Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili Ahmet Akın partisinin ekonomiye bakış açısını yansıttığı çözüm önerilerini kamuoyuyla paylaştı. Balıkesir’de iş dünyası ile birlikte çeşitli sivil toplum kuruluşları ve sendikaları ziyaret ettiğini söyleyen CHP Milletvekili Ahmet Akın, ekonomide kötü gidişata dur diyecek çözüm önerilerini onlarla paylaştığını belirtti.

Ekonominin düze çıkması için en önemli çözümün ülkede hukukun ve demokrasinin tesis edilmesi olduğunu vurgulayan CHP Milletvekili Ahmet Akın, ülkede israfın önlenmesiyle ilgili olarak da yöneticilerin dürüst davranması gerektiğini söyledi. Akın uzun yıllardır sorunlara karşı CHP’nin çözüm önerilerini dile getirmelerine rağmen iktidarın bunları dikkate almadığını da ifade etti.

KRİZ MAKSİMUM SEVİYELERE ÇIKTI

Türkiye’nin ekonomik anlamda zor bir süreçten geçtiğine dikkat çeken CHP Milletvekili Ahmet Akın, parti olarak çalışmalar başlattıklarını söyledi. Akın şunları kaydetti:

“Bildiğiniz gibi ülkemiz zor bir durumdan geçiyor, yine bir krizin içindeyiz. Bu kriz şuan da tam olarak anlaşılmış değil. Esnaf sattığı malın yerine yenisini koyamıyorsa kriz başlamış demektir. Biz Kasım ayında pik yapar diye düşünüyorduk ama esnafımız şuan da bile sattığı malın yerine yenisini koyamıyor. Kriz artık maksimum seviyelere çıkmış durumda. Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun talimatıyla 9 kişilik komisyon oluşturuldu ve ben de varım. Burada ülkemizin ekonomik değerlendirmelerinin yapıldığı ve hem STÖ’lerden, hem ekonomik olan gruplardan hem iş dünyasından, esnaflardan, tüccarlardan, genel olarak halkımızın içinde bulunduğu durumu daha iyi analiz etmek için direkt bire bir temas yapıp işi yerinde tespit etmek için çalışmalara başladık. Bu çalışmalarımıza Zonguldak’ta başladık Balıkesir’de devam ediyoruz. Daha sonra bu çalışmalarımızın sonuçlarını kamuoyuyla paylaşacağız.

AK PARTİ BİZİ CİDDİYE ALMADI

CHP olarak ekonominin kötü gidişatı konusunda çözüm önerilerini yıllarca söylemelerine rağmen iktidar partisinin bunları dikkate almadığını söyleyen CHP Milletvekili Ahmet Akın şunları kaydetti:

“Ekonomik çok kötü, iş dünyası büyük bir darboğazın içinde söylemlerimizle siyasi bir çıkar sağlamanın peşinde değiliz. Buradaki amacımız ülkemizin içinde bulunduğu duruma dirsek atıp biz de ucundan tutup, hatta yüreğimizi, bedenimizi taşın altına koyup yine çözüm önerilerimizle milletimizin yanında olup, onları bu krizden kurtarmak için neler yapabiliriz amacımız bu. Şunu hatırlatmakta fayda var ki; biz uzun yıllardır Cumhuriyet Halk Partisi olarak hep çözüm önerilerimizi ortaya koyduk. Ama maalesef koyduğumuz bu çözüm önerileri iktidar partisi tarafından, AK Parti tarafından ciddiye alınmadı. Her dediğimizin haklı çıkmasından üzüntü duyuyoruz. Çünkü her dediğimiz bire bir ortaya çıktı. Daha bir sene öncesinde ekonomik krizin bu hale geleceğini ben Balıkesir Milletvekili olarak dahi mecliste söylemiştim. Genel başkanımız, başkan yardımcılarımız defalarca bunun uyarılarında bulundular. Ama ben her şeyi bilirim anlayışı maalesef ülkemizi bu duruma getirdi.”

