EDREMİT KÖRFEZİ’NDEN BAYRAM MANZARALARI

Kurban Bayramı dün sona erdi ama Bakanlar Kurulu kararıyla uzatılan “bayram tatili” fiilen önümüzdeki Pazartesi bitecek. Malum, son yıllarda yaz aylarına denk gelen resmi tatilleri çeşitli vesilelerle uzatarak, iç turizmi ve ekonomiyi bir miktar canlandırma fırsatını kaçırmıyor iktidar, “hareketle bereket yaratmaya” çalışıyor. Neden? Çünkü fena halde ihtiyaç var buna piyasada. Nitekim bu sefer de aynısı yapıldı. Üstelik son iki senemizin temel sıkıntılarından birisi olan Covid-19 belası da bir nebze hafiflemişken, bu fırsat değerlendirildi. İdari izinle uzatılan tatilin, piyasaya ilaç gibi gelmesi beklendi.

 

KÖRFEZ’DE BU BAYRAM GEÇEN YILKİ YOĞUNLUK YOK!

Fakat uygulama neticesi pek öyle olmadı bizim bölgemizde. Yüzler gülemedi yine. Edremit Körfezi çevresinde vatandaşların tatil harcaması eğilimlerinin oldukça düştüğü görüldü. Hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısı büyüdükçe, bazı tercihler de bundan hızla etkileniyor. Gündemi  ekonomik sorunlar oluşturuyor ve yakın vadede somut bir çözüm de görülmüyorken, bu durum vatandaşların bazı harcamalarını kısmasına sebep oluyor. Genel anlamda, bölgede tatil için bulunanlar çok temkinli davranıyorlar harcamalar konusunda. Elbette pazarlarda ve marketlerde nüfus yoğunluğunun getirdiği önemli bir canlanma görüldü ama ücreti ve maaşıyla geçinen vatandaşların reel geliri giderek düştüğü için, onlar bırakın tatil harcamalarını arttırmayı, ailece bir çay bahçesinde oturmaktan bile kaçındılar. Yarınına güvenmeyen insanlar nasıl harcama yapacaklar ki? Gerçi her şeye rağmen para harcayan bir kesim de var ama onların toplamı, yaz turizminden gelir beklemekte olan bunca işletmeye yetmiyor. Üst gelir grubu nüfusun çok dar bir kesimi Körfez’de. Orta ve alt-orta gelir grubu da harcamasını kısınca, beklenen yaz sezonu ekonomik hareketlenmesi olmadı. Bölgenin sosyal yapısını dikkate almadan hayal kuranların, bu durumu detaylı bir şekilde incelemesi gerekiyor. Parayı konuta yatırmak tercihi ile harcamalara bazı sınırlar koymak arasında önemli farklar var. Trafikte bile gözleniyor aslında bu kemer sıkma durumu. Yazlıklar boş kalmasın, çocuklar denizden yararlansın diye Körfez’e gelenler var elbette ama geçen yıllardaki trafik yoğunluğu yok bu sene. Yollar kilitlenmiyor artık ama hiç kimse bu durumu kavşak ve yol çalışmalarına da bağlamıyor tabii ki. Araç kullanımını bile kısıyor yazlıkçılar. Hatta arabalar gölgeye çekilip, üzerlerine branda örtülerek park edilmiş durumda. Yerinden bile oynamıyor arabalar, muhtemelen sadece dönüş için basılacak marşlarına.

 

SAHİLLERDE BELEDİYELERİN REKABETİ

Sahillerde iş yapmaya çalışan esnaf da durumdan oldukça dertli. Misal; Altınkum’daki büfe işletmecisi, belediyeye ödemesini çoktan yapmış ve şimdi daha sezonun yarısı bile değilken verdiği parayı kurtarma derdine düşmüş. El ilanı dağıtıyor gelen geçene, şemsiye şezlong parası almayacaklarmış artık, “yeter ki gelen müşteri olsun, yediği içtiği yeter, cirodan kazandığımızla sürdürürüz işimizi” diyor. Akçay’daki market işlemecisi de artık dondurma dolabını kaldıracağını söylüyor. Ödediği elektrik parası, dondurmanın cirosundan bile fazlaymış. Sırf merak nedeniyle soruyorum market işleten esnaflara son günlerde, 5 bin TL kira veren 15 bin TL elektrik parası ödüyor. 20 bin TL diyen de var Altınoluk’ta. Ufak dükkanlar bu sözünü ettiklerim, büyük mekanlar da değil. Bir de küçük esnaflar arasında, sosyal güvenlik ödemeleri iyice arttığı için, işyerlerini kapatmayı düşünenler oldukça fazla. Pazarlarda da durumun yansımaları görülüyor. Fiyatlar oldukça yukarıda, yaz bereketi uğramadı daha pazarlarımıza. Bunca mazot zammından sonra tarım ürünlerinin fiyatları nasıl inecek ki? Bu durumda, enflasyon hazretleri nasıl düşüşe geçecek? Durum “çok kötü” demiyorum elbette ama berbattan sadece bir tık yukarıdayız. Sahillerdeki işletmelerde ise, Büyükşehir’e kira ödeyen büfelere ayrıcalık yapılması esnafın tepkisini çekiyor. Edremit Belediyesi’nin kiracıları sahile şemsiye şezlong açınca Altınkum’da, Büyükşehir Belediyesi zabıtası hemen gelip kaldırılmasını istiyor, vatandaşa da “şezlong istiyorsan bizimkilere git” deniliyor alenen. Belediyeler arasında “kendi kiracımı kayırırım” dönemi yaşanıyor. O derece bir rekabet var. Kazanç bandı daraldıkça, kayırma veya sınırlama da artıyor. Edremit Belediyesi ise, kendisine ödeme yapmadan sahillere yayılmaya kalkışan turizm işletmecilerinin şemsiye ve şezlonglarını topluyor.  

