Cumhuriyet Türkiyesi’nin yetiştirdiği en büyük araştırmacı gazetecilerden biri olan Uğur Mumcu’nun katledilişinin 25.yıl dönümü ülkemiz genelinde değişik tören ve etkinliklerle anılıyor. Ben de sabah başlayan TGB’nin “Uğur Mumcu Gazetecilik Okulu”nda düzenlediği etkinliği ve anma programını televizyondan canlı olarak izliyorum. Gerçekten o toplantıda olmak  ve toplantının havasını solumak isterdim.

Uğur Mumcu’nun ağabeyi Av. Ceyhan Mumcu’nun konuşmasını dinliyorum. Salon gençlerle tıka basa dolu. Gençlerin pozitif enerjisi ve coşkusu konuşmacıları da kapsıyor. Ceyhan Mumcu, Uğur’un gençler ve genç gazeteciler için daha iyi anlaşılabilmesi için Uğur’un yaşamında mesleki olarak gözettiği üç temel ilkeden söz ediyor.

Birincisi, olay ve olguları tarihsel boyutu ile değerlendirmek…

İkincisi, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmamak…

Üçüncüsü, Cumhuriyetçi kadroların eylem içinde yetişmesi ve pişmesi…

Ceyhan Mumcu’nun konuşması üzerine uzun uzadıya düşünüyor, söylediklerini sorguluyor ve günümüzde basın dünyası  ve  kalem emekçileri açısından ne anlam ifade ettiği üzerine kafa yormaya  çalışıyorum. Sevgili kalemdaşım Tarık’ın o anda yanımda olmasını ve bu konunun üzerinde  karşılıklı söyleşmeyi ne kadar da isterdim.

GAZETECİLERİN VE YAZARLARIN DÜNYASI…

Geçtiğimiz günlerde bir meslektaşım ziyaretime geldi ve  anlattıkları karşısında zaman zaman şaşkınlığa  uğradığımı belirtmeliyim. Mesleki bir panelde  bir sosyal psikologla sohbetlerini anlattı. Gazetecilerin ruhsal durumu üzerine konuşmuşlar ve gazetecilerin psikolojik açıdan sürekli terapiye ihtiyaçları olduğunu vurgulamış. Sürekli dünyadaki, ülkelerindeki, bölgelerindeki, kentlerindeki  olay ve olgular karşısında meslekleri gereği  yoğun etkilenme içerisinde bulunan ve sürekli öğrenen, sürekli bilgi alanlarını genişletip, kendilerini geliştirmeye çalışan gazetecilerin, çevrelerindeki en basit ya da en karmaşık sorunlarla sürekli içli dışlı olma durumlarının,  zaman içerisinde hem fiziki hem de ruhsal dünyalarında hem yıpranmayı hem de aşırı yüklenmeye ve strese bağlı sorunlara neden olduğuna dikkat çekerek, ”sizin sorunlarınıza doktor reçete yazmaz. Sonunuz içler acısı” yorumunda bulunmuş..!

Bir nebze çözüm ise, YAZMAK ve içinizi, kafanızı boşaltmaktan, deşarj olmaktan geçiyor, diyerek “ sen de bilgisayarına bir dosya aç ve yazabildiğin kadar yaz, içini boşalt..! Yüklü olarak dolaşacağına bırak o yükü bilgisayarın çeksin, taşısın” demiş..!

Doğru söze ne demek lazım..!?

Güldüm ve  kendi halimi düşündüm. Bu mesleği tercih ettiğim günden bugüne kendimi bildim bileli sürekli yazıyorum. Çeşitli konularda sekiz kitap yazdım ve dokuzuncu kitabımın üzerinde çalışıyorum. Günlük olaylarla ilgili yazdığım makalelerin sayısı bile artık anımsamıyorum, bilmiyorum…

Ne gecemiz var ne de gündüzümüz.. Akşam olup da evin yolunu tuttuğumda, koltuğumun altındaki kitaplar ve dosyaları görünce artık eşim ve çocuklarım isyan etmemeyi öğrendiler. Herkes işine bakıyor…Zaten ev gezmeleri, evimizde misafir kabul etmeler “tarih” oldu..! Geçtiğimiz günlerde “dede” oldum ve büyük oğlumun benimle ilgili en büyük şikayeti, bıktırıcı “ilgisizliğim”…!Diğer meslektaşlarımın da benzer dertlerden muzdarip olduğunu biliyorum.

