Ş. TARIK SÜRMELİOĞLU

KARESİ’den Karesi’ye adlı ulusal fotoğraf yarışmasının bu yılki ayağı geçtiğimiz günlerde sonuçlandı.

Dereceye giren fotoğrafları gördünüz..

Birinde Saat Kulesi var; birincilik kazanan fotoğraf.

Birinde Ali Hikmet Paşa Meydanı’ndan Sümerbank silüeti.. İkinci oldu.

Birinde de tarihi Tren Garı.. O da üçüncü.

Yarışmaya katılanlar arasında Paşa Hamamı ile Karesi Türbesi’nin fotoğrafları da var mıydı bilmiyoruz.

Ya da prestijlendirilen Alaca Sokak’la Edremit Caddesi’nin keşitliği yerdeki Yıldırım Camii..

Bilmiyoruz.

Varsa da, seçici jüri Saat Kulesi’ni tercih etmiş birincilik için.

Demek ki Karesi’yi anlatan en önemli tarihsel obje, bizim Koca Saat!

 

***

ALTIEYLÜL Belediyesi düzenlese aynı yarışmayı, onlar da tarihi Şadırvan’ı birinci seçecek muhtemelen.

Hem logosunda da Şadırvan var Altıeylül’ün.

Başka da zaten akılda kalıcı bir tarihi değerden yoksun…

 

***

FOTOĞRAF sanatçıları Saat Kulesi ile Şadırvan’ı bir arada çekse meselâ.. Ki buna dair binlerce fotoğraf karesi var çekilen. Fakat, ikiye bölünmüş Balıkesir’de, aralarında yüz metre mesafe olan Koca Saat’la Şadırvan’ı bir arada çekersen şimdi, Altıeylül ilçe sınırlarına girmiş oluyorsun.. Öyle bir fotoğrafa ödül vermezler yani.

 

***

İŞİN makarası tabi bu..

Acı tarafı, fotoğraf yarışmasına katılan arkadaşların ‘kentin değerleri’ denince, birkaç sınırlı objeye sıkışıp kalmaları.

Konu ‘değer’ olunca, yaratıcılık da sınırlanıyor.

‘Karesi’de zaman’ dersen yarışmaya, o zaman mekana, insana ve kente dair farklı enstantaneler yakalamak mümkün.. Kurguya, mizansene de fazla gerek yok.

‘Değer’ deyince.. Bir yazın çek Koca Saat’i, bir kışın.. Bir kar yağarken çek, bir yağmurlu havada.. Sisli ortamda çek, güneşli bir günde çek.. Mevsimsel renkler farklıdır ama, Koca Saat aynı duruyor işte.

 

***

NE demek istiyoruz?

Değerlerden yoksun bir kentiz, değerlerini koruyamamış bir kentiz.

Mevzumuz bu.

Yakın tarihin gamlı yapılarını yıkıp yerine beton garabetleri dikerek rant yaratmaya ‘şehirleşme’ dedik, ‘kentlileşme’ dedik hep.

Boy boy, dizi dizi apartmanların arasına sıkışmış kent hayatları yarattık el birliğiyle.

İmarın rantı, tarihin rantına galebe çaldı.

Her birinin farklı öyküsü olan çeşmelerini koruyamadık meselâ Balıkesir’in.

Betonların arasında unutulup gitmiş nice tarihi çeşme.. Ne gelip geçen görüyor onları, ne su şırıltısı duyuyoruz.

 

***

TARİH derseniz hele..

Kent belleği, ancak milli mücadele yıllarına kadar uzanabiliyor.. Ondan öncesi, sadece bir iki resmi kurumun tanıtım sayfalarında, üç beş cümle ile geçiştiriliyor. Tarih ilmiyle haşır neşir bir avuç insanın bildiğinin ötesinde, Balıkesir’in yaşayanları kadim zamanlara dair bilgiden yoksundur; yazık.

