• Olası tehlikelere karşı alınabilecek önlemleri düşünmek, almak yerine; “bişey olmaz, Allah korur…” demeyi tercih edenler,
  • evini, işyerini, aracını sigorta ettirip de poliçe süresi içinde her hangi bir hasar olmayınca “ödediğimiz prim boşa gitti” diye yakınanlar,
  • kırmızı mavi polis sinyal ışıkları ile donattıkları özel araçları ile kilitlenmiş trafikte emniyet şeridinden uçan iki ayaklı yaratıklar,
  • yüz binlerce gencin girip de yüzde pek çoğunun yeterli puanı tutturamadığı üniversite giriş sınavları öncesinde “toplu sınav duası” düzenlemenin gerçekte “başkalarının başarısız olmaları için dua etmek” anlamına geldiğini anlayamayan üniversite adayları,
  • bu tür bir duanın sadece ekip halinde verilen mücadeleler için baş vurulabilecek bir motivasyon aracı olabileceğini düşünemeyen din simsarları,
  • kurşun döktürme zırvası ile insanların dertlerine çare, dileklerine destek olmayı topluma pompalayan  sahtekârlar,
  • cep telefonu ile selfie çekmek uğruna boşluğa yuvarlanma riskini bile düşünemeyecek, görmeyecek kadar kendinden geçen teknoloji esirleri,  
  • elini cebinden çıkaramadığı soğuk kış günü elleri soğuktan morarmış balıkçıyla pazarlık yapabilen, “hesabını bilen” tüketiciler,
  • lüks teknelerinde içtikleri kolanın, biranın kutusunu, suyun şişesini şımarık tavırlarla denize fırlatan görgüsüzler,
  • sıcak yaz günlerinde kendisi haşeması ile denize girerken kara çarşafa soktuğu karısını kızgın kumun  üzerinde havlu tutması için bekleten muhafazakâr kocalar,
  • bu muameleyi “dinimizin gereği” gerekçesiyle kabullenen, kendilerine saygıları olmayan kadınlar,
  • gelişmiş batı toplumlarını peşinen“İslâm karşıtı” olarak niteleyen ancak o toplumlarda üretilen son teknoloji ürünlerini ekonomik imkânlarını dahi zorlayarak satın alan, kullanan mücahitler,
  • diğer tarafta da şişe kapağını dişiyle ya da çatalın sapıyla açmaya çalışarak açacak satın almamayı tasarruf sayanlar,
  • hırsızlıktan, dolandırıcılıktan suçlanarak Türkiye’den kaçanları geri döndüklerinde; “Türkiye seninle gurur duyuyor” sloganı ile karşılayan paralı askerler,
  • ulusal günlerimizde Atatürk’ün adını anmamayı marifet sayan kamu yöneticileri,
  • yolda yürürken taciz edilen kızlar yardım istediklerinde onlara; “böyle giyinirseniz sizi daha çok ellerler” diyebilen polisler,
  • yurda gelirken bekledikleri sınır kapılarını çöplüğe dönüştüren, Almanya’da yaşadıkları yerlerdeki belediyeleri, sokaktaki çöp kutularının üzerine “Mehmet çöpünü buraya at” uyarısını yazmak zorunda bırakan Türkler,
  • bayram namazlarında caminin içinde yer bulamayıp da sokağa taşarak araç ve yaya trafiğini dakikalarca engellemeyi kendileri için “hak” sayanlar,
  • bu gibi davranışlar karşısında Türkiye’nin üyeliğine ilişkin AB’den gelen; “AB’nin Türkiye’yi hazmetme kapasitesi” çekincesi…

Listenin ucu açık. Bir bu kadar daha örnek çok rahat bulunabilir.