Ş. TARIK SÜRMELİOĞLU

 

ODALARIN, borsaların seçimlerine siyaset illa ki bulaşır.

Bu kaçınılmaz.

Bugün de bulaşmıştır; hem de bulaşabileceği en üst seviyede.

CHP İl Başkanı Serkan Sarı diyor ki:

“Siyaset kendi işini yapsın, oda seçimlerine karışmasın…”

En tepede, TOBB’un her yeri siyaset olmuş meselâ.. Ona bağlı odalarda, borsalarda siyasetin her türlüsünü görmek mümkün.

Balıkesir’de de her seferinde siyaset o biçim bulaşır odalara, bu hep böyledir.

Serkan Sarı ne diyor:

“Siyaset kendi işini yapsın, oda seçimlerine karışmasın…”

Sarı’nın bu açıklamaları, siyasetin her zerresine bulaştığı oda seçimlerinde CHP’nin hiçbir zaman etkin olamayışına bir gerekçedir.

Herkesin taraf olup bilfiil içine daldığı oda seçimlerinde CHP’nin etkin olamama nedeni nedir?

Bu sorunun yanıtını ticaret veya sanayi odalarına kayıtlı CHP üyesi toplamını ortaya koyduğunuzda alırsınız zaten.

İktidar oda seçimlerine tebelleş olmuş en başta..

Siyaset lök diye oturmuş seçimin ortasına..

..ve bu hep böyle olmuş.

CHP İl Başkanı, “siyaset karışmasın” diyor.

Şimdi, Serkan Sarı’yı dinleyip “tamam, karışmayalım” der mi AK Parti İl Başkanı?

Bence tam tersi.. Madem herkes karışıyor, siyaset de karışsın.

Madem iktidar işin içinde..

Muhalefet de dalsın.

Bir tarafından tutsun, çeksin, asılsın.

Bir anlamda “bu işin içinde biz yokuz” demektir, Sarı’nın açıklamaları.

E tamam, biliyoruz, yoksun zaten.

Ama ol işte.. Tut bir yanından, çek.

Meydanı boş bırakmamak lazım.

 

 

ODA SEÇİMLERİNDE MEDYANIN İŞLEVİ

 

ODA seçimleri için gün yaklaştıkça, manşetlerin övgü veya sövgü dozu da artıyor.

Geçen gün iş adamı bir arkadaşın ofisinde oda seçimleri üzerine konuşuyoruz..  Gazetelerin pozisyonuna geldi konu..

Şöyle dedi:

“Bu memleketi zaten gazeteler yönetiyor!”

Hergün mantar gibi gazete fışkırdığına göre Balıkesir toprağından..

“Yönetmeye talip ne çok hemşomuz var” diyoruz.

Webcisi, netçisi falan da girince işin içine..

Hayli kalabalık bir ‘yöneten’ grubuyuz’ yani!..

 

***

ASLINDA olay nedir?

Yani, gazetelerin yönettiği, yönlendirdiği falan yok.

Olay şudur:

Şehri yönetenler ve yönetmeye talip olanların ayrışmasında, medyacı milleti ‘araç’tır.

Ya yönetenden yana, ya da yönetmeye talip olanlardan yana.

Durum budur.

“Benim işim yönetmek değil; olan biteni millete aktarmak” diyen de otomatikman taraftır.

Hani meselâ Rahmi Kula’nın Ticaret Odası’na adaylığını hiç yorumsuz verirsiniz gazetede..

Der ki kenafiri kendinden menkul kamuoyu: “Rahmi’yi destekliyor…”

Baş sayfada üçüncü, dördüncü haber pozisyonunda kaldı meselâ..

Hani, gazete idaresinin ‘öne çıkarılacak’ mevzu sıralamasında geriye düştü diyelim..

Bu kere, “bak gördün mü; ötekini manşetten verdiydi, bunu alttan iki sütun girmiş” muhabbeti olur.

Nötr kalamazsınız.

Tarafsınız.

Ama gerçeği yukarıda aktardık; basının şehri yönettiği falan yok.. Yönetenlerin ve yönetmeye talip olanların sesi olmaktır işlevi. Medya da güce göre hareket eder.

 

***

MANŞETLERİN övgü ve sövgü dozu artmışsa..

Bilin ki, yönetenler ve yönetmeye talip olanlar öyle komut vermiştir.

Neyse.