ZAFER YALÇIN

Türkiye çok yönlü bir kaotik sürecin içindeyken kentlerin geleceğinden, hele hele de Balıkesir’in geleceğinden bahsetmek belki sizlere anlamsız gelebilir. Ama bu kaos bitecek ve Türkiye daha güzel günlere uyanacak, aydınlık günlere kavuşacağız. Bu karanlık içinde bile güzel günlerin hayalini kurmak, o günlere dair birkaç söz edebilmek adına kentlerimizi ve Balıkesir’in geleceğini konuşabilmek çok önemli.

21. Yüzyılda kentlerin nasıl gelişeceğini, nasıl şekilleneceğini ve Balıkesir’imizin bu değişimden nasıl etkileneceğini, 21. Yüzyılda nasıl bir kent olacağına dair düşünce ve umutlarımı sizlerle paylaşmak istedim.

İçinde bulunduğumuz zaman diliminde kentler, biz insanların en önemli yaşam mekanı haline geldi. Çok değil bundan 40-50 yıl öncesine kadar toplumsal yaşam daha çok kırsal alanlarda, köylerde ve kasabalarda sürüyordu. Ancak 1980’li yıllardan başlayan köklü neoliberal dönüşüm süreci, insanın köyle, kırsalla olan bağını kopartmaya başladı. İnsanlar kentlerde yaşamaya mecbur edildiler. Sadece Türkiye’de değil, bütün üçüncü dünyada kırsal alanlardan kentlere doğru muazzam bir göç dalgası yaşandı.

Bu büyük göç dalgasına hazırlıksız yakalanan kentler, aşırı ve plansız büyüdüler. Tıpkı çocukluk ve gençlik yıllarını yokluk içinde geçirdikten sonra bolluğa kavuşan, yedikçe semiren ve sonunda obezleşen bir insan gibi, kentler de plansız ve ranta dayalı büyümenin sonucunda tarihsel kimliklerini kaybettiler. İnsana rahatlık ve huzur sağlayacaklarına, kentin yoksullarına ve ücretli çalışanlarına zulümün aracı haline geldiler.

21. yüzyılın ikinci on yılında Türkiye’de kentler artık sosyal ayrışmanın, betonlaşmanın ve plansızlığın sembolleri haline geldiler.

Balıkesir, yukarıda çizdiğim olumsuz tablodan bağımsız bir kent değil elbette. Ancak yanı başımızdaki Bursa’dan, İzmir’den ve Manisa’dan biraz daha şanslı. Zira bu üç kent kadar dışarıdan göç almadı. Sadece ilçe ve köylerden kent merkezine bir göç dalgası yaşandı.

Balıkesir, aynı zamanda 90’lı yıllardaki “Anadolu Kaplanları” dalgasını da kaçırmıştı. Gerçi o zamanın Anadolu Kaplanlarının birçoğu şimdi kuzu oldular. Ama birçok kent bizi fersah fersah geçti. Denizli örneğinde olduğu gibi.

Şimdi dünya, o eski dünya değil. İçinde yaşarken pek fark etmesek de, dünya aslında çok hızlı değişiyor. Bu hızlı değişim sürecinde kentler de değişiyor. Eğer bu değişime doğru ve zamanında müdahale edilmezse, Orta ve Güney Amerika’da olduğu gibi kentler birer suç üreten mekanlar haline geliyor. Güvenlik tehdidi yüzünden insanlar mahallelerine sıkışıyor ve amansız bir ayrışma yaşanmaya başlıyor.

Bugün büyük kentlerimizin birçok mahallesi, birer suç yuvasıdır ve kentin sıradan kendi halinde yaşayan milyonlarca insanı, bırakın o mahallelere gitmeyi, adını bile duymak istemiyor, zihinsel olarak o mahallelere ve orada yaşayanlara karşı bariyer koyuyor.

Eğer kente doğru ve zamanında müdahale etmezseniz, kent eşitsizliklerin, nefretin ve ayrışmanın mekanı haline geliyor. Tabi böylesi bir mekanda, o mekanın geleceğini planlamak, kentliye refah sağlamaya çalışmak veya en basitinden o kentin her noktasına eşit ve kaliteli hizmet verebilmek imkansız hale geliyor.

Gelelim Balıkesir’e.

Balıkesir, sanayileşmeyi de, göç dalgasını da es geçti. Bu bir bakıma şanssızlık, bir bakıma da şans bizim için.

Sanayileşme trenini kaçırdık, evet. Sanayileşme trenini kaçırdığımız için şanssızız. Bu yüzden ekonomik olarak geri kaldık.

Sanayileşemediğimiz için göç dalgasının dışında kaldık. Göç dalgasının dışında kaldığımız için de şanslıyız. Şanslıyız, çünkü bu sayede doğu batı ayrışmasını yaşamadık.

Sanayileşme ve göç dalgasının dışında kaldığımız için gecekondulaşma ve çarpık kentleşme bakımından diğer büyük şehirlere göre çok kötü durumda değiliz. Balıkesir’de gecekondu mahallesi var, yok değil. Ancak bu mahalleler kente iyi entegre oldukları için sosyal ve kültürel anlamda orta ve zengin mahallelerle ciddi bir ayrışma yaşanmadı.

Balıkesir’de suç düzeyi, diğer kentler kadar insanları tehdit eden ve yaşamını etkileyecek boyutlarda değil. Bu da Balıkesir’i diğer kentlere göre daha güvenli bir kent haline getiriyor.