BU RAHİP KRİZİ DEĞİL ÜLKEYİ İYİ YÖNETEMEME KRİZİDİR

Türkiye Cumhuriyeti’nin iyi yönetilmediğini bir kez daha dile getiren CHP Milletvekili Ahmet Akın şunları ifade etti:

“Dünyanın en yüksek on ikinci enflasyonuna sahip bir ülke durumundayız. Üretici enflasyonumuz yüzde 32, tüketici enflasyonumuz yüzde 17,9 ve gerçek işsiz sayısı 6 milyonu aştı. Yani 6 milyonun üzerinde gerçek anlamda işsiz vatandaşımız var.  Bu olaylar bir rahip krizi değil, bu olaylar bir yönetilemeyen ekonomik krizdir. Ülkenin ekonomisinin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin yönetilemediğini defalarca söyledik. Ama artık gelinen noktada bunun bütün ağırlığını, cezasını maalesef sadece buna karar veren ve sadece kendilerini bir şeyler yapmaya çalışanlar değil,  maalesef 81 milyon vatandaşımız ödüyor.”

PARAMIZ ERİYOR

Merkez Bankası’ndaki döviz rezervlerinin giderek küçüldüğüne dikkat çeken CHP Milletvekili Ahmet Akın şunları söyledi:

“Şimdi büyük oranda paramız eriyor. Trump ilk göreve geldiği zaman hemen Meksika ile büyük bir polemik yaşadı. Meksika ile benzer bir ekonomiye sahibiz. Oradaki bütün olaylara rağmen parasının kaybı sadece yüzde 5 oldu. Bizde kayıp ise yüzde 40 oldu. Yani onun için şu anda yönetimin gidip rahibe sarılması, olanları rahibin üzerine yüklemesi de ayrıca büyük bir hatadır. Paramız eriyor dedik. Maalesef Merkez Bankamızın rezervleri de 119 milyar dolardan şu anda 29 milyar dolara düştü. 10 bin 924 dolar olan Milli Gelirimiz de 6 bin dolara düştü. Üretim ekonomisinin yerine tüketim ekonomisi egemen oldu. Bir ülkeyi ele geçirmek istiyorsanız, o ülkeyi üreten değil, tüketen toplum haline getirmeniz lazım. Neden? Türkiye büyük bir Pazar, yeniliğe açık bir Pazardır. ‘Üretmeyin siz, biz size yollarız’ diyerek hem ülkemizdeki insanları borçkolik yaptılar hem de dolarkolik yaptılar. Yani Türkiye Cumhuriyeti’ni tüketen bir toplum haline getirdiler, üretmekten uzaklaştırmak için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Türkiye Cumhuriyeti’nde herkesi borçlandırdılar. Çiftçilerimizi, hayvancılıkla uğraşanları borçlandırdılar. Köylerimizi boşalttılar. Köylerimizde iş olmayan, emek olmayan, hayvancılık olmayan, köylerinde cıvıl cıvıl çocukların gezmediği bir Türkiye Cumhuriyeti kalkınamaz. Onun için Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi Köylü Milletin Efendisidir söylemini tekrar hatırlatmamız lazım. Kalkınmanın topraktan başladığını tekrar tekrar hatırlatmamız lazım.”

SORUMLU AK PARTİ HÜKÜMETLERİDİR

Türkiye’nin ithalatının artmasının tek sorumlusunun AK Parti olduğunu söyleyen Ahmet Akın şunları ifade etti:

“Ülkemizde müthiş bir derecede ithalat patlaması yaşıyoruz. Öyle bir oranda ithalat yapıyoruz ki elimize gelen her şeyi ithal ediyoruz. Bunun sorumlusu da AK Parti hükümetlerinin ta kendisidir. Hükümetler öncelikle vatandaşlarının refahını, üretimini, kalkınmasını düşünmesi lazım. Fakat bir hükümetin; Türkiye’deki veya diğer ülkelerdeki hangi vatandaş olursa olsun kendi vatandaşına yapacağı kötülük tüketim toplumu haline getirilmesidir. Sıcak parayla piyasayı şişirip, yani bir aspirin tedavisi gibi anlık tedavi uygulayıp ondan sonrasında da ülkemizi maalesef kısa tedavilere mahkum etmesidir.”

