HAYAT SANAT EDEBİYAT-5

 

ALDIRMA GÖNÜL

 

26 Eylül 1939 tarihinde İstanbul’da Yavuz Örten adıyla dünyaya geldi. Altı yaşındayken bir terzi olan babasının yanında çıraklık yapmaya başladı. Babasının bütün arkadaşları müzisyendi ve daha o yaşlarda kulağı müzikle dolmaya başladı. İstanbul İktisadi Ticari İlimler Akademisi’den mezun olduktan sonra birkaç yıl gazetecilik yaptı. 1961’de bir şiir kitabı yayımladı. 1962 yılında ‘Bunaltı’ adlı bir dergi çıkardı. Bu dergide asıl adı Yavuz Erten’i kullanıyordu ve ‘Asi gençlik lideri ve fikirsel öncü gençliğinin sesi’ olarak ün yaptı. Sigortacılık ve spikerlik gibi işlerin arasında onbeş fotoroman ve iki sinema filminde de oynadı.

1951’den beri amatör olarak ilgilendiği müziğe, 1969’da profesyonel olarak devam etti. Bu yıl ilk 45’lik plâğı çıktı. Plâğın ön yüzünde “Sev Desen Sevemem ki”, arka yüzünde de “Aşk İnsanı Ağlatır” şarkıları yer alıyordu. ‘Nokta Noktam’ adlı plâğı ile ilk altın plâk ödülünü aldı. Kendi plâk şirketi Elif Plâk ve buna paralel olarak çalışan Elif Reklâm şirketlerini kurdu. Endüstri krize girince şirketlerini kapatıp serbest çalışmaya başladı. Sabahattin Ali ve Nazım Hikmet’in dizelerini de besteledi. ‘Aldırma Gönül’ Sabahattin Ali’nin, ‘Kıymayın Efendiler’ ise Nazım Hikmetin şiirinden şarkı haline getirilmişti. Bu besteler yüze yakın yorumcu tarafından seslendirildi, plâk yapıldı ama ortada bir telif hakları yasası olmadığı için bunlardan eline hiçbir şey geçmedi. Aldırma Gönül, Elveda Meyhaneci, Yarım Kalan Aşk gibi besteleriyle meşhur olan Güney, bir gazeteciye verdiği röportajda, bestemin adı “Aldırma Gönül” yerine Never Mind My Heart’ olsaydı.. Şimdi Galapagos Adaları’nda tatil yapıyordum..’ demişti.

2000’li yıllarda Bodrum’a yerleşti. Uzun süredir Bodrum’un Akyarlar Köyü’nde yaşayan şarkıcı ve besteci Kerem Güney 16 Kasım 2012’de 73 yaşındayken kalp yetmezliği nedeniyle Bodrum’da hayatını kaybetti. 

 

 

 

 

KEREM gibi Yılmaz GÜNEY

 

            Bazı şarkıları biliriz de o şarkıya emek vereni, o ezgiyi dünyaya getireni merak etmeyiz…

Sabahattin Ali’nin Sinop Cezaevi’nde yazdığı Hapishane Şarkısı şiirlerinden biridir: Aldırma Gönül.

 

Başın öne eğilmesin

Aldırma gönül, aldırma

Ağladığın duyulmasın,

Aldırma gönül, aldırma

 

Dışarda deli dalgalar

Gelip duvarları yalar;

Seni bu sesler oyalar,

Aldırma gönül, aldırma

 

Görmesen bile denizi,

Yukarıya çevir gözü:

Deniz gibidir gökyüzü;

Aldırma gönül, aldırma diye devam eden şiiri ezgiye katıp ülkemizde dinlemeyen kimsenin kalmadığı eşsiz bir esere dönüştüren sanatçımızdır Kerem Güney. 26 Eylül 1939 tarihinde İstanbul’da Yavuz Erten adıyla dünyaya geldi. Altı yaşındayken bir terzi olan babasının yanında çıraklık yapmaya başladı. Babasının bütün arkadaşları müzisyendi ve daha o yaşlarda kulağı müzikle dolmaya başladı. İstanbul İktisadi Ticari İlimler Akademisi’nden mezun olduktan sonra birkaç yıl gazetecilik yaptı. 1961’de bir şiir kitabı yayımladı. 1962 yılında ‘Bunaltı’ adlı bir dergi çıkardı. Bu dergide asıl adı Yavuz Erten’i kullanıyordu ve ‘Asi gençlik lideri ve fikirsel öncü gençliğinin sesi’ olarak ün yaptı. Sigortacılık ve spikerlik gibi işlerin arasında on beş fotoroman ve iki sinema filminde de oynadı.

