ENGİN ARICAN

24 Kasım'da yayınlanan Uğur Dündar’ın ‘Halk Arenası' programına katılan CHP İzmir Milletvekili Tuncay Özkan, yaptığı konuşmalar ve itiraflar gibi açıklamalarla son günlerde cumhurbaşkanı ve AK parti genel başkanı Erdoğan ve siyasal iktidara karşı CHP’nin başını çektiği  “belge savaşlarını”nın arkasındaki sır perdesini araladı ve şöyle dedi:

“Suudi Arabistan’da değişim başladı, çok yakın zamanda İsrail ile diplomatik ilişki kuracaklar. İran da bu değişimden nasibini alacak. Türkiye de bu değişimden nasibini alacak. Ne olacak? Recep Tayyip Erdoğan ve siyasal kadrosu gidecek. Başka bir alternatif yok.”

İHANETİN VE AHLAKSIZLIĞIN SINIRI YOK

ABD başkanı Trump’ın kim ne söylerse söylesin  “mücadeleyi” kazandığını vurgulayan Özkan, ABD’nin Reza  Zarrab  davası üzerinden Türkiye’ye karşı yürüttüğü şantaj ile ilgili olarak da “Bedel ödemek zorundayız. Fransızlar bu ambargoyu deldikleri için bedelini ödediler. Almanlar ödedi. Diğer uluslar ödedi. Bir uluslararası anlaşmadır. Anlaşmaya imza attınız mı sözünüzü yerine getireceksiniz. Ben kandırırım falan kendinize yaparsınız kimseye bir şey yapamazsınız. Türk bankacılık sisteminin yıkılabileceği kadar büyük bir cezadan bahsediyorum. 24 milyar dolarlık bir ceza.” dedi.

Evet, CHP milletvekili Özkan’ın bu itiraflarını  televizyonda  dinleyip, gazeteler de okuyunca   ve bir de bu itirafların televizyon stüdyosunda dinleyiciler tarafından alkışlarla karşılandığına tanık olunca şaşırmak ya da üzülmek sözcüğü  yaşadığınız anı ifade etmekte anlamsız kalıyor, kusmak ihtiyacı hissediyorsunuz..!

BU PARTİYE ATA’NIN PARTİSİ DEMEK MÜMKÜN MÜ?

Düşünün, eski bir siyasi partinin genel başkanı, bugün bir siyasi partinin milletvekili ekranlara çıkıyor ve 80 milyon insanın gözlerine baka baka  üstlendiği siyasi kimlikten vazgeçtik bir  TC yurttaşı olarak AK Parti’nin gitmesini bir başka ülkenin yani ABD’nin başkanı Trump’ın kazanmasına bağlıyor!!!

Bununla da yetinmiyor ve  alenen emperyal bir ülkenin ülkeye yönelik hukuksal olmaktan öte siyasal bir şantaja dönüştürülmüş davasının sonucundan hareketle ülkenin diyet ödeyeceğini ve finans sektörünün alınan şantaj kararları ile yıkılma noktasına geleceğinden  söz edebiliyor.!!

Bunun adı siyaset mi, iktidar mücadelesi mi, siyasi rekabet mi.?

Özkan ve benzerlerinin tek derdi ve davası var. O da; her ne olursa ve her ne şekilde olursa olsun Erdoğan’ı  devletin başından  alaşağı etmek, siyasal  ve sosyal yaşamdan tasfiye edebilmek..!

Bu arada ülkeye ne olduğu ya da olabileceği, milletin ne duruma düşürüleceği umurlarında bile değil.

Evet, yeter ki, Erdoğan devlet başkanlığından gitsin, siyasal ve sosyal yaşamdan  tasfiye edilip, etkisizleştirilsin..!

 

BUNLAR CELLADIN PARASINI BİLE BİZE ÖDETİRLER

Ancak, baştan belirtelim. Bununla da kesinlikle yetinmeyecekler. Erdoğan’ın bir şekilde tökezletilmesi, ayağının sürtmesi ve erkteki gücünü yitirdiği noktada Erdoğan’ın şahsı dışında bu kafa her ne olursa ve ne şekilde olursa olsun Erdoğan Ailesi ile de hesaplaşmaktan geri durmayacak. Bir anlamda analarından emdikleri süt burunlarından getirilecek.

Erdoğan’ı sevmeyebilir, düşüncelerine inanmayabilir, inançlarına saygı duymayabilir, sabah akşam eleştirip, yerden yere vurabilir ve günü geldiğinde sandıkta oyunuzu vermeyebilir, bir daha seçilmemesi için siyasi kampanya yürütebilirsiniz. Ancak, yaşananların ve tanık olduklarımızın bununla hiçbir ilgisi yok. Yaşananlar ve tanık olduklarımız çok başka bir şey…

Bu öylesine bir hınç ve düşmanca eğilim ki,  bana 27 Mayıs darbesini ve darbecilerin dönemin Demokrat Partisi yöneticilerine ve Adnan Menderes, Zorlu ve Polatkan’ı göstermelik darbe hukuku koşullarında darbe mahkemelerinde yargılanması ve idama taşınması sürecini anımsatıyor.

