaşkanlığını icranın merkezine taşıdı. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte Orta Asya Cumhuriyetleri ile kurulan ilk köprüler, Körfez Savaşı’ndaki aktif diplomasisi ve GAP projesine verdiği destek, onun stratejik vizyonunun parçalarıydı.</p>

<p></p>

<p></p>

<p><img alt="Thumbs B C 8098Dd1Bdc3B7A9A551Fbdd55Eeb7Cb9" class="detail-photo img-fluid" height="675" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/04/thumbs-b-c-8098dd1bdc3b7a9a551fbdd55eeb7cb9.jpg" width="1200" /></p>

<hr />
<p><strong>Değişimin Cesur Mimarı</strong></p>

<p>Turgut Özal, sadece bir teknokrat değil, aynı zamanda bir zihniyet devrimcisiydi. "Benim memurum işini bilir" ya da "Anayasa bir kere delinmekle bir şey olmaz" gibi çok tartışılan ifadeleri, aslında hantal bürokrasiye karşı duyduğu sabırsızlığın ve sonuç odaklı yönetim tarzının bir yansımasıydı. Eleştirilen "Özal Sistemi", Türkiye’yi 21. yüzyılın dinamiklerine hazırlayan asıl güç oldu. Bugün kullandığımız dijital altyapıdan serbest piyasa alışkanlıklarımıza kadar pek çok alanda onun attığı imzalar bulunuyor. 17 Nisan 1993'teki ani vefatı, Türkiye için sadece bir lider kaybı değil, bir devrin kapanmasıydı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİYOGRAFİLER</category>
      <guid>https://www.politikam.com/turgut-ozal-hayati-ve-ekonomik-mirasi-17-nisan-2026</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 14:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://politikamcom.teimg.com/crop/1280x720/politikam-com/uploads/2026/04/thumbs-b-c-48e5b60a45cb88a8249290ba8b963154.jpg" type="image/jpeg" length="92570"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tarihe vefa nerede? Ali Hikmet Paşa Köşkü bakımsızlığa mahkûm]]></title>
      <link>https://www.politikam.com/tarihe-vefa-nerede-ali-hikmet-pasa-kosku-bakimsizliga-mahkum</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/tarihe-vefa-nerede-ali-hikmet-pasa-kosku-bakimsizliga-mahkum" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Balıkesir’in tarihi simgelerinden Ali Hikmet Paşa Köşkü, uzun süredir bakımsız ve terk edilmiş haliyle dikkat çekiyor. Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde önemli rol oynayan Korgeneral Ali Hikmet Ayerdem’in 1927 yılında yaptırdığı köşk, bugün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Balıkesir'in tarihi simge yapılarından biri olan Ali Hikmet Paşa Köşkü, bakımsızlık ve terkedilmişlik içerisinde. </strong>Vatan savunmasında, Kurtuluş Savaşı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş mucadelesinde büyük yararlılıklar gösteren, İstiklal Madalyası sahibi Korgeneral Ali Hikmet Ayerdem, Balıkesir'de gorev yaptığı 10 yıl içerisinde şehrin gelişimi için onemli hiznetler verdi. Eski Asker Hastanesi karşısındaki söz konusu Köşk de 1927 yılında Korgeneral Ali Hikmet Ayerdem tarafından yaptırıldı.<br />
Köşk, son olarak 2000 yılı Ocak ayında restore edilmişti.<br />
Garnizon Komutanlığı tarafından da bir süre askeri müze olarak da kullanılmıştır.</p>

<hr />
<p><strong>ALİ HİKMET PAŞA KİMDİR?</strong><br />
1877 yılı Mart ayında Mora Yenişehir’de doğan Ali Hikmet Paşa, 1898 yılında Harbiye’den mezun oldu.<br />
1925 yılında Balıkesir’e atandı. Balıkesir’e askeri, siyasi, idari, kültürel ve sosyal alanlarda hizmetleriyle bilinen Ali Hikmet Ayerdem, birçok ilke imza atmış ve bu sebeple ismi Balıkesir’de birçok önemli alanda yaşatılmıştır. Kent içinde bulunan <strong>Ali Hikmet Paşa Meydanı ile Ali Hikmet Paşa Mahallesi,</strong> eğitime verdiği önemden dolayı <strong>Ali Hikmet Paşa İlköğretim Okulu</strong>, spor ile ilgili çalışmaları ve Balıkesir’e ilk stadı yaptırmış olması sebebiyle <strong>Ali Hikmet Paşa Stadı </strong>gibi önemli lokasyon ve binalara ismi verilmiştir.</p>

<hr />
<p><strong>BALIKESİR YILLARI VE BALIKESİR’E HİZMETLERİ</strong><br />
1925 yılında Balıkesir’e 2. Kolordu Komutanı olarak atanan Korgeneral Ali Hikmet Ayerdem, şehrimizdeki 10 yıllık görev süresi içerisinde,<br />
<strong>Balıkesir’in spor hayatına büyük katkılar sağlamıştır. Sporcu ve sanatçı birçok hemşerimizin elinden tutmuş, yurt dışına eğitime göndermiştir. Askeri Mahveli çevresindeki sosyal tesisleri ve Kızpınarı </strong>mevkiindeki 40. Alay Kışlasını inşa ettirdiği gibi Paşa Çeşmesi olarak anılan, şimdiki Atatürk İlkokulu yanında bulunan 2. Kolordu Çeşmesi’ni yaptırmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<p><strong>BALIKESİR TAYYARESİ</strong><br />
Hava Kuvvetlerimizi güçlendirmek amacıyla toplanan paralarla satın alınan uçaklar, Türk Hava Kuvvetleri'ne hediye edilmiştir.<br />
Hava Gücünü Kuvvetlendirme Kampanyası kapsamında ağırlıklı olarak 1925-1935 yılları arasında toplam 250 uçak satın alınmıştır.<br />
1925 yılında kurulan ve Atatürk'ün ''İstikbal Göklerdedir'' sözüyle vücut bulan Türk Hava Kurumu (Türk Tayyare Cemiyeti), Hava Kuvvetlerinin kısa sürede yüzlerce uçak edinmesini sağlayacak bir kampanya başlattı.</p>

<hr />
<p><br />
Kampanya kapsamında Edremit ilçemiz, 10 yıllık bu kampanya boyunca satın aldığı 8 adet uçak ile ilçeler (kazalar) arasında en fazla uçak hibe eden ilçe ünvanını almıştır.<br />
Balıkesir halkı da, ilk defa 1926 yılında başlattığı kampanya ile ilk uçağını satın alarak, Türk Hava Kurumu'na "Balıkesir" adı ile hibe etmiştir.<br />
1929 yılında 2.defa yapılan yardım kampanyası ile Balıkesir halkı tarafından Balıkesir -2 tayyaresi alınmıştır. (Kaynak: Il Kültür Ve Turizm Müdürlüğü)</p>

<hr />
<p><img alt="E763821B 16Af 4Fc6 8C64 D9630A545491" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/03/e763821b-16af-4fc6-8c64-d9630a545491.jpg" width="1600" /><img alt="939Dfa1E A9E1 41Ad B576 7E83Ff7Bf4Ff" class="detail-photo img-fluid" height="1202" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/03/939dfa1e-a9e1-41ad-b576-7e83ff7bf4ff.jpg" width="1600" /><img alt="962655F3 40F5 4Dea 9E3A 81809A8F75Ee" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/03/962655f3-40f5-4dea-9e3a-81809a8f75ee.jpg" width="1600" /></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>CEMİL YURTMAN</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİYOGRAFİLER</category>
      <guid>https://www.politikam.com/tarihe-vefa-nerede-ali-hikmet-pasa-kosku-bakimsizliga-mahkum</guid>
      <pubDate>Thu, 19 Mar 2026 13:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://politikamcom.teimg.com/crop/1280x720/politikam-com/uploads/2026/03/cf189255-b1a8-4370-a809-1a0b06dad073.jpg" type="image/jpeg" length="51582"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Pınar Ayhan Kimdir? Son Projesi Annesinin Anı Kitabı Oldu]]></title>
      <link>https://www.politikam.com/pinar-ayhan-kimdir-son-projesi-annesinin-ani-kitabi-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/pinar-ayhan-kimdir-son-projesi-annesinin-ani-kitabi-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Eurovision sanatçısı Pınar Ayhan, annesi Ülay Karakoç’un anılarını yazılı hale getirerek yayımlanmasına destek verdi. Kitap, Cumhuriyet dönemi öğretmenlerinin yaşamını ve Türkiye’nin eğitim tarihini gün yüzüne çıkarıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2><strong>Eurovision Şarkı Yarışması’nda Türkiye’yi temsil eden sanatçı Pınar Ayhan, bu kez sahnede değil, kültürel miras alanında attığı adımla gündemde</strong>.</h2>

<p>Ayhan, annesi Ülay Karakoç’un kaleme aldığı “Ülay Hanım – Bir Cumhuriyet Öğretmeninin Anıları” adlı kitabın yayımlanma sürecine aktif destek verdi.</p>

<p>Cumhuriyet döneminde öğretmenlik yapmış bir eğitimcinin anılarını içeren eser, Türkiye’nin eğitim tarihine ışık tutarken, bir dönemin idealist öğretmen profilini de okurla buluşturuyor.</p>

<hr />
<h3><strong> Sahnedeki Anlatıdan Yazılı Hafızaya</strong></h3>

<p>1972 yılında Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde doğan Pınar Ayhan, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu bünyesindeki çalışmaları ve 2000 yılında Eurovision Şarkı Yarışması’nda Türkiye’yi temsil etmesiyle geniş kitlelerce tanındı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Son yıllarda ise “Orada Duruverseydi Zaman” ve “Kemâl” gibi müzikal belgesel projeleriyle Cumhuriyet’in kültürel hafızasını sahneye taşıdı. Bu kez aynı hafıza çalışmasını aile geçmişi üzerinden yazılı kültüre aktardı.</p>

<hr />
<h3><strong> “Ülay Hanım” Ne Anlatıyor?</strong></h3>

<p>“Ülay Hanım – Bir Cumhuriyet Öğretmeninin Anıları”, Cumhuriyet’in ilk kuşak eğitim anlayışını, Anadolu’daki öğretmenlik deneyimlerini ve bir eğitimcinin yaşam mücadelesini kişisel tanıklık üzerinden aktarıyor.</p>

<p>Kitap, yalnızca bireysel bir yaşam öyküsü değil; aynı zamanda Türkiye’nin eğitim serüvenine dair tanıklık niteliği taşıyor.</p>

<hr />
<h3><strong> Kültürel Miras Vurgusu</strong></h3>

<p>Tohumluk Vakfı’nın kurucusu olan Ayhan, uzun süredir kültürel miras, eğitim ve toplumsal hafıza ekseninde çalışmalar yürütüyor. Annesinin anı kitabının yayımlanmasına katkı sunması da bu çizginin doğal bir devamı olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Sanat, sahne ve sosyal sorumluluğu bir arada sürdüren Ayhan, bu son çalışmasıyla aile tarihini toplumsal belleğe dönüştüren isimlerden biri oldu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Sibel Çobanoğlu</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİYOGRAFİLER</category>
      <guid>https://www.politikam.com/pinar-ayhan-kimdir-son-projesi-annesinin-ani-kitabi-oldu</guid>
      <pubDate>Sun, 01 Mar 2026 13:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://politikamcom.teimg.com/crop/1280x720/politikam-com/uploads/2026/03/whatsapp-image-2026-03-01-at-125652.jpeg" type="image/jpeg" length="35723"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Manyas’tan Dünyaya Açılan Güzellik: Keriman Halis Ece]]></title>
      <link>https://www.politikam.com/manyastan-dunyaya-acilan-guzellik-keriman-halis-ece</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/manyastan-dunyaya-acilan-guzellik-keriman-halis-ece" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’nin ilk Dünya Güzeli olan Keriman Halis Ece’nin ailesinin Balıkesir’in Manyas ilçesine uzanan kökeni, yerelden evrensele uzanan bir Cumhuriyet hikâyesini yeniden gündeme taşıdı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin adını ilk kez uluslararası bir güzellik yarışmasında zirveye taşıyan <strong>Keriman Halis Ece</strong>, yalnızca kazandığı unvanla değil, kökeniyle de dikkat çekiyor. 1932 yılında <strong>Dünya Güzeli (Miss Universe)</strong> seçilen Keriman Halis’in ailesinin, Balıkesir’in <strong>Manyas ilçesine bağlı Hacıosman ve Kayalar köyleri</strong> ile bağlantılı olduğu biliniyor. Bu bağ, onu yalnızca bir güzellik kraliçesi değil, aynı zamanda Anadolu’dan dünyaya uzanan bir Cumhuriyet sembolü hâline getiriyor.</p>

<hr />
<h3><img alt="171759533 C2Faa26F Dcc3 499E 95C4 B5696242F792" class="detail-photo img-fluid" height="1299" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/02/171759533-c2faa26f-dcc3-499e-95c4-b5696242f792.jpeg" width="816" /></h3>

<hr />
<h3><strong>Cumhuriyet’in Dünyaya Açılan Yüzü</strong></h3>

<p>Keriman Halis, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin modernleşme sürecinde dünyaya verdiği en güçlü mesajlardan birinin simgesi oldu. 1932’de elde ettiği başarı, dönemin şartları düşünüldüğünde yalnızca bireysel bir kazanım değil, <strong>Türkiye’nin çağdaşlaşma iddiasının uluslararası alanda tescillenmesi</strong> anlamını taşıdı. Bu nedenle Mustafa Kemal Atatürk tarafından kendisine <strong>“Ece”</strong> soyadı verildi.</p>

<hr />
<h3><img alt="59C6D6D445D2A027E8399C99" class="detail-photo img-fluid" height="921" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/02/59c6d6d445d2a027e8399c99.webp" width="626" /></h3>

<hr />
<h3><strong>Manyas’tan Dünyaya Uzanan Bir Aile Hikâyesi</strong></h3>

<p>Yerel tarih anlatıları ve aile kökenlerine ilişkin paylaşımlar, Keriman Halis Ece’nin ailesinin <strong>Manyas merkezli bir geçmişe sahip olduğunu</strong> ortaya koyuyor. Hacıosman ve Kayalar köyleri, bu biyografik hattın en sık anılan durakları arasında yer alıyor. Resmî belgelerde köy bazlı ayrıntılar sınırlı olsa da, <strong>Manyas bağlantısı bölgesel hafızada güçlü biçimde kabul görüyor</strong>.</p>

<p>Bu yönüyle Keriman Halis Ece’nin hikâyesi, yalnızca İstanbul merkezli bir başarı öyküsü değil; <strong>Anadolu’nun küçük yerleşimlerinden doğan bir Cumhuriyet başarısı</strong> olarak öne çıkıyor.</p>

<hr />
<h3><img alt="Keriman Halis Cumhuriyet" class="detail-photo img-fluid" height="906" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/02/keriman-halis-cumhuriyet.jpeg" width="557" /></h3>

<hr />
<h3><strong>Manyas’ın Tarihe Düşen İmzası</strong></h3>

<p>Balıkesir’in Manyas ilçesi; göç yolları, tarım kültürü ve toplumsal yapısıyla uzun yıllar boyunca pek çok aileye ev sahipliği yaptı. Keriman Halis Ece’nin bu coğrafyayla kurulan bağı, Manyas’ın Türkiye tarihindeki görünmeyen ama etkili izlerinden biri olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h3><strong>Bir Güzellik Tacından Daha Fazlası</strong></h3>

<p>Keriman Halis Ece, bugün hâlâ Türkiye’nin <strong>ilk Dünya Güzeli</strong>, Cumhuriyet’in <strong>uluslararası vitrindeki simge isimlerinden biri</strong>, ve Manyas’la kurulan bağı sayesinde <strong>yerelden evrensele uzanan bir başarı hikâyesi</strong> olarak anılıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu yönüyle onun yaşam öyküsü, yalnızca bir biyografi değil; <strong>Anadolu’nun Cumhuriyet’le birlikte dünyaya açılışının simgesel bir özeti</strong> olarak tarihteki yerini koruyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Kevser Yoldaş</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİYOGRAFİLER, MANŞET</category>
      <guid>https://www.politikam.com/manyastan-dunyaya-acilan-guzellik-keriman-halis-ece</guid>
      <pubDate>Fri, 27 Feb 2026 15:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://politikamcom.teimg.com/crop/1280x720/politikam-com/uploads/2026/02/631d986786b2453c74f8db5b.webp" type="image/jpeg" length="32137"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Köprülü Hamdi Bey'in destansı mücadelesi]]></title>
      <link>https://www.politikam.com/koprulu-hamdi-beyin-destansi-mucadelesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/koprulu-hamdi-beyin-destansi-mucadelesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Akbaş Baskını’nın planlayıcılarından, Edremit Kaymakamı Köprülü’lü Hamdi Bey’in yaşamı; Balkanlar’dan Balıkesir’e, sivil idareden silahlı direnişe uzanan bir Milli Mücadele hikâyesi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Köprülü Hamdi Bey</strong>, 1888 yılında Makedonya’da, Köprülü kasabasında dünyaya geldi. Doğduğu yer nedeniyle hayatı boyunca <strong>Köprülü’lü Hamdi Bey</strong> olarak anıldı. Babası Osmanlı ordusunda görev yapan Kolağası İbrahim Bey’di. Küçük yaşta yetim kalan Hamdi Bey, dayısı Celalettin Bey’in himayesinde büyüdü. İlk öğrenimini Köprülü’de, orta öğrenimini Üsküp İdadisi’nde tamamladı. Bu yıllar, Sultan II. Abdülhamit’in “İstibdat Devri” olarak adlandırılan dönemine rastladı. Dönemin siyasal baskı ortamı ve Rumeli’deki çalkantılı toplumsal yapı, Hamdi Bey’in düşünce dünyasını derinden etkiledi.</p>

<hr />
<p><strong>Mülkiye Yılları ve Meşrutiyet Atmosferi</strong></p>

<p>Orta öğrenimini tamamladıktan sonra İstanbul’a giden Hamdi Bey, Mülkiye Mektebi’ne (bugünkü Siyasal Bilgiler Fakültesi) girdi. Burada okuduğu yıllar, II. Meşrutiyet’in yeniden ilan edildiği çalkantılı döneme denk geldi. Henüz yirmili yaşlarının başında, siyasal gelişmeleri yakından izleyen, heyecanlı ve idealist bir gençti. Bu atmosfer, onun devlet ve millet kavrayışını şekillendirdi.</p>

<hr />
<p><strong>Askerlik ve Balkan Savaşı</strong></p>

<p>Hamdi Bey, yirmi dört yaşında Mülkiye’den mezun oldu. Ardından Osmanlı’da ilk kez açılan İhtiyat Zabit Mektebi’ne girerek 1911 yılında asteğmen rütbesiyle diploma aldı. Memuriyet hayatına Kosova’da maiyet memuru olarak başladı. 1912’de patlak veren Balkan Savaşı sırasında yedek subay olarak orduya katıldı ve savaş sonuna kadar cephede görev yaptı.</p>

<p>Onu yakından tanıyan <strong>Kazım Özalp</strong>, Hamdi Bey için şu çarpıcı değerlendirmeyi yapar:<br />
<em>“Önceleri bir düşünce adamı olan, şiir yazan, resim yapan, ud ve keman çalan titiz bir maiyet memurundan; gözünü budaktan sakınmayan, çetin bir savaşçı ortaya çıkmıştı.”</em></p>

<hr />
<p><img alt="Köprülü Hamdi Bey" class="detail-photo img-fluid" height="400" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/02/koprulu-hamdi-bey.webp" width="600" /></p>

<hr />
<p><strong>Kaymakamlık Görevleri ve Edremit Yılları</strong></p>

<p>Edirne’nin geri alınmasının ardından Edirne Polis Müdürlüğü İdari Bölüm Başkanlığına getirilen Hamdi Bey, kısa süre sonra Demirköy Kaymakamlığı’na atandı. Birinci Dünya Savaşı başladığında bu görevdeydi. Sırasıyla Malkara ve Keşan kaymakamlıklarını yürüttü; 1916’da Sındırgı Kaymakamlığı’na, 13 Temmuz 1917’de ise Edremit Kaymakamlığı’na getirildi.</p>

<p>Edremit’te yalnızca bir idareci olarak değil, sosyal ve kültürel bir öncü olarak da öne çıktı. Kasaba ileri gelenleri ve öğretmenlerle birlikte <strong>Edremit Darül-Eytamı</strong>nı (Yetimler Yurdu) kurdu. Ayrıldığı gün burada 105 şehit çocuğu barınıyordu. Ayrıca Darül-Eytam bünyesinde <strong>Edremit İdman Yurdu</strong>nu kurarak gençlerin örgütlenmesine öncülük etti. Elektrik getirilmesi, imar planı hazırlanması, basımevi ve gazete kurulması gibi projelerle Edremit’in modernleşmesinde önemli rol oynadı.</p>

<hr />
<p><img alt="Images (14)-1" class="detail-photo img-fluid" height="303" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/02/images-14-1.jpg" width="167" /></p>

<hr />
<p><strong>Görevden Alınış ve Milli Mücadele Safına Geçiş</strong></p>

<p>Hamdi Bey, iki yıl süren Edremit Kaymakamlığı’nın ardından 9 Nisan 1919’da Damat Ferit Hükümeti tarafından görevden alındı. Bu karar, onun için Milli Mücadele’de aktif bir saflaşmanın başlangıcı oldu. Bir süre Ayvalık’ta Ali Çetinkaya’nın yanında, ardından Burhaniye’de kaldı. Daha sonra Balıkesir’de kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nde çalışmalara katıldı. Biga ve Yenice bölgelerinde direnişin örgütlenmesinde önemli görevler üstlendi.</p>

<hr />
<p><strong>Akbaş Cephaneliği Baskını’na Giden Süreç</strong></p>

<p>Yunan işgalinin genişlemesi ve cephelerin kurulmasıyla birlikte en büyük sorun cephane eksikliğiydi. Balıkesir’deki 61. Ordu Komutanı Kazım Bey (Özalp) ile Heyet-i Merkeziye üyesi Köprülü’lü Hamdi Bey, Çanakkale Boğazı’ndaki <strong>Akbaş Cephaneliği Baskını</strong> fikrini bu ortamda gündeme getirdi. Bu baskın, Büyük Önder <strong>Mustafa Kemal Atatürk</strong>’ün Nutuk’unda da yer alacaktı.</p>

<hr />
<p><strong>Akbaş Baskını’nın Hazırlıkları</strong></p>

<p>Hamdi Bey, keşif ve planlama için Dramalı Rıza Bey’i görevlendirdi. Köylü kılığında bölgede bir hafta kalan Rıza Bey; nöbet yerlerini, asker sayısını, telefon hatlarını ve sevkiyat noktalarını tespit etti. 18 Ocak 1920’de Lapseki’ye gelen Hamdi Bey, Mülkiye’den arkadaşı Kaymakam Hasan Basri Bey’den lojistik destek aldı. Sevkiyat için kayık ve motorlar hazırlandı. Harekât, eşkıya takibi görüntüsü altında yürütüldü; hatta iki adam asker kaçağı süsüyle cephaneliğe sokuldu.</p>

<hr />
<p><strong>26 Ocak 1920 Gecesi: Akbaş Baskını</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Baskın, 26 Ocak 1920 gecesi gerçekleştirildi. Dramalı Rıza Bey ve yaklaşık 30 kişilik Kuvayı Milliye birliği, Akbaş Cephaneliği’ni bastı. Senegal’li Fransız askerleri direnmedi. Binlerce tüfek ve cephane, koyda bekleyen mavna ve kayıklara yüklendi. İngiliz devriye gemilerine yakalanmadan Anadolu kıyılarına ulaştırılan silahlar, kara yoluyla iç bölgelere sevk edildi. Hamdi Bey, İngiliz komutana bıraktığı mektupta garnizonun 200 kişiyle basıldığını bildirdi.</p>

<hr />
<p><img alt="Bigada Koprulu Hamdibey Aniti Acildi" class="detail-photo img-fluid" height="650" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/02/bigada-koprulu-hamdibey-aniti-acildi.jpg" width="433" /></p>

<hr />
<p><strong>Anzavur İsyanları ve Hamdi Bey’in Hedef Haline Gelişi</strong></p>

<p>Bu baskın, İngilizleri ve İstanbul Hükümeti yanlılarını harekete geçirdi. <strong>Ahmet Anzavur</strong> önderliğindeki isyan, Hamdi Bey’i doğrudan hedef aldı. İsyanın şiddetlenmesi üzerine Hamdi Bey, Yenice’de depolanan silahları kurtarmak amacıyla yola çıktı.</p>

<hr />
<p><strong>Yakalanışı ve Şehadeti</strong></p>

<p>Hamdi Bey, Biga’dan Yenice’ye giderken Yukarı İnova köyünde Anzavur yanlısı Gavur İmam’ın adamlarından Hacıoğlu tarafından yakalandı. Ağır işkencelerle Biga’ya götürülürken, Kırkgeçit mevkiinde 17 Şubat 1920’de şehit edildi. Söylediği son sözler, onun mücadelesini özetliyordu:<br />
<em>“Kuvayı Milliye yalnız ben değilim. Kuvayı Milliye bütün milletindir. O ölmeyecektir.”</em></p>

<p>Cesedi 18 Şubat 1920’de Biga’da sokaklarda teşhir edildi; beş gün boyunca kimse sahip çıkamadı. Bandırma’ya gidenlerin şikâyeti üzerine 14. Kolordu Komutanı Yusuf İzzettin Paşa’nın müdahalesiyle eski mezarlığa defnedildi. Daha sonra naaşı Balıkesir’e nakledildi; şu anda ise Hamdi Bey'in kabri şehit edildiği Biga'da bulunuyor. </p>

