Ş. TARIK SÜRMELİOĞLU

ATATÜRK Stadı’nın çimlerine nicedir ayak basmadıydım.

İlk anjiyodan sonra “sağlıklı olayım, yürüyüş yapayım” diye üç beş kez stadı turlamışlığımı saymazsak..

En son seksen ikinin on dokuz mayısında lise talebesiyken izci kostümlerimle stadın ortasına çadır kurup bayrak çekerken bastıydım.

Bittabi stada çok gittik; Balıkesirspor maçlarını izledik basın tribününden falan ama.. Sahayla temas olmadı hiç.

Hem de forma ve kramponla!

Hem sporla aram yok malum; hem futbolla ilişki düzeyim sıfırın altında.

Bizimkiler 10 Kasım Atatürk’ü Anma Günü’nde, “Atamızı böyle analım” deyip Balkes yönetimiyle Basın ekibi arasında maç tertipleyince..

“Ben de oynayacağım” deyiverdim.

Herkes güldü tabi.

Göbekleri benimkinin üç katı halleriyle, diller iki karış dışarıda, ertesi günü her yanları et kesen formsuz, antrenmansız genç ve orta yaş medyacı milletinin, benden azıcık daha isabetli vuruşlarından başka ekstraları yok; bilirim.

O halde benim neyim eksik?

Siz kendi halinize gülün.. Hâttâ ağlayın gülünecek halinize; pabucumun Van Persie’leri...

 

***

TABİ futbolla haşır neşir çocuklar da yok değil Göbekspor’da.. Erdinç Saraç var meselâ, eski topçudur.. Bacaklarına bakınca “futbol oynamışlığı var” dersiniz hemen.

Yeni yetmelerden Ersin Gür var; halı saha canavarı!

..ki, ısınma faslında kaleye şut çekerken ensesine çakmışım topu doksandan; çocuk gık demedi.. Silkelenmedi bile.. Kale gibi!

İçinden sunturlu bir küfür savurmuştur da, dışından ses etmedi.

Cengiz Güneş’in sadece dili çalışıyor.. Futbolu iyi okur, ama oyun sıfır.

Balkes maçlarını her daim sahadan izleyen foto muhabiri Nadide bile ak sakallı Cengiz Güneş’ten daha iyi çalım atıyor.

Hüseyin Tokmak’ın performansınaysa kimse laf edemez; pire gibi billah!

Göbekspor’un hakkını veren obezite sınırını aşmış oyuncuları Otağ ve Emrah’ın Karesispor’un fitness salonuna yazılmalarında yarar var.. Koşu bantları ve yüzme havuzu onları bekliyor; futbolu tribünden izlemeleri kâfi.

Bir de, az yeyin…

 

***

BALKES ekibi maçı çok ciddiye almış.. Belki de takımın çaptan düşmüş oyuncularına görüntü yapmaktı niyet. Yıkıcı, saldırgan, kemik kıran türden bir futbol sergilediler.

Gazeteciler Cemiyeti’nin evladiyelik Başkanı Ramazan Demir, benim gibi görüntü olsun diye iki dakika sahaya çıktı; adamı çürüğe çıkardılar anında. Kolu kırıldı, alçıya alındı.

O sertlikle Hüseyin Tokmak’ın bacağını da halletmişler; adam sargılar içinde.

En komik yanıysa, her cins mevzunun çenesuyu çorbacısı İsmail Koca’nın çorapla top koşturmasıydı.. Kramponlar sıkı gelmiş, adam çorapla top sürüyor!

 

***

MAÇIN başında iki dakika, sonunda iki dakika sahada yürümekle nihayetlenen futbol hayatımın ilk ve son pozlarını vermenin keyfini yaşadım; çok mutluyum…

İlk kez krampon gördü ayaklarım meselâ.. İlk kez forma giydim.

 

***

ONLAR sahada tepişirken, gündemi futbol olan ortamda siyaset bile yaptım netekim. CHP Milletvekili Mehmet Tüm geldi maçı izlemeye.. Tribünde oturup “ne olacak bu CHP’nin halleri” mevzularına girdik Mehmet Tüm’le.

Siyasi bir atraksiyon daha yaşadım.. Büyükşehir Belediye Başkanı Zekai Kafaoğlu ile stada gelen Milletvekilleri Ali Aydınlıoğlu ve Sema Kırcı ile tokalaştım!

Bu da bir ilkti…

 

***

MAKARA bir tarafa.. Uzun soluklu siyasi aksiyonlarla anormal günler haftalar aylar yaşayan Balıkesir’de.. Bu anormalliğin tarafı olan Balıkesir medyasının da normalleşmeye başladığını gözledim; ya da bana öyle geldi, bilmiyorum.

Malum; bizim medya keskin çizgilerle birbirinden ayrışmış, Balıkesir taşrasındaki siyasi kavga ve kamplaşmanın tarafları olmuş haldeydi. İdeolojik bir ayrışma olsa, bu normal. Hem zaten ideoloji boyutundaki ayrışmalar mevkutelere entelektüel bir dil kazandırır; nitelikli polemikler falan okursunuz, bilgilenirsiniz.

Bizim medyada öyle şeyler yok.

İsimler üzerinden taraf olmuşlukların bir çarpışması, güç ve gövde gösterileri falan filan.

Bu ne kente değer katar, ne medyayı kazandırır. Aksine, isimlerin sürdürdüğü kavganın tarafı olmakla kamuoyunda itibar kaybı yaşatır.

Yani, hem siyasetin, hem medyanın normalleşmesi lazım. Kentin ve tüm Balıkesir vilayetinin akıbeti için önemlidir bu.

 

***

GASTECİ milletine bir iki sözümüz olsun bu hususta.

Bakın, ne güzel bir organizasyon yapıldı.. “O yaptı, bu yaptı, biz yokuz, gelmeyiz” türü kaprislere lüzum yok. Bugüne kadarki ‘biraradalık girişimleri’ hep havada kaldı; kaprislere kurban gitti.

Kurumların anlayışı, yayın politikası, gazetecilik üslubu, şusu busu kurumun kendisini bağlar; hiç kimse karışamaz.

Sözünü ettiğimiz şey, mesleki beraberlik.

Biraradalık.

Güçlerin toplamı yani.

Ayrışmış, dağılmış, parçalanmış bir medya ne kendi gücünü ortaya koyabilir, ne kente güç katabilir.

O sebeple, biraradalık eylemlerini çoklaştırmak lazım.

Kendi adıma söyleyeyim; mesleki yıllanmışlığım üzerinden kimseleri hor görmedim, kibirli davranmadım, alçakgönüllü olmaya özen gösterdim hep. Kimileri “soğuk adam” der bana dair; kimseyi üşütmedim ama.

 

***

ÖNERİYLE bitirelim.

Ara sıra biraraya gelelim.. Ne bileyim, altın günleri falan yapalım.

Bazı bazı toplu gezilerle rahatlatalım kendimizi.

Normalleşelim yani.

 

***

MEDYA normalleşirse, siyaset de, bürokrasi de, yerel yönetimler de normalleşir.

Sonra..

Herkes işine gücüne bakar...