Her yıl Dünya genelinde hatırlanıyor, kutlanıyor. Ancak, çağ dışı yaşam anlayışına sahip, inanç ve duygu sömürücüsü krallar, sultanlar tarafından yönetilen Arap ülkelerinde hatırlanmasına bile izin verildiğini hiç sanmıyorum.”Hiç kadınla erkek ‘bir’ olabilir mi”? Tövbe…

Kadın hareketinin Dünya’da duyulması yüz altmış bir yıl önceye gidiyor. On dokuzuncu yüzyılda Amerika’da çok güç koşullarda çalıştırılan kadın işçiler, 8 Mart 1857 günü sömürüye baş kaldırıyorlar. Sömürü düzeninin güvenlik güçleri, “isyancılar”ı sindirmek üzere saldırıya geçiyorlar ve çıkan yangında çok sayıda kadın emekçi hayatını kaybediyor.

Bu olaydan elli üç yıl sonra Berlin’de yapılan “Uluslararası Sosyalist Kadınlar Toplantısı”nda,  Alman kadın politikacı, Marksist-Leninist görüşlü Clara Zetkin’in önerisi ile 8 Mart  “Dünya Kadınlar Günü” olarak kabul ve ilân ediliyor, böylece “sosyal demokrat kadın hareketi” başlatılmış oluyor.

O tarihten bu yana da, Dünya’da kadın erkek eşitsizliği giderek daha fazla gündeme geliyor. Batı Avrupa’da cinsiyet eşitsizliğini düzeltici düzenlemelere yönelik, evrensel hukuk ilke ve kuralları ile uyumlu yasal düzenlemeler gerçekleştiriliyor.

Türkiye’de kadın hakları, Cumhuriyet’le birlikte ve Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde “devlet politikası” olarak gündeme alındı, yasal çerçeveye oturtuldu. Kadınların yüzlerce yıllık “ikinci sınıf insan” statüsü değiştirilmek istendi. Medeni Kanun, kılık kıyafet, devletin tekelinde yürütülen karma eğitim devrimleri ile kadınlar siyaset, çalışma ve toplum yaşamında öne çıkarılarak “birinci sınıf” yapılmak istendi. Çağdışı zihinlerin itiraz ve iftiralarına karşın küçümsenmeyecek başarılar kazanıldı. Gene de aradan geçen doksan yılı aşkın sürede olması gereken düzeyde değil.

Devrimler, toplumun ilgisi ve yaygın desteği ile ayakta kalabilir, başarıya ulaşır. Erkek egemen, töre ve gelenek eksenli bir toplumda kadın hakları ( diplomalı-diplomasız) kesim tarafından gerektiği kadar benimsenemedi. Neden ki?

                                                        ***

Ancak, Dünya’da bir kadın gerçeği var ki; insanlık ve kadın için yüz karası. Para karşılığı seks yapan kadın gerçeği! Fahişelik bir “meslek” olarak tescil edilmiş. Bu işi yapan kadın, kişiye ve ortama göre değişen sözcüklerle (fahişe, hayat kadını, orospu) tanımlanıyor!

İnsanlık tarihinin en eski “meslek”lerinden! M.Ö. 500 yılında Atina’lı devlet adamı Solon Kanunları ile statü kazandırılmış. O zamandan günümüze, devletlerin bilgi, denetim ve gözetiminde icra edilen bir “sertifikalı bir meslek”…Her toplumda mevcut. Ergen kızlarla erkeklerin yakınlaşmasına “öcü gözü” ile bakılan, tepki gösterilen, töre cezaları uygulanan toplumlarda daha yaygın. Buralarda, ergenlik çağına gelmiş erkeklerin gözünde kadın; “para karşılığında elde edilen bir meta”.

Ülkemizde küçük yerleşim birimlerinde bile devletin belirleyip izin verdiği yerlerde, on sekiz yaşını dolduran erkeklerin “devam ettikleri” yerlerde “vesikalı işçiler” tarafından icra edilmekte. Kız erkek ilişkilerine “öcü” anlayışı ile bakılmayan Batı toplumları ile Uzakdoğu ülkeleri için ise“öcü”den kaçan erkeklerden sağlanan “turizm geliri” olarak görülüyor.

İşin daha da acı ve düşündürücü tarafı ise şu: Türkiye’de de, Dünya’da da hiçbir kadın kuruluşunun, sivil toplum örgütünün bu utancın ortadan kaldırılması için başta kadınlar olmak üzere topluma, devlet birimlerine yönelik her hangi bir girişimde bulunmamaları, kampanyaya, projeye öncülük etmemeleri! Neden ki? 

                                                    ***

Kadınlar; para karşılığında elde edilen seks aracı” olarak oldukları sürece-toplumdan topluma farklılık gösterse de- hiçbir zaman olmaları gerektiği kadar “saygın” olamayacaklardır. Türkiye’de de 8 Mart Kadınlar Günü birkaç klasik söylemin ardından karşılıklı göbek atışları ile “kutlanacak” ve bir yıllık tatile girecektir!

Sonuç: Çözüm ceza değil, gerçek eğitim (öğretim değil), ilkel değer yargılarını, tabuları silmek, silebilmektir…

Düşünen Adam