ÇİVİSİ ÇIKMIŞ!..

 

Eskilerin bir tabiri vardı. Bir yerde güven ve itimat kalmayınca, ciddiyet ve adap ortadan kalkınca “buranın çivisi çıkmış” denir. Bir işin çivisinin çıkması o işin usul ve erkanından çok uzak düştüğüne delalet eder.

 

Bir şeyin “çivisi” o şeyi sabit ve tutarlı yapan değerlerle irtibatı olarak anlaşılıyordu. Örneğin yöneticilerin adaleti geleneksel dünyada yöneticiliğin çivisidir. Zenginlerin cömertliği, zenginliğin çivisidir.

 

Babanın ailesinin can, mal ve namusunu korumaya odaklanıp geçimini temin etmeye çalışması, babalık müessesesinin çivisidir. Çocukların ebeveyne saygısı ve yaşlılıklarında destek olması evlat olmanın çivisidir. Askerin düşmandan yüzgeri etmemesi, polisin kamu düzeninin bekçisi olması bu müesseselerin çivisidir. İlim adamlarında hakikati söylemek alimliğin çivisidir.

 

Habercinin doğru haber yapması, meslek onuru, itibarı bu işin çivisidir. Hâkimin karar verirken adaleti gözetmesi bu mesleğin çivisidir. Delikanlılığın da bir çivisi vardır, kabadayılığın da. Kadına el kaldırmamak, zayıfı ezmemek, mert olmak, sözünün arkasında durmak da bu meşreplerin çivisiydi. 

 

Kanuni dönemi hükemasından Kınalızade Ali Efendi’ye göre devletin çivisi “adalettir.” Kitabın sonunda Osmanlı politik teorisinin özeti olan Daireyi Adliye ve Siyasiye  (adalet ve siyaset dairesi) anlatılır.

 

 

Buna göre:

 

  1. Adildir mucib-i salâh-ı cihan (Dünyanın düzenini, kurtuluşunu ve saadetini sağlayan adâlettir.)

 

  1. Cihan bir bağdır dîvarı devlet ( Dünya bir bahçedir, duvarı ise devlet)

 

  1. Devletin nâzımı şeriattır (Devletin nizamını kuran Allah kanunudur yani hukuk)

 

  1. Şeriate olamaz hiç hâris illa mülk (Allah kanunu ancak saltanat ile korunur yani siyasi kurum)

 

  1. Mülk zabt eylemez illa leşker (Otorite, Kudret, ancak ordu ile zaptedilir)

 

  1. Leşkeri cem edemez illa mal (Ordu, ancak mal ile ayakta kalır yani iktisat)

 

  1. Malı cem eyleyen raiyettir (Malı toplayan halktır)

 

  1. Raiyeti kul eder padişah-ı âleme adl (Halkı idare altına ancak Cihan Padişah’ının adâleti alır

 

 

Bir ülkede bu çiviler önce gevşer sonra da çıkarsa eskilerce bu durum eşyanın tabiatına bir aykırılık, işlerin yoldan çıkması olarak görülürlerdi. Çivisi çıkan şey gevşer, tutarsanız elde kalır. Güvenilmez olur. İşte bu minvalde işlerin çivisinde çıktığı yerde kime güveneceğinizi, neye inanacağınızı, nasıl davranacağınızı şaşırırsınız. Toplumdaki fonksiyonların her birinin çivisi aslında cemiyet denen büyük sosyal ekosistemi ve mimariyi ayakta tutan şeydir. Bu çiviler gevşeyince büyük yapı gevşer. Çiviler çıkınca da yıkılır…

 

 Eskilere göre bir şeyin çivisinin çıkması onun tutulacak bir tarafı kalmamasıyla ilgiliydi. Çivisi çıkmış dediğinizde son noktaya  gelmişsinizdir.

 

Bir de dünyanın çivisi çıkmak tabiri vardır. Dünyanın çivisi işlerin düzen ve adaletle yürümesi, ayakların ayak, başların baş olması, her şeyin asli doğasına uygun aktığı bir düzen oluşmasıdır. Çivisi çıkmamış dünyada kış kışlığını yapar…. Dünyanın çivisi aynı zamanda bir düzen ve istikrar merkezidir.

 

Eski Yunanlılar dünyanın çivisine Omphalos derlerdi. Dünyanın göbeği gibi bir kavramdı. İşlerin asla ve esasa bağlandığı yerdir. Göbek çözülünce ya da çivi çıkınca artık dünya fena ve fesada doğru kayar. Geçenlerde sıradan bir konuşma esnasında bir Pir-i Faninin  art arda gelen depremlerden sonra “ülkenin çivisi çıktı” diye mırıldandığını duydum. Herkesin kendi çivilerini kontrol etme zamanı..

 

Exit mobile version