 

“NASIL OLSA EYLÜL’DE BİTECEK, GERİSİNİ SENEYE DÜŞÜNÜRÜZ!”

Zaten bir yandan ekonomik sıkıntılarla kendisini tükenmiş hisseden toplum, diğer yandan da sahillerin giderek daha fazla ticarileşmesinden tedirginlik duyuyor. Körfez kıyılarında konut almış olanlar, her geçen yıl denize ulaşmakta biraz daha fazla zorlukla karşılaşıyorlar. Ekonomi daraldıkça, sahillerden bir kazanç kapmaya çalışanlarda da artıyor. Mevsimlik yüksek kazanç, belediyenin Hazine’den kiraladığı sahillere gelip de kiracı olan “organize” kişilere cazip geliyor. Kira ödeyince sahilin sahibi olduğunu düşünen bu geçici esnafın düşünce ve davranış tarzı ise, bilinen esnaf gibi olmuyor haliyle. Tek hedefi kazanç olan bu kişiler, hiçbir incelik ve adalet duygusuna da sahip değiller. Bu noktada kamu adına durumu dengeleyecek olanlar da ortada olmayınca, kaos hakim oluyor sahillere. Burada bir işletme, orada bir otel, şurada bir yazlık sitenin kıyıya hakim olması derken, sahillerin kamuya açık olduğu hükmü de sadece lafta kalıyor. Bu sıkıntılara çare arayanlar ise, dertlerine kalıcı çözüm getirecek bir muhatap bile bulamıyorlar. Şikayet dilekçeler işleme konuluyor elbette ama çare bir türlü çıkıp gelmiyor. “Şunun şurasında kaç gün kaldı ki sezonun bitmesine?” diye düşünülüyor. İmza kampanyaları, basın açıklamaları, hatta yapılan halka açık toplantılar bile etkili olmuyor. Vatandaşta çok ciddi bir tepki var ama “yazlıkçı gerçeği” nedeniyle Haziran ayında artan ve Eylül sonunda sönümlenen bir tepki bu. Devamlılık arz etmiyor, bu durumu tüm yerel siyasetçiler de biliyor ve alenen kullanıyorlar. “Şimdi bağıran çok ama nasılsa Eylül’de biter” diyor yerel yönetimler ve bir dahaki seneye kadar zaman kazanmayı tercih ediyorlar. Oysa “seneye düşünürüz” zihniyetine sahip bu yöneticiler, seneye de o koltuklarda oturmaya devam ederlerse ne değişebilir ki? Savunmaları da anlaşılır gibi değil. “Yatırım talepleri çok fazla ama finansal kaynaklar sınırlı” diyorlar. O nedenle de mevcut kaynakları uzun yıllar sürecek altyapı yatırımlarına değil de, anında gözle görülen makyajlama işlerine ayırıyorlar. Kavşak ve yol yapımı, sahil düzenlemeleri en çok tercih edilen işler. Halbuki, seçimle gelen bu yerel yöneticiler, mevcut sorunları bilerek ve çözme sözüyle gelmediler mi? Bu durumda sanki kendi varlıklarına duyulan ihtiyaç asla sona ermesin diye, kestirmeden küçük sorunları halledip ana problemlerin ise tamamen çözülmesini istemiyor gibiler. Vatandaş dürüstçe bir yaklaşım bekliyor bu durumda. Koysun siyasetçiler projelerini ortaya, “şu kadar zamanda çözeceğim” desinler hiç olmazsa.

