Bugün öğretim üyesi olarak görev yaptığım, İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Bölümü’ndeki öğrencilik yıllarımın ilk zamanlarıydı. Aynı zamanda, Mikdat Kadıoğlu hocamızın Amerika Birleşik Devletleri’nden doktoralı olarak dönüş yaptığı ilk yıllardı; başka bir deyişle, 1990’lı yılların başlarıydı. Kendisi, bir bölüm seminerinde Askeri Meteoroloji başlığında bir sunum yapmıştı. İlk o zaman öğrenmiştim meteoroloji biliminin askeri anlamdaki önemini. Ve yıl 2018. Aradan geçen süre 20 yıldan fazla ve Kadıoğlu hocamız yine Askeri Meteoroloji başlığında seminerler veriyor. Bu geçen süre içerisinde kim bilir bu konuda kaç seminer verdi? Bütün mücadelesi askerlere ve karar vericilere bu konuyu anlatabilmek ve Türk Ordusu bünyesinde bir meteoroloji birimin kurulabilmesini sağlamaktı.

Ne yazık ki ordumuz, bir meteoroloji birimine hala sahip değildir. Bu konudaki desteği Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nden sağlamakla yetinmektedir. Oysa bir sivil kurum, özellikle savaş ortamında, bir ordunun ihtiyacı olabilecek tüm gereksinimleri her ortam ve şartta sağlayamaz. Bu yüzdendir ki, ordunun bu alanda kendi bünyesinde yer alacak uzmanlara sahip olması gerekir. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Atmosfer Bilimleri bölümlerinde okuyanların önemli bir bölümü de, Amerikan Ordusu mensuplarıdır. Hatta İtalyan Meteoroloji kuruluşu, İtalyan Hava Kuvvetleri bünyesinde yer almaktadır. Oysa bize bakacak olursak, örneğin ben, doktoralı bir kişi olarak 2010 yılında askerliğimi rütbesiz bir jandarma eri olarak yaptım. Ayrıca, meslek kurasıyla askerliğini teğmen olarak yapan meslektaşlarımın kaçı meslekleriyle ilgili görevler yaptılar dersiniz?

Bakınız, II. Dünya Savaşı’nda Müttefik Kuvvetler Komutanlığı’nı yapan Dwight D. Eisenhower ne der?

Akıbetimiz Meteorolojistlerin elindedir.

Bunu görmek için II. Dünya Savaşı’nın Normandiya çıkarmasına bakmak yeterli olacaktır.

1.Dünya Savaşı, insanlık tarihindeki en yıkıcı ve ağır bedeller ödenen bir savaştır. Böylesine şiddetli bir savaşta, Normandiya çıkarması önemli bir dönüm noktası olmuştur. Bu çıkarmayla birlikte, Amerika ve müttefikleri güç kazanmışlar ve bu güçle ilerlemeye başlayarak, savaşı nihayetinde kazanmışlardır. Böylesine büyük bir askeri harekâttaki en büyük zorluklardan biri de hava muhalefetiydi ki, çıkarmanın devamlı ertelendiği bir ortamda, Amerikalı Meteoroloji uzmanları bölgedeki 2 fırtınanın arka arkaya geçişini çok iyi tahmin ederek, fırtınalar arasındaki sakin hava şartlarından yararlanılabilmesini sağlarlarken, Almanlar bu önemli noktayı öngörememişlerdi. İşte bu başarısızlık Almanlara çok pahalıya mal oldu.

M.Ö. 500 yıllarında, Antik Çin’de yaşayan Sun Tzu isimli bir savaşçı da, askeri istihbarat konusunda şöyle der.

Araziyi bil, düşmanı bil, havayı bil. Ancak bundan sonra zafere ulaşırsın.

Hatta Amerikan ordusundaki klasik askeri yaklaşıma göre, şiddetli hava şartlarından kaçmak ya da mücadele etmek gerekirken; modern yaklaşım, şiddetli hava şartlarını beklemeyi ve kullanmayı gerektirir.

Verimliklerini arttırabilmek için günümüzde çeşitli inşaat, çevre, enerji, hidroloji, basın, belediye, afet koordinasyon vb. kuruluşların dahi hava ve suyun uzmanları olan Meteoroloji Mühendislerini çalıştırdığı bir ortamda ve hatta terörist unsurların dostumuz görünen devletlerin ordularından meteorolojik bilgi ve destek aldığı bir dönemde, ordumuz bünyesinde lisans, yüksek lisans ve doktoralı uzmanlardan oluşabilecek bir meteoroloji biriminin olması elzem bir konudur.