<hr />
<p><strong>Tarihteki Yeri</strong></p>

<p>Köprülü’lü Hamdi Bey, yalnızca bir kaymakam değil; Milli Mücadele’nin sivil-asker öncü kadrolarından biridir. Akbaş Baskını’nın mimarlarından biri olarak Batı Anadolu direnişinin kaderini etkilemiş, Anzavur isyanları karşısında ödediği bedelle Kuvayı Milliye’nin sembol şehitleri arasına girmiştir. Onun yaşamı, Milli Mücadele’nin masa başında değil, bedel ödenerek kazanıldığının en çarpıcı örneklerinden biridir.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>OSMAN KANTARLIOĞLU</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİYOGRAFİLER, MANŞET</category>
      <guid>https://www.politikam.com/koprulu-hamdi-beyin-destansi-mucadelesi</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 02:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://politikamcom.teimg.com/crop/1280x720/politikam-com/uploads/2026/02/0f941e82-d58c-4dcd-98bd-e416b6218e8c.png" type="image/jpeg" length="54485"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Halkın Polisi Gaffar Okkan’a Kanlı Pusu: Türkiye’yı Yasa Boğan Suikast”]]></title>
      <link>https://www.politikam.com/halkin-polisi-gaffar-okkana-kanli-pusu-turkiyeyi-yasa-bogan-suikast</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/halkin-polisi-gaffar-okkana-kanli-pusu-turkiyeyi-yasa-bogan-suikast" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terörle mücadeledeki kararlılığı ve halkla kurduğu güçlü bağla hafızalara kazınan Diyarbakır Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan, 2001’de düzenlenen silahlı pusuda şehit edildi. Suikast, Türkiye’nin en sarsıcı saldırılarından biri olarak tarihe geçti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin yakın tarihinin en çarpıcı suikastlerinden biri olarak kayda geçen olayda, <strong>Diyarbakır Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan</strong>, 24 Ocak 2001’de uğradığı silahlı saldırıda şehit edildi. Okkan, görevindeki başarısı ve halkla kurduğu yakın ilişki nedeniyle hem kentte hem de ülke genelinde derin bir üzüntüyle anılıyor.</p>

<hr />
<h3><strong>Gaffar Okkan Kimdir?</strong></h3>

<p>Ali Gaffar Okkan, <strong>1952’de Sakarya’nın Hendek ilçesinde</strong> doğdu. Polis Koleji’nden 30 Eylül 1970’de, Polis Akademisi’nden ise 29 Eylül 1973’te mezun olarak mesleğe adım attı. Kariyerinin ilk yıllarında <strong>İzmir Emniyet Müdürlüğü’nde komiser yardımcısı</strong> olarak görev yapan Okkan, zamanla rütbesini artırdı; 1983’te Şanlıurfa, 1986’da Eskişehir’de çeşitli görevler üstlendi, 1993’te birinci sınıf emniyet müdürlüğüne terfi ederek Kars Emniyet Müdürü oldu.</p>

<p><strong>18 Kasım 1997’de Diyarbakır Emniyet Müdürü</strong> olarak atanan Okkan, yalnızca bir kolluk amiri değil, aynı zamanda toplumla bütünleşen bir lider profili çizdi. Göreve geldiği dönemde Diyarbakır’da güvenlik ve sosyal uyumun sağlanmasına büyük katkı sundu; ihtiyaç sahibi ailelere ve öğrencilere destek verdi, polis-halk ilişkisini güçlendirdi ve kadın polislerin sokağa çıkması gibi yenilikçi uygulamaları hayata geçirdi.</p>

<p>Evli olan Okkan’ın iki çocuğu bulunuyordu. Diyarbakırlıların yoğun sevgisiyle “<strong>Gaffar Baba</strong>” olarak anıldı.</p>

<hr />
<blockquote>
<h3><strong>Suikast ve Olayın Ayrıntıları</strong></h3>

<p><strong>24 Ocak 2001, saat 17:40</strong> sularında Okkan, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nden makam aracıyla valilik binasına doğru giderken Şehitlik semtinde kurulan <strong>pusu sonucu silahlı saldırıya uğradı</strong>.</p>

<ul>
 <li>
 <p>Saldırganlar, uzun namlulu silahlarla Okkan’ın aracını çapraz ateşe tuttu.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Okkan’a da çok sayıda kurşun isabet etti; <strong>yaklaşık 20 mermi başına isabet etti</strong>.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Olayda Emniyet Müdürü ile birlikte <strong>beş polis memuru daha şehit oldu</strong>; yaralanan diğer polisler tedaviye alındı.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Saldırganlar, bulundukları noktadan hızla kayboldu; olay yerinde <strong>469 boş mermi kovanı ve 16 farklı tüfekten ateşlendiğine işaret eden izler</strong> bulundu.</p>
 </li>
</ul>

<p>Olayda hiçbir kişi ya da örgüt resmi olarak sorumluluğu üstlenmedi. Ancak soruşturma ve güvenlik birimlerinin değerlendirmelerine göre saldırı, Diyarbakır’da yoğun şekilde yürütülen yasa dışı örgütlere karşı çalışmalar nedeniyle <strong>Kürt Hizbullahı</strong> tarafından gerçekleştirildiği iddia edildi. Okkan, örgüte yönelik operasyonlara öncülük etmişti ve kısa bir süre önce örgütün maskeli suçlular listesinde yer aldığına dair bilgiler basına yansımıştı.</p>
</blockquote>

<hr />
<h3><strong>Neden Hedef Oldu?</strong></h3>

<p>Okkan’ın öldürülme nedeninin ardında birkaç ana gerekçe gösterildi:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Yasa dışı örgütlerle etkin mücadele:</strong> Diyarbakır’da görev yaptığı süre boyunca yasa dışı örgütler, özellikle Kürt Hizbullahı’na karşı önemli operasyonlar yürüttü. Bu çerçevede örgüt üyelerinin yakalanması ve silahlı saldırı davalarının çözülmesi Okkan’ın öncelikli hedeflerindendi.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Halkla kurduğu bağ:</strong> Polis ile toplum arasındaki ilişkileri güçlendiren yaklaşımı, kentte huzur ve güvenlik ortamını artırdı. Bu durumun yasa dışı yapılar tarafından “rahatsız edici” bulunmuş olabileceği değerlendirildi.</p>
 </li>
</ul>

<p>Saldırının arkasında kesin bir fail ya da örgütün hâlâ tam anlamıyla belirlenememesi, olayın soru işaretleriyle anılmasına yol açtı. Bazı gözlemciler, dönemin siyasi ve emniyet ilişkileri bağlamında farklı tartışmaların da gündeme geldiğini belirtiyor. Ancak resmi soruşturma raporlarında Hizbullah bağlantısı ön plana çıkarıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<h3><strong>Halkta ve Emniyette Bıraktığı Miras</strong></h3>

<p>Okkan’ın şehit edilmesi, Diyarbakır’da ve ülke genelinde büyük üzüntüyle karşılandı. Diyarbakır’da esnaf kepenk kapattı, binlerce kişi cenaze törenine katıldı ve Okkan’ın adı yaşatılmak üzere her yıl anma etkinlikleri düzenleniyor.</p>

<p>Emniyet teşkilatı içinde Okkan’ın adı, <strong>“3310’dan tüm birimlere, Gaffar Okkan”</strong> gibi telsiz anonslarıyla saygı ifadesi olarak yaşatılıyor. Onun yaklaşımı, “halkın polisi” modeli olarak hâlâ pek çok birim için örnek teşkil ediyor.</p>

<hr />
<p><strong>Sonuç olarak</strong>, Ali Gaffar Okkan, meslekteki yükselişi, hukuk ve toplum güvenliğine yaptığı katkılar, yasa dışı yapılara karşı kararlı mücadelesi ve halkla kurduğu güçlü bağla Türkiye’nin unutulmaz emniyet müdürlerinden biri oldu. Onun şehit edilmesi, yalnızca emniyet camiasında değil toplumun geniş kesimlerinde derin izler bıraktı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber  Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİYOGRAFİLER, MANŞET</category>
      <guid>https://www.politikam.com/halkin-polisi-gaffar-okkana-kanli-pusu-turkiyeyi-yasa-bogan-suikast</guid>
      <pubDate>Sat, 24 Jan 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://politikamcom.teimg.com/crop/1280x720/politikam-com/uploads/2026/01/gaffar-okkan.webp" type="image/jpeg" length="29007"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kamer Genç... Meclis'in asi sesi, muhalefetin vicdanı]]></title>
      <link>https://www.politikam.com/kamer-genc-meclisin-asi-sesi-muhalefetin-vicdani</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/kamer-genc-meclisin-asi-sesi-muhalefetin-vicdani" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yoksulluktan Danıştay’a, oradan Meclis kürsüsüne uzanan hayatıyla Kamer Genç; tavizsiz Cumhuriyetçiliği, sert muhalefeti ve susmayan diliyle Türkiye siyasetinde iz bırakan, nevi şahsına münhasır bir figür olarak ölümünün yıldönümünde anılıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türk siyasetinde bazı isimler vardır; partilerden, dönemlerden ve iktidarlardan bağımsız olarak hatırlanır. <strong>Kamer Genç</strong>, tam da bu tanıma uyan, <strong>nevi şahsına münhasır</strong> bir siyasetçiydi. Sözü sakınmayan dili, tavizsiz muhalefeti, halkçı refleksleri ve Meclis kürsüsündeki sert çıkışlarıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin en aykırı ama en tanıdık figürlerinden biri oldu. <strong>22 Ocak 2016’daki vefatının yıldönümünde</strong>, Kamer Genç’in hayatı ve siyasi mücadelesi, yalnızca bir biyografi değil; aynı zamanda Türkiye siyasetinin de aynasıdır.</p>

<hr />
<h3><strong>Yokluktan devletin zirvesine uzanan bir hayat</strong></h3>

<p><strong>23 Şubat 1940’ta</strong>, Tunceli’nin Nazımiye ilçesine bağlı <strong>Ramazanköy’de</strong> dünyaya gelen Kamer Genç, son derece yoksul bir Alevi ailenin çocuğuydu. Çocukluğu, Dersim coğrafyasının sert doğası ve Cumhuriyet’in kırsal Anadolu’daki imkânsızlıkları içinde geçti. Babasını küçük yaşta kaybetti; annesi ve kardeşleriyle birlikte ağır ekonomik koşullarda büyüdü.</p>

<p>Bu yokluk, Genç’in hayatı boyunca taşıdığı <strong>“devlet, yoksulun yanında olmalı”</strong> fikrinin temelini oluşturdu. Eğitim onun için yalnızca kişisel bir başarı değil, sınıfsal bir çıkış yoluydu. Devlet parasız yatılı okullarında okudu; <strong>Ankara Maliye Okulu’nu</strong> bitirdi. Ardından <strong>Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi</strong> mezunu oldu.</p>

<p>Kamu görevine vergi kontrol memuru olarak başladı. Disiplini, hukuka bağlılığı ve dosya bilgisiyle kısa sürede dikkat çekti. <strong>1966’da Danıştay’a girerek</strong>, yüksek yargı bürokrasisine yükseldi. Bu dönem, Kamer Genç’in hukuk nosyonunun ve devlet geleneğinin şekillendiği yıllar oldu.</p>

<hr />
<h3><strong>Siyasete giriş: Devlet içinden muhalefete</strong></h3>

<p>Kamer Genç’in siyasete girişi, klasik bir “parti kariyeri” çizgisinden farklıydı. O, önce devleti tanıdı; sonra devlete muhalefet etti.</p>

<p><strong>1987 genel seçimlerinde CHP’den Tunceli Milletvekili seçilerek TBMM’ye girdi.</strong> Bu tarihten itibaren, Meclis’te sıradan bir milletvekili profili çizmedi. Daha ilk yıllarından itibaren, yürütmenin yetkilerine karşı sert denetim diliyle öne çıktı.</p>

<p>Siyasi yaşamı boyunca tek bir partiye sıkı sıkıya bağlı kalmadı:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>CHP</strong> (1987–1991, 2010–2015)</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Doğru Yol Partisi – DYP</strong> (1995–1999)</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Bağımsız milletvekilliği</strong> (2007)</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu geçişler, ideolojik savrulmalardan çok, Genç’in kişisel siyasi duruşunun partilerin önüne geçmesinin bir sonucuydu. Kendi ifadesiyle, “Partiler değişir, halkın hakkı değişmezdi.”</p>

<hr />
<h3><strong>İdeolojisi: Katı bir doktrin değil, sert bir Cumhuriyetçilik</strong></h3>

<p>Kamer Genç kendisini hiçbir zaman ideolojik etiketlerle sınırlamadı. Ancak çizgisi nett i:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Laik Cumhuriyet</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Sosyal devlet</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Tam bağımsızlık</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Kamu kaynaklarının denetimi</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Yolsuzlukla mücadele</strong></p>
 </li>
</ul>

<p>Özellikle <strong>Turgut Özal dönemi</strong> onun siyasi hafızadaki yerini belirledi. Özelleştirmelere, yürütmenin güçlenmesine, denetim mekanizmalarının zayıflatılmasına karşı verdiği mücadele, onu Meclis’in en sert muhaliflerinden biri yaptı. Özal’a yönelik eleştirileri zaman zaman dava konusu oldu; ancak Genç, geri adım atmadı.</p>

<hr />
<h3><strong>Meclis kürsüsünde Kamer Genç</strong></h3>

<p>Kamer Genç’in adı, çoğu zaman Meclis tutanaklarıyla birlikte anıldı. Kürsüye çıktığında salon sessizleşir, iktidar sıraları gerilirdi.</p>

<ul>
 <li>
 <p>Uzun cümleler kurmazdı.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hukuki dayanaklara sıkça başvururdu.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kişisel polemikten çok, <strong>devlet-halk ilişkisini</strong> hedef alırdı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
</ul>

<p>Zaman zaman Meclis Başkanvekilliği yaptı; oturumları yönetti. Bu görevlerde dahi tarafsızlık kadar, kurallara bağlılığıyla tanındı. Kuralları ihlal eden iktidar milletvekillerine karşı sert uyarıları, Meclis tarihine geçti.</p>

<hr />
<h3><strong>Halkla ilişkisi ve “Kamer Abi” imajı</strong></h3>

<p>Kamer Genç, Ankara siyasetinin koridorlarında olduğu kadar, Tunceli’nin köylerinde de tanınan bir isimdi. Seçmenle mesafeli olmadı; koruma ordularıyla dolaşmadı. Halk arasında <strong>“Kamer Abi”</strong> diye anıldı.</p>

<p>Alevi kimliğini saklamadı ama siyasetin merkezine de koymadı. İnanç özgürlüğünü savundu; mezhepçi siyasete karşı durdu. Bu tavrı, onu yalnızca Tunceli’de değil, Türkiye’nin birçok yerinde saygı duyulan bir figür hâline getirdi.</p>

<hr />
<h3><strong>Hastalığı ve vefatı</strong></h3>

<p>Kamer Genç, yaşamının son döneminde <strong>pankreas kanseri</strong> ile mücadele etti. Tedavi gördüğü İstanbul’da, <strong>22 Ocak 2016’da</strong>, 75 yaşında hayatını kaybetti.</p>

<p>Cenazesi, vasiyeti doğrultusunda memleketi Ramazanköy’de, <strong>Türk bayrağına sarılı olarak</strong> toprağa verildi. Cenazesinde farklı siyasi görüşlerden isimler bir araya geldi; bu tablo, onun siyaset üstü kişiliğinin son göstergesi oldu.</p>

<hr />
<h3><strong>Ardında kalan miras</strong></h3>

<p>Kamer Genç geride:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Susmayan bir muhalefet geleneği</p>
 </li>
 <li>
 <p>Meclis denetiminin önemine dair güçlü bir hafıza</p>
 </li>
 <li>
 <p>Korkmadan konuşan bir siyasetçi profili</p>
 </li>
</ul>

<p>bıraktı.</p>

<p>Bugün Kamer Genç, yalnızca bir milletvekili olarak değil; <strong>Meclis’in vicdanı</strong>, <strong>sistemin rahatsız edici soruları</strong> ve <strong>Cumhuriyet muhalefetinin simge isimlerinden biri</strong> olarak hatırlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber  Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİYOGRAFİLER, MANŞET</category>
      <guid>https://www.politikam.com/kamer-genc-meclisin-asi-sesi-muhalefetin-vicdani</guid>
      <pubDate>Thu, 22 Jan 2026 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://politikamcom.teimg.com/crop/1280x720/politikam-com/uploads/2026/01/kamer-genc.webp" type="image/jpeg" length="66199"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Oya Hansu Çolak BAİKAD'ın yolculuğunu anlattı: Kadınlar daha cesur olmalı]]></title>
      <link>https://www.politikam.com/oya-hansu-colak-baikadin-yolculugunu-anlatti-kadinlar-daha-cesur-olmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/oya-hansu-colak-baikadin-yolculugunu-anlatti-kadinlar-daha-cesur-olmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Balıkesir İş Kadınları Derneği (BAİKAD), kadın girişimciliğini ve kadın dayanışmasını merkeze alan çalışmalarıyla dikkat çekiyor. BAİKAD Başkanı Oya Hansu Çolak, iş hayatından sivil topluma uzanan yolculuğunu ve derneğin Balıkesir’de yarattığı etkiyi anlattı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Balıkesir'de kadın girişimciliğini ve kadın dayanışmasını ön plana alarak iş dünyasında önemli bir yere sahip olan Balıkesir İş Kadınları Derneği (BAİKAD) bir yandan kadının iş dünyasındaki etkinliğini artırmaya çalışırken bir yandan da üstlendiği sosyal sorumluluk projeleriyle de dikkat çekiyor.</strong></p>

<p><strong>Oya Hansu Çolak</strong> başkanlığındaki <strong>BAİKAD </strong>kadınların toplumsal alandaki rollerini ve sahada karşılaştıkları zorlukları giderme noktasında çalışmalarını sürdürürken dernek çalışmalarını <strong>POLİTİKA</strong>’ya anlattı.</p>

<hr />
<p>Özel havacılık sektöründe uzun yıllar çalışan BAİKAD başkanı Oya Hansu Çolak bu yıllar içinde eğitimler alarak kendine birçok alanda donanım katmış, emekli olduktan sonra bu donanımını değerlendirmek için Hansu Akademi'yi kurarak köy çocukları için kendini ifade etme eğitimleri verdi. Bu yolculuk sonucunda Balıkesir İş Kadınları Derneği ile yolu kesişen Çolak dernek ile ilgili araştırmalarının sonucunda ekibini toplayarak BAİKAD yönetimini devraldı. Başkan olduğundan bugüne dernek çalışmalarında hızlı yol alan Oya Hansu Çolak ve yönetimi bu yolda kadın girişimciliğini artırarak, kırsalda ve kente sorunlar yaşayan kadınları bir araya getirip bu sorunlara karşı çözümler ve alternatif yollar bulmayı hedefliyor.</p>

<hr />
<p><img alt="138F67D2 0Ed7 4Fda A05F 42E4B5D929D1" class="detail-photo img-fluid" height="900" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/01/138f67d2-0ed7-4fda-a05f-42e4b5d929d1.jpg" width="1600" /></p>

<hr />
<p><strong>“UZUN YILLAR EĞİTİM ALDIM 7 KITAYI GÖRDÜM”<br />
Oya Hansu Çolak kimdir? BAİKAD’daki yolculuğu nasıl başladı? Bu görevi üstlenmenize sizi iten temel motivasyon neydi?</strong></p>

<hr />
<p>Ben üniversitede okurken aynı zamanda çalışmaya başladım. 1995 yılında hem üniversitede okurken part-time olarak havacılık sektöründe çalışabiliyorduk. Yeni bir kabin memuruyken dünyayı tanımaya çalışırken bunun uzun bir yolculuk olacağı konusunda hiçbir fikrim yoktu. Üniversiteyi bitirdikten sonra normal sektörde çalışmak istiyordum ama 30 yıl devam ettiğim bir yolculuk oldu. Özel havacılık şirketlerinden sonra Türk Hava Yolları’na girdim. Türk Hava Yolları’nda sırasıyla kabin memurluğu, kabin amirliği ve eğitmen kabin amirliği görevlerini yaptım ve Cumhurbaşkanlığı Protokol Ekibi’nde uzun yıllar görev aldım. Bayrağımızı dünyaya taşımak benim için çok ayrı bir gururdu. Bu bana çok şey öğretti. Ülkemin temel özelliklerini bildiğim halde bilmediğim birçok özelliğini de gösterdi. Bu da benim için ayrı bir gurur kaynağıydı.</p>

<hr />
<p><img alt="Ebd97219 3D85 4Ced 95B3 78Fc5E5F47Af" class="detail-photo img-fluid" height="900" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/01/ebd97219-3d85-4ced-95b3-78fc5e5f47af.jpg" width="1600" /></p>

<hr />
<p>Uzun yıllar süren eğitimler ve çalışma hayatım boyunca yedi kıtayı gördüm. Memleketimin her köşesine gittim, insanları tanıdım. Hepsinden bir şey öğrendim. Mesleğimde aldığım eğitimler: stres yönetimi, etkili iletişim, diksiyon, etkileyici konuşma, aile destek timi, psikolojik travma ve değişim yönetimi alanlarındaydı. Bunların hayatımda çok büyük etkisi oldu. Karar alma mekanizmalarında hızlı hareket edebilen bir insan oldum. İlgi alanlarım beni hem büyüttü hem de geliştirdi. 2021 yılında emekli oldum. Emekli olduktan sonra memleketime geldim. Balıkesir’in Demirkapı Köyü benim ata toprağım, babamın büyüdüğü ve yaşadığı yer. Demirkapı Köyü’ne geldikten sonra tabii ki kendime şu soruyu sordum: Ne yapacaktım, neler yapmalıydım? Toplumsal çalışmalarda bulunmalıydım.</p>

<hr />
<p>Ekmeyi ve biçmeyi seven bir insanım ama aynı zamanda bir donanımım ve tecrübem vardı. Bu donanımı değerlendirmeliydim. Yaratıcı drama eğitmeni olmamın da etkisiyle Susurluk Milli Eğitim’e geldim ve köy çocuklarıyla ilgili bir proje sundum. Köy çocuklarının kendini ifade etmesine odaklanan bir çalışma grubu oluşturdum ve Hansu Akademi’yi kurdum. Hansu Akademi, köy çocuklarının kendini ifade etmelerine yönelik fiziksel çalışmaları destekledi. Çocukları bir araya getirdim, okulumuzda bir sınıf açtım. İki yıl boyunca gerçekten güzel bir yolculuk yaptık.</p>

<hr />
<p><img alt="1A38A302 0B02 4C7D 91Bf Fa2B896E81F2" class="detail-photo img-fluid" height="900" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/01/1a38a302-0b02-4c7d-91bf-fa2b896e81f2.jpg" width="1600" /></p>

<hr />
<p><strong>“YOLUM BAİKAD’LA KESİŞTİ”</strong><br />
Bu yolculuğun sonunda Balıkesir iş kadınlarıyla yolum kesişti. Balıkesir İş Kadınları’nda daha önce yönetimde bulunan hanımefendiler bana bu görevi alıp alamayacağımı sordular. Daha doğrusu eski başkanımız Nurbin Tüfekçioğlu sordu. Ben de dedim ki görevi kabul ederim ama derneklere bakış açımın farklı olduğunu ifade ettim. Daha çalışma odaklı, daha toplumsal hedefleri olan, spesifik bir konuya yoğunlaşan bir yapı olmalıydı. Daha sonra yönetim kurulu başkanı seçildim. Göreve geldikten sonra Balıkesir İş Kadınları Derneği’nin 1996 yılından bu yana neler yaptığını araştırdım. İnsanlarla konuştum,</p>

<p>Balıkesir özelinde yapılan projeleri inceledim ve ekibimi topladım. Otuz yılın bana kazandırdığı ekip yöneticiliği, liderlik ve öngörü kavramlarını buraya taşıdım. Kendimize şu soruyu sorduk: Balıkesir’de ne yapabiliriz? Kadın girişimciliği çok kıymetli ve önemli bir kavramdı. Bu alanda neler yapabileceğimizi konuştuk. Balıkesir’i merkeze alarak 20 ilçedeki hikayeleri biraz izledim. Çünkü ben köyde yaşayan biri olarak kırsalda yaşayan kadınların temel sorunlarını çok iyi biliyorum. Onlarla kahvaltı yapıyorum, kahve içiyorum, akşam buluşuyorum. Günlük hayatın içinde kadınların yaşadığı sorunları bire bir görüyorum.</p>

<hr />
<p><img alt="5Afbf7C9 5F75 475E 8Bd2 E8C942003Cd6" class="detail-photo img-fluid" height="777" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/01/5afbf7c9-5f75-475e-8bd2-e8c942003cd6.jpg" width="1195" /></p>

<hr />
<p>Evet, şehirli ve modern kadın, eğitimli kadın, kırsalda yaşayan köylü kadın. Bunları kategorize etmiyoruz ama hayatımızın hep içinde var olan ve bizi köylerden ilçelere, ilçelerden şehre taşıyan ortak bir kadın hikayesi var. Ben de biraz bu hikayelerin peşinden gitmeyi seviyorum; yaşanmış hikayeler benim için çok kıymetli. Bu kadınları cesaretlendirecek bir şey olmalı. Ben kendi toprağıma döndüm, evimi yaptım, toprağıma sahip çıktım. Ama bunun bir karşılığı olmalıydı.</p>

<hr />
<p><img alt="3D13B7Ea Eda2 4C64 Ada9 4B1Ae622Bb57" class="detail-photo img-fluid" height="1395" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/01/3d13b7ea-eda2-4c64-ada9-4b1ae622bb57.jpg" width="1206" /></p>

<hr />
<p><strong>“İLK PROJEMİZİ TRANFER OFİSİYLE HAYATA GEÇİRDİK”</strong><br />
Kadın girişimciliği konusunda yaptığımız ön araştırmayla dedim ki bu konuda gerçekten bize yolu açacak en önemli kurum Balıkesir Üniversitesi olabilir. Balıkesir Üniversitesi ile bir protokol imzaladık. Bir üniversite aynı zamanda biliyorsun ki bir okul ve bir şehir için dışarıya açılan bir kapıdır. Burada çok kıymetli öğrenci arkadaşlarımız ve geleceği temsil eden bir gelecek var. Dolayısıyla dedim ki burada bir çalışma yapabiliriz. Sonrasında Teknoloji Transfer Ofisi’nden Fatma Gül Tolun hocamla yolumuz kesişti ve ilk projemizi birlikte hayata geçirdik. Geçtiğimiz ay 600 kişinin katıldığı çok önemli bir girişimcilik paneline imza attık. Bu panel, insanın hayatında yapmak istediği bir yolculuğun aynı zamanda karşılığını da gördüğü bir hikaye oldu. Bana göre üniversitede bugüne kadar yapılmış en kalabalık paneldi. Gelen geri bildirimler de bunun doğru bir iş olduğunu gösterdi.</p>

