SAVAŞ MI, KİMİN NE KAZANDIĞI MI?

SANKİ başkent Kiev şehir merkezinde Lobanovski Caddesi’ne kadar gelen saldırılar, yüksek binalara isabet eden bombalar, cıvıl cıvıl insan hareketliliğinin yerini alan tanklar, tam teçhizatlı askerlerin koşuşturması, yakılıp yıkılan binalar, acı insan manzaraları… açılan ateş sonrası yanan askerler, yanan askerlerin üzerinden eşyalarının saldıran askerler tarafından hiçbir şey olmamış gibi alınmaları… o yürek dağlayan yanan insan etlerini görünce ekrandan bile burnunuza gelen kesif et kokusu; dayanılır olmayan sahnelerin olacağı bilinmiyordu.

 

Sığınaklara doldurulmuş insan manzaraları, sıralanmış çocukların gözlerindeki acı ve korku… Kentleri terk etmeye çalışan uzun araç kuyrukları… kentlerden çıkmaya çalışan insanların sınırlardaki kaçış çabaları…  yılan adasındaki askerlerin teslim olmaması, gemiden atılan bombalar sonucu paramparça olan genç insan vücutları… daha nereye kadar yaşanacağı bilinmeyen insanlık dramları.

Bakılan her yerde görülen insanların dram sahnelerinin olacağı bilinen; buna sebep olan egemenlerin peşinden sürüklenen insanlığın ne kadar umurunda!

 

Sosyal medya anket derdinde; Ukrayna’daki ölümlerin sorumlusu kim? Rusya Devlet Başkanı mı, Ukrayna Devlet Başkanı mı, ne önemi var?

Fransa Cumhurbaşkanı Macron efendi; Rusya’nın Ukrayna işgalinin Avrupalılar üzerinde zor ve uzun süreli etkilerinin olacağını buyurmuş! Elbette derdi savaşta insanlığın yaşadığı dram değil; savaşın Avrupa’ya getireceği yük. Bir taraftan da silah sanayiinden alacağı payın derdinde olmalı.

Yürü be aslanım kim tutar seni, arkandayız, yanındayız diyen ABD-İngiltere Zelenski’ye Kiev’den ayrıl teklifi iletiyor.

Ukrayna lideri Zelenski ise askeri üniforma içinde askerlerin arasında sonuna kadar halkım için savaşacağım görüntüleri verirken bir taraftan da verdiği mesajlarla, halkının motivasyonunu artırma çabasında.

 

Zelenski, Rus halkına sesleniyor; Savaşa karşı çıkın. ‘’Roketler ve toplarla tahrip edilen konutlar, dünyanın bizimle birlikte işgali durdurması için son argümandır’’ diyor, Dünya’nın çok umurundaydı!

Kimin umurunda ki… Şaşırtıcı şekilde ve yoğunlukta Rus halkı meydanlarda savaş karşıtı gösteriler düzenliyor.

Bir taraftan insan aklıyla dalga geçer gibi ‘bir çift ayakkabı’ hikayesiyle savaşın ana aktörlerinden sayılan Viladamir Putin’in yaşam öyküsünün hikayesi anlatılıyor…

Bir taraftan ’44 yaşında bir komedyen, dizi kahramanı’ Volodomir Zelenski’nin yaşam öyküsünün hikayesi anlatılıyor…

 

Birisi KGB disiplini ve kurmay zekasıyla yetişmiş, duygusuz, tavizsiz, kurt bir istihbaratçıymış. Diğeri ise popüler kültürün sonucu halk yığınlarının devletin başına getirdiği birisiymiş. Yani güvenlik ülkelerin vazgeçilmez şartıymış öyle film artistinin, komedyenin devlet idare etmesi kolay değil, istihbarat kökenli olması önemliymiş; baştan kazanacak ve kaybedeceğe karar verilmiş bile!

Kime ait olduğunu bilmediğimiz ‘savaşın kazananı, barışın kaybedeni olmaz’ diye önemli bir söz sıkça paylaşılıyor bu günlerde.

 

Elbette ‘barışın kaybedeni olmaz’ ama kim demiş ‘savaşın kazananı olmaz’ diye.

