Kararsız kalınabilir mi artık?

 

Ülkemizin içine girdiği olumsuz durumdan rahatsız olan ve bir çıkış arayanların sadece kararlı olmaları yetmedi vaktiyle, değişeni de anlamaları gerekti. Zira 2002’den bu yana pek çok şey gibi seçim sistemi de değişti. Sandıkta “50+1” devrine girildi. O nedenle “falancalarla beraber olamayız” düşüncesi, artık bir anlam ifade etmemeye başladı. Zira iktidar tarafı, ortak çıkarlarda uzlaşarak çoğunluk oluşturma formülünü epeyce zamandır uyguluyordu. Üstelik hem “karşı tarafın birleşemeyeceğine” çok güveniyordu, hem de kendi elleriyle dizayn ettikleri bu sistemde bile yeni değişiklikler yapıyor, rötuştan geri durmuyorlardı. Bunları fark ederek, siyasetçileri bir çözüm bulmaya iten öncelikle halk oldu. İktidar partilerinden ayrılarak yeni parti kuranların bir kısmını bağrına bastı ve onları mevcut muhalefetle güç birliğine yönlendirdi. Yıllardır sol siyasetin söylemi olan “birleşe birleşe kazanma” dileği de zamanla kamuoyunun ortak talebi haline geldi. Sonuçta muhalefet tarafı da “birleşmekten” başka çıkış olmadığını gördü. Durumu iyi okuyan siyasetçilerin hatlarını belirlemesi biraz zaman aldı. Epeyce tartışmanın yanı sıra, fedakarlık, özveri ve gerektiği zaman verilen sakin kararlar neticesinde de, tünelin ucundaki ışık ortaya çıktı.

 

“ONLAR KANDİL’DEN, BİZ ALLAH’TAN EMİR ALIYORUZ”

Görünen o ki, iktidarın “erken seçim” kararını almak zorunda kaldığı günden bu yana, ülkede çok farklı gelişmeler oluyor. Öncelikle içinde yaşanan “korku iklimi” delindi. Görüşünü açıkça söyleyenlerin, sözünü sakınmayanların, alanları dolduranların sayısı her geçen gün giderek arttı. Halkın köklü bir değişim için birleşmeyi samimiyetle desteklemesi ülkede yeni bir hava yarattı. Bu birliği bozmaya kalkışanlara desteğini anında çekip ayar vermesi, aklı hala beş sene öncesinde kalanları kendine gelmeye davet etmesi gibi somut olarak ortaya konulan tepkiler de çok önemli göstergeler oldu elbette.

İktidar tarafı bugün gelinen noktada artık bastığı zeminin ayağının altından kaydığını açıkça görüyor. Onca medya desteğine rağmen, gündemi değiştirme gücü bile kalmadı. Günlük yönetimde çaresiz durumda, çağrılarına kamuoyundan karşılık da bulamıyor. Çünkü halkın asıl ve en önemli gündemi “geçim derdi” bugün ve bu sıkıntıyı yaratanın iktidar olduğunu da gayet iyi biliyor. O nedenle, son bir çırpınışla dile getirilen “Kandil, terör, Karadeniz gazı, Gabar petrolü, İHA-SİHA, uçak-hava aracı gemisi, son dakika kentsel dönüşümü, ücret zammı” ve benzeriyle vatandaşın kanaatini değiştirebilmek artık mümkün olmuyor. Zaten önceki seçimlerde uygulanan algı yönetimi teknikleri de artık neredeyse ezberlenmiş olduğu için, yeni versiyon propaganda çabaları karşılık bulmuyor. Aslında iktidar yaptıklarıyla veya yapamadıklarıyla halkın önemli bir çoğunluğunu karşısına alalı epeyce bir zaman oldu. Deprem nedeniyle yaşanan olumsuzluklar da buna eklendi. “Yönetememe hali” asla karşılıksız kalmaz zaten toplum nezdinde. Seçmen önce geleceğini düşünür, “yönetebilecek olanı” ister o koltuklarda. “Ben biliyorum, sizler ne soğana ne patatese liderinizi kurban etmezsiniz” sözüne de aldırmaz gerektiğinde. Çünkü 2019 yerel seçimleri öncesinde soğan 10 TL oldu diye acele tanzim satış kamyonlarını devreye sokup durumu telafi ettiği algısı yaratanların, sadece dört sene sonra bu sefer genel seçim öncesi soğanın 30 TL olmasının hesabını veremediğini, bunu açıklamaktan aciz kaldığını görüyor. Vatandaşlar, bayrakla örtülmüş şehit tabutuna elini koyup nutuk atanın, artık cami avlusunda miting yapmasını veya çıkıp “onlar Kandil’den, biz Allah’tan emir alıyoruz” demesini de kabul etmiyor. Tanrıdan emir almak, ülkedeki olumsuz halleri de ona rücu etmek anlamına gelmiyor mu? “Dini” söylemlerle vatandaş inançlarının bu kadar açık bir şekilde siyasete alet edilmesi, sadece bir “çaresizlik ifadesi” olarak algılanıyor artık.

