Ciddiye almak zorundasınız!

Kişi hayata nasıl bakıyorsa, işini de öyle yapıyor. Görevini öyle yerine getiriyor, kendi yaşamını da öyle sürdürüyor. “Hayata bakış açısı” sadece bireysel bir tercih olarak değerlendirildiğinde pek de sorun yaratmıyor. Başkalarının sınırlarını zorlamaya kalkmadığı sürece, her birey dilediği gibi bakabilir yaşama. Fakat seçilmiş ve atanmış yöneticiler için durum hiç de böyle değil. Bakış açısı veya günü ve geleceği algılama biçimi nasıl olursa olsun, her yönetici adil ve objektif davranmak zorunda. Toplumsal yapımız zaten o kadar renkli ve çeşitli ki, onu tek yönlü bir bakış açısıyla yönetmek aslında hiç de mümkün değil. O nedenle, yönetici tercihini sadece kendisine göre belirlerse, mutlaka bir de tepki oluşuyor. Yönetici denge sağlamak, farklı bakış açılarını da dikkate almak zorunda. Bunu yapabilmenin yolu, her konuda ilgili tüm taraflarla istişare yapmaktan geçiyor. Danışmak, konuşmak, anlamaya ve anlatmaya çalışmak için de öyle çok yol var ki aslında.

 

“MANZARAMI KAPATIYOR” DEDİ, ÇINAR AĞACINI KESTİLER!

Şimdi izninizle, bu genel değerlendirmeyi açmak için bazı yerel örnekler aktaracağım. Son yıllarda bir çok kez dinlemek zorunda kaldığım, çeşitli versiyonları da olan bir hikayeyle başlayacağım. Efendim, vatandaşın biri kışın gelip çeşitli alternatifleri de gezip gördükten sonra, Altınoluk’ta sahile sıfır konumda bir konut satın almış. Demek ki varlıklı biriymiş hikayenin kahramanı. Fakat yazın konutuna gelip yerleşince, evinin tam da önünde vaktiyle dikilmiş olan bir çınar ağacı olduğunu fark etmiş. Kışın yaprak dökmüş olan ve dikkatini de çekmeyen o yaramaz çınar, mevsimi gelip yapraklara bürünerek bir de adamın manzarasını kapatmamış mı?

Neyse sormuş soruşturmuş neler yapabileceğini adam ve Büyükşehir Belediyesi’ne peş peşe telefonlar açmaya başlamış. Israrla o çınarın kesilmesini istemiş yetkililerden. Sonunda yapmışlar isteğini bu adamın. Üstelik bununla da kalmamış Büyükşehir, sahillerdeki konut sahiplerinin manzarası bir daha engellemesin diye artık sahil kesimine sadece palmiye dikilmesi kararını da almış. Tepedeki yapraklarına kadar budanan incecik palmiyelerin, sahillere  en uygun ağaç olduğunu ispat için anlatılan hikaye böyle.

 

PALMİYENİN GÖLGESİ VAR MI?

Görüyor musunuz ne adamlar var! Ne etkili telefonlar ediyorlar ve nasıl da istekleri hemen yerine getiriliyor! Üstelik bu kıssadan da hemen hisse çıkartılıp, yerli cins ağaçlar tamamen kesiliyor ve bütün Balıkesir sahilleri palmiyelerle donatılıyor. Fakat ağaçlar sadece bir görüntüden ibaret değildir ki. Toprağı da tutarlar, doğal gelişim alanlarını da seçerler  ve bir de gölge verirler değil mi? Halbuki palmiyenin gölgesi neredeyse hiç yoktur. O sahile yüzmeye gelen vatandaşlar ise özellikle gölgesinden yararlanmak için sahillerde çınar, iğde, zeytin ve çam gibi yerli türler görmek isterler. Demek ki, sadece sahile sıfır konutu olanları değil de, o sahilden yararlananların tümünü  dinlemek gerekiyormuş değil mi? Biri vatandaşsa, diğerleri ne? Belki de palmiye tercihi için gerekçe bulurken daha yaratıcı bir kılıf seçmek gerekiyor.

