HARIL HARIL ÇALIŞIYORUZ

Türkiye’de demokrasinin önündeki tek engelin AKP olduğunu açıklayan Tezcan; “Bugün Balıkesir’de çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Aslında her gün Türkiye’nin dört bir yanında Cumhuriyet Halk Partisi kadroları 24 Haziran’a güçlü bir şekilde hazırlanıyor.  Pazar günü artık sandık önümüze geliyor. 4 günümüz kaldı. 4 gün sonra inşallah bir başka sabaha uyanacağız. Türkiye temel problemlerinin yükünden kurtulma hafifliği içerisinde uyanacak. Bir tarafta genel başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, bir tarafta Cumhurbaşkanı adayımız Muharrem İnce bir tarafta Milletvekili adaylarımız en önemlisi de vatandaşlarımız bir değişim için yola çıkmış harıl harıl çalışıyoruz. Anadolu’yu geziyoruz. Memnuniyetle bir şeyi paylaşmak isterim. Halk statükoyu reddediyor. AK Parti 16 yıl önce iktidara geldiğinde statükoyu değiştireceğim diye geldi. Bugün statik onun  temsilcisi oldu. Değişimin önündeki tek engel AK Partinin kendisi. Demokrasinin önündeki tek engel AK Partinin kendisi. İşsizlikle yoksullukla mücadelede tek engel AK Partinin kendisi. Dijital devrimi yakalamanın tarımda kalkınmayı sağlamanın önünde ki tek engel AK Partinin  kendisi. Türkiye iki büyük lobiye teslim edilmiş. Bir taraftan faiz lobisi öbür taraftan ithalat lobisi. Erdoğan 16 yıllık iktidarın sonunda miting meydanlarından faiz lobisinden şikayet ediyor. 16 yılda faizi indiremediği gibi faiz lobisinin en fazla kar ettiği dönem kendi dönemi. Hiçbir Cumhuriyet döneminde ne içerde ne dışarıda faize ödenen para bu kadar olmadı. Buna rağmen dün çıkıp demiş ki şu seçim hele bir geçsin bakın şimdi faizleri nasıl indireceğim. Yani komedinin bu kadarı olur. 16 yıldır ülkeyi yöneten sensin. Bugün ticari faizler % 30’lara dayanmış. 16 yıl içinde 151 milyar dolar yabancılara faiz ödedik. 650 trilyon lira içerdeki faiz lobisine ödedik. Milletin dişinden tırnağından arttırdığı faiz lobisine gitmiş. Bir taraftan faiz lobisi böyle öbür taraftan ithalat lobisi tarımı ve çiftçiyi bitirmiş. İktidar yanlısı kurumları zenginleştirmiş bir ithalat lobisiyle karşı karşıyayız” dedi.

 

“TARIMSAL ÜRÜNLERİ ÖZELLİKLE DESTEKLEYECEĞİZ”

Tezcan konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

Türkiye kendi topraklarında üretebileceği her şeyi ithal eder durumda. Nohut, mercimek, buğday, pirinç ne varsa dışardan alıyoruz. Hollanda’nın tarımsal mal ihracatı 180 milyar dolar. Türkiye’nin 12 milyar dolar ve Hollanda yüz ölçümü olarak Konya kadar bir yer.  Bu tablo işsizlik yoksulluk ve geçim sıkıntısı üretiyor. Biz bunun için yola çıktık. Bunun için 81 milyona anlatıyoruz. Bir yeni iktidar işsizlik ve yoksulluğu kaldırabildiği ölçüde anlamlı olacaktır.  Bunların yaptığı gibi ülkeyi 6 milyon işsiz 16 milyon yoksulluğa terk etmiş bir iktidar istemiyoruz. Bunun yerine gençlere iş bulan bir sistem kuracağız. Tepeden tırnağa reform iktidarı yaratacağız. TBMM’de inşallah meclis çoğunluğunu sağlayacağız. 24 Haziran’da bir 2.büyük tercihte daha bulunacak milletimiz. Ve Allahlın izniyle Muharrem İnce Cumhurbaşkanı olacak. Muharrem İnce’nin Cumhurbaşkanlığında TBMM’de CHP’nin güçlü olduğu bir parlemento da bir yeni dönemi başlatacağız. Seçim bildirgemizde adım  adım neler yapacağımızı açıkladık. Türkiye tarımını ithalat lobisinden kurtaracağız. Bütün önemli tarımsal ürünleri özellikle destekleyeceğiz. Balıkesir zeytin ve zeytinyağı gibi önemli bir tarım ürününün merkezi.