 

SEÇMEN KARARINI ÇOKTAN VERDİ

21 yıldır süren bir karabasandan, yanlış tercih ve ittifaklarıyla memleketi açmaza sürükleyen tek adam yönetiminden, yolsuzluk ve yoksulluktan kurtulmak; otoriter bir yönetimin ardından demokrasi ve hukukun üstünlüğüne geri dönüşü sağlamak için, bu seçimin önemli bir fırsat olduğunu halk açıkça görüyor. Halk “değişimi” samimiyetle istiyor. Bunun bir “emperyalist oyun” olduğunu iddia eden “milli” söylemlere de aldırmıyor haliyle. Bu nedenlerle, vatandaşların önemli bir çoğunluğu seçimle ilgili kararını çoktan verdi bile. Hatta bu Hıdrellez’de gül dallarına tek ortak dilek olarak milyonlarca “artık gidin” çağrısı da iliştirildi. Yaşam alanımız olan Edremit’te de durum böyle. Seçmen kararını çoktan verdi. Körfez’in birikmiş dertlerini artık “anlamaya açık” yeni insanlarla konuşmak istiyorlar. Bürokrat önyargılı olmsını, sadece bir kesimin masa başında aldığı kararların uygulamasını, rant hırsının en önden koşmasını istemiyor artık hiç kimse. O nedenle de “değişimden” yana kullanacak oylarını seçmenler. Peki gelinen bu noktada, hala “kararsız” olmak mümkün mü? Edremit’te hala kararsız kalabilenler varsa, mutlaka şu soruları samimiyetle yanıtlamaları gerekiyor.

 

EDREMİT DEVLET HASTANESİ’NDEN HABER VAR MI?

Nerede bizim yeni devlet hastanemiz? Yıllardır bunca göç almasına ve yaz yoğunluğuna rağmen, hala iki ayrı binada hizmet vermeye çalışıyor sağlıkçılar Edremit’te. Birbirinden 4 km uzakta bu birimler. Askeri Hastane de alındı bu sisteme ama bunları bütünleştirmeden, etkili hizmet vermek mümkün olamıyor. Hal böyleyken, bir de ana hastane binasının fay hattı üzerinde olduğu, depreme karşı yeterince dayanıklı inşa edilmediği de ifade edildi ve “yenisinin yapılacağı” söylendi. Fakat bugüne kadar bir adım bile atılmadı. Bu arada Havran ve Burhaniye devlet hastaneleri inşa edildi, devreye alındı. Bunlar iyi ki yapıldı ama bizimki nerede hala? Şimdi seçime bir hafta kala alelacele bir ihale yapılacağı söyleniyor. Vallahi yapmasalar daha iyi. Attıkları her temelde bir başka hesap olanların yerini, temel atarken arkadan tek feryat bile duyulmayacak şekilde bir yönetim kuracakların almasını nasıl mümkün kılacaksak; doğru yerde, doğru hastaneyi de onlara yaptırmak çok daha mümkün olacak artık bizim için.

 

DALYAN SAZLIĞI SORUNUNU ÇÖZMENİN EN UYGUN YOLU

Peki arıtma tesislerimiz nerede bizim? Bu yaz da insan atığı kokusu mu kaplayacak sahillerimizi, denizimizi? Derelerimiz açık kanalizasyon kanallarına mı dönecek yine? Eski çöplüklerimiz ne olacak peki? Eminkuyu, Akçay Dallas, Altınoluk vahşi çöp depolama sahaları hala rehabilite edilmemiş halde yerinde dururken, sık sık kara dumanlar çıkartarak yanmaları seyredilirken, tutup da “İklime Dirençli Balıkesir Çalıştayı” yaparak “vahşi depolama problemini ortadan kaldırdık. Çöp dağlarının tamamını ağaçlandırarak yeniden doğayla buluşturuyoruz” demek ve yüzü bile kızarmamak nasıl bir rahatlık acaba?