Bu öylesine bir kin ve düşmanlık ki, ipi çeken celladın parasını bile Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın ailelerine ödettirecek kadar gözü dönmüşlüğü anımsatıyor ve tek kelimeyle “pes” dedirtiyor.

Bu olayın bir yönü..

ERDOĞAN VE AK PARTİ’Yİ BEKLEYEN HESAPLAŞMA

Beğenseniz beğenmeseniz de kabul etseniz etmeseniz de bu hesaplaşma anlayışını ve dürtüsünü Erdoğan ve AK Parti kabul etmek, göğüslemek ve muarızlarıyla hesaplaşmasını yapmak ve yaşamak zorunda.

Bundan kaçış yok..!

Ana sorun, Erdoğan ve AK Parti’nin böylesi artık zıvanadan çıkmış, uluslararası nitelik kazanmış ve emperyal güçler ile siyonistlerle içselleşmiş bir hesaplaşmayı ülkenin ve milletin beka sorunu olarak ele alıp, bir ulusal bağımsızlık ve egemenlik sorunu olarak sonuna kadar başarıyla taşıyıp taşıyamayacağında odaklaşıp, düğümleniyor.

Benim özellikle tam da bu nokta da Erdoğan ve partisi nezdinde derin kaygı ve endişelerim var..! Ben, uzun zamandır bir anlamda kapıdan giremeyenlerin bacadan girdiğine, Erdoğan’ın tabiriyle duvarlardan içeri birilerinin sızdığına ve adım adım sinsi bir şekilde Erdoğan’ın kuşatılıp, bürokraside ve parti içinde altının oyulurken, planlı ve bilinçli olarak yanlış kararlar ve uygulamalar alanına çekilmeye çalışıldığına inanıyorum. Keza, son zamanlarda kuruluşunda sahip olduğu ve gözettiği ilke ve değerlerin parti içerisinde hızla sulandırılıp, yozlaştırıldığı parti içerisinde de partililerin en yaygın eleştirisi ve kaygısı durumunda.

Erdoğan’ın şu sözleri ve uyarıları da parti içinde yaşanan tıkanmayı ve riski ele vermiyor mu?

“Adımı kullanarak sizlere kim geliyorsa, benden bir telefon almıyorsanız bana sorun ve bunu teyit etmiyorsam bu insanları lütfen gönderin. Ne demek adımı kullanmak? Bu bir defa bizim adabımıza bizim edebimize bizim siyaset etme anlayışımıza temeliyle terstir. Onlar kolaycılıktır. Bunu yapanlar açık söylüyorum, sahtekardır, dolandırıcıdır. Bunlara yol vermeyin. İsmimi unvanımı kendi yanlışına alet etmeye kalkan hiç kimseyi affedemem. Bu tarz davranışlarla karşılaşanlardan durumu Meclis’teki partideki cumhurbaşkanlığındaki özel kalem görevlilerimle lütfen şahsıma iletmelerini rica ediyorum.” Ve Erdoğan, bir şeyin altını önemle  çizip, vurgulama ihtiyacı duyuyor: “Hiçbir teşkilatımızda şahsımın adı kullanarak kurallar kaideler dışında iş yapılmasına rıza gösteremem. Lütfen bizzat, ben bir bakanımı, bürokratı aramıyorsam babamın oğlu olsa kapıdan geri koysun. Tüm bakan arkadaşlarıma, şu 15 yıllık süre içinde her zaman bunu söylemişimdir.”

AK PARTİ’DE ATI ALAN ÜSKÜDAR’I ÇOKTAN GEÇTİ

Şu söylenebilir: Atı alan çoooktaaan Üsküdar’ı geçti, günaydın  sn. Erdoğan..!

Mevlana’nın deyişiyle hırsız içeride ise kapının kilit tutması zaten imkansız… Ülkemiz siyasal ve sosyal yaşamında hep benzer operasyonlara tanık olduk. Bir partinin varoluş ve kuruluş felsefesini, ideolojisini, karar ve politikalarını, yönetimini doğrudan etkileyip, belirleyemeyenler bir şekilde “duvarlardan içeri sızıp”  o parti içerisinde başka partiler yaratarak, liderini ve yönetimini don gömlek cıscıbıldak ortada bırakıp, “bak, kral çıplak” oyununu oynayabiliyor.

 Örneğin, bugün CHP’den çok dışarda CHP’li, MHP’den çok dışarda MHP’li, milli görüşçüden çok haricen milli görüşçü partilerine, liderlerine, politikalarına küstürülmüş, kırılmış, hayal kırıklığı içinde, yabancılaşmış ortalıkta serseri mayın gibi geziniyor ise AK Parti için de tehlike çanları çalmaya başlamış demektir…

Bizden uyarması, yazması…

Esen kalın…