<hr />
<p><img alt="D703F52B F709 4Cf3 Bb24 8E120866F271" class="detail-photo img-fluid" height="626" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/01/d703f52b-f709-4cf3-bb24-8e120866f271.jpg" width="1134" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<p><strong>“BU BİR SİYASİ DURUŞ DEĞİL TOPLUMSAL BİR HİKAYE”</strong><br />
Bu motivasyon kaynağı da şu anda yaratılmış durumda. Çünkü girişimci kadınlarla ilgili, biliyorsun, yapmış olduğumuz bir makale ve bununla birlikte aldığımız bir ödül var.<br />
Zaten tanışmamıza vesile olan da bu. Kadın derneklerinde gerek siyasi toplumda, yani politik kısımda ve Türkiye’ye baktığımızda kapıyı çalan hep kadın, değil mi? İletişimi kuran hep kadın. Peki, kadınların her zaman bu konularda öncü olmasını destekliyoruz ama karar mekanizmalarında kadınlar yok. İşte benim de ilgimi burası çekiyor. Kadınların karar mekanizmalarında olmasını destekleyeceğiz biz. Karar mekanizmalarında da olacaklar.</p>

<hr />
<p><img alt="Ddf975Bc C5C1 4A0D B138 Eef8Dfe64519" class="detail-photo img-fluid" height="834" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/01/ddf975bc-c5c1-4a0d-b138-eef8dfe64519.jpg" width="1206" /></p>

<hr />
<p>Erkekler arka tarafta karar vermeyecekler. Akşam oturdukları masalarda kadın da olacak. Kadın gidiyor, rapor getiriyor ama karar mekanizmasında yok. Buranın altını çiziyorum, karar mekanizması. Yani eşit temsiliyeti artıracak çok fazla desteğimiz olmak zorunda. O yüzden biz Balıkesir İş Kadınları olarak sadece şehrin girişimcilikle ilgili kısmını istemiyoruz. Belki ileride Balıkesir İş Kadınları’ndan çok farklı siyasi profiller çıkacak Balıkesir’de. Belki de böyle bir ekol yaratımında olacağız. Bunlar çok önemli. Çünkü bu, aynı zamanda inanmak ve yol almakla alakalı bir şey. Biz bir yılda bu hikayeyi dönüştürdük.</p>

<p>Susurluk’ta kadınlar için gittik, eğitim verdik. Susurluk Kaymakamlığı eliyle birlikte Aile Destek Merkezi’nde kadınların dijital ortamda satış teknikleriyle ilgili mentörlük yaptık. Sonra Kepsut’ta kadın hakları konusunda, kadınların hukuki anlamda eksiklerini avukat Hande Karakaş anlattı. Şimdi ne yapıyoruz? Yavaş yavaş ilçelerde programlar yapıyoruz. Neden? Çünkü kadın arkadaşlarımızla buluşacağız. Bu siyasi bir duruş değil, bu toplumsal bir hikaye. Bu hikayenin içinde olmak zorundayız hepimiz. Çünkü memleketimiz ve bölgemiz çok kıymetli.</p>

<hr />
<p><img alt="8955A157 F034 4Dd1 A545 6E9B9F7Cc5B0" class="detail-photo img-fluid" height="836" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/01/8955a157-f034-4dd1-a545-6e9b9f7cc5b0.jpg" width="1206" /></p>

<hr />
<p><strong>“REKABETİ BİLMEYEN BİR RAKİP İSTEMEM”<br />
Sahada aktif olan kadınların karşılaştığı en ortak zorluk ne? Bu zorluklar zamanla değişti mi?</strong></p>

<hr />
<p>Dediğim gibi kadın zaten toplumsal olarak geçmişten bugüne her zaman sahadaydı. Hiçbir zaman bir yerlerde durmadık. Ne olur? Birtakım şartlar olur. Zaman içerisinde evlilik yaşarsınız, çocuğunuz olur, bakmakla yükümlü olursunuz o süreçte. Memur olursunuz, belirli çalışma şartlarınız olur ya da özel sektörde olursunuz. Erkeklerden daha farklı olarak kadının gerçekten bir takım görev ve sorumlulukları var. Ayrıca kadının, kadınlar tarafından yaşadığı mobbingler de var. Kadın mobbingleri de çok önemli. Bir de erkeğin kadına uyguladığı mobbingler var. Bunlar sahada karşılaştığımız en önemli sorunlar. İşten attırma korkusu, baskılama… Her sektörde var. Sizin sektörünüzde de var, farklı sektörlerde de var. Sosyal medya üzerinden uygulanan mobbingler, şantajlar, tehditler… Bunlar kendini bilen ve aslında nerede durduğunu bilen bir insanı korkutmaz. Çünkü dediğim gibi hayatta hedeflerinizin ve amaçlarınızın örtüşmesi lazım. Zaten bundan farklı bir hayat yaşıyorsanız birtakım şeylere maruz kalırsınız. Ama kadın zaten çok güçlü ve kuvvetli. Bunlara ve kadının kadına yapmış olduğu bu davranışlara karşı birbirimizi geliştirerek, birbirimizi güçlendirerek karşı durabiliriz. Bu biraz kuşaklar arasında da farklıdır. Rekabet güzel bir şeydir, ben severim. Rekabet kavramı iyidir. Ama gerçekten öyle bir rakip istemem ben hayatımda. Rekabet duygusunu doğru öğretmek de insanlara çok kıymetlidir. Bizim içeride yaptığımız toplantılarda bunları hep konuşuyoruz. Kimseyle yarışmıyoruz. Ama hedeflerimiz var ve Balıkesir için güzel projelerimiz var.</p>

<hr />
<p><img alt="540A5Cce B219 46A6 Ba98 E0Ace16D37C6" class="detail-photo img-fluid" height="909" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/01/540a5cce-b219-46a6-ba98-e0ace16d37c6.jpg" width="1003" /></p>

<hr />
<p><strong>“YOLCULUĞUMUZ GÜZEL GİDİYOR”<br />
Aile, iş ve sivil toplum sorumluluklarını aynı anda yürütmek kadınlar için nasıl bir denge gerektiriyor?</strong></p>

<hr />
<p>Buradaki en önemli kavram zaman yönetimidir. Bir kadın zaten zaman yönetimini yapar.<br />
Ben her zaman şuna benzetirim: İsveç çakası. Onda her şey vardır. Şimdi bir kadın gerçekten hayatında koyduğu hedefleri gerçekleştirebilecek cesarete sahip olduktan sonra birçok şeyi başarabiliyor. Kendinden pay biç. Sabah kalkıyorsun, evini düzenliyorsun, programını yapıyorsun. Erkek arkadaşın veya eşin varsa onunla zaman geçiriyorsun. Yemeğinle ilgili olan kısmı hallediyorsun. Evinle ilgili sorunları çözüyorsun.<br />
Çocuğun varsa bu iş daha farklı bir boyuta çıkıyor. Benim kendi derneğimde şu an herkes aynı şekilde; hem çocuğuna bakıyor, hem kariyerini yapmış, hem işinde başarılı, hem de derneğiyle ilgili bir sürü şeyi yapabiliyor. Bunlar çok kıymetli. Böyle bir gruba sahip olduğum için ben hep teşekkür ediyorum. Bir kadın, dediğim gibi, zaman yönetimi konusunda her şeyi yönetebilir. Ve akşam oturur, çayını koyar, dizisini seyreder, sohbetini de yapar. Ortak akıl memleketimiz için de, bizim için de, şehrimiz için de yapılması gereken bir şey. Bizim her zaman işbirliklerine ihtiyacımız var. Birbirimizle işbirliği halinde olmalıyız. Memleketimizde çalışma şartları, zor ekonomik koşullar ve iş yapabilme noktasında bir istihdam sorunumuz var. Dolayısıyla insanların girişimci olmaları için desteklenmeleri gerekiyor.</p>

<p><img alt="3C0103Cc C7Db 4210 Bda8 D3Bf7Cdb2405" class="detail-photo img-fluid" height="1600" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/01/3c0103cc-c7db-4210-bda8-d3bf7cdb2405.jpg" width="900" /></p>

<hr />
<p>O zaman derneğin kendisine şu soruyu sorması gerekiyor: Ben bu dernekte ne yapıyorum? Niçin bu dernekte varım? Hep fotoğraf karelerinde mi olacağım? İnsan bunu kendine sormalı. İçini doldurmak gerekiyor. Açılışlara veya davetlere gitmen önemli değil. Orada varlığının içinde ne yaptığın önemli. İlk toplantıda söylediğim gibi, kadın girişimciliği konusunda Valiliğin kapısını çaldım ve dedim ki; kadın girişimciliğiyle ilgili gerçekten bir arşiv, bir çalışma varsa istiyorum. Sayın Valimiz de dedi ki, ne istiyorsan yardımcı oluruz. Bu bir araştırmanın sonucunda oldu. Balıkesir Üniversitesi’nden olan üye arkadaşımızla birlikte biz kadın girişimciliğini sorguladık. Ne olmuş, neler yapılmış? Yani makarna üreten ve salça yapan mı kadın girişimci? Üretici mi, kadın girişimciliği mi? Bunları da sorgulamak lazım.</p>

<p>Dolayısıyla biz bu makaleyi yazarken biraz da bunu irdeledik. Ve biliyorsun ki bizi kent sempozyumuna davet ettiler. Bir sonuç bildirgemiz var. Bu da benim için önemliydi. Çünkü neden? Evet, birileri bir şey yapıyor. Yani bir derdimiz var. Bu dert de şu: Yapılan işler var ama birlikte, networkümüzü güçlendirerek belki daha iyi bir iş çıkacak. Orada tek tek insanların debelenmesi yerine, şehir içinde ortak bir şey ortaya çıkacak. Buraya doğru yavaş yavaş yol alıyoruz. Bu anlamda yolculuğumuz güzel gidiyor.</p>

<hr />
<p><br />
<img alt="Ec77C672 2F0F 4E54 8709 De4D7828A236" class="detail-photo img-fluid" height="1600" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/01/ec77c672-2f0f-4e54-8709-de4d7828a236.jpg" width="900" /></p>

<hr />
<p><strong>“SOSYAL VE EKONOMİK KALKINMA İÇİN SİVİL TOPLUMA İHTİYAÇ VAR”<br />
Toplumda güçlenen kadınların kamusal alanda daha görünür hale geldiğini düşünüyor musunuz? Bu sürecin kadınlara ne kattığını gözlemliyorsunuz?</strong></p>

<hr />
<p><br />
Bir bölgede sosyal ve ekonomik kalkınmayı sağlamak ve sürdürülebilir kalkınmayı hedeflemek için sivil toplum kuruluşlarına ihtiyaç vardır. STK’ların bir bölgede yerel paydaş olması, kamu ve özel kesim dahil olmak üzere tüm paydaşları sürece dahil ederek kalkınmayı hedefler. Dolayısıyla kadının sivil toplum kuruluşlarında yer alması, bu toplumsal kalkınmayı doğrudan destekler. Çünkü kadın aynı zamanda güçlü bir dönüştürme mekanizmasıdır. Paylaşan ve üreten bir grubun içinde çalıştığınızda bunu çok daha iyi hissedersiniz. Bu cesaretle kamusal alanda tabii ki daha görünür hale geliyorlar. Çünkü o zaman insanlar şunu görüyor: Evet, burada ilin sorunlarını dert eden bir grup var.</p>

<hr />
<p><strong>“YENİ DÜNYA DÜZENİNDE KADINLAR CESUR OLMALI”<br />
Genç kadınların sivil toplumdan uzak durmasının temel nedenleri neler? Onları sahaya çekmek için neler yapılmalı?</strong></p>

<hr />
<p><br />
Belki zaman bulamamaları bir neden olabilir. O zaman sivil toplum kuruluşlarının gerçekten ne işe yaradığını, yönetimde yer almanın ne anlama geldiğini anlamaları gerekiyor. Balıkesir İş Kadınları’ndan bahsederken kendi arkadaşlarımı konuşturuyorum. Çünkü gittiğim bütün yerel yöneticilerde, başkan olarak kendim konuşmadım. Arkadaşlarımın mesleklerini ve kendilerini de tanıtmalarını istedim. Çünkü ben aynı zamanda biraz daha hizmetkar bir yöneticiyim. Yani bende “sadece ben bilirim, sen sus arkama geç” gibi bir yöneticilik yoktur. Daha yatay bir yapı var.</p>

<p>Çünkü bütün arkadaşlarım zaten birer birey. Başarılılar ve hepsi okumuş kadınlar. Kendilerini tanıtabilirler. Biz Sayın valimize gittiğimizde de arkadaşlarıma tek tek kendilerini tanıtmalarını istedim. Çünkü bu, daha önce çok gördükleri bir başkan profili değil. Bu Balıkesir’de bir değişim olacak. Çünkü biz, sermayesini kendimizin yarattığı bir ekibiz. Biz kendimizi var etmiş kadınlarız. Bunun da özellikle altını çiziyorum. Çünkü burada bazı kavramsal, geleneksel yapıların içinde yer alan insanlar var. O gruplar zaten bir kulüp. Bu geçmişten gelen bir şey, yeni bir durum değil. Ama yenidünya ve yenidünyayı anlamak, bizim gibi kendini var etmiş, cesur kadınlarla olacak. O yüzden gerçekten derneğin ne olduğunu bilmeyen, hatta ürken arkadaşlarımız vardı. Gittik, anlattık onlara, dahil ettik. “Gel, burada şunu da yapabilirsin” dedik. Bazılarına da “önce izle” dedim. Önce izle, sonra hangi gruba katılmak istiyorsan karar ver. Çünkü bizde istihdam grubu var, eğitim grubu var, turizm grubu var. Kendi içimizde bu tip gruplaşmalar oluşturduk.</p>

<p>Neden? Çünkü herkesin ilgi alanı var. Benim için önemli olan farklılıkların zenginliği. Bu benim için çok kıymetli. Çünkü biz şu anda birçok farklı düşünceyiz. Ve sahada, ilçelerde yapmak istediğimiz şey kadın dayanışması. Mesela şu an Susurluk’tan bir üyemiz oldu, Körfez’den bir üyemiz var. Dolayısıyla yarın İvrindi’ye, Bigadiç’e gittiğimizde oralardan da üyeler gelecek. Bunu özellikle istiyorum. Çünkü kadın şunu diyor: “Bir dakika, bu bütünün içinde ben de varım.” Çünkü kendi bölgesiyle ilgili sorunları daha iyi biliyor ve bize daha net aktarabiliyor. Peki, niçin gidiyoruz bu toplantılara? O insanlarla bu ilişkileri kurmak için. Çünkü toplantıdan sonra gelip bizimle konuşuyorlar. Eğer ben burada sadece “BAİKAD, BAİKAD” deyip otursam, hiçbir şey yapmadan, insanların ulaşamadığı bir kişi olsam bu olmaz.</p>

<p>O yüzden hep sahada olacağız. Sahada olmak bizim için çok kıymetli. Sahada olduğunda hikayenin sorununu görüyorsun. Ama burada oturursan, sürekli aynı yerde kalırsan, hiçbir şeyin farkına varamazsın, çözüm üretemezsin. Sahanın gerçek ve temel sorunlarına inebilmek önemli. Tabii ki her şeye muktedir değiliz. Ama hayatta muktedir olduğumuz o kadar çok şey var ki. Yeter ki iletişime açık olalım.</p>

<hr />
<p><img alt="Whatsapp Image 2026 01 19 At 12.11.34" class="detail-photo img-fluid" height="1200" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/01/whatsapp-image-2026-01-19-at-121134.jpeg" width="1600" /></p>

<hr />
<p><strong>“MUTSUZ KADIN HAYATI DA MUTSUZ EDİYOR”<br />
Kadınların sahada söz almaya başladığında çevrelerinde neler değişiyor? Bunu en net hangi alanlarda görüyorsunuz?</strong></p>

<hr />
<p>Bir İsveç toplumunda bu durum farklıdır, Türk toplumunda daha farklıdır. Çünkü Türk toplumunda kadından beklentiler daha farklıdır. Geleneksel olmak güzel bir şeydir, ben severim. Ama gelenekselliği modernize edebilmeyi başarmamız gerekiyor. Çünkü ekonomik koşullar içinde hem kadının çalışması gerektiğine inanıp hem de kadına baskı yaparsan, kadını mutsuz edersin. Kadını mutsuz ettiğin zaman da zaten hayatın genelinde bir mutsuzluk oluşur.</p>

<p>Dolayısıyla kadını motive eden şeyler vardır. Kadın zaten kendi kendini motive etmeyi bilir. Anneannene, babaannene, halana ya da aile büyüklerine baktığında, hepsinde bir şekilde o güçlü, domine eden hali görürsün. Çünkü Anadolu çok kadim bir kültürdür. O kadar çok sürgün, o kadar çok göç ve o kadar çok kültürün izi vardır ki, bunların hepsi bizim davranışlarımızda da yer alır. Dolayısıyla Türk kadını dediğinde, gerçekten kendini var etmiş ve birçok noktada çok başarılı bir kadın profili görürüz. Ben de dünyayı görmüş bir insan olarak Türkiye’den gitmiş, yurt dışında çok başarılı olmuş kadın arkadaşlarımızın neler yaptığını ve neleri dönüştürdüğünü yakından gözlemleyebiliyorum. İşte ben biraz da Balıkesir ölçeğinde bunu istiyorum.<br />
Biraz daha ulusal, biraz daha uluslararası iş birlikleri. Burada yerel basının da çok önemli bir katkısı var. Bunu görmek ve anlamak çok kıymetli. Aynı düşüncede olmayabilirsin, aynı şeylere inanmayabilirsin ama sonuçta bu kenti, bu ülkeyi ve bu dünyayı birlikte paylaşıyoruz.</p>

<hr />
<p><img alt="64132178 F0F4 49E4 A637 28Eda3020Fa1" class="detail-photo img-fluid" height="1600" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2026/01/64132178-f0f4-49e4-a637-28eda3020fa1.jpg" width="900" /></p>

<hr />
<p><strong>“BAİKAD’I BALIKESİR’İN GELECEĞİNDE ÖNEMLİ BİR KURUM HALİNE GETİRMEK İSİTYORUZ”</strong></p>

<p><strong>Bugüne kadar “iyi ki bu işi yapıyorum” dediğiniz bir an oldu mu? O an sizin için ne ifade ediyordu?</strong></p>

<hr />
<p><br />
Bir kere ilk günden itibaren hiç tereddüt etmedim, onu söyleyeyim. Tereddüt etmediğim bir nokta bu. Çünkü ben başkan olduğum günde planlarım ve hedeflerim yanımdaydı.<br />
Bir insanın sabah kalktığında bir planı ve bir projesi yoksa hayat gerçekten çok zor oluyor. Amaçsız bir hayatı hiçbir zaman düşünmüyorum. Biraz planlı yaşayan bir insanım. Hala sabah çok erken kalkıyorum. Sabah sporumu yapıyorum. İki köpeğim ve üç kedim var, bahçede onlarla vakit geçiriyorum. Yogamı yapıyorum. Kendime ayırdığım bir düşünce vaktim de var. Ondan sonra günümü planlıyorum ve günümün akışı böyle başlıyor.</p>

<p>Dolayısıyla Balıkesir İş Kadınları Derneği Başkanlığı’nda benim için bugüne kadar en önemli şeylerden biri, kolektif çalışmanın bir parçası olmak. Tek başıma hiçbir karar almıyorum. Hazırlıyorum ve arkadaşlarıma sunuyorum. Çünkü bunun daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum. Balıkesir İş Kadınları’nı tüm ekibimle birlikte, Balıkesir’in geleceğinde önemli bir kurum haline getirmeye çalışıyorum. Kadın istihdamıyla ilgili çalışıyorum. Çünkü oluşturmak istediğim alanlardan biri de kadın istihdamı. Mesela köyde yaptığım çalışmalar oluyor. Köyde iş arayan kadın arkadaşlar oluyor. Onlara cesaret vermemiz gerekiyor. Bu süreçlerle birebir ilgileniyorum. Bunları anlatıyorum ama Hansu Akademi’de de bu çalışmaları yapıyorum. Bunları bireysel olarak da yürütüyorum. Bazı kadınlar karar mekanizmalarında daha çekingen kalabiliyor. Onları eğitiyorum. Böyle yönlerim de var bu arada.</p>

<p>Beni sadece BAİKAD olarak düşünme. Hansu Akademi’de de yaptıklarım var. Bunların hepsi kendini ifade etmeyle ilgili. Bugün birisi iş görüşmesine gidiyor, mentorluk yapıyorum. Türk Hava Yolları’na giren öğrencilerim var, onları hazırlıyorum. Ya da farklı bir iş görüşmesine gidiyorlar; insan kaynaklarına gittiklerinde neler yapmaları gerektiğini anlatıyorum. Herhangi biri olabilir. Ama o konuşma onlar için çok önemli oluyor. Çünkü hayatla ilgili bir şey öğreniyorlar. Buna da açığım. Yani eğitimciliğim devam ediyor. Dolayısıyla Balıkesir İş Kadınları Derneği’nde de ekip arkadaşlarımdan çok şey öğreniyorum. Her şeyi göremem. Ama her şeyi gören gözlerle birlikte olmanın iyi bir şey olduğunu biliyorum. O yüzden bu bir paylaşım. Bizim için kolektif çalışmak çok kıymetli. Dernekte de böyleyiz. Çünkü herkesin belli bir alanı var ve birbirimize danıştığımız noktalar var.</p>

<hr />
<p><strong>“GELİŞİME AÇIK OLUN VE OKUYUN”<br />
Sahada çalışan kadınlara ne söylemek istersiniz?</strong></p>

<p>Öncelikle gelişime açık olmalarını söylemek isterim. Okumaları gerektiğini. Bu, mutlaka üniversite okumak anlamında değil; kitap okumak anlamında. Çünkü kitap okumak, kendini ifade etmenin, anlamanın ve etkin iletişimin en önemli unsurlarından biri. Kendilerini geliştirme yolculuğundan asla vazgeçmesinler. Kendilerinin dışında başlarına gelen durumları da çok fazla içselleştirmesinler. Çünkü bazen yaşananları o an anlayamayabiliriz. Biraz sabrettiğimizde, aslında durumun ne olduğunu daha net görebiliriz. Bazen başımıza gelen olumsuz şeyler, hayatta gerçekten bir fırsata dönüşebilir.</p>

<p>Az önce söylediğim “amor fati”, yani kaderini sevmek tam olarak bu. Başına gelen şeylere sahip çıkmak ve onlarla yüzleşmek. Hayatta çeşitli dönüşümler olabilir. Hayat yolculuğuna başladığın gibi devam etmeyebilir. Birçok şey başına gelebilir. Sadece fiziksel değil, ruhsal olarak da; dış etkenlerden kaynaklanan durumlar da olabilir. Böyle zamanlarda ne yapacaksın? Kendini merkeze alacaksın. Hayatının başrolünde kendin olacaksın. Diğer herkes yan rollerde kalacak. Bu çok net. Kendini merkeze koymadığında, birileri gelir senin yerine karar verir. Bir şey söyler. Senin fikrin yoksa sana fikir verirler. İşte bu yüzden okumak lazım. Ben çok okuyorum. Bu sayede kendi fikirlerim oluştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber  Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİYOGRAFİLER</category>
      <guid>https://www.politikam.com/oya-hansu-colak-baikadin-yolculugunu-anlatti-kadinlar-daha-cesur-olmali</guid>
      <pubDate>Mon, 19 Jan 2026 13:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://politikamcom.teimg.com/crop/1280x720/politikam-com/uploads/2026/01/138f67d2-0ed7-4fda-a05f-42e4b5d929d1-1.jpg" type="image/jpeg" length="90684"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Fethi Sekin... İzmir'i kurtaran kahraman şehit polis]]></title>
      <link>https://www.politikam.com/fethi-sekin-izmiri-kurtaran-kahraman-sehit-polis</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/fethi-sekin-izmiri-kurtaran-kahraman-sehit-polis" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir Adalet Sarayı’na yönelik terör saldırısını tek başına durdurarak yüzlerce insanın hayatını kurtaran Şehit Polis Memuru Fethi Sekin, şehadetinin 9. yılında cesareti, fedakârlığı ve görev bilinciyle bir kez daha saygı ve minnetle anılıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türk milletinin hafızasına cesareti ve fedakârlığıyla kazınan Şehit Polis Memuru <strong>Fethi Sekin</strong>, İzmir Adliyesi’ne yönelik terör saldırısını canı pahasına durdurarak 5 Ocak 2017’de şehit oldu. Aradan geçen <strong>9 yıla</strong> rağmen Sekin’in kahramanlığı, adaletin ve kamu güvenliğinin simgelerinden biri olarak anılmaya devam ediyor.</p>

<hr />
<h3><strong>Fethi Sekin Kimdir?</strong></h3>

<p><strong>Fethi Sekin</strong>, 1973 yılında Elazığ’ın Baskil ilçesinde dünyaya geldi. Evli ve iki çocuk babası olan Sekin, uzun yıllar boyunca Türk Polis Teşkilatı bünyesinde görev yaptı. Görev bilinci, çalışkanlığı ve meslek ahlakıyla tanınan Sekin, şehit olduğu tarihte <strong>İzmir Adliyesi</strong> önünde görevliydi. Mesai arkadaşlarının ifadesiyle sakin, fedakâr ve sorumluluk sahibi bir polis memuruydu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<h3><strong>İzmir’deki Terör Saldırısı ve Çatışmanın Ayrıntıları</strong></h3>

<p>5 Ocak 2017 günü, terör örgütü mensupları tarafından <strong>İzmir Adalet Sarayı</strong> hedef alındı. Bombalı araçla adliye önüne yaklaşan saldırganlar, güvenlik noktasında polisle karşılaştı. O sırada görev başında bulunan <strong>Polis Memuru Fethi Sekin</strong>, saldırıyı fark ederek teröristlere anında müdahale etti.</p>