 

COVİD-19 VE KÖRFEZ’İN KRONİK KİRLİLİK PROBLEMİ…

Sahillerimizde huzurun da, sürdürülebilir bir turizmin de bu koşullarda gerçekleşmeyeceği açık. Üstelik tek sorun ekonomik darboğaz ve toplumdaki temkinli harcama eğilimi de değil elbette. Sağlıkla ilgili tehditler de var. Mesela Covid-19 da yine su koyuverdi. Yepyeni varyantlar çıktı ortalığa ve tam serbestlik durumunu yeniden kısıtlayacağına dair işaretler vermeye başladı. Bir diğer önemli sorun da elbette Körfez’in kronik hale gelen kirlilik problemi için hiçbir somut adımın atılmaması. Buna rağmen konut inşaatları hızla devam ediyor. Körfez’in çevresindeki tüm yerleşimler, altyapısı yetersiz koca bir kent olmaya doğru gidiyor hızla. Yetkililer bunu seyretmekle yetinmemeli. Hiç olmazsa imarı bir süreliğine, altyapı halledilene kadar durdurmalılar. Buna bugün son verilmesi bile bir gecikmişliğin ifadesiyken, yarın iyice iş işten geçmiş olacak. Oysa bu sorunlar yerinde duruyorken, yerel siyasetçi de bekliyor kenarda. Neyi bekliyor? Yeniden seçilmeyi bekliyor ve çözümün Ankara ile kendisi arasında giderilmek zorunda olduğunu vazediyor bir yandan da. Para mı yok, Hazine arazisi alıp satmaya hakkı olduğunu düşünüyor. Kamu kuruluşlarının kamplarını, mülklerini alıp değerlendiriyor. Sonra dönüp “para yok demeyin, para çok” diyor bir yandan ama temel altyapıya da başlamıyor bir türlü. “Halk için sahili açtım” deyip, o yeni alanı anında ticari hale getiriyor. Halkın doğrudan tepkisizliğine güvenerek, “ben yaptım oldu” siyasetinin doruklarına tırmanıyor.

 

“BİZ HATA YAPMIŞIZ O’NU ADAY YAPMAKLA…” DERLER Mİ?

Fakat halk bütün bunların son derece farkında aslında, sadece yerel iktidarla arayı bozmayarak hizmetin devamlılığını sağlama almaya bakıyor. Zamanını bekliyor. Bir yerel yönetim için, Ankara’daki genel merkezi nezdinde yapacağı şikayetlerin de şu aşamada sonuç vermeyeceğini gayet iyi biliyor. Çünkü parti genel merkezinin işaret ettiği adaya oy vermek zorunda kaldığı için, o seçilmişin de halka değil, tercihi baştan yapan parti merkezine tabi olduğunun da farkında. Yerel yöneticilerin siyasetçi tarafları, hizmet yapan belediyeci taraflarından daha önde gidiyor. Tabela fark etmiyor, hepsi aynı hemen hemen. Seçilen kişi kendi coğrafyasını ilgilendiren bir Çalıştay’a bile katılmıyor mesela, hatta uğramıyor, çünkü parti kongresinden yorgun döndüğünü söyleyebiliyor. Bu nedenlerle, yerel yöneticilerin Ankara’daki parti genel merkezlerine şikayet edilmelerinden de bir sonuç alınması mümkün değil. Ne diyecekler ki? “Biz hata yapmışız onu aday yapmakla” derler mi? Şu günlerde zaten bütün siyasetçiler halka dönüp “biraz daha sabır edin” demekle meşgul değiller mi?

 

HEM SABRIN BİR SINIRI VAR, HEM DE DOĞA İFLAS ETMEK ÜZERE!

Özetle, vatandaşlar Körfez’in kirlilik sorununu çözmekle görevli atanmış veya seçilmiş yöneticilerden, yerel siyasetten umudunu kesmiş durumda. “Kirli dersek insan kalmaz, kaçar buradan herkes” lafından da nefret ediliyor artık. “Ekonomik gerekçeyle oyalanıyorsanız, bu kokuya daha nasıl katlanılmasını istiyorsunuz, yakında ekonomi de kalmayacak bu sahillerde” diyorlar. Farkında mısınız, artık hiç kimse Balıkesir milletvekillerinin bu konuda bir şeyler yapmasını da istemeye yeltenmiyor. AK Parti’den Adil Çelik, Belgin Uygur, İsmail Ok, Mustafa Canbey, Pakize Mutlu Aydemir, Yavuz Subaşı iktidardalar ama ne bir süre verebiliyorlar, ne de tarif edebiliyorlar Körfez’deki çözümü. CHP’den Ahmet Akın, Ensar Aytekin, Fikret Şahin ise muhalefet olarak çözümü seçim sonrasına zamanlıyorlar haliyle ama onlar da ne yapılacağını tarif edemiyorlar. Yani vatandaşın güveneceği, önünü göreceği hiç bir proje yok ortada. Bu durumda tıpkı yerel yönetimler gibi, Meclis’ten de bu konuda bir çözüm çıkacağına inanmak mümkün olamıyor artık. Demokratik temayülleri de çok farklı toplumun. Sokaklara dökülmüyor sorununun çözümü için ama sakince sandığın ortaya konulacağı zamanı da bekliyor. Ders vermek istiyor kendisini oyalayanlara. Fakat bu sefer, yetkiyi vereceği tüm seçilmişlerin çok daha dikkatli olmasını da istiyor. Zira hem sabırlarının bir sınırı var, hem de artık doğanın iflas etmesinden korkuyorlar.

Exit mobile version