Dernek Başkanı İlhan Öner, 30 Ağustos tarihinin önemine değindiği açıklamasında şunları dile getirdi:

“Emperyalizme karşı verilen ulusal kurtuluş savaşı öncesinde, Osmanlı Birinci Dünya Savaşından yenik çıkmış, ülkenin her köşesi işgal edilmiş, devleti yönetenler işgalcilerle işbirliğine girmiş ve Anadolu’nun paylaşımını öngören olan “Sevr Anlaşmasını” imzalamıştır. Bu durum tarih boyunca devletler kurmuş, uluslar yönetmiş Anadolu Türk Toplumu için katlanılabilir bir olay değildir. Bağımsızlık savaşının ilkesi olan “Ya istiklal ya ölüm” parolasının anlamı budur. Bağımsızlık savaşımızın zaferle noktalanmasını sağlayan Başkomutanlık Meydan Savaşına hazırlıkların yapıldığı Ağustos 1922 günlerinde Türkiye dört bir yandan kuşatılmıştı.

Kütahya ve Eskişehir düşmüş, Yunan kralı Eskişehir’e gelmişti. Yunanistan artık Sevr anlaşması ile yetinmiyor, İstanbul’u da istiyordu. İngiliz donanması Yunan birliklerine silah ve asker takviyesi yapıyordu. Yunan donanması, Trabzon ve Sinop başta olmak üzere Karedeniz kıyılarını bombalıyor, İngilizler onlara silah ve Asker desteği sağlıyordu. İstanbul’da padişah/halife İngilizlerle birlikte ilk fırsatta Ankara hükümetini devirmeye hazırlanıyordu. Eskişehir/ Kütahya savaşlarında 1600 askerimiz şehit olmuş, 4000’e yakını yaralanmıştı. Sakarya doğusuna çekilme sırasında 30.000 Türk Askeri firar etmişti. Türk ordusu yokluk ve yoksulluk içindeydi. İç isyanlar herkesi yıldırmıştı. Türk halkı savaş yorgunu ve moralsizdi.

Mecliste Mustafa Kemal’e muhalif olanlar, davanın kaybedildiğini düşünerek, bütün sorumluluğu Mustafa Kemal’e yıkmak için onun Başkomutan olmasını istiyorlardı. Bir başka grup da, ülkenin başına gelen bu felaketten sadece Atatürk’ün kurtarabileceğini düşünerek Başkomutan olmasını istiyordu. Mustafa Kemal bu koşullarda Başkomutan oldu. Atatürk’ün Başkomutanlığı sıradan bir Başkomutanlık değildi. Onun başkomutanlığı bir ölüm kalım mücadelesinin en zor anında tüm sorumluluğu üzerine almak demekti. Tarihin gördüğü en büyük fedakarlığı yaparak sorumluluk üstlenmekti. Onun Başkomutanlığı gazilikle, mareşallikle taçlanan bir başkomutanlıktı. Bu toprakları vatan yapan bir başkomutanlıktı. Onun Başkomutanlığı, bağrına düşman hançeri dayanan bir ulusun kurtuluşunu sağlayan bir başkomutanlıktı. İşgal altındaki bir ülkenin, işgalcilere teslim olmuş bir devletin “bağımsızlık ve özgürlüğünü” sağlayan bir başkomutanlıktı.

 

Kim ne derse desin Onun başkomutanlığı “ebedi” bir Başkomutanlıktır. Bizler bugün vatan yapılan bu topraklarda özgür ve bağımsız yaşıyorsak bunu ebedi Başkomutanımıza borçluyuz. Bu nedenle, 30 Ağustoslar sadece bir ulusal bayram değil, Türkiye’nin bağımlılık tuzağına nasıl düşürüldüğünün, Cumhuriyet Kazımlarının nasıl yitirildiğinin, uluslararası ilişkilerde neler kaybettiğimizin değerlendirilmesinin yapılacağı günlerdir. Bugün yaşadığımız bütün olumsuzluklara karşın “umutsuzluğa kapılmıyoruz. Türkiye, yaralarını saracak, emperyalizm ve onun işbirlikçileri ile baş edecek ve cumhuriyetin kuruluş felsefesi etrafında birleşerek Atatürk aydınlığına ulaşacak güce sahiptir. 30 AĞUSTOS Zafer Bayramı kutlu olsun.”