 

“MİLLETİN ARTIK BU YALANLARA KARNI TOK”

Dünya’nın en önemli ürünlerinden ama kendi çiftçimizi bu konuda yeterince desteklemiyoruz. Muharrem İnce iktidarında Zeytinyağına 1.5 lira prim vereceğiz. Seçim bildirgemize yazan tek partiyiz. Tane zeytine de sofralık zeytine de 1 lira prim vereceğiz. Türkiye’de kar garantili çiftçiliği yerleştireceğiz. Çiftçi mutlaka kar edecek. Girdi maliyetlerini düşüreceğiz. Mazot 3 lira olacak. Gübre ilaç sulama giderleri düşecek. Kar etmeden çiftçilik kalmayacak. Kendi kaynaklarınızı kullanarak üretmezseniz dışardan döviz akıtarak almak zorunda kalırsınız.  O zaman dövizi düşüremezsiniz. Erdoğan diyor ki uluslararası finans piyasaları bizi batırmak için ekonomik terör uyguluyor diyor. Ak Parti hükümeti 79 yıllık cumhuriyet hükümetlerinin topla kullandığı kaynağın 3 katını kullandı. 713 milyar dolar kullandı 1923’den 2002’ye kadar bütün hükümetler. 16 yılda 2 trilyon 93 milyar dolar kullanıldı. Tam tamına 3 katı. Bu 3 kat parayı nereye harcadın. Bu parayı fabrikalara, eğitime, tarıma, dijital teknolojiye kullansaydın Türkiye ekonomisi dünyanın en güçlüsü olurdu. Ama ne yaptı faiz lobisiyle faiz paylaşacağım ithalat lobisiyle ithalat rantını paylaşacağım diye üretmeyen alanlara yatırdı parayı. Şimdi de yabancılar bize ekonomik terör uyguluyor diyor. Milletin artık bu yalanlara karnı tok. AK Parti iflas etmiştir. Erdoğan’ın başarısızlığının itirafıdır bu sözler. İnşallah Pazar gününden sonra Türkiye’de başka bir dönem başlayacak. Aynı şey Türkiye’nin dünya nezdindeki imajı açısından da benzer özellikler taşıyor. Türkiye’nin dış politikası ne yazık ki çöktü. Cumhuriyeti kuran kadronun yurtta barış dünyada barış esası üzerine kurduğu dış politikayı değiştirdiler. Türkiye’yi savaşın parçası yapan bir dış politika yerleştirdiler. Sonuç ne sonuç Türkiye terörün açık cephesi haline geldi. 2002’de sıfır terörle aldılar. Bu politikalar sonucu bütün uluslar arası terör örgütlerinin cirit attığı bir alan haline getirdiler ülkeyi.

 

“ŞAMAR OĞLANINA ÇEVİRİRLER”

Bu aynı zamanda dış politikayı iç siyasetin malzemesi haline getirdiler. Bütün seçimlerde dünya ile ilişkilerinde sahte kabadayılık, yalancı pehlivanlık diliyle Türkiye’yi dışarıda itibar edilmez bir ülke haline getirdiler. Dış politikayı istikrar ve itibar ekseni üzerinde yeniden inşa edeceğiz. Dış politikada Türkiye’yi yine ‘Yurtta barış, dünyada barış’ ekseninde yeniden dış politikamızı kuracağız, tahrip edilen dış işleri bürokrasisini yeniden güçlü bir şekilde oluşturacağız. O bürokrasinin en az 300 yıllık bir geçmişi vardır. Onu tahrip ettiler ve arkasından Ortadoğu’da barışın öncüsü olacağız. Türkiye, Suriye, İran, Irak 4 ülke Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı’nı OBİT’i kuracağız. OBİT, bölgede devletler düzeyinde barışın nasıl edileceğinin öncüsü olacak, ama bu yetmez. Türkiye’nin yönü her zaman batıya, demokrasiye dönmüştür. Ortadoğu’da komşularımızla iyi ilişkiler kurarken Türkiye’nin binlerce yıllık tarihinden bu yana gelen batıya yönelme, modernleşme, demokratikleşme, insan hakları, hukukun üstünlüğüne dayalı değerleri sahiplenme ekseninde yüzümüzü demokratik dünyaya çevireceğiz. Bu çerçevede Avrupa Birliği ile ilişkilerimizi güçlü biçimde yeniden kuracağız. Bunu yaparken özellikle AB’de onlar istiyor diye fasıl açmalarını beklemeyeceğiz. O demokratik değerler Türk insanı hak ettiği için gereklidir, Avrupa istediği için değil. Bu nedenle fasıl açmasını beklemeden bütün demokratik reformları hukukun üstünlüğünü sağlayacak reformları kendimiz yapacağız. Ve bu tablo içerisinde Türkiye dünyanın itibarlı ülkeleri içerisinde yerini alacak. Eğer dünyada itibarlı ülkeler içerisinde olmazsanız sizi şamar oğlanına çevirirler.

