ÖMÜR BOYUER

Aslında bu yazımın konusu seçimler sonrası rakamlarla, Türkiye ve Balıkesir ölçeğinde seçim sonuçlarını değerlendirmek olacaktı.

Kılıçdaroğlu, yaptığı basın açıklaması ile rakamların gerçekliliğini alt üst etti.  

Basın açıklaması 23 dakika sürdü. İlk 6 dakikası teşekkür faslıydı ve bir uçan kuşa birde Muharrem İnce’ye teşekkür etmedi. Sonuçta Emek En Yüce Değerdir demek lafla olmuyor. Adam 50 günde 100 ün üzerinde başarılı mitingler yapmış, olağanüstü çaba harcayıp, olağanüstü başarı sağlamış ve dahi şahsına 15milyon seçmen oy vermiş; ama bir teşekkür bile çok görüldü.

Teşekkür faslından sonra 10 dakika seçimleri değerlendirdi ve son 7 dakikada basının sorularına cevap verdi. Daha doğru ifadeyle soruları geçiştirdi.

Neymiş;

Duvarın biri yıkılmış; seçimin tek kaybedeni 2015 seçimlerine göre 7 puan düşüş yaşayan AKP’ymiş.

İlginç bir değerlendirme…

Kılıçdaroğlu’na göre tek kaybeden var. Bu durumda diğer partiler kaybetmemiş oluyor. Yani 2,66 puan kayıp yaşayan CHP, kaybetmeyenler kulübünde.

Bu mantık üzerinden hesap yaptım.

AKP ve CHP rekabetinde, AKP önümüzdeki her seçimde 7 puan düşüşle başarısız ve kaybeden, CHP 2,66 puan düşüşle başarılı(!) ve kaybetmeyen(!) olursa ve normal seçim takvimleri uygulanırsa; CHP 5 dönem sonra 2043 yılında yapılacak olan seçimde AKP’yi ancak geçebiliyor.

Hesabın saçma olduğunu bende biliyorum ama ortaya konan mantıktan çıkan sonuçta bu maalesef.

Sonra ne dedi Kılıçdaroğlu?

Yer minderinde oturan (!) biri olarak;

“Partide koltuk sevdalılarına yer yok “dedi…

Üslup sert ve tehditkardı…

 Koltuk Sevdalısı Olmak kötü bir şey değil ki; bende bunu anlamıyorum. Yeter ki talep ettiği o koltuğa oturmak için verilen mücadele etik ve ahlaklı olsun.

Yer minderinde oturan (!) Kılıçdaroğlu’da, bunu çok iyi biliyor.

 Amaç, başta Muharrem İnce olmak üzere bu ve bundan önceki süreçlerde aday adayı olmuş listelerde yer bulamamış veya aday olmuş ancak seçilememiş kişilere ayar çekmek.

Koltuk Sevdalısı kulağa hoş gelen bir tabir değil. Zaten Kılıçdaroğlu’da, ötekileştiren, itibarsızlaştıran, ayrıştıran ve aşağılayan bir dille bilinçli olarak bunu kullanıyor.

Milletvekili olmayı, Belediye başkanı olmayı, İl/İlçe Başkanı olmayı, parti yöneticisi olmayı her partili talep edebilir. Bunda anormallik yok. Tam aksine olması gereken demokratik bir haktır bu.

Haksızlıklar ve yanlışlar karşısında susan, dilsiz şeytan olan, goygoy siyaseti yapan, eleştirme cesaretini kendinde görmeyen korkaklardan biriysen sorun yok. En büyük partili sensin.

Aslında, Kılıçdaroğlu’nun kast ettiği Koltuk Sevdalısı olanlar da bunlardır ha…

Hedeflerine koydukları koltuklara oturabilme uğrana üç maymunu oynarlar ve genelde de başarılı olurlar.

Gerçek koltuk sevdalısı;

Yalakadır, şakşakçıdır, hayatta yanlışları eleştirmez, tek amaçları kişisel olarak koydukları hedeflerine ulaşmaktır, partiyi amaç değil bir araç olarak görür, haklının yanında değil hep güçlünün yanında yer alır.

Gerçek koltuk sevdalısı;

Zekasıyla alay edilmesini içine sindirendir, emeğin sömürülmesine sessiz kalandır, hadsizlik ve saygısızlık karşısında susandır, ilkesiz ve ahlaksız siyasete prim verendir.

Ortada bir gerçek var…

Mızrak çuvala sığmıyor…

Koltuk sevdalıları gibi içi boş laflar ve içi boş tehditler partinin önünü açmıyor.

Hak-Hukuk-Adalet mücadelesi verdiğini söyleyen, Demokrasinin erdemlerini dilinden düşürmeyen, Parti içi Demokrasiyi hayata geçirdiğini ileri süren Kemal Kılıçdaroğlu; dediği gibi ortak akıl ve uzlaşmacı politikaları savunuyor ve dahi buna inanıyorsa bir talimatına bakar.

Parti üyeleri tüm ülkede ilçe başkanlıklarına gidip;

“CHP’de kimi Genel Başkan olarak görmek istiyorsunuz?” sorusunun cevabını sandıklara atsın.

Uzatmaya gerek yok. Üç günde biter bu iş…