KÜÇÜK DEV ADAM ENES

 

KÜÇÜK DEV ADAM

“Engelsiz Hayatlar” yazı dizisine başlarken bu kadar ilgi ile okunup takip edileceğini düşünmeden başlamıştım. İnanın sayfamın ilk konuğu Esra’dan sonra sizlerden gelen olumlu geri dönüşlerden bunu bırakmamam gerektiğini düşündüm. Aslında yeni sezon başlandığında bu yazı dizisine son vermeyi düşünüyordum. Çünkü haftada birgün Basketbol Takımımız ile ilgili haftalık değerlendirme yazımı yazıyordum. Öncelikle Gazetenin mimarları Tarık ve Güzide Sürmelioğlu’na bana haftada iki gün sayfalarında yer verdikleri için ve tabi ki siz değerli Politika Gazetesi okuyucularına sonsuz teşekkür ederek yeni yazı dizimin kahramanına geçmek istiyorum.

***

Aslında bu kahramanı biraz daha ilerleyen haftalarda sizlerle tanıştırmak istiyordum. Tanıştırmak istiyorum derken zaten tüm Balıkesir ve Türkiye bu ismi tanıyor. Bu hafta sonu oynayacağımız Galatasaray maçından önce bu sayfada hayat hikayesini anlatmak istediğim için biraz daha öne alarak başlamak istedim.

***

Yıl 2011 sonları… Eski Sigorta Hastanesi’ne Anneannemin evi yakın olduğundan yara bakımla ilgili üç günde bir acile gider pansumanımı yaptırır eve geçerdim. O gün sanırım Devlet Hastanesi’nin oralarda işim olacağını düşündüğüm için ilk defa kan tahlili vermek için gitmiştim o hastaneye. Kan tahlilimi verdikten sonra kapıdan dışarı çıktım ve açlığımı bastırmak için karşıda gördüğüm ilk lokantaya çorba içmek için girmiş bulundum. Normalde eskiden gelen bir alışkanlığım olsa gerek bilmediğim bir lokantaya girmezdim. Lokantaya girdim adına bile bakmadan. Çorba içeceğimi söyledim. Sonbaharın sonları olacak ki üzerimde yelek ile üşenecek bir hava yoktu. Çorbamdan son kaşığı almak üzereyken elektrikli motoru ve üzerinde okul formaları olan bir çocuk tamda girişin karşısında olan masamın yanında durdu ve motorundan indi. Motorun üzerinde gördüğüm çocuk ile motordan inen sanki farklı kişilerdi. Motorundan indiği gibi lokantaya giren çocuğun arkasından bakakaldığımı dün gibi hatırlıyorum. Neden o kadar uzun süreli bakmıştım ismini dahi bilmediğim o çocuğa. Ayakları çarpık ve kısaydı nerdeyse dizlerinin üzerinde yürüdüğünü düşünmüştüm o an. Bilekli ayakkabılarını gördüğümde anladım yan bastığını…

İşte dedim Bir Uğur daha… Ama adını sorduğumda ilk içerden kasadan gelen Annesi verdi cevabı… Adı Enes’mis. Annesi Babası da o lokantanın sahipleriymiş. Enes konuşmuyor sadece beni izliyordu. Annemiz ise Enes hakkında merak ettiğim tüm sorulara cevap veren kişiydi. Mehmet Şeref Eğinlioğlu orta 2.sınıfta okuduğunu, engelinin doğuştan olduğunu, Dursunbey’in Kavacık köyünden geldiklerini yine Annesinden duymuştum. Bende kendimi tanıttım hem Enes’e hem de Annemize…

Basketbol Takımımızdan bahsettim devam ettim ve Esra’yı, Uğur’u anlattım nasıl bulduğumu ve nerelere geldiklerini…Ben bunları anlatırken Annemiz beni heyecanla dinliyor, Enes ise sanki hiç önemsemiyordu bu anlattıklarımı. Enes’e Basketbol oynayabileceğini kollarının güçlü olduğunu ve engelinin de bu spora çok müsait olduğunu anlatmama kalmadan bana Basketbolu hiç sevmediğini kendisinin futbol oynadığını söylediğinde ufak bir tebessüm bırakarak futbolu nasıl oynadığını sormadan edemedim. Tamam koyu bir futbol taraftarı olabilirdi ama futbolu nasıl oynadığını merak etmiştim. “Oynuyorum işte” cevabını verdikten sonra beni heyecanla dinleyen Annemize dönerek tekrar geleceğimi ve Enes’i ikna etme konusunda bana yardım etmelerini ısrarla belirterek lokantadan ayrıldım.