 

“İTİBAR VE İSTİKRAR”

Amerikan Senatosu F-35 uçaklarının Türkiye’ye verilmesine ambargo koydu. Siz böyle bir tabloda Ortadoğu’da yeri gelince ABD ile birlikte müttefik olarak mücadele ediyorum diyeceksiniz, NATO’nun müttefiki olacaksınız, kendi ülkenizde üslerinizi kullanacak, ABD’liler ile birlikte hareket edeceksiniz ondan sonra size silah ambargosu uygulayacak. Bu; hükümetin dış politikadaki iflasının göstergesidir. Çok açık biçimde Türkiye’nin itibar kaybı ve zafiyetinin ten somut delilidir. Bizim iktidarımızda Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine, devletine hiç kimse bu muameleyi layık göremeyecek. Onun gereği olan ilişkiler kurulacak ve o çerçevede dış politika yeniden itibar ve istikrar ekseninde oluşturulacak.

 

“ADALETİ HAKİM KILACAĞIZ”

Türkiye’de hukuk devletini inşa edeceğiz. Adaleti hakim kılacağız. Toplumsal kutuplaşma ve gerilimi ortadan kaldıracağız. Kutuplaşma, çatışma iktidar üretmenin aracı haline getiriliyor. Türkiye’yi bu cendereden çıkacağız. Toplumsal barışı yeniden güçlü bir şekilde inşa edeceğiz. Daha geçen hafta Suruç’ta çok acı bir olay yaşadık. Seçim çalışması sırasında ortaya çıkan çatışma sonucunda vatandaşlarımız öldürüldü ve bununla ilgili yargı, hukuk çerçevesinde özgürce, serbestçe soruşturma yapıp olayı ortaya çıkarması beklenirken iktidar daha peşin peşin şunlar şunu yaptı, bunlar bunu yaptı diye buradan bir yeni husumet yaratma peşine düştüler. Biz bu filmi daha önce gördük. Biz bu filmi 7 Haziran’dan 1 Kasım’a geçerken Lice’de katledilen 2 polis memuruyla başlayan terör döneminde bir kere daha gördük. Bugün şimdi orada yargılanan 9 kişi beraat etti. 2 polisimizi şehit eden karanlık ve kanlı ellerin nerede olduğu hala belli değil. Demek ki gürültü patırtıyla bu meselelerin üstünü örtüp oradan hiç kimse iktidar üretmeye kalkmasın. Cumhurbaşkanlığı makamını işgal edenler, İçişleri Bakanlığı makamını işgal edenler, Başbakanlık makamını işgal edenler, Hükümet makamını işgal edenlerin görevi seçim döneminde ortaya çıkacak bu tür meselelerde yargının önüne geçip engel olmak ve gerçeklerin üstünü örtmek değildir. Tam tersine beyanatlar vererek ortalığı karıştıran işini yapan savcıları korkutmak, ürkütmek yerine oradaki emniyet mensuplarını ürkütmek yerine devlet sorumluluğu meseleyi savcıların eline bırakıp bütün çıplaklığıyla gerçeklerin araştırılmasını istemek olmalıdır. Ne yazık ki Suruç meselesinde bir yeni kirli örtü şüphesi kuvvetle muhtemeldir. Şimdi o soruşturmayı yapan savcılara sesleniyoruz: üzerinizdeki ağırlığı, baskıyı biliyoruz. Daha ilk günden itibaren Cumhurbaşkanlığı makamını işgal eden AK Parti Genel Başkanı Erdoğan neyin ne olduğu belli olmadan bu bir terör saldırısıdır diye ilan edip yandaş havuz medyasıyla başlattığı bu saldırı kampanyası altında savcılar olarak, devlet memurları olarak, devletin bürokratları olarak soruşturma yaparken hangi zorluklar içerisinde bulunduğunu görüyoruz. Ancak savcılar, özellikle bağımsız soruşturma yürütmekle görevli yargı mensuplarıdır. Hiçbir iktidarın savcılara talimat verme yetkisi yoktur. Bu iktidarın hukuk dışına çıkarak bunu yaptığını biliyoruz. Ama oradaki savcılara sesleniyorum: Görevinizi layıkıyla yapın. Gerçek neyse onu ortaya çıkarın.

