50 YILDA SULAK ALANLARIN YÜZDE 35’İNİ KAYBETTİK

Doç. Dr. AHMET ÖZTOPAL

 

Her yıl 2 Şubat günü Dünya Sulak Alanlar Günü olarak kutlanmaktadır. Bugünün ana gayesi ise sulak alanlarla ilgili olan farkındalığı artırmaktır. Sulak alanın diğer bir adı da Ramsar alanıdır. Ramsar ya da sulak alanların korunmasıyla ilgili sözleşme, 2 Şubat 1971 yılında İran’ın Ramsar şehrinde imzalanmıştır ve 170 ülkeyi bağlayan bu sözleşme,Ramsar Sözleşmesi olarak anılır. Ülkemiz bu sözleşmeye 1994 yılında dahil olmuştur.

Acaba bu sulak alanların bize faydası nedir?

  • Biyolojik çeşitlilik açısından sulak alanlar, büyük önem arz etmektedir ve özellikle kuşlar ve diğer canlılar için önemli bir ekosistem oluşturmaktadırlar.
  • Tüm bitki ve hayvan türlerinin yaklaşık %40’ı, dünyanın toplam kara yüzeyinin %7’sini içeren sulak alanlarda yaşamaktadırlar.
  • Sulak alanlar, meydana gelen aşırı yağışları tutarak sel ve taşkınların önüne geçerler.
  • Şehirler, bu alanlardan içme suyu ve gıda tedariki sağlarlar.
  • Sulak alanlar, yeraltı sularını besler ve dengelerler.
  • Ayrıca, karbonu tutma ve depolama özelliği nedeniyle iklim değişikliğinin önüne geçmede önemli bir görevleri vardır.

Dünya genelinde 2400-2500 civarında sulak alan bulunmaktadır ve bunun alan karşılığı yaklaşık 2,5 milyon kilometrekareye karşılık gelmektedir.Dünyamızda en fazla sulak alana sahip ülkelerin başında 175 alanla İngiltere ve 142 alanla ise Meksika gelmektedir.Ülkemizde ise uluslararası kategoride 135 sulak alan bulunmakla beraber, bunların 14 tanesi Ramsar Sözleşmesi kapsamında yer almaktadır.

Hızlıca isimlerini vermek gerekirse: Göksu Deltası (Mersin), Akyatan Lagünü (Adana), Burdur Gölü (Burdur), Uluabat Gölü (Bursa), Seyfe Gölü (Kırşehir), Gediz Deltası (İzmir), Manyas Gölü (Balıkesir), MekeMaarı (Konya), Sultan Sazlığı (Kayseri), Yumurtalık Lagünleri (Adana), Kızılırmak Deltası (Samsun), Kızören Obruğu (Konya), Kuyucuk Gölü (Kars), Nemrut Kalderası (Bitlis).

Ne yazık ki son 50 yılda dünya olarak sulak alanların %35’i kaybettik.

Bunda küresel iklim değişikliğinin neden olduğu kuraklık ile beraber tarımdaki aşırı su kullanımı, inşaat işlerindeki dolgular, kirlilik, kaynakların aşırı tüketimi, suyun döngüsünün insan faaliyetleriyle engellenmesi, çok fazla suya ihtiyaç duyan tarım desenine geçiş ve sulak alanların kurutularak tarım alanlarına dönüştürülmesi gibi etmenlerin de etkisi bulunmaktadır. Ayrıca, sulak alanlardaki kuraklığın tehlikeli bir boyuta ulaştığını da belirtmek gerekiyor.

Peki sulak alanların kaybının azaltılması ve önlenmesinde neler yapılmalı?