Dalyan’ı parça bölük halde ve pek çok farklı koruma statüsü çerçevesinde konuşmak, bir yandan da onlarca davayla uğraşmak yerine, Ankara’da bu konuyu tamamıyla masaya yatıran ve konuya bilimsel yönden bakabilecek muhataplarımız olsa nasıl olur? Büyükşehir satmaya kalkışmadan, ilçe belediyesi ruhsatlar dağıtmadan, araziler ranta kurban edilmeden ve geride hiçbir mağdur bırakılmadan Dalyan sorununu çözmenin en uygun yolu; kuşa, balığa, tüm canlılara da sığınacakları bir Doğal Yaşam Parkı oluşturmak değil mi? Buna cesaret edecek bürokrat ve mülki amirler gerekmiyor mu bize? Deprem tehdidine önlem alacak, kentimizi bu amaçla dönüştürecek veya güçlendirecek, imar uygulamalarını tavizsiz sürdürecek, dürüst ve bilime saygılı yöneticiler gerekmiyor mu? Küresel iklim değişimi ve kuraklık tehdidi kapımızı çalarken, yeraltı sularımızın hemen üstüne, fosseptikle idare etmesi gereken lüks villalar yapmak kime, ne kazandırabilir ki? Zeytinlerimizi keserek turizme yönelik konut yapmak ama altyapı inşa etmeyi de sürekli olarak ihmal etmek sürdürülebilir mi? Bu gidişe bir son vermek bizim ellerimizde. Oy kullanmak anayasal bir hak, vatandaş olmanın da önemli sorumluluğu. Bu yüzden, hala kararsız kalabilenler varsa Körfez’de, ellerini vicdanlarına koyup, bu soruları da cevaplayıp ona göre oylarını kullanmalılar.

 

HER YAŞAM ALANINDA FARKLI DERTLER VAR

Seçime değil savaşa gider gibi, hala “bu seçimde teröristlere ülkeyi bırakmayacağız” söylemine sarılanlara “gidin artık” demek gerekiyor. Bizim neler yaşadığımızı bile anlamaktan uzak kalmış durumda olanlar, biraz dini, biraz milliyeti öne sürerek, koltuklarını bu sefer de kurtaracaklarını düşünüyorlarsa çok yanılıyorlar. Bütün uzatmaları kullandılar zaten. Küçük bir azınlık dışında, vatandaşların geçim sıkıntısı bu 21 senenin sonunda çekilmez bir noktaya geldi dayandı. Her yaşam alanında farklı dertler var ama en önemlisi çarşı pazara düşen ateş elbette. O nedenle, seçimin ikinci turuna bile tahammülü yok ülkenin. Zira seçim kararından bu yana iyice saçıp savruldu hazinenin kaynakları, sosyal yardımlara rekor harcamalar yapıldı. Artık bir an önce frene basmak ve direksiyonu da halktan yana düşünen bir ortak akla vermek gerekiyor.

 

CUMHURBAŞKANLIĞI’NIN YANINDA MİLLETVEKİLİ SEÇİMİ DE ÇOK ÖNEMLİ

Cumhurbaşkanlığı tercihinde, Kılıçdaroğlu konusunda bir tereddüt yok seçmende. Fakat Meclis için de çok dikkatli olmak gerekiyor. Birleşmek, dayanışma içinde olmak vekiller konusunda da çok değerli olacak. Parlamenter sisteme dönüşün yolu haliyle Meclis’ten geçecek. Fakat ülkemizde bazı kuzey ve orta bölge illerinde 45-60 bin oyla vekil göndermek mümkünken, muhalefetin güçlü olduğu sahil kesimleri ile büyük kentlerde 95-110 bin oy gerekiyor. O nedenle, mevcut iktidar partileri biraz avantaja sahip olabilir ve bunu Meclis’e de yansıtabilirler. Bunu dikkate alarak bizim yaşam alanımızda (ve benzerlerinde) iktidardan bir vekil daha almaya uğraşmak önem kazanacak. Meclis’in bileşimini “değişimden” yana görev yapacak vekillerin çoğunluk sağlayacağı şekilde oluşturmak gerekecek.

 

Exit mobile version