 

DENİZ TEMİZSE BU BULANIKLIK, BU KÖTÜ KOKU VE HASTALIKLAR NİYE?

“Böyle bir gerekçeyle ağaç seçimi mi yapılır?” demeyin. Ne yazık ki çok anlatılan bir hikaye bu. Bunlar üzerine söylenebilecek pek çok şey daha var. Ancak ben farklı bir noktaya gelmek istiyorum. Sahil konutlarında yaşayanların manzarasına engel olmamak adına palmiye tercihinde bulunan bu yönetici bakış açısı, o manzaranın öznesi olan denizin kirliliği için de bir çare bulmayı niye düşünmüyor acaba?

“Parası yoktur” demeyin hemen. Sahil yolu, bisiklet yolu, taş döşeme, özel lamba, oturma grubu ve o palmiyeler de parayla değil mi? Üstelik vatandaşlar eski yollarla idare etmeye bile hazırlar. “Önce şu arıtma işini bir halledin de, diğer süslemeleri sonra yaparsınız” diyorlar açıkça. Hatta “altyapı yapmaya şimdi gücünüz yoksa, bari yapana kadar inşaat izinlerini durdurun da, deniz lağım kokmasın” diyorlar.

Buna karşı çıkıp da “deniz temiz, 15 günde bir analiz yapıyor ilgili kurum” demek de ayrı bir hikaye aslında. O zaman bu kötü koku, bulanıklık, köpüklenme ve en önemlisi de hasta olan çocukları nasıl açıklamak lazım acaba? Vatandaştan çıkan bütün bu seslerin ortak paydası da “yeter artık” ise, buna kesinlikle kulak kabartmak lazım.

 

VATANDAŞ GÖREVİNİ YAPIYOR, YÖNETENLER İZLİYOR

Küçük gezegenimizde, belki de insanlık tarihinin en kritik dönemlerinden birinden geçiyoruz şu günlerde. İklim krizi öyle bir boyuta geldi ki, sıcak hava yaşamsal bir tehdit oldu. Su kıtlığı da fiilen yaşanan bir gerçeklik haline geldi. İnsan türü belki bu değişenlere bir süre daha uyum sağlamaya çabalayacaktır ama yaşam alanlarımızda biyolojik çeşitliliğin giderek azalmakta oluşu gerçeği, aslında kaçınılmaz akıbetimizin de nasıl olacağına dair önemli bir işaretini vermiyor mu?

Fakat böyle kritik bir noktada bile, bunları tartışmak, yaşam tarzımızı değiştirmekle uğraşmak yerine başka işler yapmak zorunda kalıyoruz. Bu ülkenin, Balıkesir şehrinin Edremit Körfezi bölgesinde yaşayan vatandaşlar neden hala kanalizasyon, arıtma tesisi, deniz ve derelerin kirlilikten korunması gibi taleplerini duyurmaya çabalamak zorunda kalıyor ki? Hak mı bu?

Anayasa’mız “çevreyi korumak ve geliştirmek” konusunda hem kamu kurumlarını ve hem de vatandaşları görevli kılıyor değil mi? Bugün pek çok yaşam alanında olduğu gibi, Körfez’de de vatandaşlar görevini yapıyor ama diğer taraf sadece seyretmekle yetiniyor. Halbuki böyle bir rahatlık içinde olmaya hakları yok, zira Edremit Körfezi alenen can çekişiyor.

 

ARITMALAR KÖRFEZ’İN YAZ NÜFUSUNU KALDIRMIYOR

BASKİ’ye ait tesisler açısından bakıldığında Körfez’de durum oldukça kötü. Ayvalık’ta senelerdir arıtma işlemi bile yapılmıyor. Atıksular işlemsiz olarak doğrudan denize boşaltılıyor. Gömeç 10.000, Karaağaç 5.000 kişi kapasiteli basit  önarıtma tesisleriyle “idare etmek zorunda” bırakılıyor. Fakat yazlık konutlar hızla artıyor. Burhaniye’de nispeten bölgenin en düzgün arıtma tesisi var Pelitköy’de ama kapasitesi sadece 30.000 kişiye göre.