Çözüm..?

Çözümü yok..!

Bu mesleği tercih etmişseniz, ya bu kervanı güdeceksiniz ya da bu diyardan gideceksiniz..!

HEM İNSANLARIMIZI HEM DE DEĞERLERİMİZİ ÇALIYORLAR..!

Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde  “kervanı gütmenin” de bir bedeli var. Uğur Mumcu’nun katlinin 25.yıldönümünde havada uçuşan demeçlere bakıyorum da “ Cumhuriyetçilik, Atatürkçülük, laiklik, ulusal bağımsızlıkçılık, egemenlik, halkçılık, demokratlık, aydınlık, çağdaşlık, ilericilik, yurtseverlik, devrimcilik…”gibi kavramlardan ortalık geçilmiyor…

Oysa ki, kullandığınız her sözcüğün ve her kavramın, ele aldığınız her konunun bu ülkede bir bedeli var..! Mumcu, bu bedeli seve seve ödeyen insanlardan biri..24 Ocak’da karlı bir kış günü evinin önündeki aracına binip de kontağı çevirdiğinde patlayan bomba ile param parça edilmiş bir insan…bir gazeteci ve yazar…bir kalpaksız Kuva-yı Milliyeci…

Mesleki olarak yaşamlarında bedel ödemiş değerlerimizi çalmak ve tepe tepe kullanmak “birileri” için alışkanlık haline getirildi… Mumcu’yu kişi olarak öne çıkartırken, onun sahip olduğu  değerlerin üzerinde  zıp zıp zıplayanlar, kendi sahte dünyaları için çerez kılanlar, en azından ölülerimize layıkıyla saygı göstermeyi  bilebilselerdi…

BU OYUNU BOZMALIYIZ

Mustafa Kemal, Nazım Hikmet ya da Che’nin başına gelenler, getirilenler gibi.. Nazım, sevgililerin “aşk şairi” kılınırken, Che sevgililerin romantik aşk maceralarında idol kılındı…Mustafa Kemal’in başına gelenlerden söz etmiyorum bile… Bir insanın yaşamında da vefat ettikten sonra da başına gelebilecek en büyük “bela”, darbe meraklıları ile darbecilerin garnitürü kılınmaktır…

Bu hemen her konuda ne yazık ki böyle…

Düşünsenize, bir DEAŞ’lı ya da Hizbullahçı teröristin ağzından  İslam ile onun elçisi peygamberin  adı  düşmüyor  ve  kör bıçakla huşu içerisinde insan kellesi uçuruyorsa söylenecek söz  mü kalıyor..!?

Riya ve ihanet parlak  sözler, nutukların ardından keskin bir bıçak gibi cilalanıp, pazarlanıyor…

En zayıf düştüğününüz ya da zayıf görüldüğünüz an da sırtınıza gömülecek kara saplı kanlı bir bıçak…Mumcu’nun mücadele yüklü  yaşamını bilenler, tüm yaşamı boyunca  kendisine sürekli egemenler ve işbirlikçiler  tarafından bedel ödettirildiğini de iyi bilirler.24 Ocak 1993 de aracında patlatılan ve bedenini param parça eden bomba bu bedelin sadece  son halkasıydı…

Parçalayarak öldürdüler ama bitmedi..!

“FALİ MEÇHUL”DİYE BİR DÜNYA YOKTUR..!

Mumcu cinayeti, hala  “faili meçhul” olarak kabul ediliyor…Yıllar önce Balıkesir’de bir kitap tanıtımında da söylemiştim, “T.C Devleti için “faili meçhul” diye bir şey yoktur..”. Devletin polisi de istihbarat kurumu da “faili meçhul” diye kaydı düşülenin gerçek failini de faillerini de bilir…

Bakın Mumcu’nun yaşamına damga vurmuş yazılarına ve kitaplarına, katilleri ile tanışacaksınız..! Satır aralarında Mumcu’nun dile getirdiği yıllanmış gaflet, delalet ve ihanetin içinde besilenmiş katilleri sırıtırken göreceksiniz..!

Fail ya da failleri emperyalizm ve işbirlikçileridir..!

Gladyo  ve   içimizdeki lejyonerlerdir..!

Esen kalın…