ZAFER YALÇIN

İki haftadır yazmakta olduğum kitabı tamamlamak için gazete yazılarıma ara vermiştim. Çok şükür ki, kitabı tamamlayıp baskıya gönderdim, yaklaşık iki hafta sonra kitap yayımlanmış olacak, çıktığı zaman kitapla ilgili paylaşmak istediklerim var sizlerle.

Bu arada yazacak konular epey birikti.

Ama geçen hafta sonundan başlayıp, bu hafta yükselişini sürdüren dolar kuru ve bununla bağlantılı ekonomik gidişatımızı yazmadan edemedim.

Dolardaki yükselişin nedenleri ile ilgili daha önce de yazmıştım. Bugün de doların yükselişi ile ilgili aslında değişen bir şey yok. Yani yükseliş dün nereden kaynaklanıyorsa bugün de aynı sebepten kaynaklanıyor.

Yine de dolardaki yükselişi basitçe anlatmaya çalışacağım. Ama önce bununla ilgili olan enflasyon faiz ilişkisinden kısaca bahsederek başlayacağım.

Tüketici enflasyonu ekim ayında % 11’e yaklaştı, üretici enflasyonu ise % 16’yı geçti. Türkiye’de enflasyon büyük ölçüde maliyet kaynaklı olmakla birlikte az bir yönüyle talep  enflasyonu da söz konusu.

Maliyet enflasyonunu ise yüksek euro ve dolar kuru arttırıyor.

Kurlar yükseldikçe, bir başka deyişle TL dış değer kaybına uğradıkça, ithal girdilerin fiyatı artıyor ve bu artış maliyet enflasyonuna yol açıyor. Bu durumda faiz artırımı zorunlu hale geliyor. Çünkü faiz, döviz kuru ve enflasyonun sonucudur.

Bu arada faizin ekonomideki yanlışların sonucu olduğunu da belirtmek gerekir.

Enflasyonun kurla olan ilişkisi kadar faizin de dolar ve euro ile olan ilişkisi de önemlidir.

Türkiye gibi yüksek dış finansman ihtiyacı olan ekonomilerde yabancı paraların yerli para ile olan ilişkisi büyük ölçüde faiz - risk dengesiyle belirleniyor. Eğer bu tür bir ekonomide riskler yüksekse (yani örneğin cari açık yüksek,

dış finansman ihtiyacı yüksek, siyasal belirsizlikler söz konusu, mali disiplinde sorunlar varsa) o zaman yabancı para çekebilmek için faizlerin yüksek tutulmalıdır

Aksi takdirde dışarıdan para girişi azalır ve kurlar yükselir. Kurlar yükselince riskler yükselir, dışarıdan para girişi azalacağı gibi içeridekiler de dışarı çıkmaya başlar. Kurların yükselmesi enflasyonun yükselmesine yol açar.

Aşağıdaki tabloda Türkiye Ekonomisinin 2016 ve 2017 temel göstergeleri göstergeleri yer alıyor. Bu göstergelere göz attığımızda 2016’dan 2017’ye iyi giden tek şeyin büyüme olduğu görülüyor. Diğer tüm göstergeler 2016’ya göre daha kötü durumda.

Bütçe açığının ve dış risklerin iyice arttığı bir ortamda enflasyonun ve faizlerin giderek artmasını beklemek lazım. Enflasyon ve faiz eğer daha da yükselirse yoksul ve gariban için zaten zor olan koşullar giderek daha da zorlaşacak demektir. Bize düşen ise Allah yoksulu garibanı korusun demek midir? Yoksa bu gidişi tersine çevirecek alternatifler önermek midir? Hayatım boyunca hep ikinci alternatifi düşündüm. Zira bu kadar popülizmin olduğu yerde çözümü Allaha sığınarak aramayı çaresizlik olarak görürüm.