<p>Sekin, saldırganlardan birini adliye binasına ulaşmadan etkisiz hâle getirdi. Ancak çatışma sırasında ağır yaralandı. Aynı saldırıda adliye çalışanı <strong>Musa Can</strong> da şehit oldu. Güvenlik güçlerinin hızlı müdahalesiyle saldırı tamamen bertaraf edilirken, olası büyük bir katliam Sekin’in kararlı duruşu sayesinde önlendi.</p>

<p>Uzmanlara göre saldırganların adliye içine girmesi hâlinde çok daha fazla can kaybı yaşanabilirdi. Bu yönüyle Fethi Sekin’in müdahalesi, sadece bir çatışma değil, <strong>yüzlerce insanın hayatını kurtaran</strong> bir direniş olarak kayıtlara geçti.</p>

<hr />
<h3><strong>“Bir Adım Geri Atmadı”</strong></h3>

<p>Görgü tanıkları ve resmi kayıtlar, Fethi Sekin’in saldırı anında geri çekilme imkânı olmasına rağmen görev yerini terk etmediğini ortaya koydu. Son ana kadar çatışmayı sürdürmesi, onun meslek yemini ve vatan sevgisinin somut bir göstergesi olarak değerlendirildi.</p>

<hr />
<h3><strong>9. Ölüm Yıldönümünde Anılıyor</strong></h3>

<p>Şehit Polis Memuru Fethi Sekin, şehadetinin 9. yılında başta İzmir olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanında düzenlenen törenlerle anılıyor. İsmi okullara, caddelere ve spor tesislerine verilen Sekin, özellikle genç nesillere <strong>vatan sevgisi, cesaret ve sorumluluk</strong> kavramlarının yaşayan bir örneği olarak anlatılıyor.</p>

<hr />
<h3><strong>Unutulmayan Bir Kahraman</strong></h3>

<p>Fethi Sekin, sadece bir terör saldırısını durduran polis memuru değil; görev bilincinin, fedakârlığın ve insan hayatına verilen değerin adı oldu. Aradan yıllar geçse de onun İzmir Adliyesi önünde sergilediği duruş, Türkiye’nin yakın tarihindeki en çarpıcı kahramanlık örneklerinden biri olarak hafızalardaki yerini koruyor.</p>

<p><strong>Şehit Fethi Sekin ve Musa Can’ı rahmetle, minnetle anıyoruz.</strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber  Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİYOGRAFİLER, MANŞET</category>
      <guid>https://www.politikam.com/fethi-sekin-izmiri-kurtaran-kahraman-sehit-polis</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Jan 2026 14:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://politikamcom.teimg.com/crop/1280x720/politikam-com/uploads/2026/01/k-12120831-f-e-t-h-i-s-e-k-i-n.jpg" type="image/jpeg" length="22383"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Seyit Onbaşı: Tarihi Değiştiren Adam]]></title>
      <link>https://www.politikam.com/seyit-onbasi-tarihi-degistiren-adam</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/seyit-onbasi-tarihi-degistiren-adam" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[1 Aralık 1939’da vefat eden Seyit Onbaşı, Çanakkale’de gösterdiği cesaretle tarihe geçti. 275 kilo mermiyi sırtlayarak düşman gemisini vuran Seyit Onbaşı, Türk tarihinin simge kahramanlarından biridir. Çanakkale Deniz Savaşları’nın kaderini değiştiren Balıkesirli kahraman, ölüm yıldönümünde anılıyor. Tarihe adını altın harflerle yazdıran Seyit Onbaşı, genç nesillere ilham kaynağı olmaya devam ediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tarihimiz, kahramanlık öyküleriyle doludur; ancak <strong>Seyit Onbaşı</strong>’nın cesareti ve özverisi her dönemde özel bir yere sahiptir. 1889 yılında Balıkesir’in Havran ilçesinde doğan Seyit Ali, Osmanlı ordusunda topçu olarak görev yaptı ve 18 Mart 1915’teki Çanakkale Savaşı’nda gösterdiği kahramanlıkla adını tarihe yazdırdı. 1 Aralık 1939’da vefat eden Seyit Onbaşı, ölüm yıldönümünde saygıyla anılıyor.</p>

<hr />
<h3><strong>Seyit Onbaşı Kimdir?</strong></h3>

<p>Seyit Onbaşı, genç yaşta Osmanlı ordusuna katıldı ve kısa sürede disiplinli çalışmasıyla “onbaşı” rütbesine yükseldi. Görev yaptığı dönemde, topçuluk alanındaki yeteneği ve kararlılığıyla tanındı. Balıkesirli bu kahraman, sıradan bir asker değildi; tarihi bir ana damgasını vuracak güce sahipti.</p>

<hr />
<h3><strong>Çanakkale’de Tarihi Olay</strong></h3>

<p>Seyit Onbaşı, 18 Mart 1915’te Çanakkale Cephesi’nde tarihe geçen bir kahramanlık gösterdi. Düşman donanması boğaza yaklaşırken Osmanlı topçuları kritik bir görev üstlendi. Seyit Onbaşı, 275 kilogramlık top mermisini tek başına kaldırıp topa yerleştirdi ve düşman gemisine ateşledi. Bu hareket, Çanakkale savunmasının dönüm noktalarından biri oldu ve onun adını efsaneler arasına taşıdı. Çanakkale Deniz Savaşları sırasında, 18 Mart 1915 günü Osmanlı topçuları kritik bir savunma görevi üstlendi. Düşman donanması Boğaz’a ilerlerken, Seyit Onbaşı’nın görevi çok kritik hale geldi.</p>

<p>Olay şöyle gelişti:</p>

<p>Seyit Onbaşı, 275 kilogram ağırlığındaki top mermisini tek başına kaldırarak topa yerleştirdi.</p>

<p>Bu mermiyi topa yerleştirip ateşlediğinde, düşman gemilerinden <strong>Seyit Onbaşı’nın attığı mermiyle vurulan gemilerden biri olan Fransız savaş gemisi Bouvet ağır hasar aldı ve batırıldı</strong>.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu cesur hareket, Çanakkale savunmasının dönüm noktasını oluşturdu ve savaşın seyrini değiştirdi.</p>

<p><strong>Seyit Onbaşı, bu anıyla tarihe geçti ve Çanakkale Deniz Savaşları’nın kaderini belirleyen simge isimlerden biri oldu. Onun gösterdiği kahramanlık, sadece bir askerlik başarısı değil, aynı zamanda vatan sevgisinin, özverinin ve cesaretin en güçlü göstergesidir.</strong></p>

<hr />
<h3><strong>Ölüm Tarihi ve Yıldönümü</strong></h3>

<p>Seyit Onbaşı, 1 Aralık 1939 tarihinde hayata veda etti. Ölüm yıldönümü, onun kahramanlık öyküsünü anmak, genç nesillere cesaret ve vatan sevgisi aşılamak için bir fırsat olarak değerlendiriliyor. Balıkesir’deki mezarı, hem yerel halk hem de tarih meraklıları tarafından ziyaret ediliyor.</p>

<hr />
<h3><strong>Mezarı Nerede?</strong></h3>

<p>Seyit Onbaşı’nın mezarı, Balıkesir’in Havran ilçesinde aynı adı taşıyan Kocaseyit köyünde bulunmaktadır. Ziyaretçiler, onun kahramanlık öyküsünü öğrenmek ve tarihe tanıklık etmek için mezarını ziyaret edebilmektedir.</p>

<hr />
<h3><strong>Balıkesir ve Türkiye’nin Kahramanı</strong></h3>

<p>Seyit Onbaşı, sadece Balıkesir’in değil, tüm Türkiye’nin tarihindeki ölümsüz kahramanlardan biridir. Cesareti, fedakârlığı ve vatan sevgisi, bugün bile genç nesillere örnek teşkil etmektedir. Ölüm yıldönümü, onun hatırasını canlı tutmak ve kahramanlık öyküsünü gelecek kuşaklara aktarmak için önemli bir gündür.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>OSMAN KANTARLIOĞLU</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİYOGRAFİLER, TARİHTE BUGÜN</category>
      <guid>https://www.politikam.com/seyit-onbasi-tarihi-degistiren-adam</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Dec 2025 11:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://politikamcom.teimg.com/crop/1280x720/politikam-com/uploads/2025/12/01150704-seyit-onba-y-y.jpg" type="image/jpeg" length="35026"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bankacılıktan Roman Yazarlığına Uzanan Bir Hayat]]></title>
      <link>https://www.politikam.com/bankaciliktan-roman-yazarligina-uzanan-bir-hayat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/bankaciliktan-roman-yazarligina-uzanan-bir-hayat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Balıkesirli genç yazar Özgün Özen, romanlarında doğduğu şehrin kaybolan mekânlarını, unutulan insanlarını ve Cumhuriyet değerlerini yaşatıyor. “Yazmak, birilerinin hayatına dokunmaktır” diyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Özgün Özen içimizden biri, içimizden bir yazar. Balıkesir’in yetiştirdiği genç bir yazar. Asıl mesleği Turizmcilik. Özgün Özen turizm alanında çalışmak yerine birilerinin yaşamına dokunmak için yazarlığı seçti. Kitaplarında isim vermeden Balıkesir’in insanlarını, Balıkesir’i anlattı. Yok edilen Kervansaray Oteli, Atatürk Parkındaki açık hava tiyatrosunu, Balıkesir Fuarını yazdı. Kitaplarında Türk Devrimine, Cumhuriyet değerlerine, okumanın kutsallığına değindi. O kadar ki; okumayan insanı korkak ilan etti. . 13 yıllık bankacılık hayatından sonra kitap yazmaya dört elle sarıldı. İlk kitabı Sil Baştan’ı 2019 yılında yayımladıktan sonra peş peşe, Sokak Lambası (2 cilt), Paramparça Kalbim, Rüya Terzisi, Sallan Yuvarlan, Benim eşsiz Bencilliğim ve Hayalet romanlarını okurlarıyla buluşturdu. Pek çok projesi daha var. En büyük hayali tüm detaylarıyla Balıkesir’i anlatacağı bir roman yazmak. </strong></p>

<hr />
<p><img alt="1-21" height="997" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/11/1-21.jpg" width="1594" /></p>

<hr />
<p><strong>Özgün Özen kimdir?</strong></p>

<p>30 Ağustos 1987 yılında Balıkesir’de doğdum. 8 yıllık İlköğretim Okulu olduğu için ilk ve orta eğitimimi Ali Şuuri İlköğretim okulunda tamamladım. Muharrem Hasbi Koray Lisesi’nden mezun olduktan sonra, Çanakkale On Sekiz Mart Üniversitesi Turizm Fakültesini kazandım. 1 yıl hazırlık, 4 yıl lisans eğitiminden sonra yüksek lisansımı da aynı üniversitede tamamladım. Vatani görevimi, Gaziantep’in ilçesiyken, 6 Haziran 1995 yılında Bakanlar kurulunun 550 sayılı kararnamesi ile il yapılan Kilis’te yaptım. Suriye sınırında termal Kamera Operatörü olarak hizmette bulundum. Askerlik dönüşü girdiğim bir bankada 13 yıl çalıştıktan sonra ayrıldım. Yazarlığa lise yıllarında başladım. Yazdığım bir tiyatro oyununun günlerce provası yapıldı ama her nedense sahneye konulmadı. Bu güne dek biri şiir kitabı olmak üzere 8 eser yazdım. Boş zamanlarımda gitar çalıyorum, hala basketbol oynuyordum. Yükseköğrenim yaparken, hem fakültenin, hem üniversitenin basketbol takımında yer aldım. Şu an tüm zamanımı romanlarımı yazmaya ayırdım.</p>

<hr />
<p><img alt="3-13" height="1164" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/11/3-13.jpg" width="1831" /></p>

<hr />
<p><strong>Yazarlığa nasıl başladınız? </strong></p>

<p>İngiliz şair, oyun yazarı ve oyuncu <strong>William Shakespeare</strong>'in “<strong>Hamle</strong>t” oyununu okuduktan sonra lise yıllarında, ister amatörce denilsin, isterse çocukça, yazmaya başladım. Kendimce bir tiyatro eserini kaleme aldım. Öğretmenlerime gösterip, sahneye konulmasını istedim. Öğretmenlerim çalakalem yazdıklarımı okuduktan sonra provalar başladı. Uzun süre sahneye hazırlamamıza rağmen bir sonuç alamadık. Belki bir hevesti fakat bana çok yararı oldu. O girişimden sonra kendimi yazarlığa yakın hissettim. Lise ve üniversite yıllarında kaleme aldığım şiirlerimi ileride gerekli olur diye sakladım. Ve o yazdıklarım bana günümüzde şiir kitabı olarak geri döndü. İlk yazmaya çalıştıklarım tiyatro oyunuydu. Fakat sinemayı daha çok seviyordum. Tiyatro ile dar bir çevreye ulaşırken, sinema her kesime yayılabiliyor. Bu yüzden senarist olmak istedim. Hatta iletişim fakültelerinde sinema televizyon okumak istedim. Ailem şiddetle karşı çıkınca bu sevdadan vazgeçtim. Çünkü ben bir mühendisin oğluydum.</p>

<hr />
<p><img alt="6-7" height="1186" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/11/6-7.jpg" width="1180" /></p>

<hr />
<p><strong>Çocukluğunuzda, gençliğinizde ve şu anda etkilendiğiniz yazarlar kimdir?</strong></p>

<p>Etkileyen yazarlar elbette oldu. Özellikle lise yıllarında Aziz Nesin yazar olarak, Orhan Veli Kanık ozan olarak üzerimde büyük sempati oluşturdu, merakımı arttırdı. Sokakta bizim yanımızdan gelip geçenler oldu fakat ben bunları sözünü ettiğim yazarları okuduğum için gördüm. Asıl yazılması şart olanların yaşamımızın tam içindeki insanlar olduğunu fark ettim. Toplumun içindeki bir yazar olmak için toplumun içinde olmam gerektiğinin ayırdına vardım ve insanımızı örnek aldım. Yazarlık öyküm böyle başladı. Yaşar Kemal’in büyük hayranıyım. İnce Memed, Yer demir gök bakır, Ağrı Dağı Efsanesi, Yılanı öldürseler romanları sinemaya uyarlanınca, senaryo yazmaya karar verdim. Sinema dünyasında seçicilik olması, senaryoların yapımcı ve yönetmenlerin isteklerine göre değiştirilmesi hevesimi kırdı ve senaryolarımı daha sonra romana çevirdim. Ünlü, yerli ve yabancı yazarların okuduğum romanları kalitesinde, onların seviyesinde ve kendi dili olan bir yazar olmak istiyorum. Yazmak için, yazmak istemiyorum. Bu konuya çok önem veriyorum. Adı geçen yazarların yapıtlarını beğeniyorum onlardan ilham alıyorum. Ancak etkilenip izlerinden gitmeye çalışırsam, onlar gibi yazmaya başlarsınız. Ya da yazdıklarınızın içi boş olur, bir derdi olmayan metinlere dönüşür. Bu nedenle yapmamaya çalıştım, belli bir süre bekleyip 2019 yılının sonlarında 32 yaşında ilk romanım kitapçıların raflarında kendine yer buldu ve romanlar yazmak için yola koyuldum. Bundan sonra evrile evrile yeni romanlar yazmaya devam edeceğim. İlk kitabım “<strong>Sil Baştan</strong>” romanı tükendi. Telif hakları da bana geçti. Tekrar yeni düzenlemeler yaparak ikinci kez baskıya vereceğim.</p>

<hr />
<p><img alt="4-9" height="1152" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/11/4-9.jpg" width="2048" /></p>

<hr />
<p><strong>2019’da ilk kitabınız piyasaya çıktı. Günümüze kadar 6 yılda kaç kitap yazdınız?</strong></p>

<p>Lise ve üniversite yıllarında yazdığım şiirlere birkaç katkı yaparak oluşturduğum <strong>Rüya Terzisi</strong>, kitabını saymazsak, ikinci kitabım <strong>Sokak Lambası</strong>, üçüncü kitabım <strong>Paramparça Kalbim</strong>, dördüncü kitabım <strong>Sallan Yuvarlan</strong>, beşinci kitabım <strong>Benim Eşsiz Bencilliğim</strong>, ardından <strong>Hayalet</strong> ve <strong>Sokak Lambası</strong> <strong>2</strong> kitapları geldi. <strong>Sokak Lambası</strong>, 3 cilt olarak planladığım bir romandır. İlk bakısı 2021 yılında yapılmıştı, 2025 yılında da, <strong>Sokak Lambası</strong> <strong>2</strong>. Satışa sunuldu. 1’inci Balıkesir Kitap Fuarı’nda da imza günlerine katıldım ve tüm kitaplarım okurlarımla buluştu. <strong>Sokak Lambası</strong> serisinin ilk iki cildi arasında 4 yıl var üçüncüsü için o kadar beklemeyeceğim.</p>

<hr />
<p><img alt="13-6" height="1762" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/11/13-6.jpg" width="1524" /></p>

<hr />
<p><strong>Kitaplarınızın kapak tasarımlarını kendiniz yapmışsınız. Grafikerlik yeteneğiniz de var mı?</strong></p>

<p>Tüm kitaplarımın kapak tasarımını, sayfa düzenini, editörlüğünü, son okumasını tamamen kendim yapıyorum. Benim için güzel bir uğraş, aynı anda yeni bir şeyler öğrenmiş oluyorum. Bu süreçte dikkat edilirse birinci ve sekizinci kitaplarım arasında kapaklardaki gelişim tamamen bu konuda da işi ilerlettiğimi gösteriyor. Pek çok kaynaktan faydalanabiliyor insan. Gerçekten dünya çok değişti. Biz bazen dünyanın çok gerisinde gibi hissediyoruz kendimizi ama dünyada inanılmaz gelişimler var. Özellikle Yapay Zeka çok başka yerlere gitti. Yapay Zeka, sizin duygularınızı aktaracak bir roman yazamaz, şiir yazamaz fakat grafik tasarımı konusunda bir hayli başarılı işlere imza atıyor, düşüncelerinize destek olabiliyor. Sayfa düzeninde, kapak tasarımlarımda Yapay Zekadan yardım alıyorum.</p>

<hr />
<p><img alt="10-5" height="556" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/11/10-5.jpg" width="725" /></p>

<hr />
<p><strong>Kitaplarınızda toplumun hangi kesimine sesleniyorsunuz?</strong></p>

<p>TV’deki dizileri izliyoruz! Pembe dünyalar vadediyor. Villalarda yaşıyorlar, son model otomobiller, SUV araçlar, birbirinden güzel giysiler, aşk, meşk. Topluma mesaj vermiyor, Ben insanların yaşamına dokunan kitaplar yazıyorum. Üniversiteyi bitirip işsiz kalan diplomalı işsizler, kısacası toplumun sorunlarına, psikolojisine, acı gerçeklerine değiniyorum. İlk kitap <strong>Sil Baştan</strong>, doğup çocukluk ve gençlik yıllarının bir bölümünü geçirdiği memleketinden ayrılıp yıllar sonra geri dönen bir adamın, önce babasıyla, annesiyle, arkadaşlarıyla, hatta ilkokulda çocukça gönül verdiği kız arkadaşına kadar herkesle hesaplaşmasını, kendi iç hesaplaşmasını anlatıyor. Hataları varsa düzeltmeye, bir başkasında problemi varsa onu çözmeye çalışan bir adamın hikayesini anlatıyor. Romanın sonlarına doğru terk edildiğini öğreniyor. Konuyla ilgili bir sona varmayı düşünüyorum fakat pek fazla açıklama yapmak istemiyorum çünkü bu kitabın devamı, ardından üçüncüsü gelecek. Tabii bunlar hep proje. İkinci kitabım <strong>Sokak Lambası</strong>, üzerinde çok çalıştığım emek verdiğim bir roman.</p>

<hr />
<p><img alt="8-8" height="1200" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/11/8-8.jpg" width="1600" /></p>

<hr />
<p><strong>Sokak Lambasının konusunda toplumsal gerçekler mi var?</strong></p>

<p>Toplumun sorunlarına eğilmeyi amaçladığımı söylemiştim. <strong>Sokak Lambası 1</strong>’de üniversite mezunu bir TIR sürücüsünün yaşamını kurguladım. TIR şoförü hayal ürünü değil, gerçek bir insan ve arkadaşım. Yıllar önce çok sevdiği, evlenmek üzere olduğu sevgilisine kırmızı ışığı ihlal eden otomobil çarpıyor. Kazanın failleri ortadan kayboluyor. Dört yıl boyunca cinayet gibi kazayı yapanları arıyor. Sonunda failleri buluyor, arkasında kimlerin olduğunu, ne olduğunu deşifre ediyor, sürücünün, dönemin belediye başkanının oğlu olduğunu ortaya çıkarıyor. <strong>Sokak Lambası 2</strong> bu yıl basıldı ve satılmaya başladı. Bu kitapta, 4 yıl boyunca bitkisel yaşam süren kız arkadaşı sağlığına kavuşuyor fakat hafızasını yitiriyor. Uzun süre tedavisiyle uğraşıyor. Sevgilisinin sağaltım sürecini konu alan, duygusal, politik bir roman. <strong>Sokak Lambası 2</strong>’nin devamı, <strong>Sokak Lambası </strong>3 olarak önümüzdeki yıl kitapçıların raflarında kendine yer edinecek. Sevgilisinin sağlığına kavuşamayacağını öğrenip üzüntüsünü yaşarken, tesadüfen karşılaştığı lise arkadaşıyla yeni bir aşka yelken açacak. Kahramanımızın 2 sevgili arasında duygusal gidip gelmelerini anlatan Romanın üçüncüsü daha heyecanla okunan bir kitap olacak.</p>

<hr />
<p><img alt="9-6" height="1151" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/11/9-6.jpg" width="2048" /></p>

<hr />
<p><strong>Paramparça Kalbim kitabında yine yaşanan bir öyküden kurgu var mı?</strong></p>

<p>Paramparça Kalbim, Balıkesir’deki gerçek yaşamdan esinlendiğim bir roman. Dedemin arkadaşı olan bir şekercinin oğlunun hayat hikayesi. Birebir örtüşmese de kendi yaşadıklarımı da romanıma kattım. Çünkü benim çocukluğum o çevrede geçti. Bu yazımda, babadan oğula geçen bir mesleği kabul etmeyen bir evladın kurgusu var. Şekerciliği kabul etmeyen oğul bir fabrikanın finans bölümünde çalışıyor. Gördüğü mobbing nedeniyle işinden ayrılıyor, dönüp dolaşıp şekercilik yapmak durumunda kalıyor. Kitapta onun aşk hikayesi anlatılıyor. Benim romanlarım aşk hikayesi gibi görünür, içten içe pek çok şey anlatılır. Mobbing mevzusunda çalışanların yaşadıklarını, kısmen yaşadıklarını vurgulayan, isyan eden bir adamı anlatıyorum burada. Müdürünüz, amiriniz size bir mobbing, bir şiddet uyguluyorsa, tacizde bulunuyorsa kaçmayacaksınız, yüzleşeceksiniz, korkmayacaksınız. Yapılanları ve yapılabilecekleri anlatmaya çalışıyorum. Karşı koymayı bu karakter üzerinden anlatmak istedim. Mezhep çatışması yaralarına parmak bastım. Alevi ve Sünniler arasındaki düşünce ayrılıkları nedeniyle yapılamayan evlilikler, yapılan mezhepsel evliliklerin sonuçlarını ortaya koymayı düşündüm. Romanlarım arasında en çok beğenilen, en çok satan bu yapıtım oldu. Balıkesir Kitap Fuarında stantta kalan son kitabı aldığının ertesi gün gelen bir okurum, beni kutladı, yazdıklarımı resmen birebir yaşadığını anlattı. Ülkemizde iş yerinde mobbing görmeyen insan sayısı çok azdır. Mezhepsel çelişkiler yüzünden sevdiklerine kavuşamayanların sayısı küçümsenmeyecek kadar çoktur. 1980 yılından sonra bir hayli arttı. Kenan Evren Türkiye’nin pek çok yerinde Alevi köylerine cami yaptırmıştı. O camilerdeki imamlar tek başına 5 vakit namaz kılıyor.</p>

<hr />
<p><img alt="5-7" height="1146" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/11/5-7.jpg" width="1757" /></p>

<hr />
<p><strong>Sallan Yuvarlan kitabı da dramatik bir aşk öyküsü mü?</strong></p>

<p>Dördüncü kitabım <strong>Sallan Yuvarlan</strong>, çok sevdiğim, dinlemekten bıkmadığım, Metal ve Rock müzik üzerine yazıldı. Ben profesyonelce olmasa da çok iyi gitar çalarım. Müziğe gönül vermiş bir büyüğümün anlattıklarından esinlendim. Kurduğu müzik grubu istediği performansı elde edemeyince, grup dağılıyor. Belediyede işe giriyor, evlenip barklanıyor, çoluk çocuğa karışıyor. 20 sene sonra buluştuğu müzisyen arkadaşları eski günleri aklına getiriyor, grubu tekrar toplamaya karar veriyor. Aldığı karar eşinden ayrılmasına neden oluyor. Eski grup arkadaşlarını topluyor, tekrar müzik yapmaya çalışıyorlar. Bu süreci anlatan uzun bir yaşam öyküsü diyebiliriz. Fakat dramatik değil, eğlenceli aslında. Kitabımda, “<em>İnsan 7’sinde neyse 70’inde odur</em>” deyimine atıf yaptım. Rock Müzik, Metal Müzik, özellikle benim gençliğimde tüm dünyada olduğu gibi bizde de çok revaçtaydı, çok fazla insan tarafından dinleniyordu. Bu tür müzik sevenlerin hatırlaması amacıyla yazdım kitabı. Beşinci kitabım, <strong>Rüya Terzisi</strong> oldu. İlk ve son şiir kitabımdır. <strong>Rüya Terzisi</strong> dedemin dükkanının adıdır. Sigorta Pasajı’ndaydı. Dedemi 6 yaşındayken yitirdim fakat hiç kopamadım, ölse de ben ondan hiç ayrılamadım. Sanki yaşıyormuş gibi geldi bana. <strong>Rüya Terzisi</strong> diye bir şiir yazdım. Madem ben kitap yazıyorum neden bir şiir kitabım olmasın diye düşündüm ve <strong>Rüya Terzisi </strong>şiiri kitabımın hem temeli hem ismi oldu. Sonrasında lise ve üniversite çağında yazdığım şiirleri toplayıp dedemin hatırası yaşasın diye numunelik şiir kitabını oluşturdum.</p>