İŞİN BAŞINDA DAMAT VAR

Türkiye’nin dış borcunun giderek arttığına dikkat çeken Ahmet Akın şunları söyledi:

“Müthiş bir derecede dış borcumuz var. Yani 466 milyar dolar şu anda dış borcumuz var. Bir yılda ödenmesi gereken borcumuz 235 milyar dolar. Yılsonuna kadar ödenmesi gereken dış borç da 26 milyar dolar. Bu işin başında kim var? Damat var. Şimdi hepinizin vicdanına sesleniyorum: Düşünün Türkiye’ye dışarıdan baktığınızı; devletin başında Sayın Cumhurbaşkanı, paranın, bütün maliyenin başında damat, o da yetmedi geçen Kazakistan ziyaretine oğlunu da götürdü. Şimdi bu görüntü baktığınızda dünyada güven vermesi beklenemez. Onun için buradan sadakatin değil liyakatin esas olduğu ve asıl olması gerekenin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının refahı, üreticilerin daha çok üretmesi, tüketim toplumundan çıkılarak ithalatın azaltılıp üretimin desteklenmesine karşı çalışmalar yapmayı hükümeti davet ediyoruz.”

HALKIMIZLA İLGİLENEN CHP’DEN BAŞKA KİMSE YOK

Muhalefet partisi olarak görevlerinin yanlışı belirtmek olduğunu kaydeden Ahmet Akın şunları söyledi:

“Kamu maliyeti delik deşik. İsraf, örtülü ödeme harcamaları bildiğiniz har vurup harman savurmak. Böyle bir şey olamaz. Bu en tepeden belediyelere kadar gelmiş durumda. Hatta o raddeye gelmiş ki herkes dum duma, kimsenin birbirinden haberi yok. Sayın Cumhurbaşkanı, AK Parti’nin genel başkanı çıkıyor dolara mücadele edeceğiz diye seferberlik ilan ediliyor, benim güzel vatandaşım kampanya başlatıyor. Bu kadar güzel bir millet varken bizim kendi Büyükşehir Belediyemizin içindeki bir başka başkanımız bir hafta önce elektrikli otobüsü Tesla’ya sipariş vermeye kalkıyor. Biz yönetilemeyen bir ülke var diyoruz bir de yönetilemeyen Balıkesir var. Şu anda hiç kimsenin çiftçiyle, esnafla, Balıkesir’le alakası yok. Herkes düşmüş ben ne yaparım derdine. Yoksa vatandaşımızla, halkımızla ilgilenen Cumhuriyet Halk Partisi’nden başka kimse yok. Bizim milletimiz iktidar görevini bize vermedi. Ama vermedi diyerekten işin peşini bırakacak halimiz yok. İkinci parti olmamız demek, vatandaşımızın hakkını savunamayacağımız anlamına gelmez. Aslan gibiyiz, kaya gibiyiz, her zaman milletimizin emrindeyiz, hizmetindeyiz. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisi, bu ülkeyi kuran parti ve Mustafa Kemal Atatürk’ün emaneti Cumhuriyet Halk Partisi her zaman her daim 81 milyon vatandaşımızın emrinde, hizmetinde, kalkınması için de mücadele ediyor. Bakın her sıkıntıda önerilerimizi ortaya koyuyoruz. Sıkıntılar ortaya gelmeden uyarılarda bulunuyoruz.”