 

Nazım’ın Kerem Gibi şiirinden Kerem’i, Yılmaz Güney’in isminden Güney’i aldı ve Kerem Güney ismiyle topraklarımıza eşsiz şarkılar bıraktı. Sabahattin Ali ve Nazım Hikmet’in dizelerini de besteledi. ‘Aldırma Gönül’ Sabahattin Ali’nin, ‘Kıymayın Efendiler’ ise Nazım Hikmet’in şiirinden şarkı hâline getirilmişti. Bu besteler yüze yakın yorumcu tarafından seslendirildi, plak yapıldı ama ortada bir telif hakları yasası olmadığı için bunlardan eline hiçbir şey geçmedi. Aldırma Gönül, Elveda Meyhaneci, Yarım Kalan Aşk gibi besteleriyle meşhur olan Güney, bir gazeteciye verdiği röportajda, bestemin adı “Aldırma Gönül” yerine ‘Never Mind My Heart’ olsaydı.. ‘Şimdi Galapagos Adaları’nda tatil yapıyordum..’ demişti.

 

Erken yitirdiğimiz Ahmet Kaya ile tanışmak istiyordu, olmadı…

Ahmet Kaya ile aynı gün, 16 Kasım’da hayata veda etti.

Şairliği ile de ülkemizde izler bırakan Karaoğlan Bülent Ecevit’in Tapusuz Memet şiirini de bestelemişti:

 

doğmuşmuşun da
insanmışın da
yurttaşmışın da
durmuşun oğlu memetmişin
geç hemşerim geç
bunlarla kendini
adam saydıramazsın

vergini vermişin de
askere gitmişin de
eyilikten gayri
kime ne’tmişin de
geç hemşerim geç
bunlarla karnını
doyduramazsın

süreni senmişin de
ekeni senmişin de
biçeni senmişin de
her bi şeyi sen
geç hemşerim geç
bunlarla bu toprağı
senin olduramazsın

hani senin tapun
hani senin senedin
hani iki şahidinen
bin dönüm zilyedin
git işine memet
elde ne tapu ne senet
sen bu dünyada ne ararsın

 

Geride eserleri ve çoğu zaman unutulan ismi kaldı: Kerem Güney.

 

Bir de kendisi gibi müzisyen kendisi gibi sanatçı oğlu kaldı ülkemize…

 

Oğlunun ismi de Kerem Güney.

(AZ ÖTEDE OYNAYIN HAYATINIZI / Topaloğlu Hakan)

 

 

 

 

MAHSUN BENİ TAKSİM’E GÖTÜR !..

 

Tabutta Rövaşata, 1996 yapımı bir Derviş Zaim filmi. Başrolü Ahmet Uğurlu’nun üstlendiği film, Rumeli Hisarı’nda yaşayan evsiz barksız bir adamın hüzünlü hikâyesini konu edinir. Filmde uyuşturucu bağımlısı kadını canlandıran Ayşen Aydemir (1964-1999), Galatasaray Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi’ni bitirdikten sonra Amerika’da, Santa Monica’da tiyatro eğitimi aldı. Birçok tiyatro oyununda sahneye çıktıktan sonra sinemadaki tek rolünü 1996 yapımı Tabutta Rövaşata filminde aldı. Derviş Zaim’in filminde eroin bağımlısı kadını canlandırdı. 26 Eylül 1999’da 6 yıldır mücadele ettiği kolon kanseri nedeniyle vefat etti. Öldüğü gün Orhon Arıburnu 10. Yıl Tiyatro Ödülü’ne layık görüldü.

 

           

TABUTTA RÖVAŞATA’dan replikler

 

“ama arkadaşlar iyidir”

reis: kaç şeker?
kahveci: şekersiz içiyorum.
reis: babam taksiciydi. bir gece saat 3 ya da 4’te bir sokaktan geçmek zorunda kalmış. yirmi sene önce. dar bir sokakmış. karanlık, ancak bir tek aracın geçebileceği dar bir sokak. sokağın ortasında bi masa varmış. masanın başında da bi adam. ne yapıyormuş biliyor musun? çorba içiyormuş. işkembe ya da kelle paça. sarımsaklar, sirkeler, biberler…
kahveci: meğer baban bir sirke düşmüş de haberi yok.
reis: tam bir masa. her neyse, babam taksiden inmiş. adama ne yapıyorsun? demiş. adam hiç cevap vermemiş. çekmiş tabancayı bang.
kahveci: bang
reis: o yüzden ne zaman dar bir yola girsem, o yolda bir masa, masada da çorba içen birini görsem geri vitese alıyorum.

 

“mahsun,taksime gitmem lazım. n’olur beni taksime götür, mahsun.”

 

“ben düşündüm de, sarı’nın mezarına gitsek, birlikte.
yani hep beraber.
şarap da aldım. iyi olur diye düşündüm.”

 

“soğuk olan hava değil mahsun. insanlar soğuk. hayat çok soğuk. keşke bu kadar soğuk olmasaydı da dünya, sen de bu kadar üşümeseydin.”

 

Exit mobile version