Bu kentin gazeteleri de öyle tarihsel mevzulara girmezler pek.. Maksat, kent belleğini diri tutmak, dündeki bilgiyi yarına aktarmak olmadı hiç. Günü kurtarmakla meşgul gazeteciliğin, bu kentin tarihine, bugününe ve geleceğine dair izler bırakmasını beklemeyin.

 

***

YAKIN tarihin tanığı yapılar vardı bu kentte. Mimari alanda, ‘cumhuriyet dönemi’ diye tanımlanıyorlar.. Ayakta kalanı çok az.. Korunanı çok az.

Kervansaray Oteli’ni bilmeyen var mı?

Şimdi yalnızca eski siyah beyaz fotoğraf karelerindedir.. Yerinde hamburgerci var şimdi.

Mimari değeri yüksek bir yapıydı; yıktılar.

Hal binamız vardı; O da nitelikli bir yapıydı. Eklemelerini kaldırın, ana binayı koruyun diye çok yazıp çizdik. Yıktılar.

Yerine bir meydan yaptılar.. Sonra o meydanı beğenmediler, yenisini yaptılar…

Onu da beğenmediler.. Yeni bir proje hazırladılar; meydanı çevreleyen yapıları kamulaştırıp yıktılar. Şimdi, yeni projeye uygun bir meydan yapılacak diye bekliyor Balıkesir.

Kervansaray yıkılmasaydı, bugün Balıkesir’in kültürel ve sosyal gereksinimleri için değerlendirilebilirdi.

Hal binası yıkılmasaydı, muhteşem bir sergi salonu, kültür merkezi oluşturulabilirdi.

İkisi de tarih oldu.

Yazık oldu.

 

***

ŞİMDİ, büyük büyük AVM’ler, köprülü kavşaklar, batçıklar, modern binalar, geniş caddeler yapabilirsiniz. Ama bunlar kentlerin kimliğini anlatmaz hiçbir zaman.

Kimlik, özgünlüktür.

Özgün dokuyu korumazsanız, kenti anlatırken kavşak resimleri gösterirsiniz sadece.

Bir de AVM’lerle falan övünürsünüz.

 

***

ATATÜRK Parkımız var meselâ.. Özgünlüğünü yitirmiş, her yanı traşlanmış, peyzaj adı altında yapaylaştırılmış bir parktır bugün.

Tesciline falan bakmadan içindeki binaları yerle bir etmişlerdi.. Sımsıkı ağaçlık alanın yerinde geniş açıklıklar var şimdi. Açık hava tiyatrosu bile vardı; plastik oyuncaklar kondurdular yerine.

Bir de, peyzaj işleri sürerken arkeolojik değere sahip bazı objeler çıkmıştı yapılan kazılarda. Duvar kalıntısı olan yeri alel usül çevirip geri kalanının üstünü örtmüşlerdi.

Ne değerli parçalar çıktı.. Sütunlar, sütun başlıkları, lahitler falan.

Toprağın altında hepsi.

Şimdi Çamlık’taki rekreasyon çalışmaları sırasında benzer şeylerin çıktığı ileri sürülüyor.

Tabi çıkıyorsa gerçekten, üstünü örtüyorlardır.. Öbür türlü proje yarım kalır.

Peki gerçekten arkeolojik değerde bazı objeler çıkıyorsa toprak altından.. Üstünü örtmek yerine, rekreasyonla bütünleştirip değer katmak mümkün olmaz mı?

 

***

VELHASILI, Balıkesir deyince..

Bir Koca Saat.. Bir Paşa Camii.. Bir şadırvan!

Eski zamanın şadırvanlarını da görüyoruz siyah beyaz karelerde.

Bir tek SGK’nın oradaki ayakta şimdi.. Diğerleri mazi.

Yani..

Değerler açısından ‘niyazidir’ bu şehir.

 

***

KENTSEL mevzulara bu hafta devam etmek niyetimiz.. Arz ederim.