SADAKAT DEĞİL LİYAKAT ÖNEMLİ

Ekonominin düzelmesi konusunda hazırladıkları 13 maddelik çözüm önerilerini kamuoyuyla paylaşan Ahmet Akın şu değerlendirmelerde bulundu:

 “Ülkenin gerçekleri bunlar, peki biz ne yapacağız, ne öneriyoruz? Ben öncelikle genel başkanımızın talimatı üzerine ekonomi kurmayları ve hep birlikte hazırladığımız 13 maddelik çözüm önerilerini paylaşmak istiyorum. Bunlardan birinci madde devlette liyakat sistemi yeniden inşa edilmelidir. En büyük çözümlerden bir tanesi budur. İşi ehline vermek zorundayız. Sadakat değil, liyakat. Bu liyakati her zaman yüreğimizde hissetmeliyiz. Siz bile bir iş yaptırmak için işin ehlini ararsınız. Ama devleti yönetenler, devleti yönetemeyenler liyakati bıraktı, sadakate sarıldı. Bu sadakat maalesef en tepeden en aşağıya kadar gelmiş durumdadır. Demokrasiye acilen geçilmeli, hukukun üstünlüğü ve hukuk güvenliği sağlanmalıdır. Bakın yatırım ülkemizden giderek uzaklaşıyor. Eğer hukuk olmazsa yatırım da olmaz. Güvenin olmadığı yerde yatırım bekleyemezsiniz. Ülkeyi aile şirketi gibi yönetip, ‘oraları zaten benim, istediğimi koyarım, işi bilemse de olur, nasılsa damat bana en yakın’ derseniz gün gelir milletin kazanımlarını, cumhuriyetin kazanımları olan Varlık Fonu’nun başına da siz geçersiniz, başkan yardımcısını da damadınızı yaparsınız. Bu ayıptır. Liyakatin esas olduğu ve bu kazanımların ne kadar değerli olduğu hatırlatmak istiyorum. Emanete sahip çıkmak hepimizin görevidir. Onun için Cumhuriyetin kuruluşundan bu zamana kadar gelen emanetlerimizin de har vurup harman savurmalarına izin vermeyeceğiz.

MERKEZ BANKASI BAĞIMSIZ OLMALI

Merkez Bankası’nın bağımsızlığını sağlamak zorundayız. Türkiye Merkez Bankası’nın araç bağımsızlığına, siyasi müdahaleye de son verilmelidir. Siyasetin her noktaya girdiği, herkesi tek kişinin yönettiği bir Türkiye Cumhuriyeti her yere sirayet etmiş durumda. Onun için Merkez Bankası derhal ve hızlıca bağımsız olmalıdır.

YÜZDE 100 SERMAYELİ YABANCI YATIRIMCI YOK

Akılcı bir dış kaynak yönetimine geçmek zorundayız. Üretim ve istihdam artıyı sağlayan, yeni teknoloji getiren doğrudan yatırım girişleri özendirilmelidir. Türkiye ekonomisi spekülatif amaçlı sıcak para hareketlerine karşı korunmalıdır. Ülkemize gelen paralar sıcak paradır, yatırım olarak gelen para yoktur. Bakın Balıkesir OSB’yi ziyaret ettim. OSB’de mesela yatırım olup da yüzde 100 sermayeli yabancı yatırımcı yok. Sıcak paranın bize geçici süre faydası var. Eğer ülkemizi o kadar seviyorlarsa, ülkemize destek vermek istiyorlarsa yabancıları Türkiye’ye yatırım yapmalarını özendirmeli, istihdamı artırmalı ve Türkiye ekonomisine katkı sunmaya fayda sağlamalıdır.

İHALELERDE TL’YE DÖNÜLMELİ

Dolar esas alınarak yapılan ihaleler süratle Türk Lirası’na dönüştürülmelidir. Bunu da kamuoyunun dikkatine sunmak istiyoruz. Görünen dolarla mücadele ediyoruz, ama ihalelerimizin tamamı dolarla. Bunu biz daha öncede söyledik. Köprü yapıyoruz 10 bin araç geçecek yere 50 bin garanti veriyoruz, parayı hepimiz ödüyoruz. Bu en yumuşak söylemiyle etik değildir, ayıptır, yazıktır, günahtır. Milletin cebinden parasını böyle başka yerden alıyorsunuz. Onun için bu ihalelere son verin. Elektrik ve enerji ihalelerini yapıyorsunuz ama hepsini dolar bazında yapıyorsunuz. Buradan bir önerimiz var: Zaten bu ballı kaymaklı ihaleleri alan hep aynı firmalar. Bunlar eğer ülkelerini, vatanlarını seviyorlarsa kendileri gelip bu ihalelerde Türk Lirasına geçmek istediklerini kendileri söylesinler. Bu ülkenin 16 senedir bütün ballı kaymaklı işlerini alırken iyiydi de dar boğaza geldiği zaman, ekonomik krize düştüğü zaman ülkemiz neden en önce onlar koşmuyor. Neden bizim vatandaşımız, berberimiz kampanya yapıp, 100 dolar getirene tıraş bedava diyor? Onun için çok kazanandan çok istiyoruz.