<hr />
<p><img alt="14-4" height="1152" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/11/14-4.jpg" width="2048" /></p>

<hr />
<p><strong>Benim Eşsiz Bencilliğim kitabında da Balıkesirliler var mı?</strong></p>

<p><strong>Benim Eşsiz </strong>Bencilliğim, <strong>Sil Baştan</strong> romanının geçmişini anlatıyor. Şıpsevdi Nejat diye bir karakterin üzerinde dönen bir hikaye. Her gördüğü kıza aşık olabilme potansiyeli olan uslanmaz bir çapkının macerası gibi başlıyor. Çanakkale’ye armağan ettiğim kitabımdan fazla bahsetmek istemiyorum. Üniversite eğitimimi Çanakkale'de aldığımdan, Çanakkale’nin çok güzel bir şehir olmasından dolayı Çanakkale'ye bir hatıra bıraktım. Şıpsevdi Nejat karakteri üzerinden Çanakkale’nin güzelliklerini anlatmaya çalıştım. Taraftarı olduğum Fenerbahçe'yi de romanıma katmayı unutmadım.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<p><img alt="16-2" height="844" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/11/16-2.jpg" width="1500" /></p>

<hr />
<p><strong>Hayalet kitabını yine gerçek kişilere mi dayandırdınız?</strong></p>

<p><strong>Hayalet</strong>, yazarken en keyif aldığım kitaptır. 3 ay gibi kısa bir zamanda yazdım. Giriş bölümü yine bir gerçek yaşam. Üniversite yıllarında alkollüyken trafik kazasında kaybettiğim, çok sevdiğim bir arkadaşım var kitapta. Romanın başında ölüyor. Doğal olarak bu roman da kurgudur. Arkadaşımın hayat öyküsünü anlatmadım ama benzerlikler var. Dostunu kaybettikten sonra hayatındaki her şeyle, herkesle yüzleşmeye giren bir adamın hikayesi. <strong>Hayalet</strong>, gerçek bir hayalet değil, metafor olarak kullanılıyor. Kitabı okuduğunuzda, hepimizin hayatında hayaletler olduğunu, göreceksiniz. Kimisi kavga ettiğimiz biri, kimisi bir aile bireyi olur. Görüşemediklerimiz aslında bir hayalet konumuna gelir. Düşündüğünüzde rüyanıza girer, bazen yolda gördüğünüz birini ona benzetirsiniz. Eski sevgiliden haber alamadığınız, bilmediğiniz, ara ara düşündüğünüz de bir hayalettir. Ara ara gözünüzün önünde canlanır. <strong>Hayalet</strong>, metaforu anlatıyor. Uzun romanları insanların okumadığını düşündüğüm için 2-3 yüz sayfa üst sınır koyuyorum kendime. Hiçbir zaman da geçmemeye çalışıyorum. Kısa romanların daha etkileyici olduğunu düşünüyorum. Dostoyevski'nin <strong>Beyaz Geceler</strong> romanı, <strong>Suç ve Ceza</strong>'dan<strong> </strong>daha çok etkilemişti beni.</p>

<hr />
<p><img alt="7-6" height="781" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/11/7-6.jpg" width="1183" /></p>

<hr />
<p><strong>Kitap yazarken nelere dikkat ediyorsun, neleri araştırıyorsun? Gözlemleme süresi ne kadar oluyor?</strong></p>

<p>Öncelikle bir roman yazmaya karar verdiğimde benim alt okuma dönemim olur. 1-2 ay boyunca değişik türde kitaplar okurum. Sonrasında kendimce bir evren oluşturmaya çalışırım. Romanlarımda şehir ismi kullanmıyorum ama okuyanlar oranın hangi şehir olduğunu anlıyor. Şehirlere bazen kendim eklemeler de yapıyorum. Balıkesir'de bir açık hava tiyatrosu vardı. Benim gençliğim onun etrafında, geçmişti. Sonra belediye orayı yıktı. Benim hayalimdi orası ve benim gibi kimi insanlar hatırlıyor ve hala yaşatıyor. Bu tür betimlemelere yer vermeye çalışırım. Özellikle <strong>Sokak Lambası</strong> ve <strong>Paramparça Kalbim</strong> kitaplarında Balıkesir'den çok fazla eski ve yeniden betimlemelerim var. Balıkesir'i yaşatmayı çok istiyorum. Balıkesir'e özel yazmak istediğim bir roman var ama öncelikle projelerimi tamamlamayı düşündüğümden onun biraz süresi var. Balıkesir'i sevmese de ayrılamayan insanlar vardır. Ben herkese, “<em>İki senede Balıkesir'den ayrılırsanız sorun olmaz fakat iki seneyi geçti mi asla ayrılamazsınız</em>” derim. Stockholm Sendromuna benzer bir sendromu var Balıkesir'in. Mecbur olmadıktan sonra, atamanız yapılmadıktan sonra hiç kimse gitmek istemez. Rahat bir şehirdir, ulaşımı kolaydır, batıda bir şehirdir. İzmir gibi, Bursa gibi şehirlere yakındır. Ege ve Marmara Denizi sahillerine sahiptir. Erdek, Gönen, Bandırma, Edremit, Burhaniye. Gömeç, Ayvalık, muhteşem birer kıyı kentleridir. Bir yere gittiğimde orayı önce hafızamda resimlerim, ardından kurgularım. Gördüğüm binayı beğenmediysem, romanda geçmesi gerekiyorsa onu kendi beğendiğim gibi tasvirlerim. Balıkesir’in eski evleri nasıl restore ediliyorsa, ben de gördüğüm bir yeri hep kafamda restore eder, güzel olsun isterim. <strong>Paramparça Kalbim</strong>, Balıkesir Fuarına, Lunaparkta çocuklarıyla eğlenen ailelere, çay bahçelerini ortaya koyuyor. Şimdi Atatürk Parkı'na gittiğinizde 2-3 tane kafe var. Hiçbir sosyal etkinlik yok. Sadece çimenlerde oturan insanlar var. Her yıl Nejat Uygur’un gelip değişik yapıtlar sergilediği tiyatro yıkılır mı? Kervansaray Oteli, Park Restoranı neden yıktılar? Çocukluk yıllarımda evimize gelen konukları Atatürk Parkına götürdüğümüzde, şehrin içinde orman olduğunu söylerlerdi. Şimdi o ormanın üçte biri ya var, ya yok. Oradaki yeşillik gitti, çay bahçeleri gitti, Balıkesir Fuarı gitti.</p>

<hr />
<p><img alt="11-8" height="1022" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/11/11-8.jpg" width="1170" /></p>

<hr />
<p><strong>Kitaplarınızın satış rakamlarından memnun musunuz?</strong></p>

<p>Kitaplarımı internet üzerinden satıyorum. Açıkçası bu işten büyük beklentim ve para kazanma hırsım yok. Bir külliyat oluşturmak istiyorum. Yazdıklarım basılsın, masrafını çıkarsın, bir yerde kalsın istiyorum. Bu düşünceme rağmen Balıkesir Kitap Fuarında, internetten sattığım kitaptan daha fazlasını sattım. Bu benim Hoşuma gitti. Para kazanmak uğruna değil, yalnız maliyetine sattım. Ben kitapların okunmasını istiyorum. İnsanlar okuyup kendilerinden bir şey bulsun derdindeyim. Belki bir insanın hayatına dokunur inancındayım. Her kitap aslında bir kişiye yazılır. Çünkü her kitabı bir kişi okur. On bin kişiye kitap satarsın belki bir kişiye ulaşamaz, beş kitap satıp o bir kişiye ulaşabilirsin. Bir kişinin hayatına dokunabilirsin. “<em>Bir kitap okudum hayatım değişti, düşüncelerim değişti”</em> diyenler var. Ben de birilerinin yaşamına dokunmak istiyorum. Okula gitmeyen, kitap okumayan insanların korkak olduğunu, okuyup da değişimden korktuklarını düşünüyorum. Okudukça insanların bakış açısı, insanlara bakışı, dünyaya bakışı, değişiyor. Biz neden roman okuyoruz? Çünkü baktığımız şey değil de onun arkasında ne var onu merak ettiğimiz için okuyoruz. Romanlar onu anlatıyor. Gördüğünü değil de gördüğünün arkasında ne var? Onu öğrenmeni, ona merak etmeni, insanlardaki merak duygusunu artırıyor. Edebiyat olmadan insan hiçbir şey öğrenemez. Sorgulayamaz, soru soramaz, soru soramayınca cevap alamaz, cevap veremez. Ne yazık ki bu çağımızın çok büyük hastalığıdır. Kimse kimseyi dinlemiyor. Kimse kimsenin ne dediğini anlamıyor. Herkes kendi söyleyeceğinde haklı ama kimse kimseye ne bir net soru sorabiliyor, ne cevap alabiliyor. İşte bunun için ben edebiyatın çok etkili bir silah olduğunu düşünüyorum.</p>

<hr />
<p><img alt="15-2" height="802" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/11/15-2.jpg" width="1130" /></p>

<hr />
<p><strong>Son olarak ne söylemek istersin? </strong></p>

<p>Öncelikle bu röportajı yaptığınız için çok teşekkür ederim. Bugün 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı olduğu için anlamlı bir gün. Bu söyleşi benim için çok daha anlamlı oldu. Türkiye'nin bence cumhuriyete ve cumhuriyet değerlerine sıkı sıkı sarılmaya ihtiyacı var. Kitaplarımda Türk devriminden göndermeler yapıyorum. Çünkü dünyanın içinde bulunduğu koşullara bakarsak en önemli devrim Türk devrimdir. Ben böyle düşünüyorum, böyle söylüyorum. Ayrıca İnsanlar kitap okusun. Tıp açısından da bu çok önemlidir. Bize eskiden, ”<em>Okuma, gözlerin bozulur sonra dört göz olursun</em>” derlerdi. Aslında kitap okunmadığı için gözler bozuluyor. Kitap okumak gözleri sağlamlaştırır. Bu da işin ironisi olsun.</p>

<hr />
<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HİLMİ DUYAR</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİYOGRAFİLER, KÜLTÜR-SANAT, MANŞET</category>
      <guid>https://www.politikam.com/bankaciliktan-roman-yazarligina-uzanan-bir-hayat</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Nov 2025 10:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://politikamcom.teimg.com/crop/1280x720/politikam-com/uploads/2025/11/11-8.webp" type="image/jpeg" length="25630"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Durduğu yerde duramayan, hiperaktif bir politikacı: Ahmet Akın!]]></title>
      <link>https://www.politikam.com/durdugu-yerde-duramayan-hiperaktif-bir-politikaci-ahmet-akin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/durdugu-yerde-duramayan-hiperaktif-bir-politikaci-ahmet-akin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Durduğu yerde duramayan, sürekli hareket hâlindeki Ahmet Akın, siyaseti sokağa taşıyor. Kimine göre samimi, kimine göre ise iyi planlanmış bir PR stratejisi...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3></h3>

<h4><strong>Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın, enerjisiyle dikkat çekiyor. Sokak sokak, mahalle mahalle gezen Akın, vatandaşla kurduğu sıcak temas ve bitmeyen enerjisiyle “Türkiye’nin en hiperaktif politikacılarından biri” olarak tanımlanıyor.</strong></h4>

<hr />
<h3><img alt="498204354 1239256610889832 5314685976651139786 N" class="detail-photo img-fluid" height="1366" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/11/498204354-1239256610889832-5314685976651139786-n.jpg" width="2048" /></h3>

<hr />
<h3><strong>Ellili yaşlarında, on sekiz yaş enerjisiyle</strong></h3>

<p>Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın, politik sahnede alışılmışın dışında bir enerjiye sahip. Elli iki yaşında olmasına rağmen beden dili, mimikleri ve hareketliliğiyle adeta on sekiz yaşında bir delikanlı gibi. Durduğu yerde duramayan, oturduğunda bile kolları bacakları hareket hâlinde olan Akın, dinamik görünmek için özel bir çaba harcıyor gibi görünse de, bu enerjinin doğallığı hakkında tartışmalar da var.</p>

<hr />
<h3><img alt="500027874 1241159004032926 7762480849735350337 N" class="detail-photo img-fluid" height="1366" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/11/500027874-1241159004032926-7762480849735350337-n.jpg" width="2048" /></h3>

<hr />
<h3><strong>Sokağın gücü: PR değil, temas siyaseti</strong></h3>

<p>Ahmet Akın’ın en belirgin özelliklerinden biri, sokakta karşılaştığı herkese samimiyetle yaklaşması. Yaşlısı genci, kadını erkeği fark etmiyor; gördüğüne sarılıyor, hal hatır soruyor, çocukların başını okşuyor. Bu yaklaşım, onun “dokunan başkan” imajını güçlendiriyor.<br />
Akın’ın sosyal medya paylaşımlarında da bu tarzın izleri net biçimde görülüyor. Her gün çarşıda, pazarda, mahallede, caddede vatandaşla iç içe görüntüler veren başkan, PR çalışmalarını sahada, insanın içinde yürütüyor.</p>

<hr />
<h3><img alt="509436985 1264700061678820 4365098229913499675 N" class="detail-photo img-fluid" height="1366" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/11/509436985-1264700061678820-4365098229913499675-n.jpg" width="2048" /></h3>

<hr />
<h3><strong>Kameramanlar yetişemiyor</strong></h3>

<p>Ahmet Akın’ın temposuna sadece seçmen değil, ekibi de zor yetişiyor. Onun arkasında koşuşturan kameramanlar, fotoğrafçılar ve medya ekibi, zaman zaman adeta maraton koşar gibi çalışıyor. Çünkü Akın’ın sokak temposu hiç düşmüyor; sabahın erken saatlerinden geceye kadar enerjisi bitmiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<h3><img alt="513870436 1270052841143542 7111280897902789354 N" class="detail-photo img-fluid" height="1366" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/11/513870436-1270052841143542-7111280897902789354-n.jpg" width="2048" /></h3>

<hr />
<h3><strong>Enerjinin sırrı ne?</strong></h3>

<p>Peki bu bitmeyen enerjinin kaynağı ne? Kimi “doğuştan enerjik” diyor, kimi “görünümüne yatırım yapıyor” yorumunu yapıyor. Takviye besinler mi, özel bir beslenme programı mı, yoksa içten gelen bir dinamizm mi? Bu sorunun net bir cevabı yok. Ama kesin olan bir şey var: Ahmet Akın her karede aynı — hareket hâlinde, güler yüzlü, enerjik.</p>

<hr />
<h3><img alt="530275304 1303370997811726 8205273092493380224 N" class="detail-photo img-fluid" height="1366" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/11/530275304-1303370997811726-8205273092493380224-n.jpg" width="2048" /></h3>

<hr />
<h3><strong>Sürekli gülümseyen bir başkan</strong></h3>

<p>Ahmet Akın’ın sosyal medya videoları da bu enerjinin vitrini gibi. Çocuklarla oyun oynarken, yaşlılarla sohbet ederken, esnafla el sıkışırken, her karede otuz iki dişini gösteren bir gülümseme var. Bu gülümseme, sadece bir fotoğraf pozu değil, onun siyasetteki markasının bir parçası.<br />
Yeni yayımlanan sokak videosunda da aynı tablo karşımıza çıkıyor: Herkese dokunan, sarılan, gülümseyen bir başkan.</p>

<hr />
<h3><img alt="531708946 1305123314303161 1231095301458861308 N" class="detail-photo img-fluid" height="1365" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/11/531708946-1305123314303161-1231095301458861308-n.jpg" width="2048" /></h3>

<hr />
<h3><strong>“Genç ve dinamik başkan” imajı</strong></h3>

<p>Ahmet Akın’ın tüm bu davranış biçimi, onun “genç ve dinamik başkan” imajını pekiştiriyor. Balıkesir’deki vatandaşların çoğu onu “sempatik”, “yakın”, “bizden biri” olarak tanımlıyor. Bu da siyaset sahnesinde fark yaratan bir etki oluşturuyor.</p>

<hr />
<p><img alt="536282470 1312179346930891 7036496863524315415 N" class="detail-photo img-fluid" height="1066" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/11/536282470-1312179346930891-7036496863524315415-n.jpg" width="1600" /></p>

<hr />
<p>Ahmet Akın, klasik siyasetçi profiline sığmayan bir isim. Bitmek bilmeyen enerjisi, güleryüzü ve halkla iç içe tavırlarıyla hem Balıkesir sokaklarında hem sosyal medyada adından söz ettirmeye devam ediyor.</p>

<hr />
<p><img alt="540308204 1318381312977361 929991316310159167 N" class="detail-photo img-fluid" height="1365" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/11/540308204-1318381312977361-929991316310159167-n.jpg" width="2048" /></p>

<hr />
<p><img alt="542751116 1323456972469795 1494038442244771511 N" class="detail-photo img-fluid" height="1366" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/11/542751116-1323456972469795-1494038442244771511-n.jpg" width="2048" /></p>

<hr />
<p><img alt="571808163 1367619974720161 441511305425222148 N" class="detail-photo img-fluid" height="1366" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/11/571808163-1367619974720161-441511305425222148-n.jpg" width="2048" /></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Tarık Sürmelioğlu</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİYOGRAFİLER</category>
      <guid>https://www.politikam.com/durdugu-yerde-duramayan-hiperaktif-bir-politikaci-ahmet-akin</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Nov 2025 13:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://politikamcom.teimg.com/crop/1280x720/politikam-com/uploads/2025/11/495711012-1235394697942690-8786385401238028729-n.jpg" type="image/jpeg" length="98584"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Faruk Kula: Balıkesir'in unutulmazlar listesinin başındaki isim]]></title>
      <link>https://www.politikam.com/faruk-kula-balikesirin-unutulmazlar-listesinin-basindaki-isim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/faruk-kula-balikesirin-unutulmazlar-listesinin-basindaki-isim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Balıkesir’in iş dünyasının önemli simalarından biri olan Faruk Kula, 6 yıl önce vefat etti. Onun başarıları ve katkıları, şehirde hala anılıyor. Faruk Kula, sadece başarılı bir sanayici değil; aynı zamanda şehre değer katmış, gönüllerde iz bırakmış bir liderdi. Kula Yağ ve Emek Yem A.Ş., Faruk Kula'nın mirasını yaşatarak, onun iş dünyasındaki başarısını sürdürüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bugün, Balıkesir’in iş dünyasının ve sosyal hayatının önemli simalarından biri olan Faruk Kula’nın vefatının üzerinden altı yıl geçti. Kula, sadece başarılı bir sanayici değil; aynı zamanda şehre değer katmış, gönüllerde iz bırakmış bir liderdi.</strong></p>

<hr />
<h3><strong> Kula Ailesinin Mirası: Kula Yağ ve Emek Yem</strong></h3>

<p>Faruk Kula, 1953 yılında Balıkesir’de doğdu ve iş hayatına, babası Rahmi Kula’nın kurduğu Kula Yağ Emek Yem A.Ş.’de başladı. Babası vefat ettikten sonra şirketin başına geçen Faruk Kula, şirketi ulusal çapta tanınan bir marka haline getirdi. Bugün Gümüşçeşme Mahallesi'nde bulunan fabrikası, aynı zamanda "Faruk Kula Caddesi" olarak anılmaktadır </p>

<hr />
<p><img alt="Faruk Kula6" class="detail-photo img-fluid" height="344" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/10/faruk-kula6.jpg" width="660" /></p>

<hr />
<p><strong>Kula Yağ ve Emek Yem, yem, gıda, yağ, tarım ve hayvancılık sektörlerinde faaliyet gösteren ve ulusal arenada öne çıkan kuruluşların başında yer almaktadır. Şirket, 150’yi aşkın bayi ağıyla Marmara ve Ege Bölgeleri’nde bilinen ve tercih edilen bir marka olmuştur.</strong></p>

<hr />
<h3><strong>Balıkesirspor’a Olan Bağlılığı</strong></h3>

<p>Faruk Kula, Balıkesirspor’a olan maddi ve manevi desteğiyle de tanınırdı. Kulübün zor dönemlerinde yaptığı katkılarla, şehrin futbol sevgisini pekiştiren önemli bir figür oldu.</p>

<hr />
<h3><img alt="Faruk Kula5" class="detail-photo img-fluid" height="486" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/10/faruk-kula5.jpg" width="800" /></h3>

<hr />
<h3><strong>Ticaret Borsası’nda 27 Yıl Başkanlık</strong></h3>

<p><strong>1992 yılında Balıkesir Ticaret Borsası Başkanlığı’na seçilen Faruk Kula, bu görevi 27 yıl boyunca kesintisiz sürdürdü. Bu uzun süreli liderliği, onun sektördeki deneyimini ve şehre olan bağlılığını gösteriyor. Kula, bu süreçte Balıkesir’in ticaret hayatına önemli katkılarda bulundu.</strong></p>

<hr />
<h3><img alt="Faruk Kula4" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/10/faruk-kula4.webp" width="1280" /></h3>

<hr />
<h3><strong>Yardımseverliğiyle Tanınan Bir İnsan</strong></h3>

<p>Faruk Kula, sadece iş dünyasında değil, sosyal yaşamda da aktifti. Eğitimden spora, kültürel etkinliklerden hayır işlerine kadar birçok alanda katkı sağladı. Onun yardımseverliği, Balıkesir halkı tarafından "Faruk Abi" olarak anılmasına neden oldu.</p>

<hr />
<h3><img alt="Faruk Kula3" class="detail-photo img-fluid" height="373" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/10/faruk-kula3.webp" width="671" /></h3>

<hr />
<h3><strong>Anısı Yaşatılmaya Devam Ediyor</strong></h3>

<p>Faruk Kula, 25 Ekim 2019 tarihinde 66 yaşında vefat etti. Ancak geride bıraktığı miras, ailesi ve Kula Yağ &amp; Emek Yem A.Ş. tarafından yaşatılmaya devam ediyor. Şirket, meslek lisesini tercih eden çalışanlarının çocuklarına burs vererek, Kula ailesinin eğitim alanındaki katkılarını sürdürüyor.</p>

<hr />
<p><img alt="569604292 18073312976519252 4116353837139150246 N" class="detail-photo img-fluid" height="1688" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/10/569604292-18073312976519252-4116353837139150246-n.jpg" width="1350" /></p>

<hr />
<blockquote>
<h2><strong>Kula Şirketler Grubu'ndan anma mesajı</strong></h2>

<p>Balıkesir’in değerli iş insanlarından, Kula Şirketler Grubu’nun önceki Yönetim Kurulu Başkanı Merhum <strong>Faruk Kula</strong>, vefatının altıncı yıl dönümünde ailesi tarafından anıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kula Ailesi, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Faruk Kula’yı “Ailemizin kıymetli büyüğü, Balıkesir’in değerli iş insanlarından, çalışkanlığı ve üretken kişiliğiyle şehrine değer katmış” sözleriyle anarken, kendisine sevgi, saygı ve rahmet dileklerini iletti.</p>

<p>Faruk Kula, Kula Şirketler Grubu çatısı altında yürüttüğü çalışmalarla Balıkesir’in ekonomik ve sosyal yaşamına önemli katkılarda bulunmuş, aynı zamanda yardımseverliği ve topluma olan duyarlılığıyla da tanınmıştı.</p>

<p>Kula Ailesi, merhum iş insanının anısını yaşatmak ve onun toplum üzerindeki izlerini hatırlatmak amacıyla bu özel paylaşımı gerçekleştirdi.</p>
</blockquote></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Tarık Sürmelioğlu</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİYOGRAFİLER</category>
      <guid>https://www.politikam.com/faruk-kula-balikesirin-unutulmazlar-listesinin-basindaki-isim</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Oct 2025 12:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://politikamcom.teimg.com/crop/1280x720/politikam-com/uploads/2025/10/faruk-kula2.webp" type="image/jpeg" length="71351"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bozkırın Tezenesi Neşet Ertaş’ın Hayat Öyküsü]]></title>
      <link>https://www.politikam.com/bozkirin-tezenesi-neset-ertasin-hayat-oykusu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/bozkirin-tezenesi-neset-ertasin-hayat-oykusu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk halk müziğinin efsane ismi Neşet Ertaş, sazıyla Anadolu’nun acısını, sevincini ve sevdasını dile getirdi. Onun eserleri bugün hâlâ dillerden düşmüyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1></h1>

<p><strong>Türk halk müziğinin unutulmaz ustası Neşet Ertaş, türküleriyle milyonların gönlünde taht kurdu. “Bozkırın Tezenesi” olarak anılan Ertaş, sadece bir sanatçı değil Anadolu’nun sesi, duygusu ve vicdanıydı.</strong></p>

<p></p>

<hr size="2" width="100%" />
<h2><strong>Çekirdekten Yetişen Bir Ozan</strong></h2>

<p>Neşet Ertaş, 1938 yılında Kırşehir’in Çiçekdağı ilçesine bağlı Kırtıllar köyünde dünyaya geldi. Babası halk ozanı Muharrem Ertaş’tan bağlamayı, annesinden de türkünün özünü öğrendi. Daha küçük yaşlarda eline aldığı sazı, bir ömür boyunca elinden bırakmadı.</p>

<hr />
<p><img alt="5F6Da27Bd3806C1F0451Dbf3" class="detail-photo img-fluid" height="636" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/09/5f6da27bd3806c1f0451dbf3.webp" width="871" /></p>

<hr size="2" width="100%" />
<h2><strong>Bozkırın Tezenesi Unvanı</strong></h2>

<p>Türk halk müziğinin büyük ustası Nida Tüfekçi, genç yaşta yeteneğiyle dikkat çeken Neşet Ertaş’a “Bozkırın Tezenesi” unvanını verdi. Bu unvan, onun Anadolu bozkırını ilmek ilmek işleyen nağmelerini en güzel şekilde tanımlıyordu.</p>

<p></p>

<hr size="2" width="100%" />
<h2><strong>İstanbul Yılları ve Anadolu’nun Sesi</strong></h2>

