HALUK AHMET GÜMÜŞ

 

Ne oldu ?

15 Temmuz'da başarısız darbe girişiminden sonra, bütün dünya basını ülkenin batıdan giderek uzaklaşıp, Asya'nın güçlü ülkeleriyle işbirliğini yoğunlaştırmaya başladığını, batının klasik hegemon güçlerinin de bundan rahatsızlık duyduklarını çeşitli vesilelerle dile getiriyor.

 

Yabancı basının dile getirdiği söz konusu gelişmeler sonucu ortaya çıkan bir sürü soru var. Bir kaç tane önemli olanı şöyle:

 

*Türkiye, Rusya ile işbirliğini ve yakınlaşmasını nereye kadar götürecek?

*Türkiye-Çin ilişkileri nasıl gelişecek ?

*S 400 füzelerinin Türkiye'de üretilecek olması ne anlama geliyor?

*İran Türkiye ilişkileri nasıl ilerleyecek ve bunun Türkiye'nin Irak ve Suriye politikasına etkisi nasıl olacak?

 

Sorular böyle uzar gider. Tabi ki Türkiye'de eksen kayması doğrudur; Biz, bir çok defa yaptığımız analizleri göstererek, adı geçen ülkelerle işbirliğinin ekonomik ve siyasal bazda çok ileri düzeyde gerçekleşeceğini çok önceden söyleyenlerdeniz. Ha şimdi ne yapmalı? Bugünün yeni koşulları öncelikle hangi meseleleri dayatacaktır?

 

Her mahallenin, her şehrin kendine özgü adetleri, özgün bir kültürü ve hassasiyetleri olduğu gibi bu yeni girilen ortam ve ilişkiler ağının da hassasiyetleri vardır.

Batı örneğin, kendi içinde Müslüman azınlıklarını önemli bir oranda olmayıp risk oluşturduğunu düşünmediğinden, radikal dinci hareketlerin kendi içinde ve Türkiye'de faaliyet göstermesinden rahatsız olmuyor ve hatta bir çok iddiaya göre bu tür hareketlerin ve grupların yarattığı Jeopolitik etkilerden yararlanıyordu.

 

Artık ülke için eksen kayması bir gerçekse yani ilişkiler ağı Asya ülkelerine doğru hızla kaymaktaysa doğal olarak bazı konular üzerinde Türkiye'den daha hassas olunması istenecekti: Şöyle bir bakalım ve düşünelim:
 
Bugün Rusya'nın Müslüman azınlığının ülke nüfusunun %20'si civarında olduğu bu oranın hızla yükseldiği ve hatta %40'ları aşacağı yazılıyor.

 

Hindistan Müslüman nüfusun 176 milyon civarında olduğunu açıklıyor. Bir çok yorumcuya göre 350 milyonu aşmıştır.

 

Çin'de 1907 sayımında 70 milyon Müslüman vardı. Bugünkü sayısını bilen yok. (Daha Endonezya, Malezya, Orta Asya ülkeleri saymadık)

 

Adı geçen Asya'nın büyük ülkelerinin büyük geleceklerine ulaşmaları, içlerindeki etnik yapıların dengeli durmasına ve ülke için barışına bağlıdır. Elbette bu konu kendileri ve onlarla rekabet eden batılı ülkeler tarafından da çok iyi bilinmektedir ve izlenmektedir.

 

İşte bu noktada Sünni Müslümanların (Sünni Müslümanlar Dünya Müslümanları içinde çoğunluğu oluştururlar) dikkatle izlendiği Türkiye'nin yönü, dış politikası ve siyasal sistemdeki tercihleri bu ülkeler için hayati konulardan birini oluşturmaktadır.

 

Kısaca Türkiye eksen kayması sonrası kendini içinde bulunduğu yeni ilişkiler ağında ve ortamında yolunu seçerken iyi, düzgün bir yolda ilerleyebilmesi ve barışa hizmet edebilmesi için bu tür hassasiyetlere önemle titizlik göstermek zorundadır.

 

Tabi ki bu değişimler arasında orduda 30.000'in üstünde ve yargı kurumlarında yaşanan binlerce personelin tasviye sonrası ortaya çıkmış yeni ortamın etkisini de saymadan geçmemek lazımdır.

 

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz; zaman itibarıyla Atatürk ve Atatürkçülük Asya içinde çözümler sunmaktadır. Son zamanlardaki yükselişin nedeni de böyle bir zorunluluk zincirinin sonucudur diyoruz ve Gaziyi selamlıyoruz.

 

Haluk Ahmet GÜMÜŞ

24. Dönem CHP Milletvekili