  • Sulak alanlarda meydana gelen su seviyesindeki düşüşleri önlemeliyiz.
  • Sulak alanların ekosistemlerinin ve ekolojik yapısının korunmasını sağlamalıyız.
  • Sulak alanların yeraltı sularını beslemedeki fonksiyonlarının devamlılığının sağlamalıyız.
  • Sulak alanların mevcut kullanım maksatlarının sürekliliğinin temin etmeliyiz.
  • Ekolojik çevrim ve kuş yollarının olumsuz yönde etkilenmesini önlemeliyiz.
  • Yağmur hasadına dayalı ve havza odaklı kadim üretim yöntemleriyle, doğayla uyumlu bir tarım anlayışına yönelmeliyiz.

Ne yazık ki bundan 10 gün öncesine kadar ülkemizde kışı kış gibi yaşamadık. Sıcaklıklar mevsim normallerinin biraz üzerinde olup yeterince yağmur ve kar yağışı da alamadık. Bununla beraber su kaynaklarımızda azalma yaşadığımız gibi sulak alanlar da bundan olumsuz etkilendi. Bu durumu önceki yıllarda da yaşadık. Dünya geneline de baktığımızda önemli göllerde su azalmaları ve kurumalar görüyoruz. Bunlara örnek olarak Asya’dan Aral Gölü, Afrika’dan Çad Gölü, ABD’den Büyük Tuz Gölü, İran’dan Urmiye Gölü’nü verebiliriz. Bununla beraber sulak alanları da kaybediyoruz. Şunu da unutmamamız gerekiyor ki,ülke olarak su zengini bir ülke değiliz ve gittikçe su fakirliğine yaklaşmaktayız. 7 gün 24 saat musluklarımızdan akan su bizi yanıltmamalıdır. Su kaynaklarımızı korumak, kirletmemek ve en önemlisi de israf etmemek zorundayız.

2000’li yılların başından itibaren gerek dünyamızda ve gerekse ülkemizde hava ve su kaynaklı doğa afetlerinin şiddet ve sıklıklarında artışlar görüyoruz. Nedir bunlar? Daha kısa zamanda düşen şiddetli yağışlar neticesinde sel ve taşkınlar,sıcaklıkların zaman zaman yükselmesiyle beraber yaşadığımız sıcak hava dalgaları ve sıcaklıkların zaman zaman düşmesiyle de yaşadığımız soğuk hava dalgaları,şiddetli fırtınalar,yıldırım ve şimşek olayları, hortumlar, yağış azlığını nedeniyle meteorolojik kuraklık, su kaynaklarındaki azalma nedeniyle hidrolojik kuraklık, toprakta yeterli su içeriğinin bulunmaması nedeniyle de tarımsal kuraklık. Bu noktada şunu belirtmemde fayda var. Yaşadığımız her aşırı hava ve su kaynaklı olay, tamamen iklim değişikliğindendir demek de doğru değil. Bazen atmosfer rekorlar kırar, bu onun doğasında olan bir durumdur.

Körfez Çevre ve İklim Değişikliği Çalıştayı

Yaklaşık 2,5 sene önce temmuz ayında, Güre/Edremit’te, Körfez Çevre ve İklim Değişikliği Çalıştayı düzenlenmişti. Ben de orada çağrılı konuşmacıydım. Balıkesir için önemli bir adımdı. Dünya Sulak Alanlar Günü’nün gündemde olduğu şu günlerde, bu çalıştayı ve Sayın Yücel Yılmaz’ın Sıfır Atık Mavi Sözü altına attığı imzasıyla BBB’ninçevreye olan bilinci ve hassasiyetini hatırlamakta fayda var. Geçen 2,5 yıl sonunda bu çalıştay sonuçlarının yeterince hayata geçememiş olması ve çevre bilincinin sadece sıfır atıkla sınırlandırılmış olması; açıkçası BBB, BASKİ ve Balıkesir Kent Konseyi açısından büyük bir hayal kırıklığı olarak karşımızda durmaktadır.

Son söz: Vatanını sevmekle başlar her şey ve vatanını en çok seven görevini en iyi yapandır.Alınan sorumluluk ya da görevin en iyi şekilde yerine getirilmesi ise, liyakatten bağımsız düşünülemez.

 

Exit mobile version