Oysa sahiller doldu, konutlar tepelere doğru ilerliyor. Burhaniye’nin diğer arıtma tesisi ise 100.000 kişi kapasiteli ve hem merkeze, hem de sahil yerleşimlerine yeterli olamıyor. Edremit’in Zeytinli tesisi ise neredeyse 40 yaşında artık ve sadece 110.000 kişi kapasitesi var. Oysa Edremit merkez, Kadıköy, Zeytinli, Akçay ve Altınkum’un bütün atıksuyu bu tesise geliyor. 16 saatlik operasyon süresi birkaç saate kadar sıkıştırılıyor, bu işlemden çıkan da denize ve dereye basılıyor. 120.000 kapasiteli olan Altınoluk ve 40.000 kapasiteli Narlı tesisleri de yaz nüfusuna yeterli olamıyor. Akçay’dan Altınoluk’a, Narlı’dan Mıhlı’ya ve Pelitköy’den Karaağaç’a kadar kanalizasyon hattı bile bulunmayan mahalleler, bölgeler var halen. Özel işletme ve otellerin, sitelerin arıtmaları da oldukça eski, sorunlu ve basit önarıtma yapan tesisler. Üstelik bunlar da haklı olarak yıllardır BASKİ sistemine bağlanmayı bekliyorlar.

 

SEÇİM ÖNCESİ ALGI ÇALIŞMALARIYLA ZAMAN KAYBETMEYİN!

Şimdi sahillere palmiye dikmek suretiyle “çok hayırlı bir iş” yapıldığını düşünüp, sonra da vatandaşı foseptik ve vidanjörden kurtarmak, bütün Körfez’i ileri biyolojik arıtma tesisleriyle donatmak nasıl mümkün olur dersiniz? Elbette BASKİ’nin teknik kadrosunda bilgili mühendis ve bürokratlar var. Kirliliği önlemeye yönelik yatırımlar için kaynak bulmak da oldukça mümkün. Fakat bunların arkasında duracak bir de siyasi irade lazım değil mi? Oysa belediyeyi şirket gibi yönetmek söz konusu olursa, atılacak her adımda kazanç sağlamak, algı yönetimiyle bedavadan arazi edinmek hedeflenirse, iş yapmaya fırsat kalmıyor anlaşılan. Yıllar boş yere geçiriliyor.

Güre için yer bulunduysa hemen ÇED sürecini tamamlayıp, halka da projeyi bütün detaylarıyla açıklamak gerekmez mi? Zeytinli’deki mevcut tesisi devreden çıkartmak ve ileri biyolojik arıtma yapacak, yeterli kapasitede, azot-fosfor çıktısı olmayan, koku sorunu yaşatmayan yeni bir tesis yapmak için yer mi yok? Neden çiftçinin arazisini  siyaset malzemesi yapmakta bu kadar ısrar ediliyor? Malum basın durup durup bu konuyu işliyor. Peki diğer ilçelerimiz ne olacak acaba, çözüm için bir Körfez Master Planı hazırlamak çok mu zor? Bilim insanı, yetişmiş personel, tecrübe, organizasyon yeteneği açısından bir eksiklik yok ki ülkemizde.

Her kurum işini yapmalı, işi hikayeye bağlayarak veya seçim öncesi algı çalışması yaparak, vakit geçirmemeli. Yapamıyorsa da, gidip ilgili bakanlığın yardımını istemek de bir başka çözüm. Vatandaşı ciddiye almamak, zamana oynamak, günün sonunda siyasetçilere de çok ciddi sonuçlar yaratacak Körfez’de.

Exit mobile version