Değişim olmalı mı?

 

14-28 Mayıs seçimlerinden sonra sonuç ne olursa olsun siyasette değişim talepleri-tartışmaları kaçınılmazdı. Seçim sonuçları bugünkü sonuçların tersi olsaydı benzer tartışma Cumhur İttifakı’nda olması kuvvetle muhtemeldi. Her iki sonuçta da siyasetin diyalektiği gereği değişim tartışılacaktı.

Yani seçimlerin akabinde Ekrem İmamoğlu değişim talebinde bulundu diye değişim tartışılmıyor, nasılsa tartışılacaktı İmamoğlu’nun talebi süreci hızlandırdı. Sadece CHP’de değil, İYİ Parti de de benzer değişim talepleri yüksek sesle dile getiriliyor. Değişim taleplerinin bu iki parti ile sınırlı kalması da siyasetin diyalektik mantığına aykırı; değişmeyen tek şey değişimdir.

Değişim neden kaçınılmazdır?

Çünkü toplumsal değişim talepleri doğru okunmazsa 5 yıllık daha yönetme yetkisi alan 21 yıllık iktidarın Japonya (54 yıl) örneğinde olduğu gibi kalıcı hale gelme olasılığı var. Seçimler öncesi muhalefetin söylediği ‘bu seçimlerde sistem değişmezse, artık bir daha değişmez, kalıcı hale gelir’ teziyle karşı karşıyayız. Kaldı ki iktidarın Cumhuriyetin 100’ncü yılı 2023’ten sonra esas iktidarlarını kuracakları, kendi ‘devletlerini’ ilan edecekleri yönünde sayısız söylemleri bulunuyor.

Ama değişimden ne anlıyoruz? Dillere pelesenk edilen demokrasi talebinde herkesin kendini tarif ettiği gibi, değişim talebinde de herkes kendisi dışında her şeyin değişmesini mi istiyor yoksa mevcut tablodan yola çıkarak gelecekteki olumsuzlukların önüne geçmek için mi değişim talep ediliyor.

Ekrem İmamoğlu’nun dillendirdiği ‘değişim’ talebinden rahatsız olunmamalı, yönetenler ve onun yanında yer tutanlar bu talebi kendilerine bir itiraz olarak görmemeli, değişim talebi toplumsal bir talep-ihtiyaçtır.

Seçimlerden önce bu kürsüye son çıkışım diyen Kılıçdaroğlu bu sefer milletvekili sıfatı olmadan çıktığı CHP Grup Kürsüsünden verdiği mesajlarda şimdiye kadar olduğu gibi ‘değişimin’ isimlerin değişimiyle kendi liderliğinde sürmesi tezini tekrar etti.

Salı Grup konuşmasından sonra Çarşamba günü Kılıçdaroğlu’nun davetiyle Ekrem İmamoğlu ile üçüncü kez bir araya gelinen Ahlatlıbel’de yapılan görüşmede nasıl bir yol haritası oluşturulduğunu parti kamuoyu ve tüm Türkiye merak ediyor.

İsmail Saymaz’ın dile getirdiği İmamoğlu’na yakın ‘genel başkanlık dahil topyekün bir değişim’ ve İmamoğlu’nun tekrar aday olarak belediye başkanlığını kazanması, belediye meclis üye çoğunluğunun elde edilmesi ve meclis içinden CHP’li birisine başkanlığın bırakılması projesi konuşuldu mu, konuşulduysa karşılık bulup bulmadığı… Bu tezden ve İstanbul’un bırakılmama-kaybedilmeme tezinden yola çıkarak Kılıçdaroğlu’nun ‘siz görevinize devam edin, benim genel başkanlığımda kurultayda istenen değişiklikleri tamamlayalım’ önerisi istenen değişim taleplerini karşılar mı…

Tabi burada esas olan kitlelerdeki hayal kırıklığı, umutsuzluk ve geleceğe dönük karamsarlık nasıl ortadan kaldırılacak, kitlelere nasıl tekrar umut yüklenecek de yerel seçimlerde istenen başarı elde edilecek. Kısa süre önce iktidarın seçim kazanmak için neler yaptığı ortada. Aynı anlayışın yerel seçimlerde başarıya ulaşmak için her türlü aracı kullanmaktan çekinmeyeceğini bilmek lazım. Yarın yine seçimlerden sonra arkasına sığınacak gerekçeler aramamak için bugünden yapılması gerekenler yapılmalı.

Nedir onlar?

Sadece kadrosal yenilenmeyle sınırlı kalmadan, yapısal ve politik sorunların giderilmesi. CHP’nin özüne dönmesi, kendisi olması ilkelerine sahip çıkması; Cumhuriyetçi, aydınlanmacı, toplumcu, kamucu, laik, eşitlikten ve emekten yana, antiemperyalist bir parti olduğunu yansıtmalıdır.

Elbette toplumun tüm kesimlerini kapsayacak politikalar geliştirmeli ama özünden uzaklaşmadan, metamorfoz-başkalaşamadan.

Samuel Beckett ‘’Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Yine dene. Yine yenil. Daha iyi yenil’’ dediği gibi.

Denedik, hep yenildik, yine denedik, yine yenildik, daha iyi yenildik; ama artık yenilmeyelim!

Exit mobile version