İngiliz filozof ve politik ekonomistler John Stuart Mill (1806-1873) ile Jeremy Bentham (1748-1842) devleti yöneten siyasi otorite sahiplerinin alacakları ekonomik ve idari kararlarda ve uygulamalarında,  “büyük çoğunluğun refah ve mutluluğu” ilkesini göz önünde tutmaları gerektiğini vurgulamışlardır. Şimdiye kadar buna karşı çıkan da olmamıştır.

 Ancak, Türkiye’de-Dünya’da da- uygulanan kimi ekonomi politikaları, alınan yatırım kararları bu ilke doğrultusunda değerlendirildiğinde, gerekçelerini anlamakta güçlük çektiğimiz pek çok durumla karşılaşmaktayız. Kanal İstanbul bunlardan biri. Nasıl mı?

Kanal İstanbul Projesini sorgularken üzerinde düşünülmesi gereken hususlar:

  • Dünya’da petrol ve sıvılaştırılmış gaz (LPG, LNG) taşımacılığı,  giderek deniz yolu yerine boru hatları ile yapılmaktadır. Bu nedenle Boğaz’daki “tanker geçiş trafiği ve riskleri” azalmış, azalmaktadır.
  • İstanbul Boğazı varken, Kanal İstanbul’un Türkiye’ye sağlayabileceği jeopolitik ve/veya ekonomik yarar ne olabilecektir?
  • Kanal İstanbul yatırımının “çoğunluğun refah ve mutluluğuna” her hangi bir somut katkısı olacak mıdır?
  • Kanal İstanbul’un Karadeniz ile Marmara arasındaki su akış düzenini değiştirip olumsuz etkileyerek bölgedeki ve çevredeki canlı yaşamı, bitki örtüsü ile su havzalarını tahrip edeceği bilim çevrelerince belirtilmiştir. Bu uyarıların doğru olmadığına dair her hangi bir bilimsel görüş açıklanmış değildir.
  • Kanal İstanbul’un kıyılarında ve geçeceği güzergâh üzerinde oluşturulacak yapılaşmadan belli bir azınlık mı yoksa çoğunluk mu yarar sağlayacaktır?
  • Kanal İstanbul tamamen dış kaynak finansmanı sağlanmak suretiyle yapılsa bile sağlanan kaynağın geri ödemesi, Türk Ekonomisi’nden yurt dışına kaynak aktarılması olmayacak mıdır?  

Bu durumda “büyük çoğunluğun mutluluk ve refahı” söz konusu olabilir mi?

Kanal İstanbul yapılsın mı?