 

“MİLLET İTTİFAKI BÜYÜK BİR GÜÇ VE DAYANIŞMA İÇERİSİNDE ÇALIŞIYOR”

Bizim meselemiz Türkiye’de üretim ekonomisini kurmak, hukuk devletini inşa etmek, eğitim reformuyla yepyeni bir anlayışla eğitimi yeniden planlamak, toplumsal barışı tesis etmek ve dış politikada Türkiye’nin itibarını yükseltecek itibarlı, istikrarlı bir dış politikayı yerleştirmek. Bunları yapacağımıza inanıyoruz. CHP siyasetin özellikle son 1 yıl içerisinde sevk ve idaresini omzuna almış kararlı bir biçimde yürüten ama muhalefet partisidir. Pazar gününden sonra inşallah millet bize iktidar olma görevi verecek. Ezberleri bozduk, ezberleri bozarak geliyoruz. Bir yıl önce adalet yürüyüşüyle başlayan adalet kervanı güçlenerek devam ediyor. Demokrasiye kurulan bu tuzağı, iktidarın planlarını bozarak süreci milletin lehine dönüştürdük. İyi Parti’yi seçime sokmayarak demokrasiye tuzak kurma planını arasında sizin de milletvekili olarak gönderdiğiniz Ahmet Akın arkadaşımızın olduğu 15 arkadaşımızı İyi Parti’ye göndererek bir tuzağı boşa çıkardık. Akılları karıştı, ezberleri şaştı, köpürdüler. Ağızlarından köpük saçarak bize saldırmaya başladılar. Ama millet büyük bir muhabbetle karşıladı bu adımı. Ondan sonra ikinci bir adım daha attılar. İttifak kanunuyla küçük partilere kurdukları tuzağı bozduk. Barajı MHP için kaldırıp kendileri için de Cumhurbaşkanlığı için yüzde 51’lik barajı kaldıracak bir formül aradılar ancak milleti ittifakını kurarak bu tuzağı da tersine çevirdik. Millet ittifakıyla kazdıkları tuzağa kendilerinin düşeceği bir süreç başlattık ve şimdi ne büyük bir mutluluk ki Türkiye’nin her yerinde millet ittifakı büyük bir güç ve dayanışma içerisinde çalışıyor. Herkes kendi Cumhurbaşkanı adayını çıkardı, demokrasi ekseninde millet ittifakı çatlak yaşamadan kararlı bir biçimde çalışmalarını sürdürüyor. Oysa kendi kurdukları ittifak şimdiden çatlak vermeye başladı. İnşallah Pazar günü bu ittifak da görevini hakkıyla yerine getirecek ve TBMM’de demokrasiyi isteyen anlayış parlamento çoğunluğunu elde edecek.

 

“CHP İKTİDARA, MUHARREM İNCE CUMHURBAŞKANLIĞINA”

Cumhurbaşkanlığı seçiminde iddiamız birinci turda seçimi almaktır. Ama herkes şuna hazır olsun. Seçim 2 turlu. Birinci turda seçim bitmezse 8 Temmuz’da ikinci tur var. 8 Temmuz’da mutlaka seçimi alacağız. Sizler 8 Temmuz’a kadar seçim bitmeyecekmiş gibi bütün örgütlerimiz hazır olmak zorunda, bu çerçevede çalışma 4 günlük değil önümüzde 19 günlük bir maraton var. Hepimiz kendimizi 19 günlük maratona hazırlamak durumundayız. İkinci önemli ezber bozma millet ittifakıydı, o da çok doğru bir zeminde başarılı bir şekilde ilerliyor. Üçüncüsü CHP şu veya bu şekilde aday belirleme sürecinde sancılı bir dönemden geçer ve parti kendi iç bütünlüğünü taşıyamaz hesabı içerisindeydiler. Oysa CHP; Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu TBMM Grubumuz kendi içerisinde yıllardan bu yana partiye emek vermiş, partililiğin ne olduğunu bilen ama milletin ızdıraplarını da bilen saraylarda yetişmemiş, saraylara özenmeyen, milletin derdiyle dertlenen, siyaseti tanımış ama siyasetin en alt noktasından her zaman milletle dayanışma içerisinde olan bir yiğit arkadaşımızı Muharrem İnce’yi aday gösterdik. Bu da ezberin bozulduğu üçüncü noktaydı. Şimdi kendileri de görüyor ve biliyor ki adım adım CHP iktidara, Muharrem İnce cumhurbaşkanlığına yürüyor.