Ş. TARIK SÜRMELİOĞLU

KIRKLI yaşlarda adamlar görünce çocukken.. “Yaşlı” derdik!

Demek ki kırkına gelince biz de böyle olacağız.

Nasıl?

Ağarmaya yüz tutmuş saçlar, kırışmaya başlamış alın, sararmış dişler.

Eh, biz çocuktuk.. Babam kırkında.. O yaşlarda amcalar vardı, arkadaşları.. Siyah beyaz fotoğraf karelerinden tanıdık yüzler.. Altmışında gibi hepsi.

Oysa kırktılar.

Sonra biz kırk olduk.

“Yaş kırk, döt tırt” diyordu arkadaşlar.

Aynaya bakınca, hiç de öyle tırtlayacak gibi durmuyordu tabi. Otuzlu yaşlarını yaşayan, eli yüzü düzgün, fiziken sağlam.. Birkaç beyaz tel dışında saç baş aynı; hâttâ bir gram dökülme yok, kıvır kıvır haldeler.

Kendimce yakışıklıydım yani.

O deyim öyle doğru çıktı ki.. Kırk üç, kırk dört, kırk beş diye sayarken yılları.. Kalpte başladı ilkin tekleme.

Saç baş ağardı.. Bir tutamlık köse sakalda siyah kalmadı.

Uyku apnesinden hemoroide..

Nefes zorlanmasından huzursuz bacak sendromuna..

Diş eti çekilmesinden retina yırtılmasına..

Göz tansiyonundan damar tıkanıklığına kadar!

Hergün kalbe dair dört ilaç.. Stentlerimiz de var eksik olmasınlar…

Hergün göze dair iki damla.

Nicedir sallanıyor üst çenedeki azı dişi..

Alt çeneden dördünü gömdük son üç yılda.

“İmplant yaptır” diyorlar.. Dünyanın parası.

Yoksa dişçi koltuğundan korkumdan değil!

Velhasılı; kırkından sonra tırt tırt gidiyor bedenden bir şeyler.

 

***

DÜN itibariyle elliyiz artık.

Siz bakmayın oram hasta, buram yasta muhabbetine..

Eskidendi, “yaş otuz beş, yolun yarısı eder…”

Yarısı, ellidir şimdi!

Geriye kalır elli.

O ellinin kaçta kaçı yaşanır, onu Allah biliyor.

Kalanı iyi yaşamak.. Doya doya yaşamak.. Güzel yaşamak lazım.

 

***

ELLİYE erişince, yaşamımı kökten değiştireceğim diye söz vermiştim kendime.

Ne bileyim, o güne kadar nasıl yaşadıysam; sonrası bambaşka bir şey olmalı.

Harıl harıl çalışmamalıyım.

Sabah dokuzda kıçımı koyduğum koltuktan, akşam dokuzda kalkmamalıyım.

Rutin iş hayatının dışına çıkıp, kendime daha çok zaman ayırmalıyım.

Başka bir boyuta geçmeliyim meselâ.

Sessiz sakin bir köyde, başımı sokacak bir evim, kışın içimi ısıtacak bir sobam, bahçemde yeşilliklerim olsun.

Çiçekler yetiştireyim renkli renkli.. Güllerim, sardunyalarım, ortancalarım olsun.

Meyva ağaçları dikeyim boy boy.

Dallardan meyva toplayayım.

Nar, kiraz, erik, vişne.

Asmanın üzümleri sarksın kameriyenin her yanından.

Yaseminler sarsın bahçemi.

Bir köşede sebze yetiştireyim.

Okuyamadığım kitaplarım olsun elimin altında.

Okurken uykuya dalayım.

 

..VE şehirden uzak olsun mümkünse.

Sarmaşıklardan duvarlar öreyim.. Ne beni kimse görsün, ne ben kimseyi göreyim.

Sadece gerçek dostlar kalsın, gönül dostlarıyla hoşbeş edeyim. Fazlası olmasın.

Kenafir gözlere gelmeyeyim; nazar değdirmeyeyim kendime.

Huzurum bozulmasın.

Otuz yıldır haberle yatıp kalkıyorum. Haberler uzak dursun biraz.

Güzel romanlar zihnimin süsü olsun.. Kitaplığımı zenginleştireyim.

Malum, müziği seviyoruz.. Vurmalılar ihtisasımdır ama.. Ellisinden sonra nefeslilerden bir kuple öttüreyim istiyorum.. Kimsenin “höt” demeyeceği bir ıssızlıkta, trompet sesleri inletsin meselâ çam gölgelerini. Varsın bozuk çıksın sesi, varsın detone olsun; öttüren benim ya…

Öttürebiliyorken öttür işte…

Lastik çizmeleri çekip yeni sürülmüş toprağa tohumlar saçayım.

Sabahları kara tavukların kuluçkasından kahvaltılık yumurta çalayım.

İyi bir ustanın elinden çıkmış tuğla fırında köy ekmekleri pişireyim çıtır çıtır.. Ekmek kokuları her yanı sarsın.

Odun ateşinde çay demleriz.. Anneanne kurabiyelerim meşhurdur, güzel yaparım.. Çayın yanında iyi gider ikindiyin.

Güzide ortanca sever, ben sardunya.. Bahçe kapısından eve giden kayrak taşlı yolun sağında ortancalar, solunda sardunyalar olsun.. Sol taraf benim olsun!

 

***

YANİ, kurtarayım kendimi apartımanın üçüncü katından.

Beton kütlelerin içine hapsettiğimiz elli yıl anılarda kalsın.

Geceleri, yıldızlar yağsın üstümüze.

Kayan yıldızları sayalım uzandığımız yerden.

Eh, bir de ceviz ağacı olsun.. Kimse farkında olmasın; sadece ben olayım.

 

***

BÖYLE hayallerim var.. Pahalı, fahiş hayaller değil.

Çokta gözüm yok.. Olmadı hiç zaten.

Bir dilim ekmeğe katık edecek keçi peynirin var mı dolapta?

Dünyanın en mutlu insanısındır.

Çizik yeşil zeytinler Annemden.

Kediye gerek yok hiç.. Bizim kız kedi gibidir zaten.. Sarılıp sarmalanacağı, sokulup uyuklayacağı yeri bilir.. Babasının dizleri dünyanın en sıcak yeridir.

Oğlan, uzaktan selam sarkıtıyor artık.. Ayda yılda bir görüyoruz. Görüp göreceğin beş dakika.. Baba evine beş dakika, arkadaş alemine tam gün mesai.

 

***

ELLİYE eriştik..

Şimdi, bu hayalleri gerçekleştirme azmindeyiz.

Az kaldı.

Çok dikey yaşadık bugüne kadar.

Şimdi yataya geçiş zamanı.

 

***

DOĞUM günümü kutlayan tüm dostlara teşekkür ederim.

Hep birlikte sağlıklı, mutlu, huzurlu yaşamak dileğiyle.