ENGİN ARICAN

Suriye’de terör örgütü DEAŞ’ın işgali altında bulunan Rakka’nın bir başka terör örgütü PKK/PYD’nin kontrolündeki SDG militanları tarafından “kurtarılması” sırasında yaşanan kirli pazarlıklar ortaya çıktı. Ekim ayında yüzlerce DEAŞ’lı terörist, ABD ve PKK/PYD ile anlaşarak şehri konvoylar halinde terk etmişti. BBC’nin ulaştığı yayınlanan görüntülerde DEAŞ’lı teröristlerin ABD ile PKK/PYD koruması altında şehri terk ettiğini hep birlikte televizyonlarda izledik, yazılı basında haberlerini okuduk.

Peki, izlediğimiz görüntüler, gazetelerde okuduğumuz haberler kimseyi şaşırttı mı?

Hayır..!

Ancak, olayın ülkemiz açısından ibretlik ve gerçekten ders çıkartılması gereken yanları, yönleri var.

Anımsıyor musunuz, DEAŞ denilen terör örgütü Irak ve Suriye’de ortaya çıkıp, bir bir koca kentleri işgal edip, devlet kurmaya soyunduğunda, cinayetlerini uluslararası kamuoyunda şov amaçlı kullandığı günlerde  ülkemizde kimi çevrelerce kızılca kıyamet kopartılarak, DEAŞ’ın arkasındaki askeri, finansal  desteğin Erdoğan ve AK Parti siyasal iktidarının olduğu yönünde itham ve iddialar havada uçuşmuştu.

Bu da yetmedi..!

LEJYONERLER İŞ BAŞINDA

Suriye iç savaşının yarattığı otorite boşluğundan istifade Kuzey Suriye’de  kürtlerin  PKK uzantısı YPG/PYD’de kendi yazgılarına sahip çıkarak Rojava’da  adeta “devrim” yaptığı savıyla Kobani üzerinden güzelleme yapanlar, Kobani ve Rojava’da kürt halkının DEAŞ’lı cihatçı teröristlere  karşı savunma savaşı içerisinde olduklarını belirterek,”devrim”le dayanışma adı altında,YPG/PYD’ye destek vermeyen Türkiye’ye fatura çıkartarak, Suriye’deki bölünmeyi ve terörü meşrulaştırmaya çalışmanın gayreti içerisine girmişlerdi.

Anımsar mısınız, o günlerde DEAŞ’ın da PKK uzantısı YPG/PYD’nin de en başta ABD emperyalizmi ve NATO’nun kirli oyununun bir parçası olduğunu iddia ettiğimiz için bu malum çevreler ve kişilerce o günlerde yazdığımız yazılar nedeniyle Erdoğancı ve AK Partili olmakla itham edilmiştik.

1 Ocak 2014’te Hatay’da, 19 Ocak 2014’te Adana’da DEAŞ’a silah taşıdıkları iddiasıyla durdurulan ve arama yapılmaya çalışılan MİT tırları SKANDALI ile devlet ve yargı içine sızmış FETÖ’cülerin FETÖ’cü yayın organları ve televizyonları yanı sıra  yine başta CHP-HDP  olmak üzere  her renkten ve kılıktan medya organları üzerinden gerçekleştirdikleri operasyonu okurlarımız anımsarlar.

ERDOĞAN VE AK PARTİ BAHANE

Hepimiz biliyoruz ki, asıl çarmıha gerilmek istenilen aslında ne Erdoğan ne de AK Parti iktidarı idi. Erdoğan ve AK Parti üzerinden Türkiye Cumhuriyeti Devleti hedef tahtasına konulmuş, uluslararası savaş mahkemelerinde Türkiye’yi yargılama ve mahkum etme amacı ve derdi ile yanıp tutuşuyorlardı.

Gazetelerde atılan manşetleri, televizyonlarda yayınlanan haber ve görüntüleri, fotoğrafları, yapılan yorumları, yaşanan tartışmaları bir anımsayın.

İşte buna mandacılık ve muhiplik; bir diğer tanımlamayla bu olay, emperyalizmin siyasal işbirlikçiliği olarak isimlendiriliyor.