Savaşın o kadar çok kazananı var ki say say bitmez. Savaş durduk yerde kendiliğinden çıkan doğal afet değil ki. Savaşı çıkaran sıradan halk yığınları da değil, savaşı çıkaran açgözlü doymak bilmeyen emperyal güç merkezlerinin silah baronları, egemen güç odakları. Durmaksızın ürettikleri yeni nesil silahları deneyecekleri sahalara sürekli ihtiyaçları var. O sahaları da bulmakta zorlanmazlar, önce karıştırırlar sonra karıştırdıkları, tahrik ettikleri sahalara da ‘sözde demokrasi’ adına girerler, demokrasi getirme vaadiyle girdikten sonra arkalarında kan ve gözyaşı bırakıp çeker giderler. Onlara sorarsanız tek dertleri ‘demokrasidir!’ Bu kadar mı, olur mu? Daha buradan çıkacak film sanayii var. Yazılı savaş edebiyatı var. Hem işgal ederler, savaştırırlar, kırıp döküp katliam yaparlar hem de bu vahşetlerinin filmini insanlığa izlettirirler.

 

Kaybedilen canlar, yok olan insanlık, bunların umurunda değildir…

Egemen güçler ince hesaplar peşinde, AB-ABD peş peşe yaptırımlar sıralıyor, Avrupa Konseyi Rusya’nın temsil hakkını askıya alıyor, NATO Finlandiya ve İsveç’i üyeliğe almak istiyor, Rusya Dışişleri Sözcüsü Mariya Zharpva ‘’NATO’ya katılımın ülkemizin yanıt vermesini gerektirecek ciddi siyasi-askeri sonuçlara yol açacaktır’’ ifadesiyle tehdit mesajları veriyor.

 

Kaybolan canların, çekilen dramların, paylaşım kavgası sebebiyle yaşanacak felaketler egemen güçlerin hiç mi hiç umurunda değil; onların tek derdi çatışma sonucu oluşacak paylaşım sofrasından daha fazla nasıl pay alırız. Ne kadar süreceği belli olmayan bu işgal-savaş bittiğinde son mu olacak hayır farklı coğrafyalarda yeni paylaşım sofralarında yeni paylaşım kavgaları devam edecek.

Putin basın toplantısında ‘’ABD sınırına giden biz miydik? NATO’nun doğuya doğru genişlemesi kabul edilemez olduğunu açık bir şekilde belirttik. ABD sınırlarına füzeler yerleştiren biz miyiz? Füzeleri ile evimizin kapısının eşiğinde duran ABD’dir. Evimizin kapısının önüne saldırı sistemlerinin konuşlandırılmamasını istemek, aşırı bir istek mi? Tüm bunlarda anlaşılmayacak ne var? 90’lı yıllarda bize, doğuya doğru bir inç ilerlemeyeceklerini söylediler. Ya ne oldu? Bizi aldattılar. Göz göre göre kandırdılar. NATO tam beş dalgada genişledi. Şimdi de Romanya ve Polonya’ya füze sistemleri yerleştirdiler. Tehdit eden biz değiliz. ABD, İngiltere sınırına giden biz miydik? Hayır, bizim sınırlarımıza kadar gelen onlardı. Şimdi Ukrayna’nın NATO’ya üye olacağını iddia ediyorlar. Demek ki oraya da füze sistemleri yerleştirilecek. Ya da NATO’da değil, ikili anlaşmalara göre askeri üsler kurulup saldırı amaçlı sistemler yerleştirilecek. Siz benden garantiler istiyorsunuz. Siz bize garanti vermelisiniz. Hem de derhal! Şimdi’’ diye haksız işgal saldırılarını gerekçelendiriyor.

Hiç kuşku yok daha önce Saddam’ı Kuveyt’e girmeyi teşvik ettikleri gibi şimdi de ABD ve İngiltere’nin Putin’i Ukrayna’ya girmeye zorladıkları anlaşılıyor.

Savaş için silah, silah için savaş; Biden döneminde ABD silah satışlarında rekora doğru gidiyormuş!

Exit mobile version