DEGLOBALİZASYON VE İŞ İLİŞKİLERİNİN GELECEĞİ 

arthaconsult.com

 

Ülkemizin derin stratejik kurumlarından Global Relations Forum, kısa adıyla GIF  2022 yılı küresel raporunu yayınladı. Raporda Çin’in yeni politikaları, Ukrayna Krizi ve Küresel Enflasyona yönelik önemli tespitler var.

 

Raporun özeti dünyada son 15 yıldır yaşanan küresel birtakım şokların globalizasyonu tersine çevirdiği yönünde.  Global ekonominin üretim üssü olan Çin ÇKP’nin 20’nci Ulusal Kongresinde Çin’li Lider Şi’nin açıklamalarından anlaşıldığı üzere “batılı ülkelerle hesaplaşmaya” hazırlanıyor. Bu da Çin’in gündemini  ticaret ve büyümeden güvenlik ve askeri konulara kaydırıyor.

 

IMF’nin Çin’in büyüme tahminlerini düşürmesinden de anlaşıldığı gibi bu durum Küresel ekonomiyi etkileyen ve küresel tedarik sisteminin geleceğini belirleyecek konulardan biri. 

Şi Kongre’de yaptığı konuşmada Karl Marx’dan 15 kez söz ederken “Pazar” kavramından sadece 5 kez söz ediyor.  Harvard Üniversitesi profesörlerinden DaniRodrik’in tespiti ile yakın zamana kadar ortamlarda atıfta dahi bulunmaktan kaçınılan sanayi politikası kavramı, artık bütün şiddetiyle geri döndü ve bir zamanlar “ticaret politikası tamamen küresel iş bölümü ve verimlilik arayışıyla ilgili iken; şimdi esneklik ve yerel tedarik zincirlerini korumaya” yönelmiş durumda. TOBB’da yakın zamanda yayınladığı “post küresel ekonomi dönemine hazır mıyız” adlı raporunda deglobalizm vurgusunu derinleştirdi.

 

Raporda belirtildiği şekliyle: ”Son 15 yılda birbirini takip eden şoklar, Soğuk Savaş sonrası dönemin egemen uluslararası ekonomik eğilimini önemli ölçüde tersine çevirdi. Fakat küreselleşmenin ölümüyle ilgili çıktılar abartılı olmakla beraber ticaret ve üretim ağlarında devam eden kesintiler, dünya çapında hükümetler ve firmalar için kapsamlı bir baş ağrısı oluşturuyor. Baş ağrısından kurtulmak için benimsenen post-küresel ekonomi ise piyasayı belirleyen ülkeler için yeni açılımlar sunuyor. İşte bu açılımları anlayıp, anlamlandıran gelişmekte olan ülke ekonomileri, proaktif politikalarla yarışta bir adım öne çıkacak. Elbette ki büyük resmi oluşturan ülkelerin post-küresel ekonomi için hangi politikaları benimsediğine bakmakta yarar var. Ancak şu unutulmamalı ki artık reel ekonomi, emek ve yerellik üretkenlik etrafında birleşiyor.”

 

Reel ekonomi, emek ve yerellik kavramları ülkelerin Brzezinski’nin ortaya attığı “küresel türbülans”tan kaçınmak adına çok kutuplu, belirsiz ve kültür savaşlarının olduğu bir dünyada kendi ulusal güvenliklerini koruma adına ekonomilerini kontrol altına almaya çalışmalarıyla ilgili. Amerikan Ulusal Ekonomik Konseyi’nin Başkanı BrianDeese, 23 Haziran 2021 tarihinde Atlantik Konseyi’nde yaptığı konuşmada bunu şu şekilde ifade ediyor:

“Çin ve diğer ülkelerin farklı kurallarla oynadığı gerçeğinin görmezlikten gelinmemesi gerektiğini hatırlatan Deese, ülkelerin “şampiyon endüstrileri barındırmak ve büyütmek için stratejik kamu yatırımları yapmasının yirmi birinci yüzyıl ekonomisinin bir gerçeği” olduğunu ifade ederek, “Yirmi birinci yüzyılın ikinci çeyreği için bir sanayi stratejisine” ihtiyaç duyulduğunu belirtiyor Bu stratejinin de temel sütunları olarak kamu yatırımlarını ve alımlarını kaydediyor.  

Deese, “ulusal çıkar için kritik öneme haiz büyüme fırsatlarına yatırımın kamu tarafından riskten arındırılmasının” sağlanması gerektiğinin altını çiziyor. ”Bahsedilen şampiyon endüstriler vurgusu ve “yeni bir sanayi stratejisi” kavramı yeni bir “çalışma ekonomisi yaklaşımını” gerekli kılıyor. 1970 lerde başlayan ve 1990 larda zirveye çıkan Neoliberal politikalar. Sermayenin ucuz emek ve karlılığa göre sınırları aştığı dünya artık değişiyor. Büyük ve hantal şirketlerin kapandığı, iş ilişkilerinin süreksizleştiği, ücretlerin global olarak eridiği bu dünya görünen o ki yeni gelişmelere gebe. Öncelikle reel ekonomi ve ulusal sanayi stratejileri ülkelerin sahip olduğu kalifiye emeği bir anda hiç olmadığı kadar değerli hale getiriyor.

Bu şu anlama geliyor. Artık stratejik bir malı daha ucuz diye Çin’de ya da dünyanın başka bir yerinden almak yerine yerelde üreteceksiniz. Bu yereldeki  nitelikli emeğin de stratejik bir önem kazanması anlamına geliyor. Neoliberal politikalarla süreksizleştirilen iş ilişkileri “yeni sanayi stratejisi” ile değişmek zorunda.  Bu politik değişimin önemli sonuçları olacak.(devam edecek)

Exit mobile version