<p>Genç yaşta İstanbul’a giderek sahne almaya başlayan Ertaş, kısa sürede halkın sevgisini kazandı. TRT radyolarında söylediği türküler, Anadolu insanının sesi oldu. Neşet Ertaş, köyden kente göç edenlerin hasretini, sevdasını ve derdini türkülerine taşıdı.</p>

<hr />
<p><img alt="3172322 Bc6665Dcbbc12Bf134947Fe77C346Ece" class="detail-photo img-fluid" height="714" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/09/3172322-bc6665dcbbc12bf134947fe77c346ece.jpg" width="609" /></p>

<hr size="2" width="100%" />
<h2><strong>Türkülerin İçindeki İnsan</strong></h2>

<p>Onun türkülerinde aşk da vardı, gurbet de, yoksulluk da. “Zahidem”, “Ah Yalan Dünya”, “Gönül Dağı”, “Neredesin Sen” gibi eserleri, her kesimden insanın duygularına tercüman oldu. Bu nedenle türküleri dillerden düşmedi; çünkü o halkın dilini konuşuyordu.</p>

<p></p>

<hr size="2" width="100%" />
<h2><strong>Mütevazı Kişiliğiyle Büyük Usta</strong></h2>

<p>Neşet Ertaş, şöhreti hiçbir zaman önemsemedi. Halkın sanatçısı olmayı seçti. Kendisi için “Bana garip derler, garip kalayım” diyerek mütevazılığını ömrü boyunca sürdürdü. Halk onu sadece sanatçı kimliğiyle değil, alçakgönüllü kişiliğiyle de bağrına bastı.</p>

<p></p>

<hr size="2" width="100%" />
<h2><strong>Yurda Dönüş ve Taht Kurduğu Gönüller</strong></h2>

<p>Uzun yıllar Almanya’da yaşayan Ertaş, 2000’li yıllarda yeniden Türkiye’ye döndü. Konserleri büyük ilgi gördü, salonlar dolup taştı. Onu dinleyenler sadece bir sanatçıyı değil, Anadolu’nun ruhunu dinlediklerini biliyordu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<hr size="2" width="100%" />
<h2><strong>Eserleriyle Yaşayan Bir Usta</strong></h2>

<p>25 Eylül 2012’de hayata veda eden Neşet Ertaş, ardında onlarca türkü, unutulmaz bir miras ve milyonların kalbinde silinmez bir iz bıraktı. Bugün onun eserleri hâlâ dillerde dolaşıyor, yeni kuşaklara ilham oluyor.</p>

<p></p>

<hr size="2" width="100%" />
<h2><strong><font face="Tahoma">“Garip”ten Anadolu’ya Miras</font></strong></h2>

<p><strong>Neşet Ertaş, sazıyla, sözüyle ve gönlüyle Anadolu insanının sesi oldu. Onun türkülerinde herkes kendinden bir parça buldu. “Garip” imzasıyla söylediği her ezgi, Türk halk müziğinin ölümsüz hazinesine dönüştü.</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİYOGRAFİLER, MANŞET</category>
      <guid>https://www.politikam.com/bozkirin-tezenesi-neset-ertasin-hayat-oykusu</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Sep 2025 13:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://politikamcom.teimg.com/crop/1280x720/politikam-com/uploads/2025/09/neset-ertas.jpg" type="image/jpeg" length="68681"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Demokrat Parti’den Yassıada’ya: 1960 Darbesinin Siyasal, Ekonomik ve Toplumsal Arka Planı]]></title>
      <link>https://www.politikam.com/demokrat-partiden-yassiadaya-1960-darbesinin-siyasal-ekonomik-ve-toplumsal-arka-plani</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/demokrat-partiden-yassiadaya-1960-darbesinin-siyasal-ekonomik-ve-toplumsal-arka-plani" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk siyasi hayatının en dramatik dönüm noktalarından biri, 27 Mayıs 1960 askeri darbesi ve sonrasında yaşanan idamlar. Demokrat Parti’nin 1950’de iktidara gelişiyle başlayan değişim süreci, on yıl içinde siyasetin kutuplaşması, ekonomideki dalgalanmalar ve artan baskılar nedeniyle derin bir krize dönüştü. 1960 darbesi ve ardından gelen idamlar, Türkiye’de demokrasi ve hukuk devleti tartışmalarında hâlâ canlılığını koruyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye’de 27 Mayıs 1960 askerî darbesi, çok partili siyasi hayatın en dramatik kırılmalarından birini temsil etmektedir. Demokrat Parti’nin 1950’de iktidara gelişiyle başlayan süreç, on yıl içinde demokratikleşme ile otoriterleşme eğilimlerinin iç içe geçtiği bir deneyime dönüşmüştür. Ekonomik sorunlar, muhalefet partilerine yönelik baskılar ve toplumsal kutuplaşma, darbe koşullarını hazırlayan faktörler arasında öne çıkmaktadır. Bu makalede, Demokrat Parti iktidarının temel icraatları, siyasal gerilimler, darbe süreci ve Yassıada yargılamaları ele alınmakta; 17 Eylül 1961’de idam edilen Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın siyasi biyografileri incelenmektedir.</strong></p>

<hr />
<h2><img alt="27 Mayista Ne Oldu 27 Mayis 1960 Darbesi Nedenleri Darbenin 59Ncu Yilijpgg" class="detail-photo img-fluid" height="369" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/09/27-mayista-ne-oldu-27-mayis-1960-darbesi-nedenleri-darbenin-59ncu-yilijpgg.jpg" width="648" /></h2>

<hr />
<p>Türk siyasal hayatı, 1946’da çok partili sisteme geçişle birlikte yeni bir evreye girmiştir. Cumhuriyet Halk Partisi’nin uzun yıllar süren tek parti yönetiminden sonra Demokrat Parti (DP), 1950 seçimlerinde halkın desteğini kazanarak iktidara gelmiştir. Ancak Demokrat Parti’nin on yıllık iktidar dönemi, başlangıçtaki demokratik açılımların zamanla otoriter uygulamalara dönüşmesi nedeniyle ciddi tartışmalara konu olmuştur. Bu sürecin nihai noktası, 27 Mayıs 1960 askerî darbesi ve sonrasındaki idamlar olmuştur.</p>

<hr />
<h2><strong>Demokrat Parti İktidarının Yükselişi ve İcraatları</strong></h2>

<p>Demokrat Parti, özellikle kırsal kesimde geniş bir toplumsal destek bulmuştur. Tarımda makineleşme, Marshall Planı çerçevesinde sağlanan yardımlar ve ekonomik liberalleşme politikaları, ilk yıllarda hızlı büyüme sağlamıştır. Dış politikada Türkiye’nin NATO’ya katılması (1952) ve Batı Bloku ile ilişkilerin güçlenmesi, ülkenin uluslararası konumunu pekiştirmiştir.</p>

<p>Bununla birlikte, 1950’lerin sonlarına gelindiğinde ekonomik dengeler bozulmuş; döviz darboğazı, enflasyon ve dış borçlar ciddi sorunlara yol açmıştır. Demokrat Parti hükümetleri, muhalefetin eleştirilerine karşı giderek daha sert bir tutum sergilemiş, basın ve üniversiteler üzerinde yoğun baskılar uygulanmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<h2><img alt="S Eeaa5Fd58940F1C2Abcf52B12924F87968C0C354" class="detail-photo img-fluid" height="517" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/09/s-eeaa5fd58940f1c2abcf52b12924f87968c0c354.jpg" width="900" /></h2>

<hr />
<h2><strong>Siyasi Kutuplaşma: Tahkikat Komisyonları ve Vatan Cephesi</strong></h2>

<p>1959 yılında kurulan <strong>Tahkikat Komisyonları</strong>, muhalefetin faaliyetlerini denetlemek ve sınırlandırmak amacıyla oluşturulmuş; bu durum muhalif çevrelerce anayasal düzene aykırı bir uygulama olarak değerlendirilmiştir.</p>

<p>Bunun yanında, Demokrat Parti’nin girişimiyle hayata geçirilen <strong>Vatan Cephesi</strong>, toplumsal kutuplaşmayı artırmış; iktidar-muhalefet ayrımı keskinleşmiştir. Toplumun farklı kesimlerinde derinleşen bu bölünme, demokratik sistemin istikrarını zedelemiştir.</p>

<hr />
<h2><strong>Ordu ve Darbe Koşullarının Hazırlanışı</strong></h2>

<p>Demokrat Parti iktidarına karşı biriken toplumsal ve siyasal hoşnutsuzluk, özellikle genç subaylar arasında yankı bulmuştur. Ordu içindeki darbe hazırlıkları, siyasi rejimin demokratik işleyişten uzaklaştığı düşüncesiyle meşrulaştırılmaya çalışılmıştır. 27 Mayıs 1960 sabahı, Türk Silahlı Kuvvetleri yönetime el koymuş ve Milli Birlik Komitesi adıyla yeni bir yönetim organı oluşturmuştur.</p>

<hr />
<h2><img alt="27 Mayis Aa 2051380" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/09/27-mayis-aa-2051380.jpg" width="1280" /></h2>

<hr />
<h2><strong>Yassıada Yargılamaları</strong></h2>

<p>Darbe sonrası süreçte Demokrat Parti yöneticileri, İstanbul açıklarındaki Yassıada’da kurulan özel mahkemelerde yargılanmıştır. Yargılamaların hukuki meşruiyeti tartışmalı olmuş; davaların büyük ölçüde siyasal bir nitelik taşıdığı yönünde eleştiriler yapılmıştır.</p>

<p>Sanıklara yöneltilen suçlamalar arasında, anayasal düzeni ihlal, devlet kaynaklarını kötüye kullanma ve muhalefeti susturma gibi iddialar yer almıştır. “Bebek davası” ve “Köpek davası” gibi kamuoyunda ses getiren dosyalar, yargılamaların sembolik niteliğini ortaya koymuştur.</p>

<hr />
<h2><img alt="Cumhurbaskani Tatar Adnan Menderes Fatin Rustu Zorlu Ve Hasan Polatkani Andi Ef92B" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/09/cumhurbaskani-tatar-adnan-menderes-fatin-rustu-zorlu-ve-hasan-polatkani-andi-ef92b.webp" width="1280" /></h2>

<hr />
<h2><strong>İdamlar ve Siyasal Biyografiler</strong></h2>

<h3><strong>Adnan Menderes (1899-1961)</strong></h3>

<p>Demokrat Parti’nin kurucu lideri ve Başbakanı olan Menderes, on yıl boyunca Türkiye siyasetinde belirleyici bir figür olmuştur. Demokratikleşme arayışları ile otoriter uygulamaları aynı dönemde barındıran bir liderlik sergilemiştir. 17 Eylül 1961’de idam edilmesi, Türk siyasi tarihinde derin izler bırakmıştır.</p>

<hr />
<h3><strong>Fatin Rüştü Zorlu (1910-1961)</strong></h3>

<p>Galatasaray Lisesi ve Paris’te hukuk eğitimi alan Zorlu, Dışişleri Bakanı olarak Türkiye’nin NATO üyeliğinde etkin rol oynamıştır. Kıbrıs politikası ve dış borçlanmalar nedeniyle muhalefetin sert eleştirilerine hedef olmuştur. 16 Eylül 1961’de idam edilmiştir.</p>

<hr />
<h3><strong>Hasan Polatkan (1915-1961)</strong></h3>

<p>İktisatçı kimliğiyle öne çıkan Polatkan, uzun yıllar Maliye Bakanlığı görevini üstlenmiştir. DP’nin ekonomi politikalarının baş mimarlarından biri olmuştur. 16 Eylül 1961’de Zorlu ile birlikte idam edilmiştir.</p>

<hr />
<blockquote>
<p><strong>27 Mayıs 1960 askerî darbesi ve 17 Eylül 1961 idamları, Türk demokrasi tarihinin en dramatik kırılmalarından biridir. Demokrat Parti dönemi, demokratikleşme girişimleri ile otoriterleşme eğilimlerinin iç içe geçtiği bir deneyim olarak değerlendirilmelidir. Darbe, bir yönüyle demokrasiye müdahale olarak hafızalara kazınmış; idamlar ise toplumsal bellekte derin bir yara bırakmıştır.</strong></p>

<p><strong>Bugün Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın isimleri farklı kurumlarda yaşatılmakta; 27 Mayıs darbesi ise demokrasi tarihimizde bir “müdahale” örneği olarak ele alınmaktadır. Bu bağlamda, söz konusu süreç, Türkiye’nin demokratikleşme serüveninde hem uyarıcı hem de öğretici bir dönüm noktasıdır.</strong></p>

<hr />
<p><img alt="1440X810 Cmsv2 Dfbffd18 Ba94 5E24 A457 5921D70E8A42 4705416" class="detail-photo img-fluid" height="810" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/09/1440x810-cmsv2-dfbffd18-ba94-5e24-a457-5921d70e8a42-4705416.webp" width="1440" /></p>
</blockquote></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber  Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİYOGRAFİLER, TARİHTE BUGÜN</category>
      <guid>https://www.politikam.com/demokrat-partiden-yassiadaya-1960-darbesinin-siyasal-ekonomik-ve-toplumsal-arka-plani</guid>
      <pubDate>Wed, 17 Sep 2025 12:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://politikamcom.teimg.com/crop/1280x720/politikam-com/uploads/2025/09/cumhuriyet-tarihinin-darbe-zincirini-baslatan-ihtilal-27-mayis-darbesi-724672fa.webp" type="image/jpeg" length="59882"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Geçmişten geleceğe bir yolculuk... 1978 kuşağından bir başarı hikâyesi]]></title>
      <link>https://www.politikam.com/gecmisten-gelecege-bir-yolculuk-1978-kusagindan-bir-basari-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/gecmisten-gelecege-bir-yolculuk-1978-kusagindan-bir-basari-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terörün gölgesinde geçen gençlik yıllarından, sıfırdan kurduğu bir üniversiteye… Prof. Dr. Bedriye Tunçsiper’in başarılarla dolu yaşam öyküsü.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<h2></h2>

<h2><strong>Çalkantılı Yılların Gençliği</strong></h2>

<p>1978 kuşağı… Sokakta kale direkleri yapıp top oynayamayan, bisiklete binemeyen, kız arkadaşıyla el ele gezemeyen bir nesil. Terörün kol gezdiği, her köşede bir çatışmanın patladığı yılların gençleri… İşte o yıllarda <strong>Gazi Üniversitesi’</strong>nde öğrenci olmak, yalnızca ders çalışmak değil, hayatta kalabilmek demekti. Ben de o dönemin öğrencisiydim. Çalışkan, hedefleri olan, ama içinde yaşadığı çağın gölgesini omuzlarında hisseden bir genç…<br />
<br />
Yanımda ise sınıf birincisi olan ve kısa sürede ülkenin dikkatini çeken <strong>Bedriye</strong> vardı. Onun başarısı o kadar büyüktü ki, <strong>Milli Güvenlik Kurulu</strong><font face="Cambria">’ndan davet aldı, </font><strong>MİT</strong><font face="Cambria">’e çağrıldı. Ben de hesap uzmanlığını seçtim; çünkü en zor meslekte yürümeyi kendime görev bildim. Hocam rahmetli </font><strong>Prof. Dr. Şükrü Kızılot</strong><font face="Cambria">’tu. Türk vergi hukukunun etrafında döndüğü, bilgeliğiyle öğrencilerini yoğuran bir insandı. Ondan aldığım dersler, hayatımın en büyük sermayesiydi.</font></p>

<hr />
<h2><img alt="503658539 10165212716028362 8220538346906932622 N (1)" class="detail-photo img-fluid" height="641" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/09/503658539-10165212716028362-8220538346906932622-n-1.jpg" width="960" /><strong>Siyaset, </strong></h2>

<hr />
<h2><strong>Ticaret ve Mecburiyetler</strong></h2>

<p>Hayat sadece şahsi tercihlerle ilerlemez. 17. dönem seçimleri geldiğinde babam, <strong>Anavatan Partisi</strong><font face="Cambria">’nden milletvekili seçildi. Ankara’daki evime el koydu ve </font><strong><font face="Cambria">“Haydi Balıkesir’e, ticaretin başına geçiyorsun”</font></strong> dedi. Benim yolum siyasete ve ticarete kayarken, Bedriye akademinin içinde kalmayı seçti. Belki farklı yönlere yürüdük ama hep aynı kaderin içinde el eleydik.</p>

<hr />
<h2><strong>Akademide Bir Mücadele</strong></h2>

<p>Bedriye, genç yaşta profesör oldu; 37 yaşında <strong>Balıkesir Üniversitesi</strong><font face="Cambria">’nde dekanlık ve rektör yardımcılığı görevini üstlendi. Doçent iken </font><strong>Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü </strong>yaptı. 2006’da rektörlük seçimlerine girdi. Tüm grupların, cemaatlerin adaylarını geride bırakarak hem üniversite oylamasında hem de YÖK seçiminde birinci oldu. Ama dönemin Cumhurbaşkanı başka bir ismi atadı. Sebebi açıktı: Başörtülü kızların üniversiteye girişine izin vermesi, başörtülü akademisyenlerin atamalarına onay vermesi ve benim Anavatan Partisi’nde Genel Başkan Yardımcısı olmam… İşte bu nedenlerle Türkiye’nin ilk <strong><font face="Cambria">“Sezerzedesi” </font></strong>Bedriye oldu.<br />
<br />
Ama yılmadı. 2010’da yeniden aday oldu. Bu defa <strong>Abdullah Gül </strong>Cumhurbaşkanı’ydı. Yine yüksek oy almasına rağmen atama başka isimlere gitti. 2014’te de aynı tablo tekrarlandı. Atananların çoğu ise 15 Temmuz’da ülkeyi dar boğaza sokan kadroların içindeydi.</p>

<hr />
<h2><img alt="506628097 10165267917253362 7855885958321451242 N" class="detail-photo img-fluid" height="640" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/09/506628097-10165267917253362-7855885958321451242-n.jpg" width="960" /><strong>İzmir </strong></h2>

<hr />
<h2><strong>Demokrasi Üniversitesi ve Bir Başarı Destanı</strong></h2>

<p>2017 yılında Cumhurbaşkanı <strong>Recep Tayyip Erdoğan </strong>tarafından yeni kurulan <strong>İzmir Demokrasi Üniversitesi</strong><font face="Cambria">’nin ilk rektörü olarak atandı. O gün üniversitenin tek varlığı bir A4 kâğıdıydı; ne öğrencisi, ne kadrosu, ne de binası vardı. Ama o boş sayfa, azmin ve çalışkanlığın kalemiyle doldu.</font><br />
<br />
Rektörlük görevi aslında iki dönem ve toplamda sekiz yıl ile sınırlıydı. Ancak Bedriye Hanım’ın gayreti, çalışkanlığı ve ortaya koyduğu başarılar Cumhurbaşkanımızın memnuniyetini kazandı. Bu nedenle, 2021 yılında ikinci kez atandı ve görev süresi 8 yıl 9 aya uzadı. Böylece neredeyse dokuz yıla yaklaşan bir süre boyunca İzmir Demokrasi Üniversitesi’nin başında kalarak, bir üniversiteyi sıfırdan kurup ayağa kaldırdı.</p>

<hr />
<p><img alt="518271367 10165535090298362 253860383357869175 N (2)" class="detail-photo img-fluid" height="1000" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/09/518271367-10165535090298362-253860383357869175-n-2.jpg" width="1500" /></p>

<hr />
<p><br />
Sekiz yıl dokuz ay süren rektörlüğü boyunca:<br />
<strong>- Öğrenci sayısı 13.500’e ulaştı,</strong><br />
<strong>- 750 akademik ve idari kadro kuruldu,</strong><br />
<strong>- 10 fakülte, 3 yüksekokul, 3 enstitü açıldı,</strong><br />
<strong>- 42 lisans, 80 yüksek lisans ve doktora programı hayata geçti,</strong><br />
<strong>- 18 müdürlük kuruldu,</strong><br />
<strong>- Akademisyenlerimiz dünya sıralamalarına girdi,</strong><br />
<strong>- TÜBİTAK projelerinde %30 başarı yakalandı, her yıl yaklaşık 50 öğrenci projesi kabul gördü,</strong><br />
<strong>- Stanford ve Texas Onkoloji gibi dünya çapında üniversitelerle iş birlikleri yapıldı,</strong><br />
<strong>- Atıf almada Türkiye’de ilk 15’e, öğretim üyesi yayınlarında ilk 5’e girildi,</strong><br />
<strong>- Afiliasyon yapılan diş hastanesi faaliyete geçti,</strong><br />
<strong>- Buca Seyfi Demirsoy Hastanesi ile afiliasyon sağlandı, böylece Türkiye’nin en iyi doktorları üniversiteye kazandırıldı ve İzmir’in sağlık hizmetlerine büyük katkı sunuldu,</strong><br />
<strong>- DUS sınavında Türkiye birinciliği, TUS’ta ise öğrencilerin ilk üç tercihine girme başarısı elde edildi,</strong><br />
<strong>- Öğrenciler daha mezun olmadan iş teklifleri aldı.</strong></p>

<hr />
<p><br />
<br />
Bunlarla da kalmadı. <strong>Diş Hastanesi</strong><font face="Cambria">’ni kendi gayretiyle hayata geçirdi. Üstelik yatırım bütçesi olmadan, </font><strong>Uzundere</strong><font face="Cambria">’de büyük bir öğrenci kampüsü kurmayı başardı. Bu yüzden, sekiz yıl dokuz ay boyunca herkes onu “</font><strong>atom karınca</strong><font face="Cambria">” diye andı.</font></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<h2><strong>Bir Ailenin Gururu</strong></h2>

<p>Bu süreçte biz sadece eş değil, birbirimizin yol arkadaşı olduk. İki oğlumuz büyüdü. Biri <strong>Ege Üniversitesi</strong><font face="Cambria">’nde doçent, diğeri 13 yıllık </font><strong>Ankara Barosu</strong><font face="Cambria">’na bağlı avukat oldu. Onlar da annelerinin çalışkanlığını, babalarının azmini miras aldılar.</font><br />
<br />
<strong>Ben Bedriye’nin eşiyim, evet… Ama aynı zamanda onun öğrencisiyim. Ondan direnmeyi, yılmamayı, başarmanın sadece makam değil, karakter meselesi olduğunu öğrendim.</strong></p>

<hr />
<p>Bir milletin tarihini kuşaklar yazar. Bizim kuşağımız sokaklarda gençliğini yaşayamadı, ama idealleriyle ayakta kaldı. Bedriye’nin hikâyesi, hem 1978 kuşağının kayıplarına hem de Türkiye’nin geleceğine düşülen güçlü bir nottur.</p>

<hr />
<p><br />
Sevgili eşim, yol arkadaşım, akademinin yüz akı <strong>Prof. Dr. Bedriye Tunçsiper</strong><font face="Cambria">… Seninle gurur duyuyorum. Başarıların yalnızca bizim ailemizin değil, bu ülkenin gururudur.</font></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>CENK TUNÇSİPER</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİYOGRAFİLER, YAŞAM</category>
      <guid>https://www.politikam.com/gecmisten-gelecege-bir-yolculuk-1978-kusagindan-bir-basari-hikayesi</guid>
      <pubDate>Wed, 10 Sep 2025 10:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://politikamcom.teimg.com/crop/1280x720/politikam-com/uploads/2025/09/500329662-10165169824728362-9159833259679274158-n.jpg" type="image/jpeg" length="59155"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Atatürk’e Başkomutanlık: Türk Milletinin Umudu ve Kurtuluşun Dönüm Noktası]]></title>
      <link>https://www.politikam.com/ataturke-baskomutanlik-turk-milletinin-umudu-ve-kurtulusun-donum-noktasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/ataturke-baskomutanlik-turk-milletinin-umudu-ve-kurtulusun-donum-noktasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[5 Ağustos 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi, Mustafa Kemal Paşa’ya Başkomutanlık yetkisini vererek Millî Mücadele’nin kaderini değiştirdi. Bu karar, hem Sakarya Meydan Muharebesi’nin hem de Kurtuluş Savaşı’nın seyrinde tarihi bir dönüm noktası oldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<h3></h3>

<p></p>

<h4><strong>Cephelerde Umutsuzluğun Gölgeleri</strong></h4>

<p>1921 yazında Millî Mücadele, kritik bir dönemece girmişti. I. ve II. İnönü zaferlerine rağmen, Yunan ordusu hızla ilerliyor, Ankara’ya kadar ulaşma tehdidini sürdürüyordu. Türk ordusu yorgun, eksik teçhizatlı ve sayıca azdı. Bu koşullar altında, cephede ve Meclis’te büyük bir liderliğe ihtiyaç duyuluyordu.</p>

<p>Mustafa Kemal Paşa, o güne kadar hem TBMM Başkanı hem de Millî Mücadele’nin siyasi lideri olarak görev yapıyordu. Ancak savaşın seyrini değiştirmek için askerî yetkinin de tek elde toplanması gerekiyordu.</p>

<hr />
<h4><strong>5 Ağustos 1921: Tarihi Karar</strong></h4>

<p>TBMM, 5 Ağustos 1921’de aldığı kararla Mustafa Kemal Paşa’ya <strong>“Başkomutanlık”</strong> yetkisini verdi. Bu yetki, Meclis adına ordunun tüm yönetimini üstlenmesini sağlıyordu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkomutanlık kanunu ile birlikte Mustafa Kemal Paşa, ordunun yeniden düzenlenmesi, lojistik ihtiyaçların karşılanması ve savaş stratejisinin belirlenmesi için tam yetkili hâle geldi. Bu karar, Meclis’in liderine duyduğu güvenin de en güçlü göstergesiydi.</p>

<hr />
<h4><strong>Sakarya’ya Giden Yol</strong></h4>

<p>Başkomutanlık unvanını aldıktan sonra Mustafa Kemal Paşa, hızla ordunun moralini yükseltmek ve savunma hatlarını güçlendirmek için çalışmalara başladı. <strong>“Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır.”</strong> sözleri, bu dönemin ruhunu özetliyordu.</p>