SAYIŞTAY DENETİMLERİ ULUSLARARASI STANDARTTA OLMALI

Kamu İhale Yasası acilen değiştirilmelidir. Kamuda yapılan ihaleler daha ihale yapım aşamasındayken bile değişikliğe uğruyor. Şimdi böyle bir durumda haktan, hukuktan, adaletten bahsetmek normal bir şey değil. Akılla, mantıkla bağdaşmayan bir şeydir. Sayıştayın uluslararası standartlarda denetim yapması sağlanmalıdır. Sayıştay raporları bizim için en sağlıklı veri olmalıdır. Ama maalesef Sayıştay’ın da denetime açık olması ve uluslararası standartlarda denetlenmeli ve vergiyi toplayan irade vergiyi nasıl ve nereye harcadığının hesabını vermek zorundadır.

BÜTÇE DİSİPLİNİ SAĞLANMALI

Bütçe disiplinini sağlamak zorundayız. Bütçe dışı uygulamalara son vermek zorundayız. Keyfiyete, lükse, şatafata artık dur demek mecburiyetindeyiz. Fonlar bütçe disiplini içerisine alınmalıdır. Sanayiciye, esnafa bir para geliyor, para gitmesi gereken yere değil, nereye gittiği belli değil. Mesela bir fon geliyor; bu fon sanayiciye, tüketiciye, hayvancıya, çiftçiye gelmesi lazım, ama sorun kimse almamış, Para nerede yok. O zaman bu fonun ne anlamı kaldı? Bu da tamamen aldatmaca, yanıltmaca ve milleti kaldırmacadır.

DIŞ POLİTİKAYI DEĞİŞTİRMEK ZORUNDAYIZ

Dış politikayı 180 derece değiştirmek mecburiyetindeyiz. Dış politikada hamasete son vermek zorundayız. İç politika malzemesi yapmamak zorundayız. Bir ülkenin dış politikasının esası kendi ülkesinin menfaatleri olmak zorundadır. Bu kadar. Yani dış güçler deyip/ durmak sadece kandırmaktır. Çünkü dış güçler hep var. Dış güçler Türkiye Cumhuriyeti’ni bırakın, dünya tarihi boyunca da var. Her zaman da dış güçler olacak, bundan sonra da olacak. Bizim yapmamız gereken yere sağlam ayağı basan sacayağı gibi duran, aslanlar gibi dimdik ayakta duran Türkiye Cumhuriyeti ekonomisini sağlamaktır.

EKONOMİYİ İYİ YÖNETMEMİZ LAZIM

Bunun da yolu her türlü şekilde ekonomiyi iyi yönetmekten geçiyor. Geleceğimizi ipotek altına aldığımız, kontrolsüz borçlanmalardan da bir an evvel kurtulmalıyız. Adaletsiz bir vergi politikamız var, bunu sonlandırmalıyız. Üretimi önceyelen bir planlamayla teşvik politikasında gerçek anlamda yaşama geçirmeliyiz. İsraftan kaçınıp gerçek anlamda tasarruf yapmalıyız. Şimdi siz bir taraftan çıkıp naralar atıp tasarruf yapın ey milletim deyip, kendiniz lükse doymazsanız o zaman milletimiz sizin gerçek anlamda doğru söylediğinize inanmaz. Size bir şey diyemez korkar, Türkiye Cumhuriyeti’ni maalesef borçlandırarak, korkutarak bir yerde tutmak için mücadele ediyorsunuz, ama gerçek anlamda buna örnek olamıyorsunuz.”