Bu noktadan sonra genelde kentlerin geleceğine, özelde ise Balıkesir’in geleceğine odaklanabiliriz.

Her şeyden önce kentin geleceği, o kente dair umutlara, hayallere ve bunların somuta indirgenmiş hali olan planlamaya bağlıdır. Kentin geleceği, tıpkı bir insanın geleceği gibi planlanabilir ve planlanmalıdır. Ama nasıl?

Kentin geleceğini planlayabilmek; kentin sorunlarını, aksayan yönlerini, eksiliklerini, buna karşılık sahip olduğu avantajlarını çok iyi kavramayı gerektirir. Yeni dönemin yeni değerleri ile eskinin değerlerini çok iyi harmanlamak gerekir.

Örneğin, 90’lı yılların katılımcı yönetim anlayışı ile bugünün “dijital demokrasi” anlayışını çok iyi harmanlamak ve kente değer katacak, kenti daha etkin kılacak bir yönetim anlayışı, yeni dönemde kentlerin yeni yönetim anlayışı haline gelmelidir. Çünkü iletişimin bu kadar hızlı ve yaygın olduğu bir dönemde kentin yönetimine insanları katmak, hem kolay hem de kenti daha etkin yönetmek için son derece uygun bir yöntemdir.

Kentlerin geleceğini planlarken kentlerin etkili yönetim organı olan belediyeleri mutlaka planlamanın merkezine koymak gerekir. Belediyeler, yeni dönemde de halka en yakın kamu kurumları olmaya devam etmelidirler. Belediyeler halka en yakın kamu kurumları olduğu için de kentin geleceğini tasarlarken belediyeleri işin tam merkezinde olması gerekir.

Belediyeler, kent yaşamı için birincil öneme sahiptir. Ama daha da önemlisi, belediyelerin kenti yönetmek için nasıl bir vizyona ve değerlere sahip olduğudur. Belediyenin sahip olduğu kent vizyonu, o kenti geleceğe taşıyan en temel faktördür.

Tabi, o vizyon uygulanabilir midir? Ya da daha doğru bir söylemle, kentin belediyesi bir vizyona sahip midir?

Aslına bakarsak, Balıkesir belediyecilik vizyonu açısından son derece şanssız bir kent. Son 20 yıldır, Balıkesir’de doğru ve kenti gerçekten geleceğe taşıyacak bir vizyonu olan belediye yönetimine ben denk gelmedim açıkçası.

Son yıllarda Balıkesir, kentsel gelişim bakımından son derece hızlı bir kent haline geldi. Yeni binalar, yeni caddeler, bulvarlar, hastaneler, okullar, köprülü kavşaklar açıldı. Mahalleler dışa doğru genişledi. Yani Balıkesir olarak kentsel açıdan ciddi bir büyüme aşamasındayız.

Lakin bu büyüme diğer eskiden büyümüş ve yapay olarak aşırı genişlemiş ve ruhunu teslim etmek üzere olan büyük kentlerde ki gibi son derece düzensiz ve plansız, öngörüsüz, sadece beton üzerinden rant üretmeye dayalı bir büyüme anlayışıdır. Bu kadar plansız ve öngörüsüz büyüdüğümüz için kentin nüfusu çok fazla artmadığı halde trafik yoğunluğu ciddi biçimde arttı. Tıpkı büyük kentlerdeki gibi günün her saatinde trafik çilesi yaşamaya başladık.

Sadece trafik çilesi değil, kent tarihsel kimliğini kaybetmeye başladı. Balıkesir, diğer kentler gibi sıradanlaşmaya başladı ve daha sıkıcı bir kent haline geldi. Daha da kötüsü, kent ekonomik yönden gerilemeye, eğitim, sağlık ve diğer sosyal alanlarda ciddi bir düşüş yaşanmaya başladı.

Oysa Balıkesir, bu gerilemeyi ve sıradanlığı hak eden bir kent değil. Türkiye’nin en batısında, bunca doğal zenginliğe, bunca sosyal sermaye zenginliğine rağmen, Balıkesir Türkiye’nin kentsel gelişmişlik sıralamasında 22. Durumda.

Ben kendi adıma Balıkesir’e 22. sırayı yakıştıramıyorum. Yukarıda da ifade ettiğim gibi, bunca doğal zenginliğe ve insan sermayesine rağmen Balıkesir, sosyo- ekonomik gelişmişlik sıralamasında 22. sırada ise, o takdirde Balıkesir’i yönetenlerin ya vizyonları yok, ya da var olan vizyonları çarpık veya son derece eksiktir.

Balıkesir, mevcut kaynakları ve karşılaştırmalı avantajları ile Türkiye’nin en yaşanabilir kenti olabilir. Ülke ekonomisine bugün 500 milyon dolarlık ihracatı son derece sınırlı bir katkı yaparken, milyar dolarları aşan bir katkı yapacak büyük bir kent olabilir.

Bütün bu olasılıkların yaşama geçebilmesi için kentte yeni bir belediyecilik anlayışına ihtiyaç var. Bu yeni belediyecilik anlayışının gelişen ve değişen dünyanın yeni değerleri ile eski değerlerini usta bir aşçının maharetli ellerinden çıkan mükemmel bir yemek gibi ustaca harmanlamak gerekir. Bu uyumu ancak demokratik ve katılımcı bir anlayışla gerçekleştirebiliriz.