<p>Sakarya Meydan Muharebesi, bu hazırlıkların sonucu olarak 23 Ağustos – 13 Eylül 1921 tarihleri arasında gerçekleşti ve Türk ordusunun büyük direnişiyle zaferle sonuçlandı. Bu zafer, hem moral üstünlüğü sağladı hem de Millî Mücadele’nin kaderini değiştirdi.</p>

<hr />
<h4><strong>Başkomutanlık ve Tarihî Miras</strong></h4>

<p>Mustafa Kemal Paşa’ya verilen Başkomutanlık yetkisi, Millî Mücadele’nin kazanılmasında belirleyici oldu. Ardından Büyük Taarruz ve 30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile Türk milleti, bağımsızlık yolunda nihai zaferine ulaştı.</p>

<p>Başkomutanlık, sadece askerî bir unvan değil; milletin, liderine duyduğu güvenin, iradenin ve kararlılığın da simgesiydi. Bugün bu unvan, Atatürk’ün hem askerî hem de siyasi dehasının bir hatırası olarak tarihteki yerini koruyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>OSMAN KANTARLIOĞLU</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİYOGRAFİLER, MANŞET, TARİHTE BUGÜN</category>
      <guid>https://www.politikam.com/ataturke-baskomutanlik-turk-milletinin-umudu-ve-kurtulusun-donum-noktasi</guid>
      <pubDate>Tue, 05 Aug 2025 12:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://politikamcom.teimg.com/crop/1280x720/politikam-com/uploads/2025/08/ataturke-baskomutanlik-yetkisinin-verilmesi.jpg" type="image/jpeg" length="41414"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bir Meslek Ölüyor: Balıkesir’in Son Kalaycısı Çırak Arıyor!]]></title>
      <link>https://www.politikam.com/bir-meslek-oluyor-balikesirin-son-kalaycisi-cirak-ariyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/bir-meslek-oluyor-balikesirin-son-kalaycisi-cirak-ariyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[7 yaşında başladığı kalaycılığı 55 yıldır sürdüren Hasan Öğrence, mesleğini öğretecek bir çırak bulamamaktan yakınıyor. Teflon, çelik ve granit tencerelerin piyasayı ele geçirmesiyle birlikte kalaya olan ilgi azalsa da, sağlığına dikkat edenler hâlâ bakır kap getiriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="" frameborder="0" height="703" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" src="https://www.youtube.com/embed/b35wVCGjuiA" title="BALIKESİR'İN SON KALAYCISI" width="1250"></iframe></p>

<p></p>

<p><strong>7’den 77’ye programıyla Türk halkının gönlünde taht kuran usta sanatçı Barış Manço’nun “daha çatal, kaşık, bıçak icat edilmemişken” diye söylediği “Halil İbrahim Sofrası” isimli şarkısında kazanlardan, tencerelerden ve tencere kapaklarından bahsetmesi o yıllarda kalaycılık mesleğinin de varlığına işaret ediyordu.</strong></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Geçmişi 400-500 yıl öncesine dayanan kalaycılık mesleğinin <strong>Balıkesir</strong>’deki en eski ustalarından Hasan Öğrence mesleğini öğretecek çırak bulamamaktan şikayet ediyor. Kalaycı ustası Hasan Öğrence mesleğe nasıl başladığını, mesleğin geçmişteki popülaritesini ve mesleğin geleceğini <strong>POLİTİKA</strong>’ya anlattı.</p>

<p></p>

<p>Kalaycılık mesleğine daha küçük yaşlarda başlayarak 55 yıldır devam ettiren <strong>Hasan Öğrence</strong>, kalaylama işleminin sırlarını genç kuşaklara aktarmak istediğini ancak çırak bulunamadığı için mesleğin geleceğinin tehlikeye girdiğinden dert yandı. Mesleği babasından öğrendiğini de hatırlatan Hasan Öğrence yeni nesil tencere ve kazanlar çıktığından bu yana kalaylama işine ilginin azaldığını dile getirdi. Sağlığını düşünenlerin hala kullandıkları kap ve kacaklara kalay yaptırdığını da belirten Hasan Amca, mesleği yapan az olunca da kazancın ona göre yüksek olduğuna değindi.</p>

<p></p>

<hr />
<p><strong>Bu Mesleğe Nasıl Başladınız?</strong></p>

<p>55 yıl önce babasının yanında kalaycılık mesleğine başladığını söyleyen Hasan Öğrence, “Bu meslek benim baba mesleği. İlkokulu bitirdik, ortaokul 2’den ben terk, okulu bıraktım. Bıraktıktan sonra bu işi yapmaya karar verdim. Babamın yanında başladım. O zamandan bu zamana devam ediyor. Aşağı yukarı 55 sene oldu” dedi.</p>

<hr />
<p><strong>Mesleğe ilgi geçmişte ve şimdi nasıl? Bu meslekte geçim sağlamak nasıl?</strong></p>

<p>Geçmişte mesleğe olan ilginin günümüzde azalmasına rağmen işlerin iyi olduğunu dile getiren Hasan Öğrence, “Yine ilgi görüyor ama eskisi kadar fazla işler yok. Ama yine de Allah bereket versin oluyor. Allaha şükür oluyor kazancımız. Esnaf olup da müşterinin olduğu gün oluyor. Olmadığı gün oluyor. Ben emekliyim zaten. Allah bin bereket versin. Hiç boş kalmıyoruz. Balıkesir'de de pek fazla kalaycı yok. Bir ben varım aşağı yukarı. E koskoca memleket tabi iş oluyor.</p>

<hr />
<p><strong>Çırak yetişiyor mu?</strong></p>

<p>Hayatını kalaycılık mesleğine adayan Hasan Öğrence en büyük üzüntüsünün mesleği devam ettirecek çırakların bulunmaması olduğunu ifade etti. Günümüzde her meslekte çırak bulma sıkıntısının yaşandığını kaydeden Öğrence, “Şimdi bu okullar 4+4+4 oldu. Çırak bulmakta zorlanıyoruz. Çıraklık bitti. Çırak küçüklükten yetişir benim gibi. 7-8 yaşında başlar. Liseyi bitirdikten sonra gençler çıraklık yapmıyorlar, yapmazlar.</p>

<hr />
<p><strong>Kalaylama işlemini anlatır mısınız?</strong></p>

<p>Kalayın sağlık olduğundan bahseden Usta Hasan Öğrence, kalaylama işleminin de nasıl yapıldığını anlattı. Öğrence, “Bakır değerli olduğu için millet de kıymetini biliyor. Sağlıklı da yani onun için geliyorlar. Önce bir kostik denen bir ilacımız var. Temizleyici madde. Onu temizliyoruz. Ondan sonra tuzur ile yağlıyoruz. Kumla ovuyoruz. Bu tabi kaç çeşit elden geçiyor. Kumla ovduktan sonra kapları düzeltme aşamasına geliyor. Ondan sonra ocağa geçiyoruz. Ocakta kalaya geçiyor. Ocakta tüple çalışıyor. Onun belli bir tavı var. Kalayı tavı geldikten sonra üstüne sürüp eriyor zaten kalay sonra pamukla her tarafına bulaştırıyor.”</p>

<p></p>

<p><img alt="024E9C67 0615 4080 B33B 9Be75653Ea04" class="detail-photo img-fluid" height="1200" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/07/024e9c67-0615-4080-b33b-9be75653ea04.jpg" width="1600" /><img alt="01371Bf3 6Fcc 4B50 9A58 19D79Ee5A496" class="detail-photo img-fluid" height="1600" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/07/01371bf3-6fcc-4b50-9a58-19d79ee5a496.jpg" width="1200" /><img alt="27D9E94C E010 451C 851F 9E0Bbc2493A4" class="detail-photo img-fluid" height="1600" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/07/27d9e94c-e010-451c-851f-9e0bbc2493a4.jpg" width="1200" /><img alt="3047Bd67 A006 4A05 A957 812Ea0E708F5" class="detail-photo img-fluid" height="1600" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/07/3047bd67-a006-4a05-a957-812ea0e708f5.jpg" width="1200" /><img alt="Daa98Fb3 Bfac 4C3D B335 Acc5848468A9" class="detail-photo img-fluid" height="1600" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/07/daa98fb3-bfac-4c3d-b335-acc5848468a9.jpg" width="1200" /><img alt="722Fa849 A528 46F7 Ad14 86147C5947B9" class="detail-photo img-fluid" height="1600" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/07/722fa849-a528-46f7-ad14-86147c5947b9.jpg" width="1200" /><img alt="C9E8B507 D3F2 487B Aafe Ec5D9605B43A" class="detail-photo img-fluid" height="1600" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/07/c9e8b507-d3f2-487b-aafe-ec5d9605b43a.jpg" width="1200" /><img alt="11E7196A 1E25 440A 9620 33749180Fc98" class="detail-photo img-fluid" height="1200" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/07/11e7196a-1e25-440a-9620-33749180fc98.jpg" width="1600" /></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>OSMAN KANTARLIOĞLU</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİYOGRAFİLER, YAŞAM</category>
      <guid>https://www.politikam.com/bir-meslek-oluyor-balikesirin-son-kalaycisi-cirak-ariyor</guid>
      <pubDate>Sat, 19 Jul 2025 10:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://politikamcom.teimg.com/crop/1280x720/politikam-com/uploads/2025/07/11e7196a-1e25-440a-9620-33749180fc98.jpg" type="image/jpeg" length="55628"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bir Çocuğun Gözünden Siyasetin Derin İzleri]]></title>
      <link>https://www.politikam.com/bir-cocugun-gozunden-siyasetin-derin-izleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/bir-cocugun-gozunden-siyasetin-derin-izleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[1960’lardan 1980’lere uzanan dönemde Balıkesir siyasetine damga vuran isimlerin izinde, hafızamda yer eden köy ziyaretleri, mitingler ve dostluklar… 1960’lardan 1980’lere uzanan dönemde Balıkesir siyasetine damga vuran isimlerin izinde, hafızamda yer eden köy ziyaretleri, mitingler ve dostluklar…]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1></h1>

<p></p>

<p><strong>Çocukluk yaşlarımda, babamın o günlerin simgesi haline gelen fötür şapkasıyla tanıdım siyasetin kendisini. Henüz 9–10 yaşlarındaydım. Babam Necat Tunçsiper, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi ve Hukuk Fakültesi mezunuydu; okuldan sınıf arkadaşlarından biri de Prof. Dr. Aydın Yalçın’dı.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Daha o küçük yaşlarımda, Bandırma Havalimanı’nda Prof. Dr. Aydın Yalçın’ı karşılamaya gitmiştik. Babamla birlikte onu karşılayışımız hâlâ gözümün önündedir. Babamın sınıf arkadaşı olduğu için çok ayrı bir bağları vardı ve bu yüzden bana da siyaset insanlarının samimi yönlerini gösteren ilk örneklerden biri olmuştu.</p>

<p><strong>1960 darbesiyle valiler sürgün tayinleriyle uzak illere gönderilince, babam görevinden istifa ederek Balıkesir’de avukatlığa döndü ve siyasete atıldı. Adalet Partisi’nin Balıkesir il başkanlığı görevini üstlendi. O dönemde il başkanlığı, adeta bir bakan kadar itibarlı ve sorumluluğu büyük bir görevdi.</strong></p>

<p>Bir gün, Süleyman Demirel büyük bir konvoyla Balıkesir’e geliyordu. CHP’li polislerin konvoyu durdurup dağıtmak istediğini dün gibi hatırlıyorum. Babamın bu baskıya karşı bizzat kavgaya girdiğini gördüm. Sonrasında Sümerbank önünde yapılan o muhteşem miting hafızama kazındı.</p>

<p>Babam uzun yıllar il genel meclis üyesi ve partinin yöneticilerinden biri olarak aktif siyasetin içinde yer aldı. Siyasete olan ilgimi fark edince beni yanında götürmeye başladı. Böylece çok genç yaşta köy köy gezip halkla temas ettim, siyasetin tabanına dokundum, nice hikâyeye tanıklık ettim.</p>

<hr />
<blockquote>
<p><em><strong>1960’ların ortasında Balıkesir Belediye Başkanı Hüseyin Baştuz’un bağımsız aday olması, 1968 seçimlerini kıran kırana bir mücadeleye dönüştürdü. Parti, rahmetli Kemal Alver’i aday gösterince Baştuz tepkisini bağımsız adaylıkla koydu. Bir gün merkez ilçede yapılan kalabalık toplantıda tuvalete gitmek zorunda kalmıştım, yanımda İlhan Aytekin ağabeyim vardı, bana refakat etti. Babam konuşma yaparken beni göremeyince konuşmayı yarıda kesip telaşla aramaya başlamış, sonunda bizi bulmuştu. 1969 seçimlerinde ise Kemal Alver ve İlhan Aytekin milletvekili seçilerek Ankara’ya gittiler.</strong></em></p>

<hr />
<p></p>
</blockquote>

<p>1969 sonrası dönemde ise çocuk aklımla evimizin sıkça ağır misafirler ağırladığını hatırlıyorum. Aydın Menderes, İlhan Aytekin, Necmettin Cevheri gibi dönemin önemli isimleri sık sık bizim eve gelir, babamla birlikte yemek yerlerdi. Bu vesileyle onları çocuk yaşta tanıma fırsatı bulmuştum. O sohbetler, o samimi dostluklar bana siyasetin insani yönlerini de öğretmişti.</p>

<p><strong>1979 yılı da belleğimde iz bıraktı. Babam o sene senatör adayıydı. Merkez ilçe başkanı Nadır Karaağaç ile birlikte Dursunbey’in dağ köylerini dolaşıyor, delegeleri ikna etmeye çalışıyorduk. Bir akşam vakti bir köye vardık, köy muhtarı bizi ağırladı, sofrasına oturttu. O yıllarda birçok köyde elektrik yoktu. Sabah uyandığımızda muhtar gülerek, “Burası Kütahya’nın Reşadiye köyü! Karanlıkta yolunuzu kaybetmeyin diye söylemedim, ama ben de Adalet Partiliyim,” dedi. Meğer Balıkesir sınırını geçip Kütahya’ya varmışız...</strong></p>

<p>Benzeri çok sayıda anı biriktirdim. Örneğin Süleyman Demirel’in Balıkesir’in Havran ilçesinden geçerken Bükdere nahiyesine uğraması. Partililer Başbakan’ı oraya sokmak istiyordu, ancak Çanakkale mitingine yetişmesi gerekiyordu. Bükdere’nin sembol ismi “Kambur Eyüp” asfalt yola yatarak otobüsü durdurdu, Demirel’i Bükdere’ye sokmayı başardı.</p>

<p>1979’da yapılan il genel meclisi seçimlerinde de Balıkesir’in Havran ilçesinde Aziz Eyi, Manyas ilçesinde ise Şerafettin Totaş babama gönülden destek verdiler; iki ilçeden de tam oy almıştı babam. Aziz Eyi ve Şerafettin Totaş’ın da mekanları cennet olsun; vefakâr insanlardı, var olsunlar.</p>

<p><strong>Aynı yıl babam senato seçimlerini 17 oy farkla kaybetti. Büyük üzüntü yaşandı. Ardından 12 Eylül 1980 geldi, kazanan birçok siyasetçi 10 yıl yasaklı kaldı. Babam bu yasaklardan etkilenmedi, 1983’te Anavatan Partisi’nden milletvekili seçildi.</strong></p>

<p>1978’de de unutulmaz bir an yaşadım. O yıllarda Gazi Üniversitesi’nde öğrenciydim. Yaz tatilinde memlekete dönmüş, Ayvalık’ta milliyetçi dostumuz Ahmet Tüfekçi’nin davasına babamla birlikte gitmiştik. Babam, Adalet Partisi il başkanı olarak ülkücü gençlerin davalarını üstleniyordu. Duruşmadan çıktığımızda arabamızın lastikleri sökülmüş, araç takozların üzerinde kalmıştı. Tam o sırada karşıt görüşlü bir grup saldırdı. Ahmet Tüfekçi, elleri kelepçeli halde jandarmanın arasından sıyrılıp yanımıza geldi ve olaya müdahale etti. Cesaretine ve duruşuna her zaman saygı duymuşumdur.</p>

<hr />
<p><strong>1983’te Anavatan Partisi kurulurken de bir başka unutulmaz an yaşadım. Bursa teşkilatının açılışına babamla birlikte katıldık. İntema Han’daki toplantıda Turgut Özal konuşuyordu. Bir ara beni yanına çağırdı, cebinden çıkardığı radyonun kulaklığını kendisi taktı ve şöyle dedi: “13.00 BBC ajansını dinler misin, Türk ekonomisi hakkında ne diyorlar?” Bu bakış açısı, gençlere verdiği önem ve dünyayı takip etme öngörüsü bana çok şey öğretti.</strong></p>

<p>1983 yılı itibarıyla ben de Anavatan Partisi’nde yer aldım. Aktif teşkilatlarda bulundum. Babamın iki dönem milletvekilliğinden sonra bu defa benim için de genel başkan yardımcılığı süreci başladı. Mesut Yılmaz, Ali Talip Özdemir, Nesrin Nas, Erkan Mumcu, Salih Uzun; sonrasında birleşen Demokrat Parti’de Hüsamettin Cindoruk, Celal Doğan, Mesut Yılmaz, Ahat Andıcan, Mehmet Ali Bayar, Halil İbrahim Özsoy gibi çok değerli bir kadro ile muhteşem bir genel idare kurulu oluşturduk. Güzel hatıralarım oldu. Bu dönemi de başka bir köşe yazımda daha ayrıntılı anlatacağım.</p>

<hr />
<p><strong>Bütün bu yaşananlar, hem benim kişisel gelişimimde hem de hayat yolculuğumda derin izler bıraktı. Bugünün siyasetçileri gerçekten kalıcı olmak istiyorlarsa, geçmişi mutlaka öğrenmeli, hatırlamalı ve anlamalıdır. O dönemin siyasetçileri, adeta her biri bir bakan ağırlığında, sorumluluğunda ve halkla iç içe yaşayan insanlardı. Bu yüzden iz bıraktılar; çünkü makamdan değil, halktan güç almayı bildiler.</strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>CENK TUNÇSİPER</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİYOGRAFİLER, SİYASET</category>
      <guid>https://www.politikam.com/bir-cocugun-gozunden-siyasetin-derin-izleri</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Jul 2025 10:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://politikamcom.teimg.com/crop/1280x720/politikam-com/uploads/2025/07/602506-2136929939.webp" type="image/jpeg" length="68758"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mor Cepken Tiyatrosu: Yörük Kadınının Sessiz İsyanı Sahneye Taşındı]]></title>
      <link>https://www.politikam.com/mor-cepken-tiyatrosu-yoruk-kadininin-sessiz-isyani-sahneye-tasindi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.politikam.com/mor-cepken-tiyatrosu-yoruk-kadininin-sessiz-isyani-sahneye-tasindi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Balıkesir’de kurulan Mor Cepken Tiyatrosu, Yörük kültüründen ilhamla kadına yönelik şiddet ve baskıya karşı sahnede direniyor. Kurucusu Hanife Dikbıyık, “Mor cepken kadının özgürlük ilanıdır” diyerek kadınların hikâyelerini sanatla görünür kılmak istiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hanife Dikbıyık, 53 yaşında Akdeniz Üniversitesi’ne girdi. Sanat Tarihi okurken, Balıkesir Üniversitesi Tarih Bölümünden mezun oldu. Pandemi Onu Balıkesir’e kazandırdı. Covid-19 salgını nedeniyle geldiği Balıkesir’de tümünü kadınların oluşturduğu Mor Cepken Tiyatrosunu kurdu. Yörük Kültüründe Mor Cepken’in anlamı çok büyüktür. Kadın Özgürlüğünün sigortasıdır. Bu nedenle kurduğu tiyatroya Mor Cepken adını verdi. Hanife Dikbıyık, Balıkesir ve yaşamını sürdürdüğü Dinkçiler Mahallesi için kalıcı çalışmalara imza atacağını söyledi, ilk oyununu geçtiğimiz 31 Mayıs günü sahneleyen Mor Cepken Tiyatrosunun da geleceğinin parlak olacağına dikkat çekiyor. Mor Cepken’in Kadına şiddete, kadına yapılan baskıya karşı mücadele vermek için kurulduğunu vurguluyor. İlk oyunları Sevilay Saral’ın Otobüs adlı eserin de bir otobüsteki kadınların öyküsü anlatılıyor.</strong></p>

<p></p>

<p><img alt="Img20250620142307 (Custom)" height="900" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/06/img20250620142307-custom.jpg" width="1200" /></p>

<p></p>

<h3><strong>Hanife Dikbıyık kimdir? </strong></h3>

<p>Balıkesir’de 3 Ağustos 1964 yılında doğdum. 1 yaşımdayken ailemle İstanbul’a taşındık. Gültepe Zafer İlkokulu, Gültepe Ortaokulunda okudum. Yeni Levent Lisesine başladım fakat öğrenci olaylarının zirve yaptığı, bombalı pankartların asıldığı, boykotların peş peşe yapıldığı, çatışmaların şiddetlendiği, sokakların güvenli olmadığı yıllarda ailem endişe ettiği için öğrenimimi yarıda bırakmak zorunda kaldım. Bir-iki yıl sonra ailemi kaybedince eğitime devam edemedim. Bir süre sonra evlendim ve açık lisede okuyup mezun oldum. Özel bir bankanın bilişim pazarlama bölümünde bilgisayar işletmeni, bilgisayar operatörü olarak çalışmaya başladım. Bu arada İnternet altyapısının Türkiye'ye geleceği bu nedenle bir şirket kurulacağı ara eleman arandığını öğrenip gönüllü oldum. Kurulan Superonline şirketine geçiş yaptım. İnternetin altyapısını hazırlayan ekipte kültür-sanat, içerik bölümünde kültür sanat asistanı olarak görev aldım.</p>

<p>Editör yardımcılığı ve editörlüğe yükseldim. Lise diplomasıyla Türkiye’de yapılabilecek en güzel kariyeri edindim. Türkiye’nin internet tarihinde izlerim oldu. İlk internet yayını yapan gazetecilerden biri oldum. 8 yıl sonra işimden, eşimden ve İstanbul’dan ayrılıp kızımla birlikte Bodrum'a yerleştim. Selçuk Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezinin düzenlediği, Online Drama Eğitimi Eğitmenliği dersleri aldım. 53 yaşındayken Antalya Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümünü kazandım. Pandemi döneminde Balıkesir’e baba ocağına taşındım. Balıkesir Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldum. Dinkçiler Mahallesinde Mor Cepken Tiyatrosunu yaşama geçirdim. 2 Çocuk annesiyim, yüksek lisans için hazırlanıyorum.</p>

<p></p>

<p></p>

<p><img alt="2-7" height="1352" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/06/2-7.jpg" width="1534" /></p>

<p></p>

<h3><strong>Güzel bir çalışma ortamını ve İstanbul’u neden terk ettiniz? Bodrumda neler yaptınız?</strong></h3>

<p>İstanbul güzel şehir fakat karmaşası bir sonra çekilmez oluyor. Kızımı bu ortamda büyütmek istemedim. Bu nedenle ayrılmak zorunda kaldım. Bodruma geldiğim dönemlerde İstanbulluların bazıları Bodrumda ev satın alıyorlardı. Tercihimi bu yönde kullandım. Bodrum'da günlerimi boş geçirmedim. Drama eğitimi eğitmenliği sertifikamı alınca, ortaokul ve ilkokul öğrencileri için drama, resim, kendini ifade etme atölyeleri hazırladım. Sanat çalışmaları gerçekleştirdim. Gümüşlük’te, Çocuk Müzesinin kuruluşunda yer aldım. Turgut Reis Belediye Konservatuarı Derneğinin tiyatro grubuna girdim ve sahne aldım, oyunlar sergiledik. Her yıl 27 Mart Dünya Tiyatro Gününde bir oyun sahneledik.</p>

<p>Oyunun hazırlanması uzun sürüyordu eylül ekim aylarında çalışmalara başlayıp eseri Dünya Tiyatro Günü etkinliklerine yetiştiriyorduk. Bodrum Şehir Tiyatroları'nın kurulması için belediyeye öneriler sunduk ve çabalarımızın semeresini aldık. Yaşamımda 2 kırılma noktası var 40 yaşında İstanbul'u terk ettiğim ve eşimden ayrıldığım dönem. Toplumda kadınların şablon ya da norm yani benimsenmiş bir hayatı var. Doğuyorsun, büyüyorsun, evleniyorsun, gelin oluyorsun, eş oluyorsun, anne oluyorsun, çocuklar büyüyor. Çocukların çocukları oluyor, kendininkiler yetmezmiş gibi onlara da çocuk büyütüyorsun. Başkalarının hayatlarını iyileştiren bir şablon var. Geriye baktığında kendin için hiçbir şey yapmadığını görüyorsun. Bende kendimi ertelediğimi, kendimi ötelediğimi fark ettim. Annelik güzel bir olgu fakat normalin içinde olursa güzeldir.</p>

<p>Kendin olabilmeyi başarabilmek için sana bir alan yaratılması lazım. O alanı sen de yaratmıyorsun, sana da yaratmıyorlar. Dolayısıyla kendin için ne yaptın diye baktığım zaman hiçbir şey yapmamış olduğumu gördüm ve kendim için bir şey yapabilmek için yola çıktım. İkinci kırılma noktası demek istemiyorum devrim demek istiyorum ve kendime iyilik diyorum okumaya karar verdim. Lisans programını bitirmek istedim ve 53 yaşında üniversite sınavına girdim.</p>

<p></p>

<p></p>

<p><img alt="3-4" height="985" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/06/3-4.jpg" width="1200" /></p>

<p></p>

<h3><strong>Aradan yıllar geçmiş insan bir yıl önce okuduğunu unutuyor. Üniversite sınavına nasıl hazırlandınız? Neden sanat tarihini seçtiniz?</strong></h3>