***

15 yaşında masmavi gözleri olan çok sempatik ama basketbola antipati duyan bir çocuğu daha basketbola kazandırabilme heyecanı ile ayrılmıştım o lokantadan. Benim için günün yorgunluğunu attığım keyifli sohbetlerde bulunup nargilemi içtiğim bir mekandır Metropol. O yıllarda her akşam uğrayacak bir zaman yaratırdım kendime. Enes ile görüştüğüm akşam yine gitmiştim.Metropol’de Kaptan diye bilinen Hüseyin Abi beni daha gördüğü gibi nargile içip içmeyeceğimi sormadan “Alper biz geçen gün burada bir engelli çocuk gördük ve inanılmaz futbol oynuyordu, sizin Basketbol Takımına çağırsanıza” dediği anda benim gündüz konuştuğum Enes olduğunu hemen anlamıştım. Ve Nasıl Futbol oynadığı sorusuna da Hüseyin abi görerek tastik etmişti bana… Bugün gündüz gittiğim lokantada bahsettiği kişinin denk geldiğimi söyledim Hüseyin Abiye. “Kadere bak” dediğinde evet bunun bir kader olduğunu çok daha sonradan öğrenecektim…

***

Olayın canlılığı kaybolmadan sabah tekrar gittim Lokantaya. Enes’in okulda olacağını bilerek gittiğimden ailesi ile daha rahat konuşabilirdim. Bu sefer hem annesi hem de babası ile konuştum. Daha ayrıntılı anlattım Takımı ve olanakları. Onlarda Enes ile konuşmuşlar ama fikrini değiştiremediklerini söylediklerinde babamız “ben onu antrenman yaptığımız salona getireceğim” dediğinde eğer bunu başarabilirsek basketbolu sevebileceğini söyleyerek lokantadan ayrıldım.

Ertesi gün salona gittiğimde Enes’i ve babasını gördüğümde içimdeki mutluluğu anlatamam… Daha takım tam anlamıyla gelmediği için orada var olan sporcu arkadaşlarıyla tanıştırdım Enes’i ve babasını. İlk hoş geldin diyen Uğur’du. (Yıllar geçtikten sonra Galatasaray da takım arkadaşı olacaklarını bilmeden). Sonra Mustafa Hoca geldi onunla da tanıştırdım. Oda basketbola başlarsa Uğur’un, Esra’nın örneğini vererek başlaması gerektiğini söyledi. Enes yine oralı olmadan dinledi herkesi ve zorla oturttuğumuzu düşündüğüm spor sandalye ile biraz sürüş testi yaptıktan sonra indi ve babasını alarak ayrıldı salondan. O anda oradaki herkes Enes’in bir daha gelmeyeceğini söylese de ben içimdeki sezgilere güvenirdim o salona gelecek ve bir daha ayrılmayacaktı…

***

Ertesi gün tekrar gittim o lokantaya. Babamız ile görüştüm, bu sefer Enes’in okuldan çıkmasını ve lokantaya gelmesini bekledim. Bilerek bekliyordum çünkü ondan öğrenmeliydim bu sporu yapmak isteyip istemeyeceğini. Enes okuldan motoru ile geldiğinde beni orada gördüğüne çok sevinmeyen bir yüz ifadesi ile merhaba dedi. Basketbola başlamak istememesini anlıyordum aslında yıkılması gereken bir duvar vardı ve bunu Enes yıkabilse devamı gelecekti. Benim ve ailesinin yapabileceği tek şey o duvarı yıkmaktı. Babasından bu konuda yardımcı olmasını istediğim 3-4 gün sonra Enes antrenmana geldi ve bir daha o salondan kimse onu çıkaramadı.

***

Antrenörlük yaptığım 4 senelik sezonda Enes Genç Milli Takım’ın en başarılı oyuncusu olmuştu. Avrupa Şampiyonluğu, Dünya 2.liği O’nu hem milli takımın vazgeçilmezi hem de kendi takımının vazgeçilmezi yapmıştı. Yıl 2014 İlk Galatasaray’ın yaptığı teklifi bana utanarak ve sıkılarak söylediğini çok iyi hatırlıyorum. Daha çok erken olduğunu ama birgünbu çalışma azmiyle devam ederse Galatasaray’a gidebileceğini söyledim.

Enes artık hem Genç Milli Takım’da hem de kendi takımında 10 numaralı formayı kapmıştı. Gelen transferlerde takım da Enes’in önüne geçemiyordu. 2016 sezonunda Beşiktaş’ın 2 yıllık namağlubu ünvanına Alparslan Türkeş’te beraber son verdiğimiz maçta 30 sayının üstünde bir performans sergileyen Enes’i Galatasaray ile oynadığımız sezon maçında 40 sayı farkla galip ayrıldığımız maçta attığı 36 sayı ile artık kimse O’nun yükselişini durduramıyordu. Enes artık olmuştu; ertesi yıl Galatasaray’ın teklifini kabul ederek Balıkesir’den ayrıldı.

Balıkesir Büyükşehir Belediyespor’a kattıklarına, benim o yıllarda yeni başlamış bir antrenörolarak elde ettiğim başarılardaki baş aktör olmandan dolayı sana çok teşekkür ederiz KÜÇÜK DEV ADAM… Yolun ve bahtın açık olsun…

***

Dursunbey’in Kavacık köyünden çıkmış Balıkesir Büyükşehir Belediyespor’da basketbola başlamış ve Galatasaray’da devam eden şu anda Türkiye’nin en iyi oyuncuları arasında gösterilen bu başarı hikayesinin kahramanı Küçük Dev Adam hafta sonu cumartesi günü Alparslan Türkeş Spor Salonu’nda bizlere karşı mücadele verecek. Tüm Basketbol severleri hem takımımızı desteğe hem de Enes’i alkışlamaya  bekliyoruz…

 

Exit mobile version