Bu durum Türkiye’ye yönelik tekil bir saldırı olarak görülmemeli. Bu, çok yönlü bir saldırı ve kelimenin tam anlamıyla her yol ve yöntem deneniyor. Görmediğiniz ya da küçümsediğiniz, es geçtiğiniz nokta da devlet ve millet olarak saldırının faturasını mutlaka ama mutlaka bir şekilde ödüyorsunuz ya da huşu içinde ödettiriyorlar.

NE EKERSENİZ ONU BİÇERSİNİZ

Ülkenin ve toplumun bu nokta da zafiyet göstermesinin en önemli nedenlerinin başında yıllardır anti-emperyalist, ulusal bağımsızlıkçı ve egemenliğin gerçekten kazanılmasına yönelik söylem ve eylemliğin zorba bir anlayış ve yöntemle bastırılmış, devletin ve toplumun bu yönüyle aşırı örselenmiş olmasının rolü büyük. Bu ülkede emperyalizme karşı tepki göstermiş, ulusal bağımsızlığına ve egemenliğine sahip çıkmış sağdan ya da soldan kim çıkmış ise ve kim dillendirmiş ise yaşananlar ortada. Öyle ki, sürdürülen kapsamlı algı operasyonları karşısında direnç ve direniş sergileyecek, gerçekleri dile getirecek kim ya da kimler varsa, siyasal açıdan ne adına olursa olsun, sindirmiş, zulmetmiş, susturmuş ve mağdur kılmışsınız.

Yıllarca ne ekmişseniz işte bugün onu biçiyorsunuz..!

Bu pusuyu kuranı orada burada aramak yerine kendi içiniz de ne yaptığınıza bakmak, bu pusuyu kuranın bizzat kendimiz olduğunu görmek, bilmek ve anlamak zorundasınız.

Bıkmadan ve usanmadan bir kez daha vurguluyoruz: DEAŞ ve PKK/YPG/PYD, FETÖ gibi terör örgütleri ABD’nin ve NATO’nun,Batı’nın ve siyonistlerin  piyonu, taşeronları ve lejyon örgütleridir.

ATATÜRK İLE TANIŞMAK, KUCAKLAŞMAK ZORUNDASINIZ

İşte kim ki, kapitalist emperyalizme karşı ulusal bağımsızlığımıza ve egemenliğimize kararlı, inançlı ve cesaretle karşı durarak bir hesaplaşma içerisine giriyor, bu hesaplaşmayı devletin ve toplumun tüm katmanlarına yayıyor ise Mustafa Kemal Atatürk ismi ve cismi ile tanışmak, kucaklaşmak ve sahip çıkmak zorundadır. Çünkü, anti-emperyalist, bağımsızlık ve egemenlik açısından mücadele ülkemizde, tarihimizde, toplumsal yaşamımızda köksüz, öncesiz, ilk kez tanık olduğumuz bir mücadele değildir.

Bugün, 2. Kuva-yı Milliye mücadelesi verdiğinizden,2.Milli Kurtuluş Savaşı verdiğinizden, yerli ve milli olanı yaratma, gözetme ve üretmeden söz edeceksiniz ama Mustafa Kemal Atatürk’ten söz etmeyeceksiniz.

Güldürmeyin insanı..!

Emperyalizme, emperyalist işgal ve sömürüye hem ülkemizde hem de uluslararası arenada ezilen ülkeler ve halklar nezdinde verdiği muzaffer mücadele ile bayrak olmuş liderin adıdır Mustafa Kemal Atatürk. Latin Amerika’dan Uzak Asya’ya ve Kıta Afrikasına  ezilen ve sömürülen tüm kıtalar, ülkeler ve halklar nezdinde umudun ve ışığın adıdır Mustafa Kemal Atatürk..

Türkiye, yine tarihinden, kültüründen aldığı güç ile bölgesinde ve tüm dünya da ezber bozuyor. Kürtler, ABD ve İsrail bayrağı altında özgürlük ve bağımsızlık türküsü söylenemeyeceğini yaşayarak öğrendiler, öğreniyorlar. Etnik ve mezhepsel ayrımcılığın, gerginlik ve savaşların günümüzde sorumlusunun kapitalist emperyalizm ve Siyonizm olduğunu Araplar gibi tüm halklar kendi yaşadıklarıyla, tanık olduklarıyla biliyor, görüyor, anlıyor.

Esen kalın…