<p>Lisans ve yüksek lisans eğitimi almaya karar verdim fakat hiç kimseyle paylaşmadım, kimseye söylemedim. Sınavı kazanırsam, başkalarına örnek olsun diye yola çıktım. Herkesten gizli hazırlandım ve üniversite sınavına Milas’ta girdim. Çocuklarımın bile haberi yoktu. Sınav sonuçları açıklandı, herkes internetten bakıyor. Yeni sistemi pek bilmiyorum. Puanla, yüzdelikle, taban puanı, tavan puanı deyimlerine bile yabancıyım. İstanbul’da yükseköğrenim gören kızım yanıma gelmişti ona söyledim. Açık Öğretim fakültesine bile razı olacağım. Kızım sonuçlara bakarken çığlık attı. İçimden taban puanı bile kazanamadığımı düşünmüştüm. Oysa yüzdelik dilimim bile çok yüksekmiş Ben aldığım puanla Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümüne yazıldım. Aslında ben hep okumuştum hala da okuyorum ve faydasını çok gördüm. 13-14 yaşlarında dünya klasiklerini okumanın yararı demek ki buymuş diye düşünmekte kendimi haklı buluyorum. Üniversite için üç tercih yapmıştım ilk tercihim sanat tarihini okumak için Antalya’ya taşındım. Okulumda bölüm birincisiyken araya pandemi girdi. Antalya’da yalnız başıma evde kapalı kalmayı göze alamadım ve Balıkesir’e taşınmaya karar verdim. Pandemi sonlandıktan sonra tekrar Antalya’ya gitmedim. Balıkesir Üniversitesine geçiş yaptım, Sanat tarihi bölümü olmadığı için tarih bölümünü seçtim. Antalya’daki gibi başarılı olamasam da 3 üzerinde ortalamayla mezun oldum. Necatibey Eğitim Fakültesi’nde de Pedagojik formasyonu tamamladım.</p>

<p></p>

<p><img alt="4-3" height="700" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/06/4-3.jpg" width="1055" /></p>

<p></p>

<h3><strong>Pandemide Bodrum’u değil de neden Balıkesir’i tercih ettiniz?</strong></h3>

<p>Balıkesir’de hiç yaşamadım ama ara sıra gelip gitmelerim oldu. Balıkesir benim ana baba toprağım. Covid-19 salgınında Balıkesir’de olmamın bana manevi yönden iyi geleceğini hissettim. Çünkü akrabalarım Balıkesir’de. Bu nedenle Balıkesir’i tercih ettim. Pandemi bitti ama ben Balıkesir’den ayrılmadım. Salgın döneminde boş zamanlarda mahallem için ne yapabilirim diye düşünmüştüm. Dinkçiler Mahallesinde toplumun tüm bireylerini kucaklayacak dernek yoktu. Avcılar, müzisyenler derneği gibi mesleğe yönelik dernekler ile belli kesimi kapsamına alan göçmenler derneği vardı. 2022 yılında Dinkçiler Mahallesi Yardımlaşma Dayanışma Kalkındırma ve Kültür Derneğini kurulmasına öncülük ettim. Mahallenin sorunlarını yerel yönetimlerle paylaşarak çözmeye çalıştık. Dinkçiler Balıkesir’in en eski ve köklü mahallelerinden biri fakat ne market var, ne sosyal tesis var, ne de banka ATM’si var. Bahçelievler Mahallesi, Atatürk Mahallesi, Plevne Mahallesi gibi yerlere yapılan hizmet bizim mahallemize gelmiyor. 20 Ekim 2024’te 8-10 kadın arkadaşımla Mor Cepken Tiyatrosu’nu oluşturdum. 31 Mayıs 2025’te Otobüs adlı ilk eserimizi sahneledik.</p>

<p></p>

<p><img alt="5-4" height="1258" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/06/5-4.jpg" width="720" /></p>

<p></p>

<h3><strong>Mor Cepken’in anlamı nedir? Tiyatroya bu ismi neden verdiniz?</strong></h3>

<p>Yörük kızları evlenirken çeyizlerine ilk önce mor cepken koyarlarmış. Mor Cepken kıyafetin çok ötesinde anlam taşıyor. Mor Cepken Yörük kızının silahı, Yörük erkeğinin kabusudur. Mor Cepken’in kenarları sarı işlemelerle bezenirmiş efe yeleğine benzer bir kıyafettir. Eğer kadın kocası tarafından haksızlığa uğrarsa, ya da şiddet görürse, mor cepkeni giyip köyün meydanına çıkarmış. Yöre halkı mor cepkenli kadının eşinden selamı sabahı keser, aralarına almaz, hiçbir yere çağırmaz, konuşmayı keserlermiş. İşte bu mor cepken Yörük kadınının hem sesi olur, hem özgürlüğünün simgesi olurmuş. Kısacası Mor cepken kadının eşinden boşanma kararıymış. Ben onun için tiyatronun adını Mor Cepken koydum. Mor Cepken kadınlardan kurulu bir tiyatro topluluğudur. Haksızlığa, hukuksuzluğa uğramış kadınların seslerini sanatla, tiyatroyla duyurmaya çalışıyoruz. Biz amatör bir tiyatroyuz. Grubumuzda tiyatro eğitimi almış, sahneye çıkmış arkadaşımız olmasına rağmen daha önce hayatında hiç sahneye çıkmamış değişik meslek yelpazesinden; ev hanımı, öğrenci, eskilerin hademe dediği destek elemanı, emekli öğretmen de var, yüksek lisans mezunu da var.</p>

<p></p>

<p><img alt="6-4" height="900" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/06/6-4.jpg" width="1200" /></p>

<p></p>

<h3><strong>Çalışmalarınızı eğitimini aldığınız tarih dalında değil de neden tiyatro için sürdürüyorsunuz? </strong></h3>

<p>Çalışma hayatına öğrenciyken 14 yaşında başladım. Girdiğim ilk iş Yahşi Baraz Sanat Galerisiydi. Yahşi Baraz, bir resim koleksiyoneridir. Sabahtan öğlene kadar okula gidiyordum, öğleden sonra Baraz’ın sergilerinde görev alıyordum gelen konukları ağırlıyor, soracakları soruları alıp sanatçıya iletiyordum. Sanat sevgisi bu çalışma ortamında başladı. Akabinde, Bodrumdayken drama eğitmenliği eğitimi aldım. Küçük yaşta çalışmaya başlamamın çok yararları oldu. Türkiye’de ortodonti nedir bilen yokken ben ortodontistin yanında çalıştım, bu konu üzerine de eğitim aldım.</p>

<p>Teknoloji merakım vardı, bilgisayar kurslarına gittim. Özel bir bankada çalıştım, yerel gazeteler, Göktürk Gazetesi, Gerçek Haber, Şişli Gazetesi'nde çalıştım, köşe yazarlığı yaptım. Eşimin işi dolayısıyla kırtasiye toptancılığında ona yardımcı oldum. Bu alandaki çalışmalarım nedeniyle de işçi emeklisi oldum. İnsanlar emekli olunca biçki-dikiş, nakış kursuna gidiyor. Ben el işi yapmayı seviyorum terapi gibi geliyor ama ben el işiyle var olan ya da kendimi ifade eden bir insan değilim. Bunları isterdim ama benim kendimi ifade etme şeklim olamazdı. Bunlar bireysel. Resim bireysel, nakış bireyseldir. Ben insanlarla birlikte çalışmak, birlikte üretmek istiyorum. Kolektif yapılan işlerin çok daha verimli olduğuna inanıyorum. Hayat tozpembe değil. Bizim bireysel ve toplumsal kimliklerimizin de yaşadığı bir takım yozlaşmalar ve sıkıntılar var. Bunları ifade etmenin en güzel yolunun sanat olduğuna, sanatın doğru yol olduğuna inandığım için tiyatroya ağırlık verdim. Çünkü tiyatro insanı insana insanla insanca anlatır.</p>

<p></p>

<p></p>

<p><img alt="7-2" height="928" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/06/7-2.jpg" width="1392" /></p>

<p></p>

<h3><strong>Drama eğitimi almanızın mı sanat tarihi eğitimi seçmenizde rolü var, sanat tarihi okumanızın mı tiyatroya yönelmenizde rolü var?</strong></h3>

<p>İlk çalıştığım iş yerinin sanat galerisi olduğunu belirtmiştim. Çocuk denecek yaşlardaydım. İnsanlar galeride resimlere bakıp pek çok yorum yapıyorlardı. Ressamın felsefesi, resmin tarihi, nelerden esinlendiği, ne ifade etmek istediğini tartışıyorlardı. Çocuk aklımla insanlara bakıp, bu kadar sözcüğü, çeşitli düşünceleri bir resimden nasıl çıkardılar? Resmi nasıl böyle yorumladılar? Dönemini nasıl anlatıyorlar, ressamın düşüncesi, vermek istediği mesaj nedir? Bir tablodan bunu nasıl anlayabiliyorlar diye merak ettiğim zaman, bir sanat tarihi, sanatın bir tarihinin olduğunu işte o zaman çocuk aklımla algılamıştım ve ben sanat tarihi okumak istiyorum demiştim. Fakat bunu gerçekleştiremedim.</p>

<p>Bazı sebeplerden dolayı eğitim hayatımın kesintiye uğramasından dolayı 50 yaşından sonra tekrar lisans eğitimi almaya karar verdiğimde, sanat tarihini istedim ve Antalya'da Akdeniz Üniversitesi sanat tarihine kayıt oldum. Pandemi süreci tüm dünyada her şeyi altüst ettiği gibi beni de etkiledi. Öğrenci arkadaşlarım 20 yaşında çocuklar, ben 50 yaşın üzerindeydim. Okulda bir arkadaşlık ortamı var ama okulun dışında öyle bir arkadaşlık ortamı olmuyor. Pandemi sürecinde Antalya’da kapalı kalsaydım hiç kimsesizdim. Pandemi sürecini Balıkesir'de geçireyim düşüncesiyle Balıkesir’de karar kıldım. Kısacası Sanat tarihini seçmemde galeride çalışmamın etkisi, Mor Cepken Tiyatrosunu oluşturmamda sanat tarihinin etkisi olmuştur. Şimdi yüksek lisans yapmayı düşünüyorum ALES, YDS gibi sınavlarında başarılı oldum en kısa zamanda başvuru yapacağım ve tiyatronun tarihi ve kökenleri konusunda tez hazırlamayı düşünüyorum.</p>

<p></p>

<p></p>

<p><img alt="8-5" height="900" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/06/8-5.jpg" width="1200" /></p>

<p></p>

<h3><strong>Mor Cepken Tiyatrosu’nu neden ve nasıl kurdunuz?</strong></h3>

<p>İstanbul'da ilk internet yayıncılığı gazetecilerinden olduğumu belirtmiştim. O zamanlar kişisel web sayfam vardı ve oradaki yazılarımda kadınların cumhuriyet kazanımlarını kullanmadıklarını, kullanamadıklarını anlatıyordum. Hep bunlara kafa yoruyordum. Çünkü kadınlara biçilmiş bir rol var ve o rolün özgürlük alanı erkeklerin çerçevesini zorlamadan olduğu sürece sıkıntı yok. Rahmetli annem bu durum için “<em>Zinciri uzun</em>” derdi. Görünmez zincirlerle bir yere hep bağlısın, bazı serbest hareket alanın olmasına rağmen tam özgür değilsin. Cumhuriyetin kadın kazanımları, kafamı 30 senedir kurcalayan konulardan biridir. Bu kazanımları niye hayata geçiremedik?</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda insan ve kadın hakları konusunda Avrupa'dan, batıdan çok çok ilerideydi. Fakat benim gençlik yıllarıma baktığım zaman 90’lı yıllarda, Türkiye'nin batının karşısında 100 yıl geride olduğunu görüyordum. Çünkü bunu istatistikler de doğruluyor. Cumhuriyetin kadınlara vermiş olduğu kazanımlar eğer kullanılmış ve hayata geçirilmiş olsaydı, kadın bir cumhurbaşkanımız, bir başbakanımız çıkardı. Meclisin en azından % 50’sini kadın milletvekilleri oluştururdu. İstatistiklere baktığımız zaman, düne kadar muhtar sayısı bile yok denecek kadar, parmakla gösterilecek kadar azdı. Tarihimize baktığımız zaman, dönemin zor koşullarına rağmen valisinden, avukatından, doktorundan, muhtarından hep öncü olmuş kadınlarımız var ve biz onun üzerine koyamamışız. Sebeplerin ne olduğu üzerine, hem toplumun hem bizim üzerimize düşenlerin nedeni üzerine kafa yordum. Bütün yazılarımı bu minval üzerine yazıyordum. Kadınların ülke yönetiminde, yerel yönetimlerde söz sahipliğinin olması, fırsat verilmesi ve bu konuda eğitilmesi gerektiğiyle ilgili yazılar yazıyordum. Cumhuriyetin kazanımlarına baktığımız zaman haksızlık etmeyelim.</p>

<p>En azından okuma yazma oranı yükseldi. Fakat belli bir seviyeden sonra artık okuma yazma oranımızla da övünülecek durumda olmadığımız belli. % 100 kız çocuğu erkek çocuğu okuma yazma biliyor olmamızın bizim kendimize ve ülkemize katkısını görmek istiyoruz. Bunu göremiyoruz. Niye göremiyoruz. Çünkü kızlarımız diplomalı ev hanımları oldu. Önceden diplomasız, ilkokul mezunu ya da okumamış ev hanımı olarak var olurlarken okuma özgürlüğünden sonra diplomalı ev hanımları olarak evrildiler. Ne mahallelerinde, ne şehirlerinde ya da okul aile birliklerinde bile görev almaktan imtina ediliyor. Kadın her ne kadar okumuş olsa da, her ne kadar eğitimli olsa da sonuçta ailesel bir varlık olarak görülüyor. Bir partiye giriyor ama orada ne yapıyor? Kadın kollarından öteye gitmiyor, gidemiyor. Görevi kadın erkeklerin arkasında kolluk güçleri olarak kalıyor. Belediye başkanı sayısı, yargı, yasama, vali kaymakamı ortaya koyalım % 1 veya % 2 çıkacaktır. Müslüman hatta adı İslam olan ülkelerin meclislerinde kadın milletvekili oranları bizim kadın vekilleri oranını karşılaştırdığımızda onlarda daha fazla. Bunların istatistikleri elimde var. Tek tesellimiz son yerel seçimlerden sonra istatistiklere baktığımızda Türkiye’de diğer şehirlere oranla Balıkesir’de kadın muhtar sayısı yükseldi. Büyük şehirleri saymazsak biz ilk beş içinde yer alıyoruz. Kuvayı Milliye ateşinin başka başka alanlarda da yandığını görüyor olmaktan gurur duyuyorum.</p>

<p></p>

<p></p>

<p><img alt="9-4" height="787" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/06/9-4.jpg" width="1228" /></p>

<p></p>

<h3><strong>Mor Cepken Tiyatrosu ne yapıyor? Nasıl çalışıyor?</strong></h3>

<p>Topluluğumuz 15 kişi, 15 kadın 1 erkek. Yaratıcı drama eğitimi alan arkadaşlarımız var. Aynı zamanda grafiker, ışıkçı, müzik konularında bize destek veren, video fotoğraflarımızı çeken teknik ekip arkadaşlarımız da var. İstanbul'da tiyatro camiasının içinde yönetmenlerden ve konunun uzmanlarından gönüllü destek verenler var. Müzik öğretmeni arkadaşımız var, ışıkta ve seslendirme konusunda destek veriyor. Bu arkadaşlarımıza tanıtım afişlerinde isim olarak yer veriyoruz ama oyunu sahne önünde 8 kişiyiz. 31 Mayıs 2025’te ilk oyunumuzu sergiledik. Balıkesir'de tiyatro altyapısı ile ilgili yetersizlikler mevcut. Sorunları dillendirerek, gündeme getirerek aşacağız. Balıkesir'de amatör tiyatrolar için bir çalışma sahnesi yok. Necatibey Eğitim Fakültesi’nde salonları var. Orada öğrenciler çalışıyor. Salih Tozan ve Hasan Can Kültür Merkezi var. Buralara hem dışarıdan tiyatro oyunu geliyor, hem etkinlikler yapılıyor. Okul mezuniyetleri burada kutlanıyor. Çok fazla sivil toplum örgütü var, Türk Sanat Müziği, Türk Halk Müziği etkinlikleri var. Çok da fazla kullanıldığı için bizim gibi tiyatroların çalışması için boş zaman kalmıyor. Biz provalarımızı çoğunlukla evlerimizin salonlarında yaptık.</p>

<p>Ayağımız sahneye, sahneye çıkmadan üç gün önce değdi. Ara ara destek veren kapılarını açan dernek ve işletmeler oldu ancak Sekiz kadının sahne hareketlerimizi prova edebileceğimiz bizim diyebileceğimiz, geniş bir dört duvar altı bulamadık. Bu konuda da yerel yönetimlerle projelerimizle iletişim halindeyiz. Umarım önümüzdeki sezonda bu sorunları da aşmış oluruz. Tiyatro grubumuz sanat aracılığıyla toplumsal farkındalık yaratmayı, dayanışmayı kadınların sesini ve problemlerini görünür kılmayı amaçlıyoruz. Tamamen amatör ruha sahibiz. Oyunlarımızda kadınla, kadınların sosyal, kültürel, toplumsal alanlarda karşılaştığı sorunları ele alırken anlatım dilimizi de sanatın, o estetik yapısı içerisinde sunmaya ve üsluba dayanıyor. Sanatın birleştirici gücüne, iyileştirici gücüne inanıyoruz. Kadınların yaşam deneyimlerinden doğan öyküleri de her sene 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ve 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü'nde sahnelemeyi arzu ediyoruz ve Balıkesir'de de sanatsal çeşitliliği arttırmaya da devam edeceğiz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<h3><img alt="Whatsapp Görsel 2025 06 20 Saat 15.52.38 49A04274" height="1539" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/06/whatsapp-gorsel-2025-06-20-saat-155238-49a04274.jpg" width="1534" /></h3>

<p></p>

<h3><strong>İlk sahnelediğiniz oyunda topluma neler anlatmak istediniz?</strong></h3>

<p>Ülke sorunları, ülke yönetiminde, yerel yönetimlerde kadınlar niye söz sahipliği yapmıyor diye dertleniyoruz. Bunun için iyileştirmeler, geliştirmeler yapmak için, düşünce üretmek için gayret içinde olmamız gerekirken, kadınların can güvenliği sorunları ile karşı karıyayız. Kadınların daha iyi koşullarda çalışmasıyla ilgili çalışmalar yapmak yerine başka şeylerle uğraşıyoruz. Kadınların can güvenliği yok. Oysa biz Müslüman bir ülkeyiz. Medeni kanunu geçtim, İslam hukukunda kadına eşini boşama hakkı varken, günümüzde eşinden boşanmak isteyen kadınlar can veriyor, her gün ülkede iki kadın can veriyor. Kadının toplumsal, ekonomik, statüsel durumunu iyileştirmek için kafa yorup, çalışıp üretmemiz gerekirken geri gidiyoruz. Bırakın kadın olmayı bir insan olarak sessiz nasıl kalabilirsiniz? Biz kalamadık, kalamıyoruz.</p>

<p>İlk oyunumuz Sevilay Saral’ın Otobüs adlı yapıtıdır. Saral, İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü mezunu ve yüksek lisans ve doktorasını Boğaziçi Üniversitesinde tiyatro üzerinde yapmış bir akademisyen. aynı zamanda yazardır. Kitaplarını kadın sorunları bağlamında kaleme alıyor. Otobüs oyunu ise yolculuk eden sekiz kadın. Kadınların isimleri yok. Herhangi bir ön yargı oluşturmasının diye isimleri, Kahverengi, yeşil, kırmızı, mavi, pembe, siyah, gri, beyaz gibi renklerden oluşuyor. Hepsi birbirinden farklı, hepsi birbirinden renkli sekiz kadın bir otobüs yolculuğunda bir araya geliyor. Hiç hesapta yokken aracın bozulması sonucunda bir oyun oynarken sırlarını ortaya döküyor herkes. İçlerinde bir gelin var, küçük gelin o hiç konuşmuyor, ağlıyor sürekli. Çünkü eşi tarafından geri gönderilmiş. Köyüne döndüğünde törelere göre otobüsten iner inmez infaz edilecek. Bunlar bir masal mı? Bir gerçek mi? Tabii ki izleyicilerimiz karar verecekler. Bu ilk oyunumuzu, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi'nin 31 Mayıs-3 Haziran 2025 günlerinde düzenlediği 10’un Yerel Tiyatro Günleri kapsamında sergiledik.</p>

<p></p>

<p></p>

<p><img alt="Img20250620155447 (Custom)" height="900" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/06/img20250620155447-custom.jpg" width="1200" /></p>

<p></p>

<h3><strong>Mor Cepken Tiyatrosunu ileride nerede görüyorsunuz?</strong></h3>

<p>Mor Cepken’in amacı, kısa vadeli bir amaç değil. Sahneye koyacağımız oyunu amatör bir grupla hazırlıyoruz. Bazı arkadaşlarımız eğitim almış ama çoğuna uygulamalı olarak eğitimi verdik, provalarda rolleri çalışırken eğitim verildi. Hiç sahneye çıkmamış arkadaşlarımız da vardı. İlk oyunumuzu oynadığımızda yola yeni çıkmış, amatör ve bu konuda çok deneyimi olmayan bir grup için sahnede yapılanları başarılı buluyorum. İlk adımı atmak çok önemliydi. Biz çok şükür yapabildik. Olumlu tepkiler alıyoruz. İster bireysel, ister tiyatro camiasından olsun desteklediklerini belirtiyorlar. Umarım önümüzdeki dönem daha iyi koşullarda sabit bir çalışma alanımız olur. Evlerde, bazı derneklerin sağladığı küçük odalarda çalışmalarımızı yaptık. Dolayısıyla çok zorlandık. Olanakların kısıtlı olmasına, engellere rağmen arkadaşlarımın sahnedeki hâkimiyetini büyük başarı olarak değerlendiriyorum.</p>

<p>Dinkçiler Mahallesi Balıkesir'in ilk yerleşim yerlerinden birisi. 400 küsur yıldır hiç değişmeden bu isimle bu günlere gelmiş. Dink Keçecilikle alakalı bir deyim Keçeyi dövmek için kullanılan bir araç. Keçeyi dinklemek diye bir tabir var. Islatıyorsunuz, dövüyorsunuz kumaş haline geliyor. Kepenek, yaygı, şapka ve benzeri şeyler yapıyorsunuz. Osmanlı döneminde şapkalar meslekleri ve statüyü ifade edermiş. Osmanlı döneminde bir kaymakamın başına taktığıyla, bir imamın taktığı farklı biçimlerde olurmuş bizim konumuz değil ama mahalle ismi geçince bahsetmek zorunda kaldım. Mahallemizde Keçecilikle uğraşanlar çokmuş ki adı Dinkçiler konmuş. Şehrin kalbinde bir yer. Evden çıkarsınız beş dakikada çarşıya, on dakikada Paşa Camii'ne gidersiniz. Yürüyerek tren garına, Atatürk Parkı'na gidersiniz. Şehrin kalbinde olup da bu kadar hizmetlerden istifade edemeyen bir başka mahalle yoktur.</p>

<p>Balıkesir’de her türlü etkinlik yapılıyor bizim mahallenin insanına değmiyor. Avlu, Algem, Hasan Can gibi kültür merkezleri mahallemize uzak. Diğer mahallelerdeki etkinlikler Dinkçiler Mahallesinde yok. Ne sosyal tesisimiz var, ne kültür merkezimiz var, ne toplanabilecek bir çay bahçemiz var. İş yeri bile yok. Terzi, ip satan, iğne satan dükkan yok. 3 harfli market bile gelmemiş mahalleye. Ben bu kadar yok sayılmayı hazmedemiyorum. Bu yüzdendir Dinkçiler Mahallesi Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği’ni kurdum. Bu nedenle Mor Cepken Tiyatrosunu kurdum. Sesimizi daha gür duyurmak için çabalıyorum. Yerel yönetimler bir iş yapıyorsa, bu şehrin nimetlerinden her mahalle eşit şekilde istifade etmelidir. Bunlara rağmen Mor Cepken amacına ulaştı diyebilirim çünkü sizinle bu konuyu konuşuyorsak, bir hayli yol almışızdır.</p>

<p></p>

<p><img alt="Img20250620155615 (Custom)" height="900" src="https://politikamcom.teimg.com/politikam-com/uploads/2025/06/img20250620155615-custom.jpg" width="1200" /></p>

<p></p>

<h3><strong>Siyasete girmek istediniz mi? </strong></h3>

<p>Kadınların ülke yönetiminde, yerel yönetimlerde söz sahibi olması en büyük derdim. Kendimin de bu alanda potansiyelim olduğuna inanıyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) bir temsilci, bir vekil olarak görmeyi hayal ediyorum tabi ama aktif siyaset yapmadığım gibi bir partiye üye de değilim. Ancak 2024 Yerel seçimlerinde mahallemden, mahallemizde ilk kadın muhtar sloganıyla muhtar adaylığımı koydum ve saha çalışmaları yürüttüm. Bu aktif siyaset bağlamında oy kullanmanın dışında ilk girişimim ve ilk deneyimim oldu.</p>

<p>Mahallemde bir kadın muhtar görmeyi arzu ettiğim gibi memleketimde bir kadın cumhurbaşkanı, kadın belediye başkanı görmek de istiyorum. Erkek güdümünde siyaset yapan kadınlara ben milletvekili diyemiyorum. Benim bahsettiğim kadınlar özgür, erkek güdümlü siyasetten bağımsız. Siyasetin dışında ben Mor Cepken Tiyatrosu’nu 5 yıl sonra tiyatro akademisi, sanat merkezi ya da bir sanat kompleksi gibi düşünüyorum. Mahallemiz sınırları içinde yer alan Tiyatro evi, tiyatro kütüphanesi, tiyatro kitaplığı, tiyatro odaları olan projelerimiz ise hayata geçmeyi bekliyorlar. İstanbul nasıl Türkiye’nin Hollywood’u ise Balıkesir’i de Türkiye’nin Broadway’i olarak hayal ediyorum.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HİLMİ DUYAR</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİYOGRAFİLER, KÜLTÜR-SANAT, MANŞET</category>
      <guid>https://www.politikam.com/mor-cepken-tiyatrosu-yoruk-kadininin-sessiz-isyani-sahneye-tasindi</guid>
      <pubDate>Mon, 23 Jun 2025 11:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://politikamcom.teimg.com/crop/1280x720/politikam-com/uploads/2025/06/7-2.jpg" type="image/jpeg" length="68627"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
